İSYAN BASTIRMA, FRENCH THEORY VE WOKE HAREKETİ ÜZERİNE

« Bir kıvılcım tüm ovayı ateşe vermeye yeterlidir », Mao Zedong'un bu ünlü ifadesi, isyan sürecini, yangının kendiliğinden ve hızla yayılmasını, küçük sınırlı bir isyandan, bir toplumun topyekun tutuşmasına kadar olan süreci tasvir ederek tanımlar.

İki yüzyıl boyunca muhalefette bulunan gerici güçler ve Sermaye güçleri, özellikle de onun polisi ve özel birimleri, bu ani ayaklanma sürecini engellemekten asla vazgeçmeyeceklerdir. « Kolluk kuvvetleri » için, sorunu ifade etmek basit olsa da çözmek zordur: « kıvılcımın çıkmasını önlemek mümkün müydü? ». Ya da yine: bir yangınla mücadele etmek yerine, onun başlangıcını önleyebilir miyiz? Hatta biraz daha akıntıya karşı gidelim, kundakçının çakmağını ateşleme isteğinden dahi vazgeçirmemiz mümkün olabilir mi? Bu tür bir sorunsal, isyan bastırma adı verilen şeyi oluşturur.

Ova yangınında azınlıkların rolü

Ancak Çin devriminin liderinin bu ünlü cümlesi, bazen varla yok arası olan « etkin azınlık » ile bir bütün olarak halk arasındaki karmaşık diyalektiği de çağrıştırıyor. Enternasyonal'in sözleriyle « dünyanın temelden değişmesi » için bir avuç kadın ve erkeği tüm tehlikeleri göze almaya iten şey aslında nedir? Özgecilik, insan sevgisi mi? Bu kimi durumlarda mümkündür. Ancak devrimlerin çoğunda, çakmağı ateşleyen ve ovanın kuru otunu tutuşturan « tetikleyiciler », azınlık statüleriyle bağlantılı belirli ve çok acımasız bir zulüm tarafından teşvik edilmişlerdi.

Mayıs 68'deki Gaullist ifadeyi kullanacak olursak bu « etkin azınlıklar », çoğu zaman belirli bir sömürü, aşağılama ve toplumsal intikam arzusu öyküsü ile güdülenmişlerdir. Bu özellikli insan grupları, zaman içinde, örneğin indirgenmiş sosyal gerçeklikleriyle, köleleştirme veya ayrımcılığın kurbanı olan bir halka veya çoğunluk dini veya dinleri tarafından lanetlenen bir dine aidiyetlerine bağlı olan belirli bir ortak acıyla bir araya geldiler. Bu ezilen azınlık grupları, kendi özel durumlarına, baskın bir merkezi güç tarafından baskı altına alınmalarına ve sömürülmelerine yönelik açık bir farkındalığa sahip olduklarında, kurulu düzen için tehlikeli oldular.

Örneğin, 1789'da ilk « modern » devrim olan Fransız Devrimi için bu durum söz konusuydu. 1787'den itibaren, Paris’in kenar mahallelerinde, başta Saint-Antoine olmak üzere kenar mahallelerine sığınan işsizler ve tutunamayan topraksız köylüler arasında da bir tür « proleter bilincinin » ortaya çıkmasıyla gerçek bir devrimci kazan ortaya çıktı. Kentsel alanın sınırında, şehir ve tarlalar arasında hayatta kaldılar, bunlardan bazıları Kraliyet duvar kağıtları imalatı sektöründe ve « Titon Bahçeleri »ne (bugün Faidherbe-Chaligny metro istasyonunun yakınında bulunan) bitişik atölyelerinde çalıştılar ya da bitki yetiştirdiler. 14 Temmuz'da Bastille'de ön cephede kurşun sıkanlar, bu marjinallerdir. Aynı 1789 yılında, sınıf mücadelesinin bu gerçekliğine itaatkar halklar olma durumlarına bağlı güdülenimleri olan gruplar eklenecektir. Parlamento düzeyinde, Etats Généraux’nun (Genel Meclis) ilk günlerinde ünlü « Jakoben kulübü »nün özgün çekirdeği olan « Breton Kulübü »nü oluşturacak olan Breton küçük burjuvazisinin durumu budur.

