Sfax yollarında

  Açlığın ortasında yine yaşamı sürdürme umudu verecek yeni bir galaksi için sefere çıktık: Sfax. Boyuttan boyuta dönüşüyor duyumsadığımız gerçeklik. Çok bildik bir tavırla 'her şey bizim irademize' bağlı, bizim denetimimizde dediğim anda önümüze dikilen engel denizi aniden ikiye yarılıyor sanki. Açılan gedikten koskoca kara bir dumana gizlenmiş sayısız sayıda balık yüzmeden üzerimize üzerimize yürüyor. Ellerimizle bir sağa bir sola kavuşturuyoruz mevcut durumun çaresizliğini...

 

Sıklıkla kullanılan Souk Aras yerine, daha kestirme olur diye yöneldiğimiz güneyindeki Bou Chebka sınır kapısı bizim gelmemizle birlikte hareketleniyor. Daha önce hiç yabancı görmemiş gibiler. Gümrük görevlileri, polisler Türk pasaportlarını görünce şaşırıyorlar. 

 
 

Ay yıldızlı belgeler karşısındaki resmi tepki Tunus tarafında daha da artıyor. Pasaportları önce birbirilerine, daha sonra içerideki amirlerine gösterip, güzide vatanlarında ne yapacağımızı, ne aradığımızı soruyorlar. Harçlık ister halleri var ama rollerini tam da oynayamıyor gibiler.

‘Sizi gidi kıt akıllı yavşaklar, ülkenizde cirit atan, mağrip’te Tunus’u merkez istasyon olarak kullanan Mossad ajanlarını avlamaya geldik len’ diyeceğim ama fazlasıyla gecikmiş olduğumuzdan çizmeli kedinin altı numaralı masum bakışını takınıp kısa ve öz yanıtlar vermekle yetiniyorum. Tunus tarafında yol kenarında gördüğümüz Free Shop kılıklı dükkanın aslında taşra bakkalı bozması bir ‘Stop Shop’ olduğunu içine girince daha iyi anlıyoruz. Mercimekten çömlek dümbeleğe, Arap sabunundan helvaya kadar her şey var ama normal bir Free Shop’ta bulmamız gerekenler yok!

Gereksiz bir ısrar nedeniyle geç yola koyulmuşuz, Sovyet yapımı ağır bombardıman uçaklarının konuşlandığı Oum El Bouaghi hava üssünü geçtikten sonra ormanlık alanda, doğu Cezayir’in en acımasız jandarma birliğinin pususuna düşmüşüz, belgelerimizi kaptırmışız, yüzümüze dahi bakmaktan kaçınan uzun boylu yeşil bir suratsızı adım başı izlemişiz, bir saate yakın bekletilmişiz, yerlilerin gündüz dahi kullanmaktan çekindiği kaçakçıların, her iki tarafta da zırhlı devriyelerin cirit attığı güvenliksiz bir bölgede akşam zifiri karanlığa kalmışız, hal bulup derdimizi anlatmaya çalışsak anlamayacaklar.  

Tunus’taki Kasserine vilayetini aştıktan sonra turistik ilçesi Sbeitla’da konaklıyoruz. Otel küçük, temiz ve tenha.

Bugün beni aradın ama arayüzde istediğimiz sözcükleri konuşamadık. Gökyüzü yıldız dolu. Gözlerini gözlerime yaslayamasam da inançla kafamı yukarıya çeviriyorum.

Koşarken, kaçarken, giderken, tarlada, bahçede, sınır boylarında seni hep yanımda taşıyorum.

Çünkü sen gökyüzüsün. Yıldızlarla dopdolu bir gökyüzü. Karanlık çökerken köşe bucağa, sen daha çok ışık saçıyorsun.

Yorgunluk filan vız geliyor. Anayoldan süzülen yorgun araç sesleri odanın kıyısında gezinirken uyanıyorum. Sabahın köründe koşarak çevreyi geziyorum. Önceki gece ilçenin girişine dizilmiş çöp şişçilerin bulunduğu yerden bir beş kilometre kadar kuzeye yönelip geri dönüyorum. Kentin çevresinde meyve bahçeleri ve zeytin ağaçları var. Dönüş yolunda kısa bir bahar yağmuru tanıdık kokuları üretiyor.

Yedi Abdullah’ın (Abdullah İbn az-Zubayr, Abdullah ibn Abbas, Abdullah ibn Omar, Abdullah ibn Masud, Abdullah ibn Amr ibn al-as, Abdullah ibn Djafar ibn Abi Talib ve Abdullah ibn Saad inb Sarh)  komutası altındaki Müslüman Araplar, kuzey Afrika’nın fethi sırasında, Patrik Greguvar’ı burada yenerek 647 yılında bölgenin tarihinde yeni bir sayfa açmışlar.

Eski Sufetula kentini Flavius hanedanının öncüsü, Romalı İmparator Caesar Vespasianus Augustus kurmuş. Kentin girişinde oldukça güzel düzenlenmiş, tiyatrosu ve zafer takının bulunduğu doğu kapısıyla birlikte antik kent gezilebilir. Sbeitla’daki küçük antik tiyatroda her yıl bir uluslararası festival düzenleniyormuş. Bu yıl üçüncüsü yapılan festival kapsamında düzenlenen ve Semmema dağında kutlanan Çoban Bayramı (Nisan sonu), yakınlardaki Chambi dağında gerçekleşen terörist saldırılar nedeniyle gergin geçmiş.

