Sigara böreği tadında

Birinci tekilden yazılmış –tıpkı hayat gibi– bir günceden kopartılan satırlarla o günleri çok sınırlı yönleriyle yeniden canlandırmaya çalışmak ne kadar anlamlı olabilir?

Yine de belki sadece kendi adıma illa ki biraz anımsamak için.

Çıldırmamanın yolu unutmak derler, aksine ben de –şekillerini değiştirmek tehlikesini göze alarak– yaşanmışlıkları unutmadan oyunu sürdürmeyi öğreniyorum. Hem de en ince ayrıntısına kadar kurcalayarak.   

Usta birliğime dağıtımımın kesinleşmesiyle birlikte on beş aylığına İzmir’e yol göründü.

Yer yatağı süngerler, minik siyah beyaz televizyon, buzdolabı gibi yapan tel dolap, talaşla ısınan banyo, İnönü caddesi 289 sokak Topçu Apartmanı Poligon’daki küçük çatı katını tam anlamıyla dolduramasa da ihtiyacımızı fazlasıyla gördü. Evde geçirdiğimiz süre oldukça az olduğu için bunun fazla bir önemi de yoktu. Zaten ilk Pürtelaş ilk evimizle birlikte az ile yetinmeyi çok öncelerden öğrenmiştik.

Hamdiye Hoca’nın desteği olmasa yine de çok zorlanırdık.

Ben içeride vatan “borcunu” öderken, o dışarıda daha iyisini bulamayınca mucizevi yeteneklerini öne çıkararak, önüne çıkan çocuk bakıcılığı fırsatını değerlendirdi. Bu arada evde takı vs. üretimi devam etti. Yazın bazı dönemlerde Selçuk ve Kuşadası’nda Hoca ile birlikte bunları doğrudan sattı. Ve daha en başından beri kendi yağıyla kavrulan küçük ekonomimiz bu yeni şehirde de kendi dengesini bulmaya başladı yavaş yavaş.

2 Eylül 1987 Çarşamba:

Osman asker yolunda,   

Hayatım, bir tanem bu gece saat dokuzda yola çıkacak. Su an vedalasmak için babaannesine gitti. Ben çok yalnızım, kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemistim. Belki yalnızlıgımı unuturum diye yazmayı deniyorum. Ama hiç etkili olmuyor. Koskoca 18 ay nasıl geçecek? ilk uzun ayrılıgımız bu. Bu yalnızlık ondan çok beni etkiliyor, çünkü o yeni ve farklı bir çevreye gidecek, ben ise aynı yerde onsuz ve yalnız kalacagım. Bu süre boyunca beni geçici olarak yok etseler, o döndügünde yeniden var olsam ne güzel olurdu. Bu günü hiç yazmak istemiyorum…    

23 Ocak 1988 Cumartesi:

Erken açan bahar çiçeklerinden sana bir demet yaptım. Az sonra buraya geleceksin ve çam ağaçlarının altına sığınan nizamiyede herkesin tuhaf bakışları altında sana vereceğim sevgimi.

25 Ocak 1988 Pazartesi:

BU HEM NOT, HEM DE GÜNCE OKU LTF. Tam da bu hafta çabuk akıp geçer diye kendimi avutmaya çalışırken başçavuş Gökhan’a maça gidip gitmediğini sordu ve onu “Osman’ı da niye çıkarmadınız” diye azarladı. Bu olayın ardından onları cezalandırırcasına beni çarşıya cam ve ayna almaya yolladı. 13.00 civarı dışarıya çıkıp Üçkuyular’da camları on beş dakikada yaptırdım ve eve geldim. Camları eve bıraktıktan sonra Dalgıç’ların evine geldim ancak kimse yoktu. Herhalde çocuğu akrabasına bırakmaya götürdün. Şans işte. Ardından belki oradasındır diye Hamdiye hanımlara gittim. Resim çalışıyordu, kapıdan görüştük ve eve geri geldim. Bir saat kadar uyuduktan sonra şimdi saat 16.30, artık geri dönüyorum. Beni Çarşamba günü ara lütfen, çok ama çok öptüm. 

Okudum, sinirimden oturup bir güzel agladım!

30 Ocak 1988 Cumartesi:

Sabah 09.00’da evde olunca şaşakaldı. Hızla üstümü değişip toparlandık ve Poligon-Güzelyalı-Mithatpaşa üzerinden Konak-Kordon-Alsancak-Liman-Fuar-Konak ve varyanttan eve dönüş. Yolda kulübeden bizimkilere telefon açtık. Babam, ölen Babaannem için hala üzgün. Şimdi soğumaya can çekişen çay, börek kırıntılı tabak, yere açılmış gazete; birlikte oturmuşuz televizyon izliyoruz. Hemen üzerimizdeki eğik pencerenin camından içeriye sızan yıldızlar çit atlayan koyunları aydınlatıyor.

