Skip to main content

Spartaküs biziz

Tanınmış gazeteci John Pilger, meşhur filmdeki « Spartaküs benim » cümlesinin nasıl bir direniş simgesi haline geldiğini anımsatıyor. Julian Assange'ın çürümeye terk edildiği Belmarsh hapishanesinde, Filistinlilerin apartheid'e karşı dimdik ayakta durduğu Gazze'de, milyonlarca göstericinin ateşkes talep ettiği sokaklarda ve hatta Avustralya ordusunda bir avukatın işlenen bazı suçları ifşa ettiği için yargılandığı sanık kürsüsünde Spartaküs'lerin sayısı çoktur.

Spartaküs, 1960 yapımı bir Hollywood filmidir. Kara listeye alınmış bir romancı olan Howard Fast'in gizlice yazdığı bir kitabı temel almaktadır. Kitap, « Amerikan karşıtı » politikaları nedeniyle yasaklanan « Hollywood Onlusu »ndan biri olan senarist Dalton Trumbo tarafından sinemaya uyarlandı.

Spartaküs, zamanımızı kayıtsız şartsız sorgulayan bir direniş ve kahramanlık öyküsüdür.

Her iki yazar da komünistti ve Temsilciler Meclisi'nin Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komisyonu'nun kurbanlarıydı. Senatör Joseph McCarthy liderliğindeki bu komisyon, Soğuk Savaş sırasında made in USA faşizme karşı çıkacak kadar ilke ve cesaret sahibi olanların kariyerlerini ve hatta çoğu zaman hayatlarını yok etti[1].

Arthur Miller, The Witches of Salem'de « açık bir dönemde, belirli bir anda yaşıyoruz » diye yazmıştı. « Artık iyilikle kötülüğün birbirine karıştığı ve dünyanın kafasını allak bullak ettiği bu alacakaranlık öğleden sonrasında yaşamıyoruz. »

Artık « belirli » bir provokatörün ortaya çıkışına tanık oluyoruz; onu görmek ve eylemlerini öngörmek isteyenler için durum çok açık. « Yelpazenin tümüne hakim olma » hedefiyle ABD tarafından yönetilen bir devletler çetesi söz konusudur. Rusya, hala nefret ettiğimiz Rusya, Çin ise korktuğumuz Çin’dir. Washington'dan Londra'ya kadar şiddet sınır tanımamaktadır.

İsrail, sömürgeci bir anakronizmdir. Biz Batılıların, Filistin'de kanın ve gözyaşlarının asla kurumamasını garanti altına alabilmemiz için, tasması açılmış, tepeden tırnağa silahlanmış ve tarihi dokunulmazlığın tadını çıkaran kuduz bir köpektir. Gazze'de ateşkes çağrısında bulunmaya cesaret eden İngiliz milletvekilleri bunun dışındadır. İki partililiğin demir kapısı, Filistinli çocuklara yiyecek ve su vermeyi reddeden bir İşçi Partisi lideri tarafından onlara kapatılmıştır.

McCarthy döneminde bile gerçek hala fare deliklerinden içeri sızabiliyordu. Bugün o dönemin keskin nişancıları kafir olarak görülüyor. Sahte konformizm ortamında bir gizli gazetecilik varlığını sürdürebiliyor (bu site gibi). Muhalif gazeteciler ana akımdan atıldı (büyük editör David Bowman'ın yazdığı gibi); medyanın görevi gerçeği ters yüz etmek ve « özgür basın » da dahil olmak üzere demokrasinin yanılsamalarını desteklemektir.

Sosyal demokrasi, önde gelen politikacıları büyük partilerden ayıran bir sigara kağıdının kalınlığına indirgenmiştir. Bağlı oldukları tek şey bu kapitalizm kültü, neoliberalizm ve bunun sonucunda ortaya çıkan yoksulluktur. Bir BM özel raportörü bunu « İngiliz nüfusunun önemli bir kesiminin yoksullaşması » olarak tanımladı.

Günümüzde savaş hareketsiz bir gölgedir; « sonsuz » emperyal savaşlar kural haline geldi. Irak bunun örneğidir. Ülke bir milyon can ve her şeyini kaybeden üç milyon yerinden edilen insan pahasına yok edildi. Blair bu ülkeyi yok eden kişidir. Kişisel bir servet biriktirdi ve parti konferansında seçim şampiyonu olarak selamlandı.

