Skip to main content

HTŞ Suriye’de Filistin davasını nasıl sessizce tasfiye ediyor?

Ahmed eş-Şara'nın yönetiminde Suriye'nin yeni İslamcı liderliği, Filistinli grupları sistematik bir şekilde dışlıyor, ABD destekli Filistin Ulusal Yönetimi'ni kayırıyor, İran bağlantılı grupları dağıtıyor ve mülteci dinamiğini, Filistin direnişini etkisiz hale getirmeyi amaçlayan ABD destekli daha geniş kapsamlı bir strateji doğrultusunda yeniden şekillendiriyor.

Suriye hükümetinin 8 Aralık'ta devrilmesinden bu yana, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni geçici yönetimin yönelimi giderek daha da netleşiyor. Siyasi, askeri ve hukuki açıdan Şam artık Washington'un Filistin davasını tasfiye etmeye yönelik uzun zamandır benimsediği vizyonla aynı çizgiye gelmiş görünüyor.

Bu aynı eksene geliş üç ana cephede şekilleniyor: Birincisi, Filistin Ulusal Yönetimi (FUY), Hamas, Filistin İslami Cihat Örgütü (FİCÖ) gibi direniş grupları ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nden (FKÖ) ortaya çıkan diğer gruplar. İkincisi, özellikle bölgedeki Filistinli mültecilere yardım etmekle görevli Birleşmiş Milletler Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), üçüncüsü ise Filistinli mültecilerin ve yerinden edilmiş Suriyelilerin barındığı kamplar.

Bu gelişmeyi iki olay ön plana çıkarıyor. Birincisi, Türkiye ve Lübnan, Suriye belgelerine sahip Filistinlilerin, Suriye vatandaşlarıyla aynı koşullarda Suriye'ye dönmelerini engelledi. İkincisi, ABD medyası, Washington ile Şam arasında, özellikle bu yılın başlarında Suriyeli askeri mühendis ve biliminsanlarına yönelik katliamların ardından yaptırımların hafifletilmesi veya daha geniş kapsamlı bir siyasi anlaşma karşılığında, Suriye'nin Gazze'den yerinden edilmiş on binlerce kişiyi kabul etme olasılığı konusunda görüşmelerin varlığını ortaya koydu.

1. Cephe: FUY ve direniş grupları

Yeni yönetime geçişin üzerinden dört aydan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen bir şey açıklığa kavuştu: Eski El Kaide lideri, şimdiki Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Hamas'a mesafeli duruyor. Hamas'ın yurtdışındaki siyasi büro şefi Halid Meşal'in Şam'ı ziyaret etmesi yönündeki ısrarlı taleplerine rağmen, geçici yönetim yetkilileri İsrail veya ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınmak amacıyla bu ziyareti sürekli olarak erteliyor.

Suriye'nin bu yeni tutumu, Filistin halkına karşı devam eden soykırımın ve işgal devletinin İslami direnişi ortadan kaldırma hedefine en yoğun şekilde odaklandığı bir dönemde ortaya çıkıyor.

The Cradle, Hamas ile yeni yönetim arasındaki iletişimin büyük ölçüde Türklerin aracılığıyla sağlandığını öğrendi. Ankara'nın, Hamas'a bağlı bazı askeri yetkililerin, Ahmed eş-Şara'nın Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) militanlarının kalesi olan İdlib'e taşınmasına aracılık ettiği bildiriliyor.

Öte yandan, Ocak ayında Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa ile görüşen Ahmed eş-Şara, Şam'daki FUY diplomatik misyonuyla resmi olarak iletişim kanalları açtı ve FUY’u Filistin halkının resmi temsilcisi olarak tanıdı.

Ziyarette bulunan heyette, eski Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad döneminde Fetih karşıtı grupların elinde bulunan mülkleri geri almak için gelen Mahmud Abbas'ın oğlu da dahil olmak üzere, Fetih ve FKÖ'nün üst düzey yetkilileri de yer aldı.

Esad hükümetinin devrildiği gece, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi - Genel Komutanlık (FHKC-GK) Genel Sekreteri Talal Naci ile Filistin Kurtuluş Ordusu’nun (FKO) Başkomutanı Ekrem er-Rifai, Filistin Ulusal Yönetimi Büyükelçiliğine sığındı. Filistin Büyükelçisi Samir el-Rifai'nin, kendilerine sığınma hakkı tanıması nedeniyle Abbas tarafından sert bir şekilde uyarıldığı bildirildi. Diğer grup liderleri ise evlerinde kaldı.

