Koşarak Guerzi'den El Khroub'a

 Yirmi metre önümde gözüme kestirdiğim koşucuyu son düzlükte aşmak üzere gücümü toplayıp hızlanıyorum ve onu geçmeyi başarıyorum. Ne kadar önemli bir şey değil mi? Şampiyonluk gibi bir şey. Cezayir’in dört bir yanından ilçeye toplanmış aralarında asker, öğrenci, genç, milli birçok deneyimli elli tane koşucu tarafından geçilmişim. İnsanoğlunun en sevmediğim yönü bu: şükretmek ve içinde bulunduğu mevcut duruma hep gerekçeler bulmak. Panayır yerine dönmüş varış noktasında beni izlemeye gelen arkadaşlar hemen çevremde toplanıyor: Cambaz Oualid (iletişim becerisinden ötürü), CIA Hamza (daha önce Amerikalılarla çalıştığı için), İlkeli Cemal (ramazanda çay vermeyi reddettiği için çaycılıktan şoförlüğe terfi eden) ve elinden telefonunu hiç düşürmeyen Prenses Sihem (she’s got everything she needs)… Her sabahın köründe deliler gibi koşup da birinci olamadığım için benimle dalga geçiyor birbirinden kaçırdıkları gözleri.

Oysa doğada her şeye gerekçe bulmakta hiç zorluk çekmeyen yüzsüzlük şampiyonu bir varlık türü olarak, yaşamımızdaki bir sürü dönemece ve sürprize bulduğumuz gibi buna da hemen bir kılıf uydurmak kolay.

Öyle uzun uzadıya hazırlık programı filan yapmadan, haftada yetmiş kilometre ortalamayla devam ederken, zayıf ve tek düze beslenirken (al sana bir bahane daha), birden bire katıldığım yarı maratonda bedenimin afallayacağını sanıyordum ama öyle olmadı. Hazırlıksız olmama karşın yine de iyi koştum. Çayır, çimen, yol kenarında bekleyen araçların içerisindekileri sayayım filan derken bitiriverdim gitti bu koşuyu.  

Koşarken kronometreyi yanlışlıkla durdurduğum için derecemi hemen öğrenemiyorum. Belediyenin kültür ve spor örgütü olan OSCULT’ten gelen arkadaş Cezayir Televizyonu ENTV’den röportaj yapacaklarını söylüyor. Varış yerinin tam karşısında, Cezayir Atletizm Federasyonu yetkililerinin karargah olarak kullandığı belediyeye ait küçük binanın arkasındaki park yerinde, katılımcı göğüs numaralarımız geri toplanarak dağıtılan içme suyu ve  meyve suyunu ve Bachir Chihani tişörtünü aldıktan sonra kameranın karşısına geçiyorum. Kaderde bu da varmış. İlk Türk katılımcı olarak Cezayirli kardeşlerimle Şehit Chihani adına koşmaktan onur duyduğumu söylüyorum. Cezayir kurtuluşunun yirmi altı yaşındaki genç ALN komutanını anmak için yarı maratona katıldığımı kameraya anlatırken, aynı zamanda daha yakın zamanda verdiğimiz kayıplar için neler yapabileceğimizi düşünüyorum.

Uyaroğlu Fransız sömürgecilerin “güzel yüzlü asi” adını verdikleri Si Mesut kod adlı Beşir Şihani  22 Nisan 1929’da Konstantin’in El Khroub ilçesinde dünyaya gelmiş. Çok genç yaşta, “yerliler okulu” olarak da tanınan Jules Ferry Lisesi’nde  1946’da M.T.L.D. saflarında mücadeleye katılmış. Kısa süre sonra ‘Si Tahir’ takma adıyla OS (Organisation Spéciale – Özel Örgüt)’ye katılmış. Mücadele yaşamı boyunca Konstantin, Telegma, Batna, Kenşela, Aflu ve Beşar kentlerinde görev almış.  

Ouled Rahmoune’dan jandarma kontrol noktasını aştıktan sonraki hafif rampada sıkıntı başlıyor. Halbuki daha en az on kilometre var. Cezayir’in sosyalizme yöneldiği dönem yıllarının deneme çiftliği, şimdinin sarı kubbeli camili küçük köyünden sonraki rampada iyice tempo yitiriyorum. Gözüme kestirdiğim adamla aram açılıyor ama bu kez yarışı bırakıp yere sere serpe uzanan iki genci görünce moralim yerine geliyor. Bacaklarım yine uyuşuyor. Bedenime yön veren beynim, dün akşam gelen yüreklendirici mesajları, yanımdan tay gibi sekip geçen –biri çok güzel- üç genç kız koşucuyu, sağ başparmak eklemimdeki sızıyı filan hiç söz konusu etmiyor. Onun da tek derdi varsa yoksa bir an önce sağ salim yarışı bitirmek, daha sonrasında ise ertelenmiş gündelik sorunlara yoğunlaşmak.