Blair ve onun ahlaki zıttı Julian Assange’ın yaşadığı yer arasındaki uzaklık sadece 22 kilometre. Biri Regency tarzı bir malikanede yaşıyor, diğeri ise bir hücrede cehenneme gönderilmeyi bekliyor.

Brown Üniversitesi'nin araştırmasına göre, Amerika ve yandaşları 11 Eylül'den bu yana « teröre karşı küresel savaş » kapsamında yaklaşık altı milyon erkek, kadın ve çocuğu öldürdü. Bu katliamı « kutlamak » için Washington'da bir anıt dikilmesi gerekir. Projeden sorumlu komitenin başkanlığını Blair'in akıl hocası olan eski Başkan George W. Bush yapıyor. Her şey Afganistan'da başladı ve Başkan Biden'ın Merkez Bankası'nın rezervleriyle birlikte sınırları terk etmesiyle tamamen işi bitirilen bir ülke oldu.

Daha başka birçok Afganistan daha oldu. Kriminolog William Blum, adını nadiren söyleyen bu devlet terörüne ışık tutmaya çalıştı. Bu nedenle söyledikleri yinelenmelidir:

« Yaşamım boyunca, Amerika Birleşik Devletleri çoğu demokratik olan 50'den fazla hükümeti devirdi veya devirmeye kalkıştı. 30 ülkede demokratik seçimlere müdahale etti. Çoğu yoksul ve savunmasız olan 30 ülkenin halkına bomba yağdırdı. 20 ülkede kurtuluş hareketlerini bastırmak için savaştı. Çok sayıda lidere suikast girişiminde bulundu. »

Bazılarınızın şöyle dediğini duyuyor gibiyim: Yeter artık! Gazze'ye yönelik nihai çözüm milyonlarca izleyiciye araba ve pizza reklamları eşliğinde televizyonda canlı olarak yayınlanırken, kurbanların küçük yüzleri molozlara kazınırken, evet artık yeter. « Yeter » sözcüğü ne kadar iğrenç değil mi?

Batı, insanları öldürmek ve bundan zevk almak üzere « savaşçı » ritüeline alışmış genç adamları Afganistan'a gönderdi. SAS komandolarının Avustralyalı sosyopatlarının ifadeleri sayesinde bazılarının bundan zevk aldığını biliyoruz. Özellikle bir Afganlının protezinden su içtiklerini gösteren bu fotoğraf var elimizde.

Hiçbir sosyopat ne bunun için, ne de bir adamı uçurumdan aşağı atmak, çocukları yakın mesafeden vurmak, boğazları kesmek gibi suçlarla suçlanmadı: bu suçların hiçbiri « çatışma sırasında» işlenmedi. David McBride eski bir Avustralya askeri avukattır. Afganistan'da iki kez görev yaptı. Sistemin ahlaki ve onurlu olduğuna sebatla inanıyordu. Aynı şekilde gerçeğe ve doğruluğa da sebatla inanıyordu. Bu değerleri çok az insanın yapabileceği şekilde tanımlayabilir. David McBride önümüzdeki hafta suçlu olduğu iddiasıyla Canberra mahkemesi önüne çıkacak.

Avustralya İnsan Hakları Merkezi'nin kıdemli avukatı Kieran Pender, « Avustralyalı bir ihbarcı, suç içeren korkunç eylemleri ihbar ettiği için yargılanacak. Afganistan'da savaş suçlarından yargılanan ilk kişinin, savaş suçlusu olduğundan şüphelenilen biri değil de bir ihbarcı olması hiç adil değil » diyor.

McBride, Afganistan'da işlenen büyük suçun örtbas edildiğini ifşa ettiği için 100 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya. Kamu Yararını İfşa Yasası (Public Interest Disclosure Act) uyarınca ihbarda bulunma konusundaki yasal hakkını kullanmaya çalıştı. Mevcut Başsavcı Mark Dreyfus, yasanın « kamudaki ihbarcılara yönelik korumayı güçlendirme taahhüdümüzü yerine getirdiğini » söylüyor.

Oysa McBride'ın Sidney Havalimanı'nda tutuklanması sonrasında dört yıl sekiz ay süren, sağlığını ve ailesini mahveden ceza niteliğindeki bekleyişin ardından davayı kabul eden, İşçi Partili bir bakan olan Dreyfus'tu.

David'i tanıyanlar, uğradığı korkunç adaletsizliğin farkında olanlar, bu iyi ve dürüst adama cesaret vermek için Sidney Sahili yakınlarındaki Bondi'de yaşadığı evin bulunduğu sokağa akın ettiler. Benim için olduğu kadar onlar için de David bir kahramandır.

