Devlet Terörü

 Yeni kuşak sağcı sosyalist Fransız Ekonomi, Sanayi ve Dijital Ekonomi Bakanı  Emmanuel Macron (macaron değil...), 8 Temmuz 2015 tarihinde Le 1 Hebdo’ya verdiği mülakatta çok büyük laflar etmiş : « Demokrasi her zaman içinde bir tamamlanmamışlık barındırıyor, çünkü kendi kendine dahi yetmiyor. Demokratik süreçte ve işleyişte bir eksiklik var. Fransız politikasında bu eksiklik, Fransız halkının en derininde hiç yok olmasını istemediği bizzat Kralın yüzüdür. Terör dönemi kolektif, duygusal, hayali bir boşluğa neden oldu: Kral artık yok! »

Öyle mi cicim, gözlerim yaşardı… Kralını mı özledin? Kendi kendini yönetme parodisi altında, senin gibi zibidilerin ayrık otları gibi bol yeşerdiği, en gerzek gönüllü kolektif aldatmaca olan burjuva demokrasisinde hangi vitaminin eksik olduğu en sonunda keşfedildi: Louis 2015! Burada sözünü ettiği terör dönemi, 1789 Fransız Devriminde yurttaşların krala ve zevatına karşı halkın uyguladığı adalet, cezalandırma edimidir. Ekmek yerine pasta da bulamayan halkın gerçek çözümü bulmasıdır. 

Devrimci şiddet, devrimci terör, anarşi, vahşilik, canilik diye diye beynimizin en ücra noktasına kadar çizgi filmlerden tut da sanatın (!) ve propagandanın her türlü aracını kullanarak bilinçaltımızı düzdünüz durdunuz. 1789-1795, 1848 devrim, karşıdevrim ve ayaklanma ve 1871 Paris komünü deneyimlerinde, lağım farelerinden daha da kötü koşullarda inim inim inleyen yurttaşların hayatta kalma ve geleceğine müdahale iradesini, Çarın adaletsizliği altında inleyen ve Ekim Devrimiyle kendini ifade etme ve geleceğine sahip çıkma hakkına sahip çıkan Rus Halkının taleplerini, kurtuluş mücadeleleri sırasında halkın kendini savunmak adına devrimci şiddete yönelmeleri terör olacak, bunun yanı sıra devletin bizzat kamuya ait olan aygıtlarla kamu adına halkı katletmesine adalet yerini buldu mu diyeceğiz?

Aslında aklımızda, tam da son yaşadığımız seçim günü sabahında, seçim öncesinde, propaganda döneminde -seçim günü hariç...- Padişaha malzeme vermemek için Kürt milliyetçisi hareket dahil tüm devrimci kamuoyuna silahlı eylemlere ara verme sözü vermiş bir örgüte mensup motorsikletli iki kişinin Balmumcu'da Jandarma Komutanlığı Nizamiyesi önünde, "1972′de gerçekleştirilen ve Mahir Çayan ile 9 arkadaşının ölümüyle sonuçlanan askeri operasyonun komutanı,1973′de Tunceli’nin Çemişgezek ilçesi Vartinik köyü Mirik mezrasında İbrahim Kaypakkaya’nın yaralı olarak yakalandığı operasyonu da yöneten", Susurluk skandalında da adı geçen Fehim Altınbilek'in, yani resmi açıklamaya göre Emekli Albay Oğuz Çetin ve eşinin vurulması olayından hareketle seçim aldatmacası, devlet terörü ve halkın adaleti edimlerinin yakın tarihimizdeki yansımalarının güncel değerlendirmesini yapmak var. Ama günümüzün karmaşık ilişkileri içerisinde günceli -hele de bu site üzerinden- kavramadaki zorluklar nedeniyle, bu tür tartışmaları "içeriden" yapmayı tercih edip, biraz irtifa kazanarak, sıcaklığını yüreğimizde hissettiğimiz 1871 Komününü ele almayı tercih ediyoruz.      