İsyanın filmini tersine sarmak

Azınlık gruplarının özel güdülenimleri ile isyancı bir halkın sistemik kriz zamanlarında ortaya çıkması arasındaki bu diyalektik, her şeyden önce devrimlerin başındaki kadro ve yapılanma için de belirleyicidir. Bir isyandan devrime geçiş için, varlığı ve hatta yaşamı mevcut devrimin başarısına bağlı olan genişlemiş bir devrimciler grubunun ortaya çıkması belirleyicidir.

Bu itici güce sahip diyalektiğin « özgün örneği », deyim yerindeyse, 1905'ten 1922'ye kadar Rus İmparatorluğu'ndaki devrimci süreçtir. Devrimin daha sonra da Çar karşıtı devrimin öncülüğünde ve yapılandırılmasında, « Ayrılmış bölge »deki (Rus toprakları içerisinde Yahudilerin zorunlu olarak tutuldukları yer) Yahudi halkından kadın ve erkeklerin üstlendikleri işlev tartışılmazdır. Yahudilerin, 1914'ten önce kadroların %30 ila %50'sini oluşturdukları devrimci gruplarda (Menşevikler veya Bolşevikler) fazlasıyla temsil edildiği açıktır. 20. yüzyılın başlarında Rus İmparatorluğu'ndaki bu özgün örnek vakası, aynı zamanda, önce aşırı sağda gerici, sonra da Nazi  « Yahudi-Bolşevizm » kavramının yaratılmasına yol açacaktır.

Dolayısıyla burjuva düzen yanlılarının isyan bastırma mantığını anlamak için onların zihninin içine girmek, « isyan filmini baştan geri sarmak » ve bundan gelecek için sonuçlar çıkarmak gerekir. Bu, isyan bastırma tahlilinin temelidir.

Zamanımıza daha uygun ve o dönemlerde tüm Batılı ülkelerin güvenlik birimlerinin derinlemesine uzmanlığına yol açan bir örneği ele alalım: Fransa'da Mayıs ve Haziran 1968 genel grevi. Guy Debord'un haklı olarak işaret ettiği gibi, Fransa ve İtalya'da 1968 ve onu takip eden on yıl, isyan bastırma uzmanlığı için bir tür laboratuvar işlevi gördü. Bu, bugün hala kullanımda olan modern « isyan kontrolünün » matrisidir.                      

Fabrika işgallerinde gençler ve yabancılar başı çekiyor

O halde birlikte « filmi geri saralım ». Mayıs 68, dünya tarihindeki tek « gerçek » genel grevdir. 10 milyondan fazla grevci katılımıyla binlerce fabrika ve işyeri işgal edildi: İşçilerin isyancı genel grev efsanesi sonunda gerçek olmuştu. Çoğunlukla grev gözcülüğü görevini üstlenen etkin grevciler kimlerdir? Vakaların büyük kısmında, on sekiz, on dokuz ya da yirmili yaşlarındaki genç işçiler, bazen kırsal göçün son kuşağının çocuklarıdır. Bunlar, montaj hatlarının sonunda genellikle doğrultucu olan otomobil metalürji sektöründeki, savaş ve Kurtuluş yıllarını görmüş nesilden « eski işçiler » tarafından desteklenmektedirler. Otuzlu yaşlarındaki işçiler daha da tali görevler alacaktır; bunlar Cezayir savaşında askere alınanlar, toplumsal hareket için bir kayıp nesildir.

Bu kesimlere, belirli hedefler için, özellikle de ülkeye geri dönmeden önce tek bir yenileme olanağıyla üç yıllık iş sözleşmelerine son verilmesi için mücadele veren göçmen işçi sınıfının bir kısmı da eklenir. Bunlar aynı zamanda gelişen Fransız toplumunda artık « gecekonduların gölgeleri » olmamak için sadece var olmak için savaşmaktadırlar. Dolayısıyla 13 Mayıs'tan itibaren fabrika işgallerinin öncüleri gençler ve yabancılardır. Gerçekten de, kalabalık bir uzman göçmen işçi topluluğunun neredeyse hemen katıldığı bir işçi sınıfı gençliği hareketi söz konusudur.