2 Mart 1988 Çarşamba:

Bu hafta Osman’ın canı yazmak istemediginden ben yazıyorum. Bugün benim için çok güzeldi. Çok mutluyum. Birincisi bugün Demet’i almaya okula gittigimde teyzesini gördüm ve benim eve dönebilecegimi söyledi. Çok sevindim. Çünkü hocamın bugün bos günü ve kardesi Yıldız Abla da burada, belki bir yerlere gideriz. Hocama gitmeden Ospis’i aradım. O da bana ikinci mutlu haberi verdi. Bugün maç için dısarıya çıkacagını ve 16.30’da onu yol üstünde beklememi istedi, çok sevindim. Hocam ve kardesiyle birlikte Alsancak’a indik. Onlar Moskova’da cinayet isimli bir filme gittiler, ben Ospis’e yetismek için hocamın evine geri döndüm. Biraz sonra Osman geldi, eve gittikten sonra tekrar Hocamlara geri dönerek Emre’yi de yanımıza aldık ve Belkahve’deki spor salonuna gittik. Hava çok soguktu. Maçı izledik. Osman tribünde elinde bir G-3 ile dolandıgı için rahatsız oldum. Karagücü yenildi. Biraz hakem kararları, biraz da kendi beceriksizliklerinden. Güzel ve degisik bir gece geçirdim. Askeri araçla bizi evin önünde indirdiler. Ondan ayrılmak zor oldu. Otobüsün ardından el salladım. Güle güle…

6 Mart 1988 Pazar:

Sabah erkenden evdeydim. Bindiğim belediye otobüsü, yolda kesiştiğim insanlar, minibüsler, arabalar hepsi hızla sağımdan solumdan akıp gidiverdi. Evdeyim. Yanındayım. Acılı sosisli, sucuklu, salçalı börek, helva yedikten sonra Gül ile Örümcek Adam’ı izledik. Akşam acı gerçeklere geri dönüş…

--

Bu günlerde yazılmış tarihsiz bir not:

Sevgili Ospirik,

Kendine iyi bak ve dinlen. Mutfakta yiyecekler var. Kendine bir seyler hazırlayabilirsen iyi olur. Yumurta ve peynir var, sadece ekmek almayı unuttum, alırsan iyi olur. Karnını iyice doyur. Bisküvi de sana ait, ben yanıma bir tane aldım. Çikolataya para vermedim. Afiyet olsun. Gazetelerden sadece Cumartesi eksik. Biz de herhalde ancak 9.30, 10.00’a dogru çıkabiliriz. Seni güler yüzlü görmek istiyorum. Çok çok çok çok çok öptüm.  

--

21 Mart 1988 Pazartesi:

Belçika’da saat 11.45’te bir Zeynep dogdu (3,800 gr).

2 Nisan 1988 Cumartesi:

Cumartesi’lerin en güzeli bu, birlikte hocanın geçici kiralık yazlığında Sığacık’tayız.

9 Nisan 1988 Cumartesi:

Tam çıkacak mıyım, çıkamayacak mıyım türünden sorularla boğuşurken başçavuşa izin kağıtlarını imzalattım; yüzbaşının da telefondan “iyi tatiller” dileğini aldıktan sonra eve geldim. Bugün Karşıyaka turu + hocalarla birlikte hayvanat bahçesi gezisi yaptık. Akşam yemeğini birlikte yedik. Şimdi saat 24.00; gün geçtikçe kendime geliyor, kendime geldikçe geçmişin izlerini buluveriyorum. Gül yanımda, ayakları, ayaklarımın arasında; fonda Sadık Gürbüz “taşa bassam iz olur” diyor, ha söylesene, olur mu gerçekten?

7 Mayıs 1988 Cumartesi:

Harekat Başkanı Kurmay Albay Osman Aras’ın spor müsabakalarıyla ilgili sorularından zar zor kurtulduktan sonra 14.00’te Üçkuyular’dan otobüse binip 19.30’da Bursa’ya vardık. Bize belki de en yakın ailemiz, Mürüvvet Teyze, Ayten Yenge, Mesut Ağabey, Şenay, Canay ve Hande ile birlikte olduk. Hepsinden önemlisi Anneler Günü’nde Gül’ün annesini de görmüş olduk. Pazar 23.00 civarı İzmir’e döndük.