McBride, incelemesi istenen dosyalarda buldukları karşısında şaşkına döndü. Dosyalarda birçok suçun işlendiğine ve örtbas edildiğine ilişkin açık deliller vardı. Yüzlerce gizli belgeyi Australian Broadcasting Corporation'a ve Sydney Morning Herald'a iletti. Polis Sidney'deki ABC ofislerine baskın düzenlerken, gazeteciler ve yapımcılar bilgisayarlarına federal polis tarafından el konulmasını şaşkınlık içinde izledi.

Başsavcı Dreyfus ilerici bir reformcu ve ihbarcıların dostu olduğunu iddia ediyor. McBride'ın davasını tek başına sona erdirme yetkisine sahip. Ancak Freedom Information aracılığıyla bu yönde gerçekleştirdiği iddia edilen eylemlere ilişkin yürütülen bir araştırma, kayıtsızlıktan başka bir şey ortaya çıkarmıyor.

Aynı zamanda tam teşekküllü bir demokrasiyi ve bir sömürge savaşını yürütemezsiniz; biri ahlakı amaç edinir, diğeri ise bahanesi ne olursa olsun faşizmin bir biçimidir. İsrail'in apartheid rejimi tarafından yerle bir edilen Gazze'deki savaş alanlarını düşünün. Zengin ama yoksullaştırılan Britanya'da bugünlerde İngiliz SAS komandoları tarafından, yataklarında uyumakta olan bir çift de dahil olmak üzere tamamı sivil olan 80 Afganlının öldürülmesine ilişkin bir « soruşturma »nın yürütülüyor olması bir tesadüf değildir.

David McBride'ın uğradığı gülünç adaletsizlik, vatandaşı Julian Assange'ın uğradığı adaletsizliğin bir devamıdır. İkisi de benim dostumdur. Onları her gördüğümde daha bir iyimser oluyorum. Ziyaretimizin sonunda Julian kışkırtıcı bir şekilde yumruğunu kaldırdığında, « bana cesaret veriyorsun » demiştim. Sydney'deki en sevdiğimiz kafede David'e « beni gururlandırıyorsun » diye itirafta bulunmuştum.

Onların cesareti, umutsuzluğa kapılabilecek birçoğumuzun direnişin gerçek anlamını daha iyi kavramasını sağladı. Bu, kendi insanlarımızın, vicdanlarımızın, kendi itibarımızın ele geçirilmesine engel olmak istiyorsak hepimizin paylaştığı bir direniştir. Eğer özgürlük ve ahlakı konformizm ve suç ortaklığına tercih ediyorsak, bu hepimizin paylaştığı bir direniştir. Bu yolda, hepimiz Spartaküs'üz.

Spartaküs, MÖ 71-73'te Roma'nın isyancı kölelerinin lideriydi. Kirk Douglas'ın başrol oynadığı Spartacus filminde, Romalıların Spartaküs'ün adamlarından affedilmeleri karşılığında liderlerinin kimliğini ifşa etmelerini istedikleri heyecan verici bir an vardır. Bunun yerine yüzlerce yoldaşı ayağa kalkar, yumruklarını havaya kaldırarak dayanışma içinde « Ben Spartaküs'üm » diye bağırır. İsyan sürmektedir.

Julian ve David Spartaküs'tür. Filistinliler Spartaküs'tür. Sokakları bayraklarla, ilkelerle ve dayanışmayla dolduran insanlar Spartaküs'tür. Eğer istersek hepimiz Spartaküs'üz.

John PİLGER

John Pilger, İngiltere’nin en itibarlı gazetecilik ödülünü iki kez kazandı ve Yılın Uluslararası Muhabiri, Yılın Muhabiri ve Yılın Editörü seçildi. 61 belgesel film çekti ve Emmy, BAFTA ve Royal Television Society Ödülü'nü kazandı. Cambodia Year Zero adlı filmi 20. yüzyılın en önemli on filminden biri olarak kabul ediliyor. Consortium News'den 2023 Gary Webb Ödülü'nü kazandı. Kendisine www.johnpilger.com sitesinden ve X’te @johnpilger adresinden ulaşılabilir.

(www.investigaction.net sitesinde 15 Kasım 2023 tarihinde John PİLGER imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/nous-sommes-spartacus/)

[1] Düzeltme: McCarthy, Amerika Birleşik Devletleri Senatosu'nda Hükümet Operasyonları Komitesi ve Daimi Soruşturma Alt Komitesi Başkanı olarak görev yaptı.