Mayıs 68 öğrenci hareketinde Yahudilerin aşırı temsili

Kimi zaman 4 ila 12 Mayıs arasında on gün boyunca Latin Mahallesi’nde polisle çatışan öğrenci gençlik hareketiyle kendini özdeşleştiren bu hareket, başkaldırdı ve aşırı tepki verdi. Bu şiddetli protesto hareketi kuşkusuz azınlıktaydı ama yine de kitleseldi. Grev veya eylem komiteleri genellikle UNEF, PSU veya diğer aşırı sol gruplardan daha deneyimli militanları bir araya getiriyordu. « Öğrenci komünü »nün bu ilk çemberinde, genç Yahudilerin, özellikle de Holokost'tan hemen sonra Doğu Avrupa'dan gelen ebeveynlerden doğanların aşırı temsil edilmesi ve başka yerlerin liderliğinde olduğu gibi fakülteler temelinde hareketin temel kadrolarını oluşturması dikkat çekicidir… Üniversite hareketinin üç « lideri », Geismar, Cohn-Bendit ve Sauvageot'tan yalnızca sonuncusu Yahudi değildir.

Bu azınlık Mayıs 68 hareketinde neden böylesine etkindir? Bunu açıklamak için onlarca sayfaya gerek vardır. Ancak, basitçe ve çok indirgeyici bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki, bu ilk Holokost sonrası kuşağın, Vichy Fransası olarak kabul ettiği, işgal sırasında Pétain yanlısı olan ve daha sonra 1960’larda, antisemitizmin toplumun tüm katmanlarında hâlâ çok güçlü olduğu bir dönemde yeniden Gaullistlere dönüşen Fransızların bu kalabalık kesimiyle görülecek bir hesabı vardır. Bunlar, başta Siyonizm olmak üzere spesifik bir kavgaya dönmekten çok, Yahudileri hor görmenin artık mümkün olmayacağı bir gelecek umuduyla evrenselci mücadelelere yönelir.

Böylece, Fransız işçi gençliğinin, göçmen işçi sınıfının ve Yahudi öğrenci gençliğin bir parçası olan üç azınlık, bu 68 baharının ateşinin yakılmasında başat rol alır. Dahası, iktidar ve polisi bunu 70’li yıllarda dikkate alacak ve bu insan grupları arasındaki dayanışmayı bozmak için tüm güçlerini seferber edecektir.

ABD'nin bulduğu çözüm: cemaatçilik

Fransa’daki isyan vakasının, gelişmiş bir ülkede bir daha asla böylesi bir toplumsal bozulmanın yaşanmaması için nasıl bir siyasi-ideolojik tepkinin ortaya koyulduğunu anlamak için büyük önem taşıdığını yukarıda belirtmiştik. Aynı zamanda gençlik ve Afro-Amerikalı azınlık arasında güçlü bir protesto hareketiyle boğuşan Amerika Birleşik Devletleri, hemen Mayıs 68'e ilgi duydu ve yöntemsel olarak bir karşı saldırı planı inşa etti.

Çalışmadan iki kuruluş sorumlu olacaktır: CİA ve tali olarak FBİ.