Başkent Alger’de Ağustos 1954’te ılımlıların düzenlediği kongreye katılarak Abbas Lagrur ile birlikte silahlı mücadele çağrıları yapar ama bu çabası sonuç vermez. Akrabalarının katkısıyla Telegma’daki Fransız kışlasını, silah temininde ve Cezayir-Tunus sınırındaki isyansı gruplarla temas kurmak için gerçek bir karargah olarak kullanır.

1 Kasım 1954’te Ben Bulaid’in Ores Dağlarındaki başyardımcısıdır. Bulaid 12 Şubat 1955’te Libya sınırında yakalandığında Ores’lerdeki ALN güçlerinin başına geçer.    

Tunus sınırındaki Suk Aras bölgesinde, Suf’ta Nememşas çatışmalarına katılır ve 1945’te birlikte mücadele ettiği Abdülhamit Benzin aracılığıyla PCA (Cezayir Komünist Partisi) militanlarıyla temas kurar. 

Meddour Azoui, Mustafa Boucetta gibi diğer direniş önderleriyle birlikte, Ores Dağlarında ALN gerillalarını sıkıştırmak isteyen Fransız Generalleri Parlange ve Ducourneau’nun planlarını boşa çıkarır.

Beşir Chihani, 23 Ekim 1955’te Abbas Laghrour ve Adjoul Adjoul adlı iki yardımcısı tarafından boğazı kesilerek öldürülür. Muhtemelen sömürgecilerin yaydığı bir sürüme göre eşcinsel eğilimleri İslami açıdan uygun bulunmadığı için, kimileri ve resmi yoruma göre ise o sıralarda yakalanan ALN bölge Komutanı Mustafa Ben Bulait’in yerine gerillayı toparlamaması için Fransızların komplosuyla infaz edilmiştir.

Sevgili şoför Nebil konuşmamış olsa ben yanlış anladım diyeceğim ama öyle olmadı. Yarış öncesi Cuma Khroub kapalı salonuna gidip, federasyon yetkililerinin sıcak ilgisi ve şaşkın bakışları altında sahanın kenarına konmuş masada kaydımı yaptırdıktan sonra, Nebil’e start’ın sabah sekizde Guerzi ilçesinden olacağını ve bunun içinde varış noktasından yedi otuzda otobüsler kaldıracaklarını söylüyorlar. O anda fark etmiyorum ama şantiyeye gelince bu zamanlama doğruysa ısınmaya zaman kalmadığını anlıyorum. Yarış sabahı yanlış anlaştığımızı anlıyoruz. Meğerse çıkış saat 09.30, servislerin kalkış saati ise 08.30 imiş. Biz sabahın ayazında 07.20’de dikiliverdik meydana. CIA Hamza’yı şantiyeye geri gönderdim. Oualid ve Sihem’i alıp 10.00’da burada olmak üzere geri gelecek. Tek tük toplanmaya başlayan koşucu arkadaşlarımla sohbet ettikten sonra otobüslere doluşuyoruz. Annaba’dan gelen 60’ındaki koşucu bayan ve güzel kızı ya da belki torunu dikkat çekiyor.

Otobüsler durunca, zaten sıkışmış olan sporcuların hemen hemen tümü Guerzi’nin karşısında yol kenarında çam ağaçlarıyla kaplı tepeye doğru dağılıyorlar. Ağaç bulan ağaca, bulamayan ise açıkta üzerindeki son sıvı ağırlıklardan kurtuluyor. Ben hızımı alamayıp en tepeye kadar tırmanıyorum ve sırttan bir süre ilerledikten sonra ana yola geri iniyorum. Fazla uzaklaşmamakta yarar var çünkü her an start verilebilir.

Geçen sonbaharda Tarsus Yarı Maratonuna hazırlanırken, Cuma günkü uzun koşularımı El Khroub-Ouled Rahmoune arasında git gel koşarak yapmıştım. Khroub’ta Cuma günleri kurulan hayvan pazarına küçük ve büyük baş hayvan taşıyan can çekişen kamyonların tam yanmamış mazot yüklü egzozlarını az solumadım. Ama parkuru tanımak ya da tanımamak bir aşamadan sonra artık çok da önemli olmuyor. Zaten tüm gücümü yitirmişim, elektrik indirici merkezi yanına çıkana kadar hafif rampada bir hayli hız kaybediyorum.  