21 Haziran 1988 Salı:

En eğlenceli hafta sonlarından birini geçirdik. Sığacık’a gittik ve iki gün Teos kooperatifler/Akkum taraflarını yaklaşık 20 kilometre kadar yürüyerek gezdik. Üstüne basmadan yavruların kaçıştığı tilki yuvası ve bacaklarımıza küçük anlaşılmaz krokiler çizen sık makilik yolumuzdan biraz saptırttı ancak bu sayede daha uygun, elverişli patikalar bulduk. Sonuçta güzelim Akkum’a sızma harekatıyla girdik ve denize girdik. Kahveci Mustafa’nın şüpheleri dolayısıyla yarım saatlik ilginç bir polis ziyaretimiz oldu. Akşam sivrisinekler rahat uyutmadı. Ertesi gün güçlü bir kahvaltı sonrasında Sığacık’ın ters tarafını keşfe çıktık. Uzun, kayalık, tırmanışlı bir yol izledik. Daracık bir alanda denize girdik ve mezarlık üzerinden eve geri döndük. Hızlı bir toparlanma ve yemeğin ardından yaya 4 kilometre yürüdükten sonra insafa gelen bir kamyonet bizi Seferihisar’a kadar götürdü. Seferihisar’dan jandarma kışlasının önünden İzmir’e doğru yola çıktık. Yol uzadıkça uzadı, arabalar bizi almadan sağımızdan solumuzdan geçiverdi. Aşılmaz bellediğimiz bir yokuşu zorlarken –ki hava hafiften kararmaya başlamıştı– arkamızdan gelen bir Bedford kamyon bizi yaşama döndürdü. Kasanın içerisinde başka aileler de bulunuyordu (5 kişi, 2’si erkek diğerleri kadın). Bizi Poligon’a kadar götürdüler. Akşam banyo-çay-toparlanmanın ardından güzel bir uyku. Saatin pili bitmiş. Sabah yine koşuşturmaca.

6 Temmuz 1988 Çarşamba:

Bu hafta sonu Işık, Annemin Belçika’dan getirdiği nevaleleri getirecek, mutluyuz.   

27 Temmuz 1988 Çarşamba:

Bayram dolayısıyla İstanbul’a yaptığımız ziyaretin sonunda Babam, Taksim Pamukkale’ye servis kalkışına kadar gelerek bizi sürpriz bir şekilde uğurladı. Bursa’da garajda Şeftali/Salatalık/gözlemeli sürprizlerle karşılandık. Sağ olsunlar. 24.00’te İzmir’deydik.

14 Ağustos 1988 Pazar:

Evden ancak 13 saatlik bir uykunun ardından 18.00’de çıkabildik. Şimdi kulaklarımızda Anılar 9’da yer edinmiş Joan Baez ve denizdeki dalgalara karışmış mırıltılar… Dün, bugün ve gelecek, zaferlerimizle dönüşecek!

10 Eylül 1988 Cumartesi:

Yavaş yavaş sona yaklaşıyoruz. Son günlerde buradaki işler çok yoğunlaştı. Ortalama 01.00’de yatıyorum. Gül, Kuşadası işini sürdürüyor, para kazanıyor hatta biriktirmeye bile başladı. Bu hafta sonu İzmir’de kalıp biraz kendimize geldik, Hoca’mızı Alsancak’taki açık hava sergisinde ziyaret ettik.

17 Eylül 1988 Cumartesi:

İzmir/Bursa Doğan Körfez otobüsündeyiz şu an. Gül’ün annesi de geliyor yine.

18 Eylül 1988 Pazar:

Tahinli pide destekli kahvaltının ardından SSK Hastanesi’ne gidip Ali Enişte’yi ziyaret ettik. Mesut ağabey ile birlikte Ulucami/Kapalıçarşı/Meydan. Meydan’da polise takıldık, neyse ki yüzeysel kaldı, derinlemesine aramadılar. Şimdi dönüş otobüsündeyiz.

28 Ekim 1988 Cuma:

Ali İhsan ve Doğan ile birlikte İstanbul’a kaçtık. Akşam bölüğü uyutup, nöbetçilerin şaşkın bakışları altında Ali İhsan’ın aracıyla eve gelip Gül’ü aldık ve ver elini İstanbul. Arka koltuğa vuran far ışıkları birbirine yapışan ellerimizi ayıramadı.

29 Ekim 1988 Cumartesi:

Annemlere, annesine, Gürkay’a gittik; hayat biz olmadan da bal gibi devam edebiliyormuş; oysa içindeyken varlığımızı vazgeçilmez sanıp ne kadar kolay aldanıyoruz. Bol bol yedik içtik, Muhsin Bey’i izledik.

30 Ekim 1988 Pazar:

Esin’leri görmeye ve Yazuzu Beyle yarım kalan bir söyleşiyi üç ay sonrasına ertelemeye Kadıköy’e gittik.

11 Aralık 1988 Pazar:

Hiç eşyası kalmayan bir evde mahsur kaldığımız bir hafta sonu; ama önemli olan birlikte olmamız. Geçtiğimiz hafta eşyaları Deniz Nakliyat’ın yardımlarıyla İstanbul’a gönderdik. Dün İzmir’i son bir kez birlikte dolaştık ve yağmur altında çok ıslandık. Önümüzdeki hafta İstanbul’dayız, Gül artık orada kalacak.  

ÖZLEM

Yağsa yağmur yeryüzünden ötelerde,

Damla, damla.

Güneş açsa yeryüzünde,

Hiç gitmese.

Bulut gelse geçmişle,

Özlem yüklü damlacık.

Düşlerde özgürcesine dolaşsam,

Düşmeden hep ayakta.

25 Mart 1987 – GÜLCAN

Web Tasarım M.ISTIN 05307600735