« Biz sadece daha önce bulduklarımızı ararız! » eski atasözüne uygun şekilde, Amerikan gizli servisleri zaten kalıcı bir çözüme sahiptirler: Cemaatçilik (komünitarizm). Çünkü Amerikan toplumu, 18. yüzyıldan beri genellikle birbirinden şiddetle nefret eden bir cemaatler kümesi olmuştur. Ünlü melting-pot’tan (eritme potası) uzakta, her cemaat bir an için bile evrensel bir özgürleşme projesi hayal etmeksizin kendisi adına hareket eder. Amerikan işçi hareketi, ne kadar güçlü olursa olsun, bu cemaat resifinde paramparça olmuştur. Ancak 20. yüzyılın sonunda Amerikan emperyalizmi çağında eksik olan, nüfuz alanındaki tüm ülkelerde ele alınıp reddedilebilecek genel bir teoriydi. Amaç, her bir azınlık grubunun diğerlerine karşı çıkması, kısacası çok sayıda farklı patlamanın olası bir genel patlamanın yerini alması gerektiği gerçeğini kavramsallaştırmaktı. Ezilen her grup kendi isyanının patlama yeteneğini Devlete ve Sermaye yanlılarına karşı değil, cemaatler halinde parçalanmış topluma karşı yönlendirmek zorundaydı.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki seçkinci üniversite sisteminin tam merkezinde yer alan « French theory »nin devreye girdiği yer tam da burasıdır.

French theory kavramı, saf bir Amerikan reklam yaratımı

« Fransız teorisi », 1960'larda ve 1970'lerde teorik eserler yayınlayan Fransız yapısalcı filozofların tezlerinin oldukça belirsiz ve tutarsız bir şekilde yeniden işlenmesidir. Amerikalılar, zaten ne kendi aralarında ne de dış dünyaya karşı herhangi bir « ortak düşünce okulu » iddiasında bulunmayan çeşitli Fransız yazarların düşünceleri arasındaki çelişkileri ortadan kaldırdılar. Dolayısıyla, French theory kavramı, bir bakıma, düşünce açısından heterojen olan bir grup yayıncıyı bir araya getiren saf bir Amerikan reklam yaratımıdır. Olasılıklar ve amaçlardan oluşan bu entelektüel külliyatta, « yapıbozum » kavramı merkezi bir yer tutar. French theory, Foucault, Deleuze, Baudrillard, Derrida ve benzerlerine atıfta bulunur. Mayıs 68'den sonra çok moda olan bu düşünürler, 1975'ten ve ana entelektüel hedefi komünizmin kınanması olan Yeni Filozofların ortaya çıkışından sonra yavaş yavaş etkisini yitirdi. Kısacası, Fransa'da ön saflardan kayboldular ve akademik çevre, 1980'lerin şafağında yavaş yavaş onlara olan ilgisini kaybetti.

French theory’nin bu on yılın ortalarında Amerika Birleşik Devletleri'nde yükselişe geçmesi paradoksal olarak bu bağlamda gerçekleşmiştir. Bu nedenle, önde gelen Amerikan özel üniversitelerinin Humanities (Beşeri Bilimler) bölümleri, deyim yerindeyse, hiper-kapitalizm tarafından finanse edilen yerleşkelerde (fonları genellikle, başta WASP olmak üzere büyük burjuva Amerikan ailelerinin hayır kurumlarından gelen üniversiteler) Fransa’da tedavülden kalkan bir teorik bütünü yeniden ele almaktadır.

CİA’nin yapısalcılığın önde gelen isimlerine olan ilgisi

Amerikan üniversite yerleşkelerinde « Fransız teorisi »nin başlangıç sürecini tanımlamak için, çoğu zaman CİA'nin tam olarak1985'ten kalma gizliliği kaldırılmış raporundan alıntı yapılır. Aslında bu, merkezi istihbaratın Fransız entelektüel hayatı hakkında hazırladığı birçok gözlem raporundan sadece bir tanesidir. Nisan 2017 tarihli Le Monde'da Violaine Morin bunu çok iyi tanımlamaktadır:

« Burada bilinen bir durumla karşı karşıyayız: CİA, daha 1950'ler kadar erken bir tarihte, tehlikeli Marksist olarak kabul ettiği herkesin entelektüel faaliyetlerini yakından izliyordu. Ancak 2011'de gizliliği kaldırılan bir araştırma raporu, bu uygulamalara şaşırtıcı bir şekilde ışık tutuyor. 1985'te Paris'te yerleşik ajanlar tarafından sunulan bu belge, CİA'nın yapısalcılığın önde gelen şahsiyetlerine, –kısa süre sonra Atlantik'in ötesinde « French theory »nin aydınları olarak anılacak olanlara– duyduğu yoğun ilgiyi ortaya koyuyor ».