Resepsiyondaki şirin genç kız bize yardımcı oluyor. Türk olduğumu öğrenince yüzü aydınlanıyor. Yoğurt, kek ve sütlü kahveden oluşan sıra dışı bir kahvaltı yapıyorum.

Yolumuza koyulup Tunus’un ikinci büyük kenti Sfax’a yöneliyoruz. Doğuya doğru ilerleyip ülkenin iç taraflarına girdikçe trafik artıyor. Numidya kralı Syphax’ın kenti. Şehir daha sonra Roma devrinde Taparura adını almış. İkinci Dünya Savaşı sırasında Mihver Ülkelerinin işgali altındayken müttefikler tarafından defalarca bombalanmış. Alman General Romel’in denetimindeymiş o dönemde buralar.

Kente yaklaştıkça yol, araları on beş metreye kadar varan sıralarla dikilmiş zeytin ve badem ağaçları arasından gidiyor. Bademler mevsim itibariyle can çekişiyor gibi görünse de yer yer damlama sistemle sulanan yaşlı zeytin ağaçları çok sağlıklı görünüyor. Altı milyon zeytin ağacıyla beş milyon badem ağacının uçsuz bucaksız araziye yayılan kardeşliği. Ülkedeki zeytinyağı üretiminin %40’na yakını yaklaşık iki yüz bin tonla bu diyarda gerçekleştiriliyor. Bölgede hayvancılık da oldukça gelişmiş durumda. Sfax merkezinde balıkçılık da ayrı bir gelir kaynağı oluşturuyor. Bölgede avlanan balığın yarısı yurtdışına ithal ediliyor.            

Biz zaman bulamasak da kentte gezilecek yerler arasında Sfax arkeoloji müzesini saymamız gerekiyor. Belediye binasının giriş katında yer alan müzede başta Thanae olmak üzere, kentin yakın çevresindeki antik şehirlerdeki tarihöncesi, roma ve İslami devirlere ait eserler sergileniyor. Endülüs tarzı bir sarayda bulunan Dar Jellouli Müzesinde ise bölgesel sanatlar ve halk gelenekleri sergileniyor. Kentteki önemli yapılardan belediye tiyatrosu ve Ramdane Sarayı İkinci Dünya Savaşı sırasındaki müttefik bombardımanlarında yerle bir olmuş.

Eski şehrin yer aldığı Medina’ya yeni şehre bakan kapısından dalıp kısa bir tur atıyoruz. Kapı tokmakları, daracık sokaklar arasından geçip yeniden dışarıya sıyrılıyoruz. Hava rutubetli ve sıcak. Sfax Constantine’e göre oldukça modern bir şehir. Binaları, caddeleri, insanları…

Asıl geliş amacımıza ulaşamadan öğleden sonra dönüşe geçiyoruz. Aracı sınıra kadar Münir kullanıyor. Tunus tarafından cam şişede zeytinyağı ve her birinin ağırlığı yirmi kiloya ulaşan devasa balkabakları alıyoruz.  

Cezayir sınırından sonra derin bir nefes alıp ben geçiyorum ön koltuğa. Elim bir mp3 player’de, bir viteste karanlıkta hızlandıkça hızlanıyoruz.

Hiçbir şey umurumda değil, durma ve beni yerle bir et!

Sen yaptığın sürece bunun hiç önemi yok.

Çünkü gökyüzünde, yıldızlarla donanmış gökyüzünde

Sanki seni görüyorum, sanki seni görüyorum.

gökyüzü, sen; yerle bir ay ışığının dönüştürdüğü gümüşi asfaltta yer değiştiren düşünceler. 

Tunus’ta yakıt fiyatı Cezayir’in üç buçuk katı. Sınır boyu yoğun bir kaçakçılık süregidiyor. Cezayir devleti çözüm olarak sınıra yakın yerleşimlerdeki benzincileri kapatmakta bulmuş. Biz gecenin bir yarısına doğru mahsur kalıyor gibi oluyoruz. Kiralık aracın yakıt şamandırası aşırı hızımıza dayanamadığından en alt düzeyde takılı kalmış durumda. En yakın benzinciyi sorduğumuz jandarma timi pasaportlarımızdaki vizeye takılınca, yorgunluğun da etkisiyle tavrımız değişmeye başlıyor. Gecenin bu saatinde bize güvenlik nedeniyle eskort vermekten söz etmeye başladıkları sırada, arabadan inip iyice kızmaya başlıyoruz. Durumu anlayıp salıveriyorlar hemen.

İlk yerleşim yerinde bulduğumuz ilk çöp şişçi ne yapıp edip pet şişede benzin bulup getiriveriyor.

Böyle olacağı sanki daha ilk başından belliydi. Hani o çölde serap gördüğümü söyleyerek senden yanıt dilendiğim anlarda. Yeni cümleler kurduğumu sanarken, iki satır arasında çoktan elimden uçup kaydın gittin.

Kaybetmeyi ezberledim ama bir türlü öğrenemedim.

Tam bitti artık, bu son dediğim yerde, sen taşı yeniden aşağıya yuvarlayıp yeniden başlatansın.

En içerimde, önceki derin yaraları bastıran, daima açık incecik bir sıyrık.

Yankısız bir yankı oldu şimdi acım.  

 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.