Ormanı kim yakıyor?

İnsan olmanın farkını ortaya koyup, geleceğini tasarlayıp, olacakları önceden öngörüp hesaplayarak önlem almak yerine, felaket bağıra bağıra geldikten, iş işten geçtikten sonra, oluşan kayıpların cenazelerini sadece bunun için oluşturulmuş özel birimler aracılığıyla « kaldırma », makine gibi eksiksiz ezbere taziye cümlelerini peşi sıra yuvarlama konusunda en becerikli, en iyi örgütlenmiş toplum bizimkisi olmalı.

 

Ölenin bedeninin kısa sürede bu iş için ayrılmış kargo uçaklarıyla memleketine sevki, akrabalarına psikolojik destekle haber verilmesi, kocaman bayraklar asılması, basmakalıp, tekerleme sosyal medya mesajları. Her defasında aynı kalleş darbeyi yiyen, aynı kıyamete hazırlıksız yakalanan, bunu “Allahın takdiri” olarak tevekkülle karşılarken bir türlü ÇALIŞMAYAN düzenek, kurbanların ruhu bir kez havalandıktan sonra maşallah tıkır tıkır işler. Defin ruhsatı alınırken belediye görevlisi cenaze ailesinden irtibat telefonu alır ve sıcacık taziye pideleri aksatılmadan eve gönderilir. Önceden hazırlanarak naylonlara sarılan keresteler, baş tahtası, küçük çömlek testi, şoförünün ağlayan akrabalar için peçeteleri dahi öngördüğü klimalı son model  araca yüklenir. Otomatiğe bağlamış hoca aksatmadan dualarını sıralar. Hele bölgede başkanlığa oynayan, adını dahi anımsamadığınız iddialı bir milletvekili varsa -iktidar ya da muhalefetten fark etmez- kişiye özel SMS mesajları geliverir, geride kalanların içleri ferahlatılır. Aklına ölüm düşüncesini getirmemekte uzman insanoğlunun bu koşullar altında hemen ölesi gelir!

Bu iş işten geçtikten sonra nedene değil, sonuca odaklanma döngüsü, savaş, deprem, göz göre göre gelen kazaların yanı sıra orman yangınları için de geçerlidir. Toplumsal köken nedeniyle zaten kısıtlı olan düşünme yeteneğini sadece çalıp çırpmaya yoğunlaştıran yöneticilerimizin beceriksizliğini ve aymazlığını örtmek üzere, zaten gerekli önlemleri, donanımları almayarak taksirli olarak işlenen « suç », apar topar başkalarının üzerine atılmaya çalışılır.

Peki, ormanı kim bilerek yakar?

Ne yazık ki daha önce tanık olduklarımız bu soruya, « bu kesinlikle, asla bölücü örgütün işi olamaz » şeklinde yanıt vermemizin önüne geçiyor. Kent içerisinde işinden evine dönen yoksul halkın kullandığı otobüsleri, minibüsleri, alışveriş merkezlerini, marketleri içindekilerle birlikte ateşe veren bu çok ilkeli örgütün, devletin de doğuda « güvenlik » amacıyla ormanları ateşe verdiği gerçeğini gerekçe göstererek bazı turistik bölgelerde ormanları bilerek ateşe verdiğini ve bunu tüm organlarıyla üstlendiğini biliyoruz. Türkiye’ye demokrasi, artık ABD’nin himayesinde Suriye’de şekil bulan « Kürdistan »a özgürlük, orman yakılarak sağlanabilir mi? Biraz kuşkuluyum.

Birbirine komşu devletlerin istihbarat örgütleri, rakip gördükleri ekonomileri baltalamak üzere misilleme olarak karşı taraftaki güzelim ormanları ateşe vermek için adımlar atmış mıdır? Bu da mümkün olabilmiştir. Bu yolda iddianameler bile hazırlanmıştır. Karşılıklı olarak “ajan” olarak yaftalanan kişiler suçlanmıştır.

İlgili bakanlık tarafından masa başında, ülke toprakları cetvelle paylaşılarak çizilen ve ihalelerle « pazarlanan » maden arama ve işletme ruhsat alanları devlet ormanı sınırları içerisinde kalan « yatırımcılar », çevre etki değerlendirme sürecinde herhangi bir engelle karşılaşmaması (bir yatırım projesine devlet adına olumsuz rapor yazabilecek orman mühendisi, orman bakanlığı yetkilisi kalmış mıdır?) uygulama aşamasında daha az maliyetli olması (kesilecek ağaç başına ödenecek bedel vs. söz konusu) için pekala ücret karşılığı « hizmetlerinden » yararlanabilecekleri meczuplar bulabilirler.  

Aynı şekilde güzelim kıyı şeridinde orman arazisinin bol teşvikli yatırımlarına engel olduğu turizm yatırımcıları, iktidar ya da muhalefet fark etmeksizin yerel yönetimlerin rüzgarını arkasına alan müteahhitler de aynı yola eğilim gösterebilirler.

Yani suçlanabilecek çok unsur var.

Yangın görmüş orman kavramı

Devlet işte tam da bu nedenlerle, bu kötü niyetli insanlar kendilerine yol açmak için ateşe başvurmasınlar diye, yanan ormanlarla ilgili kesin bir hüküm koymuştur ortaya.

Çok da beğenmediğimiz Anayasamızın 169. Maddesi

MADDE 169- Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.

der.

Yine değiştirile değiştirile özünden saptırılan

Orman Kanunu Madde 18 – (Degişik : 23/9/1983 - 2896/11 md.)