Ancak insanlar, 1980'lerin ortalarına ait bu raporun niteliği konusunda genellikle yanılıyorlar. Bu bir keşif değildir, çünkü CİA aslında Fransa'daki ideolojik gelişmeleri son on beş yıldır çok ve hatta daha da çok yakından takip etmektedir. Aslında bu bir uzman görüşü ve gözlemdir: geleceğin French theory’sinin düşünürleri, Birleşik Devletler ve daha genel olarak Batı kampı için bir tehlikeyi temsil etmemekte veya artık temsil etmemektedirler. Langley’deki merkez için, « yapısöküm » düşünürleri özellikle Marksizmi yapıbozuma uğratmışlardır ve nihayetinde Sovyetler Birliği'ne ve Doğu ülkelerine temelden karşıdırlar. Bir zamanlar saygı duyulan Çin’e bile hoşgörü ile bakmamaktadırlar.

Bu filozoflar, 1960'larda General de Gaulle ve Yvonne Teyze'nin dar ahlakıyla bağnaz Fransa'ya doğrudan karşı çıktılarsa da, Giscard d'Estaing yönetimi altındaki « liberalleşme » durumu değiştirdi (kürtaj hakkı, 18 yaşta erginlik, pornografinin bastırılması döneminin sonu…). Dolayısıyla toplumsal ayrımcılığa karşı yürütülen mücadele, artık toplumsal mücadelenin doğal müttefiki değildir. 1970'lerin ortalarından itibaren, özellikle Foucault ile birlikte, cinsel, etnik, sosyal (marjinaller, deliler, mahkumlar, vb.) olmak üzere azınlıklar üzerinde odaklanıldı. French theory’nin isyan bastırmada bir « ters çevrilen silah » olarak benimsenmesinde belirleyici olacak olan bu son unsurdur.

Foucault, FBİ tarafından adım adım takip edildi

Bazı Fransız düşünürlerin ABD'ye olan ilgileri onların ideolojik gelişmelerini neredeyse gün ve gün takip etmeyi mümkün kılmıştır. Düşüncesi kuşkusuz geleceğin French theory’sinin « amiral gemisi » olan Michel Foucault ile devam edecek olursak, 1972'den beri Batı Yakası'ndaki Amerikan üniversitelerine olan tutkusu, istihbarat servislerinin kapsamlı çalışmalar yapmasına izin vermiştir. 1950'den 1953'e kadar Fransız Komünist Partisi üyesi olduğu ve vize hakkı olmadığı için, Foucault'nun normal şartlarda Amerika Birleşik Devletleri'ne seyahat etmesi mümkün olmadığından, ondan CİA değil FBİ sorumluydu. Dolayısıyla Fransız filozof, 1972’den itibaren her yolculuk için özel bir muafiyet talep etmek zorunda kaldı. Bu, soruşturmadan sonra resmi olarak bir FBİ iznini gerektirecektir.

Amerika Birleşik Devletleri'ne vardıktan sonra, FBİ, hâlâ resmi olarak, konferanslarını izliyor ve filozofun olası bir sonraki Kaliforniya ziyareti için yaptığı açıklamaların yıkıcı nitelikte olup olmadığı hakkında rapor hazırlıyordu. Bazıları daha da ileri gidiyor ve Michel Foucault'nun Amerikan gizli servisleri tarafından « devşirildiğini » düşünmektedir. Bu kuşkusuz yanlıştır, çünkü hayatının sonuna kadar, özellikle İran'daki İslam devrimini ve Ayetullah Humeyni'yi destekleyerek, Amerikan dış politikasına karşı çıkacaktır. Öte yandan, FBİ ve CİA'nin 1970'lerin sonundan itibaren Foucault'nun ve tüm Fransız düşünürlerin teorileri hakkında eksiksiz belgelere sahip olduğu kesindir.

