İskele babasına ağıt
El uzanmaz kuytuda küçücük dalların, çar çöpün, otların rastgele kendiliğinden toplaştığı görülür. Kalabalıklaştıkça yuvarlak şeklini almaya başlar. Daha sık aralıklarla bakınca yavaş yavaş bunları kimin taşıdığını anlaşılır. Önce tek bir canlının bu yığının faili olduğu sanılır.
öfkemiz geçmeden
Nefesimi tuttum. Bu kez üstesinden geleceğim. Ayak sürtüp mevcut durumdan işleyen gerekçeler göstermeyecek, durduk yerde bayrak indirmeyeceğim.
Yüzüme yapışan sentetik maskenin ten buharıyla birleşen kokusu değil bu içime sinen. Apartmanlar arasına sıkışmış bir arsada sessizce tüten, havasız kalmış, bir türlü iyi yanamamış, birçok kez geridönüştürülmüş plastiğin dem dumanı sanki. Genize yapışan şeffaf mavi ile kırmızımtrak arası bozuk bir koyu renk özütü.
Kaçan mutlu son
Gavur yavrularına bakarak flört harçlığı-simit parası kazandığımız güzel gençlik günlerimizdi. Ebeveynleri sık sık düzenlenen gecelere akşam sekiz dolaylarında eğlenmeye gider, yabancı dil bilen paryalar olarak biz de in situ, ‘yerinde’ yani evlerinde bakıcı hizmeti vererek, gece biri ikiyi bulan dönüş saatine kadar çocuklarına bakardık.
Aşk bir yaşam mevsimi
Belki daha önce de yaşandı bütün bunlar. Ama şimdi ve şu anda, bize sanki ilk kez yaşanıyormuş gibi geliyor. Bu yıl her şey alt üst oldu; ılık geçen karsız seyrek yağışlı bir kışın ardından Mart, Nisan çok kurak geçti.
imgenin kıyısında
İnsanlar nasıl yaşadıklarının farkında olmadıkları, tam olarak tanımadıkları, bilmedikleri ya da daha doğrusu adam gibi seçemedikleri, göremedikleri kendi yaşamlarını başkalarına göstermek için neden bu kadar çaba harcarlar?