Orman ürünlerini işleyecek her çeşit fabrika kurulması Tarım ve Orman Bakanlığının; Devlet ormanları hudutları  içinde veya bu orman sınırlarına bir kilometreye kadar olan yerlerde taş, kum ve toprak, dört kilometreye kadar olan yerlerde ise hızar, şerit kurulması ve kireç, kömur, terebentin, katran, sakız ve benzeri gibi işletilmesinde ağaç kullanılan ocakların açılması ve balık üretmek üzere tesis kurulması Orman Genel Müdürlüğünün iznine bağlı olup, ruhsatname alınması ve rüsum hakkındaki hükümler saklıdır;

Yangın görmüş ormanlarla, gençleştirmeye ayrılmış veya ağaçlandırılan sahalarda ve baraj havzalarında birinci fıkradaki faaliyetlere hiçbir surette izin verilemez;

Orman Kanunu Madde 19 – (Değişik : 23/9/1983 - 2896/12 md.)

Yangın görmüş ormanlarla, gençleştirmeye ayrılmış veya ağaçlandırılmış sahalarda hiç bir surette hayvan otlatılamaz,

der.

Yani sonradan elin oğlu kar amacıyla orman arazisini, üzerinde irtifa hakkı kurmasın, tesis, maden vs. kurmak için kibrit çakıp YAKMASIN diye bu kesin yasal engeller getirilmiştir.  

Peki, uygulamada ne oluyor?

Biz kendi başımıza gelenden hareketle bir örnek verelim. 2006 yılında çıkan büyük orman yangınında kül olan, YANGIN GÖRMÜŞ arazi üzerinde, daha önceden para ödeyerek sahip olduğu “arama ve işletme ruhsatı”ndan hareketle taş ocağı ve kırma eleme tesisi kurmak isteyen yatırımcıya devletin çevreyi korumakla kurumu, zaman ve para kaybetmeyip kısa yoldan para sahibi olsun diye « Çed gerekli değildir » kararı vermiş, karar köylünün AYDIN 1. İdare Mahkemesi’nde açtığı dava ile bilirkişi görüşüyle iptal edilmiştir.

Ormanı « işletmekten » sorumlu TC. MUĞLA ORMAN BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ İzin ve İrtifak Şube Müdürlüğü’ne Yeniköy Muhtarlığı adına yazdığımız 26 Mayıs 2017 tarihli yazımızdaki,

« Faaliyet alanının tümünün YANGIN GÖRMÜŞ olması, kısmen “tepe kapalılık oranı %71’in üzerinde” ormanlık alan içermesi gerçeği göz önünde bulundurularak, dava süreci sonuçlanmadan, küçük parçalar halinde mevcut yasal mevzuatı dolanma çabası içerisinde olan proje girişimiyle ilgili verilecek herhangi bir mülkiyet izni ve tahsis, geri dönülemez sonuçlara yol açacaktır.

6831 sayılı yasanın 18nci maddesindeki «Yangın görmüş ormanlarla, gençleştirmeye ayrılmış veya ağaçlandırılan sahalarda faaliyetlere hiçbir surette izin verilemez » hükmünden hareketle, faaliyet sahibinin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne teslim ettiği ilgi (c) revize dosyadaki toplam 5,13 hektarlık alanın TAMAMI göz önünde bulundurularak revize projenin BÜTÜNÜYLE çevreye ve ormana vereceği zarar açısından bir kez daha değerlendirilmesini saygılarımızla arz ederiz »

şeklindeki çok haklı ve biraz da haddini aşan sorumuza;

aynı devlet birimi 31 Mayıs 2017 gün ve 41964787-255.03-E1126036-605-1527 sayılı yazısıyla,

« yanık sahalarda ve tensil sahalarında kısıtlayıcı durum bulunmamaktadır »  yanıtını verebilmiştir. Yani yeri geldiğinde bizi anayasa, kanun manun bağlamaz diyor. Ankara’dan, merkezden gelecek bir ricacı telefon daha çok bağlar diyor. Türkiye’nin önünü açmak lazım, yatırımcıların işini kolaylaştırmak lazım diyor.   

Türkiye’nin 76 milyon hektarlık yüzölçümünün 22 milyon hektarı orman arazisidir. Bugün itibariyle ormancılık dışındaki faaliyetler için kullanılan alanların büyüklüğü 739 bin hektara ulaşmıştır. Yalnızca 2020 yılında orman arazisi vasfına sahip 47 bin hektar arazi ormancılık dışı faaliyetlere tahsis edildi.  

Doğayı devletten korumak

Küresel ısınma etkisiyle artan orman yangınlarını tabi ki sadece suçluluğa bağlamak, kriminalize etmek, bazılarını sorumluluktan kaçınma yanılgısına itse de bizi doğru yola götürmez. Tarikat yerine Kemalistlere kaptırılan kurban derileri yüzünden rövanşist duygularla kaldırılmayan yerli ve milli yangın uçaklarımız, şüpheli ihalelerle kiralanan helikopterler, orman teşkilatının güçlendirilmesi gibi unsurlar, giderek artacağı aşikar olan bu bela ile mücadelede kuşkusuz önemlidir. Ancak yukarıda da kısaca özetlediğimiz gibi öncelikle “yatırım hevesiyle yeşile konan” devletin elini ayağını orman arazilerinden çekmesi, her engel çıktığında torba yasalar ile orman kanununa istisnalar getirmekten vazgeçmesi gerekir. İneklerden farkımızı ortaya koyup, cenazeyi maharetle kaldırmak yerine, ölümün olmaması için önceden tüm hesaplamalar yapılmalı, yasal altyapı hazırlanmalıdır. Yangın görmüş arazilere kesinlikle ama kesinlikle hiçbir izin, irtifa hakkı verilmemelidir.

Ormanı kim yakıyor dersiniz?     

.

Web Tasarım M.ISTIN 05307600735