Amerikan gizli yönetiminin neden Fransız Teorisini, yani « daha çok solda olan » bir kavramsal bütünü, temel isyan bastırma silahı olarak seçtiğini anlamak için, CİA ve onun büyük analistlerinin tarihine geri dönmeliyiz. Bu kurumun büyük analistleri, Eylül 1947'de kuruluşundan bu yana, CİA ve ondan önce ünlü OSS'nin her zaman bir amiral gemisi olmuştur. En iyi Amerikan üniversitelerinin Humanities bölümlerinden gelen bu analistler, Demokrat Roosevelt yönetimindeki New Deal yıllarında daha çok soldan geldiler. Bu gelenek Truman döneminde ve sonrasında da devam etti. Daha çok solda olan bir CİA ve daha çok sağda olan bir FBİ bir tür çok etkili bir sarkaç oluşturacaktır.

Soğuk Savaş'ın ideolojik silahı « Freudizm »

« Sol » ideolojilerin geri dönüşümü, CİA'nin ayırt edici özelliğiydi ve en çarpıcı örneği, « Freudizm »in Soğuk Savaş'ın ideolojik bir silahı olarak ya da daha kesin olarak, içi boşaltılmış bir Freudizm’in benimsenmesiydi. Freud'un düşüncesi, elbette, sosyal ilişkilerin dışında bir kişisel araştırma tutkusu olarak görünecek şekilde sadeleştirilecektir. « Kolektivizme » karşı, psikanaliz bir bireysellik süreci ve bir şekilde bireyciliğe giden bir yol olarak ortaya çıktı. Bu ideolojik yayılma Amerika Birleşik Devletleri'nde genele yayıldı ve 1950'ler boyunca McCarthyciliğin ortasında Hollywood filmleri tarafından aktarıldı. Hitchcock'un filmlerinin senaryoları buna güzel bir örnektir. « Burjuvayı şoke etme » olgusu, daha çok bu ideoloji aracılığıyla aydın çevreler ve gençlere yönelik siyasi mesajın yayılmasında aracı olmuştur. Aynı süreç aslında otuz yıl sonra French theory için kullanılacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki istihbarat topluluğu, bugün bir milyondan fazla insandan oluşan önemli bir insan kitlesini bir araya getirmektedir. Üniversitelerle ilişkiler, özellikle en iyi öğrencileri işe aldıkları Humanities bölümleriyle çok sıkı fıkıdır. Öte yandan, 1960'ların Vietnam savaşı karşıtı büyük isyanından bu yana, üniversite yerleşkeleri bir daha asla isyan merkezleri haline gelmemeleri için yakından izlenmektedir. 90'lı yıllardan beri yerleşkelerde düzen hüküm sürüyor; Reagan'ın başkanlığından sonra gerçekleştirilen çok sayıda askeri müdahale, herhangi bir büyük protestoya yol açmadı. Daha da iyisi: Yakın zamanda Amerika'yı kasıp kavuran ve Trump'ın Beyaz Saray'dan atılmasına izin veren Black Lives Matter (BLM) gibi gösteriler bile büyük üniversitelerin yerleşkelerinde çok az yankı bulmuştur.

Cancel culture, French theory’nin şeytansı dölü

Çünkü French theory zaman içerisinde şeytansı bir yavru doğurdu, Cancel culture. « Fransız teorisinin » silahlı kolu Cancel culture (İngilizcede cancel « iptal etmek »ten) Türkçeye silinmenin kültürü veya iptal kültürü olarak çevrilebilir. Dolayısıyla, bireyleri toplumdan dışlamak, kısacası onları toplumsal olarak yok etmek için alenen suçlamak söz konusudur. Cancel culture, bazen haklı olarak, çoğu zaman ise saf iftiradan dolayı, meslekten kanun uygulayıcılar için gerçek bir « joker kartıdır »: herkesin herkese karşı güvensizlik, korku, küskünlük, paranoya duygularını kışkırtır. Bu kamusal ihbar uygulaması kişilerarası çatışmaları sonsuz bir şekilde bireyselleştirir, bu, Clouzot'nun Le Corbeau filminin barış zamanlarında ve sosyal ağlar çağındaki atmosferidir. « Temel parçacığına » indirgenen her birey, bir gecede iftiraya uğrayabilir ve hiç kimse bundan bağışık değildir. Cancel culture, doğası gereği, insan dayanışması ve somut ortak eylem ilkesini ortadan kaldırmaktadır.