Muhammet Larbi Madaci, “kumu dönüştürenler” adlı kitabında Chihani’nin infazına ilişkin tanıklıklara yer verir: « 23 Ekim 1955 gecesiydi. Sahraoui Batouche’un komutası altındaki bölge olan Alinas’a doğru yöneldim, diye devam ediyor, Adjoul’un akrabası Bicha (Djoudi). 35 Djounoud’dan oluşan bir birliğin başındaydı. Chihani’nin tutuklandığı haberini veriyorum. Haberi alınca ağlamaya başlıyor. Ona “bunun sırası değil! Adjoul’u öldürmeye gidiyorum, bunu yapmalarına izin veremeyiz. Si Messaoud Ores’lerden değil. Hiçbir aşirete ait değil: kimse onun için kendini feda etmeyecektir. Bunu aklından çıkarma, Bayouche!  Si Mustafa’nın emriyle bizim gözetimiz altına verildi. O bizim misafirimiz sayılır: onu ağırlamalı ve korumalıyız » Bayouche korkar. Bana “benim ölmemi istiyorsun herhalde, Bousenna söylesene bana, benim ölmemi mi istiyorsun? Si Adjoul’a nasıl karşı çıkabilirim ki? Söylesene!” . 23 Ekim şafağı Alinas’taki kayaları ve sivri tepeleri, zamanla sararmış bir fotoğraf gibi ancak aydınlatır. Adjoul, elleri bağlı tutsağı ve eskortu, tutsağa bakmamak için gözlerini dikkatle kaçıran Bayouche tarafından kabul edilirler. Hepsi kararlı adımlarla ilerlerken birden karşılarına Bicha, elindeki tüfeğin namlusunu onlara doğru doğrultur ve “Durun! Si Messoud’un ellerini niye bağladınız?” diye çatalımsı sesiyle bağırır. Chihani, uzaktan, solgun yüzüyle uzaklaşması için kafasını sallar. Bayouche müdahale eder: Bousenna Allah aşkına ateş etme! Si Messaoud’un ölmesi gerekiyor, bırak işlerini yapsınlar. Bicha “Hayır, ateş ederim” diye bağırır. Bicha Adjoul’un hareketlendiğini fark eder. Ona doğru döner ve “Dur!” diye bağırır. Adjoul Amerikan malı karabinasını doğrultur gibi yapar. Bayouche ona engel olur, “Si Adjoul! ‘Ala wadj rabbi”. Adjoul hafifçe geri çekilir, Bayouche bedenini siper edip Adjoul ile Bicha arasına girer, Adjoul’u ufak ufak geri adımlarla yirmi metre kadar uzaklaştırır. Artık gün doğmuştur, ortalık apaydınlıktır. İki tarafta sessizce köşesine çekilir. Stresten ağzı kuruyan Bicha umutsuz bir şekilde, sırta hızla bir hendek kazar, taşlarla koruyucu bir siper duvarı yapar, namlusuna mermi sürüp boylu boyunca uzanır. Bekler; tüm kaslarıyla gergin bir şekilde bekler. Saat sekize doğru savaşçılardan biri ona sigara ve kahve getirir. Zayıf güneş ışınları onu ısıtmaya dahi yetmez. Zaman çok ağır ilerler. Saat 09.30’da Chihani infaz edilir ve elbiseleriyle olduğu gibi gömülür. İçerisinde defter, bıçak, daktilo, Cezayir’in geri kalanı ve yurtdışıyla iletişim notları, talimatlar, bölgeye ilişkin notların bulunduğu çanta ortadan kaybolur ». Fransızların eline geçtiği kesin. Yazar ayrıca 1987’de, Adjoul’a milyonuncu kez Chihani’yi infaz emrinin kimin verdiğini sorar ve aynı kaçamak yanıtı alır: « Mahkeme onu yargıladı ve sonra mahkum etti. »  Bu mahkemeye kimin başkanlık ettiğini sorduğunda ise Adjoul hep hatırlamadığını ve tüm suçun Abbas Laghrour’da olduğunu söylüyor.

Yemyeşil güzelim Ores Dağlarında, cehennemin dibinden gelmiş işkenceci Fransızlara karşı vatanını savunurken Komutan Chihani, genç yaşına karşın çok yetenekli bir önder olduğunu göstermiş ve Fransız Ordusuna karşı birçok etkili askeri operasyon yürütmüştür.

O dönemlerde Fransızların Cezayir Genel Valisi olan Jacques SOUSTELLE’in, “daha yumurtadan çıkmadan devrimi ezme” stratejisini şehit Beşir Şihani başarısızlığa uğratmıştır.   

Konstantin kenti UNESCO’nun Arap sürümü ALESCO kapsamında bu yıl Arap kültürünün başkenti etkinliklerine sahne oluyor. Devlet petrolden elde ettiği geliri “sosyal riski azaltma” projelerini harcayadururken bu kez Konstantin’deki etkinlikler için sadece kent merkezindeki binaların dış cephelerine makyaj yapmakla yetinilmiş, kayda değer bir tarihi bina restorasyonu yapılmamış ve ses ve ışık gösterileri için milyonlarca Dinar bir Fransız şirketine akıtılmış. Devletten ucuz veya bedava konut bekleyen vatandaşlar fırsat buldukça ana arterleri barikatlarla kapatıyor.

Sıralamadaki yerimi dahi öğrenemediğim bu ilginç etkinlikten, Beşir’in umutla gülen yüzünün basılı olduğu Çin malı gri tişört üzerimde, dostlarımla birlikte elimde bir iki video kaydı ve ciğerlerimde tertemiz sümbülü teber ve arpa tarlarının nem kokularıyla ayrılıyorum.

 

Bağımsızlık, özgürlük ve adalet adına ödenen, ödenmeye devam edilen bedelleri, erken yaşta toprağa düşen, gözünü kırpmadan yaşamlarını feda eden genç bedenleri, siz de unutmayın Cezayirli kardeşlerim.   

Devrim şehitleri ölümsüzdür!   

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.