HTŞ güçlerinin Şam'a girişinden bir gün sonra Filistinli grupların ofisleri birer birer kapatıldı . Fetih el-İntifada, Baas yanlısı El-Saika hareketi ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık'a ait olan ofisler kapatıldı, örgüt elemanlarının silahlarına, araçlarına ve gayrimenkullerine el konuldu.

Suriye savaşında düşük profilli bir duruş sergileyen Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FDHKC) gözetim altında da olsa faaliyetlerine devam etmesine izin verildi.

11-12 Aralık tarihlerinde, bazı Filistinli grupların liderleri, FKO lideri Rifai'nin katılımıyla Filistin Büyükelçiliği'nde geleceklerini görüşmek üzere bir araya geldi. Suriye Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Ahmed eş-Şara ile resmi bir görüşme ayarlamaya çalıştılar. Bunun yerine, adının Basil Eyüp olduğu tespit edilen bir HTŞ elçisi büyükelçiliğe geldi ve gayrimenkul, banka mevduatları, araçlar ve silahlar da dahil olmak üzere gruba ait tüm varlıkların tam olarak açıklanmasını talep etti. Tam bir envanter çıkarılıncaya kadar siyasi bir taahhütte bulunulmasının mümkün olmayacağını söyledi.

Filistinli gruplar, varlıklarının yasal yollarla elde edildiğini ve Suriye'nin yeni durumuna uygun olarak faaliyetlerini sadece siyasi etkinlikler ve medya faaliyetleriyle sınırlamaya hazır olduklarını belirten bir mektup yazarak bu talebe uydular. Ahmed eş-Şara'ya yazılan mektubun başına ne geldiği ve onun buna ne cevap verdiği bilinmiyor.

Kafa Kesme Kampanyası: Tutuklamalar, el Koymalar ve hesaplaşmalar

Bunun ardından Suriye'deki Filistinli grupların yapılanmalarının sistematik bir şekilde ortadan kaldırılması süreci başladı.

Şubat ayının başlarında Fetih el-İntifada Genel Sekreteri Ebu Hazım Ziad es-Sağir evinde tutuklandı. Saatler süren sorgulama ve İran Devrim Muhafızları Ordusu'yla (İDMO) bağlantılarını ortaya koyan belgelerin bulunduğu iddia edilen ofisine yapılan baskının ardından serbest bırakıldı.

Sağir bir hafta sonra yeniden tutuklandı ve Abbasi Stadyumu'nun arkasındaki yeni bir gözaltı merkezinde tutuldu. Serbest bırakılması ve Lübnan'a sınır dışı edilmesi karşılığında 500.000 dolar ödenmesi şeklinde mali bir anlaşmaya varıldı. Komitenin talebi üzerine hareketin Merkez Komitesi, Sağir'in görevine son verildiğini ve hareketten ihraç edildiğini bildiren bir açıklama yayınladı. Ancak Sağir, Lübnan'dan buna karşı bir açıklama yaparak hareketin genel sekreterliğini oraya taşıdığını ve kendisini görevden alma kararını verenleri ihraç ettiğini duyurdu.

Filistinli Baasçı El-Saika'nın durumu da bundan daha iyi değil. Örgütün Genel Sekreteri Muhammed Kays sorguya çekildi ve grubun mal varlığına el konuldu. Yermuk Savaşı'nda komutanlık yapmadığı ve bu nedenle daha ağır cezalar almaktan kurtulduğu halde, HTŞ, tüm resmi belgelerden « Baas » ifadesinin kaldırılmasını emretti. İşgal altındaki topraklarda kısa sürede Kays'ı « rejimin kalıntısı » olarak kınayan bir bildiri yayınlandı. Bu durum, giderek büyüyen bir iç bölünmeye işaret ediyordu.

HTŞ ayrıca, Genel Sekreteri Talal Naci'nin ev hapsine alınması ve defalarca sorgulanmasıyla sonuçlanan FHKC-GK'ya da sert bir şekilde baskı uyguladı. Grubun tüm ofislerine, araçlarına ve silahlarına el konuldu, karargahları kapatıldı ve üyeleri dövüldü ve aşağılandı. El-Kudüs Radyo adlı radyo istasyonlarına el konulurken, harekete ait Ümeyye Hastanesi’nin sırada olduğu düşünülüyor.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içindeki sol görüşlü bir grup olan Filistin Halk Mücadele Cephesi'nden (FHMC) ayrılan « Nidal Cephesi », HTŞ’nin en çok tartışılan ilişkisi oldu. Olayların başlangıcında Halid Meşal, Cephe Genel Sekreteri Halid Abdülmecid'e arabuluculuk yapmış, onu ve örgütünü korumuştur. Ancak Şubat ayında Abdülmecid Birleşik Arap Emirlikleri'ne kaçtı.