Wokism, French theory’nin son avatarı

French theory’nin son avatarı, woke hareketidir. Bu deyim, İngilizce wake (uyandırmak) fiilinden gelmektedir. Türkçede « uyanık kalmak » ifadesi ile özetlenebilir. Siyaseten, bu hareket Quebec’li bir dilbilimcinin yorumuna göre « militanlığı radikal sol ideolojinin bir parçası olan ve kimlik sorunlarına (ırkla ama aynı zamanda cinsiyet, cinsel yönelim vb.ile bağlantılı) göre yapılanmış  bir kişiyi » tanımlar ve söz konusu ideolojinin « hem Aydınlanma'dan miras kalan ilerici evrenselciliğe, hem de onun daha muhafazakar benzerlerine kavramsal ve anlamsal bir karşıtlık içindedir ».

Bu gerçekten iyi bir tanımdır, çünkü « Wokism »in ana hedefi gerçekten ilerici evrenselciliktir. Sahte ırk ayrımlarını silmek yerine, bu hareket onları vurguladığını ve her topluluğu aşılmaz duvarları olan gettosuna hapsettiğini iddia etmektedir. Bu nedenle insanın özü, epidermisin pigmentasyonu ve insan kardeşliği « beyazların » hizmetinde olan içi boş bir kavram olacaktır. Bu ırkçılık, Fransız teorisinin doruk noktasıdır ve bu teorinin, kendilerine karşı dönmüş ve herhangi bir kardeşçe hümanizme kapalı azınlık topluluklarına dönüştürülmesidir.

French theory’nin devri geçti mi?

Peki ya bugün durum ne? Fransız teorisinin ve onun avatarlarının (Cancel culture, woke hareketi) etkisi hala bu kadar büyük mü? Cevap Batı için, özellikle de NATO ülkeleri için olumludur. Örneğin Fransa, Amerikan isyan bastırma ideolojisinin yol açtığı parçalanmaya maruzdur. Bununla birlikte, French theory, 80'lerin ve 90'ların teorik sisteminin bir kuyruklu yıldızı olarak, artık devrinin sonunda görünüyor. Bu gerileme olgusu özellikle Latin Amerika'da gözlenebilir. Bu ülkelerde azınlık hareketleri, yerli Kızılderili halkları, feminist hareketler, LGBT dernekleri, öğrenci gençlik hareketleri vb. siyasi yakınlaşma mutabakatlarına ulaşmayı ve cemaatler arası karşıtlıkların üstesinden gelmeyi başardılar. Alt kıtada, özellikle de Şili'de, Yankee'nin bölme ideolojisi gücünü kaybediyor gibi görünüyor. Bu, dünyanın her yerindeki ilericiler için bir umuttur.

Amerika Birleşik Devletleri'nde bile hareketlenme başladı ve polis şiddeti karşıtı hareket, BLM hareketine seferberliğinin zirvesinde birçok « beyaz » katıldığı için ten renginin yapay bariyerlerinin üstesinden gelinebileceğini gösterdi.

2007-2008 mali krizinden bu yana, üstel bir hızlandırıcı olarak Kovid-19 pandemisinin neden olduğu sağlık kriziyle birlikte, Mao'nun formülünü farklı bir şekilde kurgularsak, « ovanın uzun otları giderek daha çok kuruyor ». Ancak kıvılcımın parlaması için öncelikle toplumsal Cumhuriyet militanlarının savaşması ve « emperyal düzenin bekası » savunucularının eliyle yürütülen bu ayrılık ideolojilerini parçalaması gerekecektir.

Philippe HERVE

(https://www.gaucherepublicaine.org sitesinde 6 Şubat 2022 tarihinde Philippe HERVÉ tarafından yazılan Fransızca makaleden Türkçeleştirilmiştir https://www.gaucherepublicaine.org/a-la-une/de-la-contre-insurrection-de-la-french-theory-et-du-mouvement-woke/7430297 )

Web Tasarım M.ISTIN 05307600735