Esrime gezintisi
Duvarın üzerinden ayaklarımızı sallayarak okuduklarımız, ölümsüzün kısa yaşam öyküsüne benzer; tekerin poyra boşluğuna asılmış üç parmak kadar acılı geçici, dolaşımı kısıtlı, eksik ve aksak. Anlamsızın sırasız dizilişinden hareketle geçmişimize yargılar yansıtmaya çabalarız ama hedef bir türlü tutmaz. Oysa gün gibi açıktır olan biten; böyle iki üç sözcük dizgesiyle parmak üstü biçimlendirilemeyecek ölçüde bir o kadar da karmaşıktır.
aynı yolun kenarında
Seni daha önce bulmuş olsaydım, şimdi aramayacaktım.
Eğilen bedenle birlikte el az daha bir uzandı, sanki sen bir o kadar uzaklaştın.
Bembeyaz tavana dikili duran gülümseyen gözümün önüne eğimini çarçabuk getirmeyi ezberlemiş olsam da, her an biri diğerinin önüne geçip, birbirine omuz atıp durarak, şimdi, şu an, yokluğunla varlığın tamamen ‘kif kif’.
İskele babasına ağıt
El uzanmaz kuytuda küçücük dalların, çar çöpün, otların rastgele kendiliğinden toplaştığı görülür. Kalabalıklaştıkça yuvarlak şeklini almaya başlar. Daha sık aralıklarla bakınca yavaş yavaş bunları kimin taşıdığını anlaşılır. Önce tek bir canlının bu yığının faili olduğu sanılır.
öfkemiz geçmeden
Nefesimi tuttum. Bu kez üstesinden geleceğim. Ayak sürtüp mevcut durumdan işleyen gerekçeler göstermeyecek, durduk yerde bayrak indirmeyeceğim.
Yüzüme yapışan sentetik maskenin ten buharıyla birleşen kokusu değil bu içime sinen. Apartmanlar arasına sıkışmış bir arsada sessizce tüten, havasız kalmış, bir türlü iyi yanamamış, birçok kez geridönüştürülmüş plastiğin dem dumanı sanki. Genize yapışan şeffaf mavi ile kırmızımtrak arası bozuk bir koyu renk özütü.
Kaçan mutlu son
Gavur yavrularına bakarak flört harçlığı-simit parası kazandığımız güzel gençlik günlerimizdi. Ebeveynleri sık sık düzenlenen gecelere akşam sekiz dolaylarında eğlenmeye gider, yabancı dil bilen paryalar olarak biz de in situ, ‘yerinde’ yani evlerinde bakıcı hizmeti vererek, gece biri ikiyi bulan dönüş saatine kadar çocuklarına bakardık.