Abdülmecid’e ait eve ve özel şahıslara olduğu düşünülen araçlarına el konuldu ve 50 milyon Suriye Lirası (5.000 dolardan az) değerindeki mal varlığına da el konuldu. HTŞ tarafından istifaya zorlanan Abdülmecid, yetkilerini Şam ve Beyrut'ta faaliyet gösteren merkez komitesine devretti.

Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) şimdiye kadar bu tasfiyelerin en ağır darbelerinden kurtuldu ve Suriye’deki yeni yönetim, belki de örgütün İran veya Hizbullah ile hiçbir bağı olmadığı için örgütün ofislerine ve araçlarına dokunmadı. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC – FHKC-GK'den farklı) Şam'ın Taliani semtindeki ana ofisi açık ancak aktif değil, diğer ofisleri ise kapalı.

7 Ekim 2023'ten bu yana savaşçıları Gazze'de İsrail'e karşı ön saflarda bulunan İslami Cihad, şu anda Suriye'deki ofisinde kalmaya devam ediyor. Grubun temsilcisi sorguya çağrılmadı ancak İsrail, grubun genel sekreteri Ziad el-Nakala'nın kullandığı daireyi bombaladı.

Öte yandan Şam'ın HTŞ'nin eline geçtiği gece, Filistin İslami Cihad ordusunun kilit isimleri Bağdat'a taşındı. Suriye'deki faaliyetlerinin büyük ölçüde Güney Lübnan'daki çatışmalarda hayatını kaybeden askerler için yalnızca Filistinli mülteci kamplarında olmak üzere cenaze törenleri düzenlemekle sınırlı olduğu anlaşılıyor.

Şam'daki Yermuk kampı, Şubat ayının ilk günlerinde, özellikle rejim yanlısı örgütlerin merkezlerinin kapatılması ve kamp sakinlerinin tutuklanıp öldürülmesinde rol oynayanların hesap vermesi talebiyle düzenlenen bir dizi protesto gösterisine sahne olmuştu. Olaylar, gençlerin ve çocukların havai fişek atarak, Filistinli İslami Cihad’ın Kudüs Tugayları karargahını ateşe verme girişimine kadar vardı. Bu arada, El Saika Tugayları'nın El-Aidin kampındaki bürolarının yeniden açılması kararını protesto etmek için bir başka gösteri düzenlendi.

2. Cephe: Suriye'deki Filistinli mülteci kampları

Siyasi gruplara yönelik baskılar, Suriye'deki Filistin kamplarında bir liderlik boşluğunun oluşmasına neden oldu. Zaten kötü olan yaşam koşulları daha da kötüleşti. Şubat ayı başlarında, Filistin Ulusal Yönetimi heyetinin ziyareti ve Suriye hükümetinin Ramallah'ın otoritesini resmen tanımasının ardından, İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'daki Cenin kampına yönelik acımasız saldırılarına karşı birçok kampta protesto gösterisi patlak verdi. Birçok kişi bu değişikliğin mültecilerin kalıcı olarak yerleştirilmesi planlarını yavaşlatmasından endişe ediyordu. Aynı zamanda bölge sakinleri, kendini cumhurbaşkanı ilan eden Ahmed eş-Şara'ya destek amacıyla düzenlenen halk toplantılarına katılmaya zorlandıklarını söylüyor.

24 Şubat'ta Dera Toplum Geliştirme Komitesi, hizmet sunumunu iyileştirme bahanesiyle kamp sakinlerinden ayrıntılı kişisel veriler toplamaya başladı. Benzer bir sayımı birkaç gün önce Jaramana'da da başlatılmıştı ancak bu çabaların amacı ve fon sağlayıcıları henüz belirsizliğini koruyor.

Hamas işte bu boşluğun içine girdi. Hamas, Filistin Kalkınma Örgütü gibi kendisine bağlı kuruluşlar üzerinden, çoğunlukla HTŞ'ye yerleşmiş ajanlar aracılığıyla gıda ve maddi yardım dağıtmaya başladı. Bu çaba, FİCÖ tarafından daha önce sunulan ulaşım, ortak mutfaklar ve tıbbi destek gibi hizmetlerin aksaması üzerine gelişti. Hatta Yermuk'taki Filistin-İran Dostluk Derneği'nin merkezi bile HTŞ unsurları tarafından ele geçirilerek başka bir amaç için kullanılmaya başlandı.

Jafra Vakfı ve Filistin Kızılhaçı gibi diğer aktörler ise önemli kısıtlamalara rağmen faaliyetlerini sürdürüyor. Özellikle yerel ekonominin çökmeye devam etmesi nedeniyle, çabaları talebi karşılamada yetersiz kaldı. Mültecilerin çoğu kayıt dışı işlerde çalışıyor ve ekonominin büyük bir kısmı felç olduğu için günlük hayat gün geçtikçe daha da zorlaşıyor.

Türkiye'nin arabuluculuğunda iletilen çözüm önerisi oldukça kaygı vericidir. Buna göre Suriye'deki Filistinlilere üç seçenek sunulacak: Suriye vatandaşlığına geçme, elçiliğin denetimi altında Filistin Ulusal Yönetimi'ne bağlı yeni bir « topluluğa » entegre olma veya yıllık ikamet izninin yenilenmesiyle bir konsolosluk sınıflandırması. Dördüncü örtük seçenek ise, ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra Filistinlilerin başına gelenlere benzer şekilde yerinden edilmedir.

3. Cephe: kenara itilmiş ve zayıflatılmış bir UNRWA

Suriye'deki yeni yönetim UNRWA'yı açıkça hedef almamış olsa da, onunla işbirliği yapmaktan kaçınması bize çok şey anlatıyor. UNRWA artık Suriye'deki Filistin işlerinden sorumlu birincil kurum olarak kabul edilmiyor.

Han Eşiye kampında yeni yönetimle birlikte çalışan yerel komite, Şam Valiliği'nden kampın altyapısını onarmak için bir belediye planı hazırlamasını istedi. Bunun anlamı açıktır: Suriye yönetimi, Ürdün modelini izleyerek UNRWA kampının yönetimini devralmaya hazırlanıyor.

Öte yandan Göç ve Pasaport Dairesi, Ocak ayında Filistinli mültecilere yeniden seyahat belgesi düzenlemeye başladı. Bu bürokratik hamle, yeni hükümetin denetimi yeniden sağlama niyetini ortaya koydu. Hemen hemen aynı dönemde Şam'daki Filistinli Arap Mülteciler Derneği de emekli mültecilere yapılan emeklilik ödemelerini aksattığı bildirilen bir hırsızlık olayının ardından faaliyetlerini askıya aldı.

Sınırlı kaynaklara rağmen Hamas ve Filistin İslami Cihad Örgütü’nü işgalci devlet için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Yedioth Ahronoth gazetesinin son haberinde, her iki grubun da Suriye'de askeri kapasitelerini yeniden inşa etmeye çalıştıkları, işgal altındaki Golan Tepeleri ve kuzey Celile yakınlarındaki yerleşim yerlerini hedef alma niyetinde oldukları iddia edildi. Haberde, Şam'ın güneyinde herhangi bir askeri hareketliliğe ilişkin bilgi yer almazken, operasyonel planlamanın devam ettiği uyarısında bulunuldu.

Ahmed eş-Şara'nın ve Şam'daki yeni rejimin davranışları dikkatlice incelendiğinde, İsraillilerin iddia ettiği gibi bu iki örgütün faaliyetlerinin ortadan kalktığı yönünde herhangi bir bulguya rastlanmıyor. Bunlar, Amerikalılarla yapılacak « büyük pazarlık » öncesinde alınan geçici tedbirlerdir. Bu pazarlıkların hükümlerinden biri de Filistinlilerin resmi ve halk nezdinde statü kazanması olacaktır. Ülkede kaos yaşanmadığı takdirde beklenen sonuçlardan biri de İsrail'in, Filistinlileri sınırdan uzaklaştırma bahanesiyle karadan açık bir müdahale yapması olacaktır.

Özgün Kaynak : The Cradle

(İnvestig’action sitesinde 10 Nisan 2025 tarihinde yayınlanan Fransızca makaleden Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/comment-hts-en-syrie-demantele-discretement-la-cause-palestinienne/ )