 
Bunun için Komünün Dostları adlı Fransız örgütünün sitesinde okuduğumuz Philippe LEPAULARD imzalı yazıyı aktaralım:

İnsan Cumhuriyetine giden yolda, 1871 Paris Komünü sırasında uygulanan Devlet terörünün öncüsü ve dayanağı Hobbes ve kaleme aldığı Léviathan (1651)’dır. İlk toplum sözleşmelerinden biri olan Leviathan kavramı mutlak güç ve yetkeye sahip devleti anlatmak üzere kullanılır. III ncü Napolyon’un Sedan’da bozguna uğrayıp teslim olmasından sonra duraklama içerisinde olan Fransız kapitalizmin yeniden işleyişi süreci, Prusya hamiliğinde 8 Şubat’ta yapılan Meclis seçiminden sonra gerçekleştirilecektir. Bu seçimin amacı, nihai bir barış anlaşması sözünün gerisinde, bölünmüş haldeki kral taraftarlarının ve muhafazakar cumhuriyetçilerin ayrıcalıklarını yeniden kazandırmaktır. Seçim, kampanyasız, görüşler açıklanmadan, tek turlu çoğunluk yöntemiyle, göçmen işçilerin oy kullanamadığı bir ortamda yapılacaktır.

Egemen sınıfın bu temsiliyet şekli, Devlet aygıtını sınıf hedefleri doğrultusunda hiyerarşi prensibine göre, yani itaat etme zorunluluğu ve ötekine iradesini dayatma prensibine göre uygulanacaktır. Kullandığı yöntem şiddet ve insanın insan tarafından sömürülmesine dayalı ilişkilerin yeniden üretimine yönelik siyasal koşulları sağlamak için merkezi ve birleşik baskı olacaktır. Zenginliklerin birikmesi için birikim, artı değer hedefiyle daha fazla üretim (Marks).

Cumhuriyetin yürütme erkinin başına Thiers’in getirilmesiyle birlikte, mülk sahiplerinden oluşan egemen sınıf siyasal ve ekonomik yani mali iktidarı elinde tutacaktır. Amaç, gerektiğinde güç kullanarak, emekçiyi işgücü olarak kendini satmak zorunda olan bir mala indirgeyerek toplumsal düzeni ayakta tutmaktır (yani 1789’tan beri hiçbir şey değişmemelidir).

THIERS TOPLUMSAL SAVAŞ İLAN EDİYOR

1871’de toplumsal savaş ilan edilir. Savaşın önsözü 9 - 12 Nisan 1834’te Lyon’da sert bir şekilde bastırılan işçi ayaklanmasında yazılmıştır.

15 Nisan’da Paris’teki Transnonain Sokağında, Thiers o zamanlar İçişleri Bakanı iken, Bugeaud’nun birliği bir evin sakinlerini kurşunlar ve yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan on dört kişi katledilir.

1871’de sınıfsal çıkarlar monarşistler, muhafazakar cumhuriyetçiler ve taşralılar arasındaki kutsal ittifakın daha da kenetlenmesine neden olacaktır.

1871’deki barış arzusu Prusya tarafından dayatılan koşulların (yedi yüz seksen bin asker) sonucudur. Belediyeler; konaklama, erzak ihtiyacını karşılama (saman, tahıl), donanım giderleri (giysiler, ayakkabılar), kamulaştırma ve özellikle de doğrudan vergilerin ödeme yükü altında ezilirler.

26 Şubat’ta, kabul edilen barışa ilişkin ön hazırlıklar Meclis tarafından onanır; koşullar aşağılayıcıdır: Alsace ve Lorraine’in kuzeyinin, maden havzasının kaybı, beş milyar altın akçelik tazminatın ödenmesi.

Meclis 15 Şubat’ta, Paris’in kuşatılmasından beri Ulusal Muhafızların hayatta kalmasını sağlayan bir buçuk Franklık mütevazı maaşı da kaldırır; 10 Mart tarihinde, Temmuz 1870’ten beri ödenmeyen kiralar sorununu ele almayı reddeder, savaştan beri sürekli olarak ödemesi ertelenen ticari senetlerin, taksitlerin derhal ödenmesine hükmeder. Her türlü etkinliğin durduğu Paris’te artık para kalmamıştır.

18 Mart’ta, Thiers Prusya’lıları tehdit eden Montmartre’daki topları bulunduğu yerden almak üzere dört bin asker görevlendirir. Bu toplar, Krupp fabrikalarında üretilen toplara ücretsiz sergilenme imkanı tanınan 1867 evrensel sergisi sonrasında, halkın topladığı paralarla satın alınmıştı. 19 Eylül’de Paris Alman birliklerince kuşatılır ve 28 Ocak 1871’deki barış anlaşması gereğince işgalciye topyekün boyun eğmek gerekecektir.

Ulusal « ihanet » hükümetinin başının Şubat ayındaki Avrupa seyahati başarısız olur.

Gerçekte bu seyahatin amacı yakın gelecekte yürütülecek olan sınıfsal savaşı risksiz olarak aşmaktı. Orleansçılar ve meşrutiyetçiler hiçbir konuda mutabık değillerken, Avrupa’daki saray erkanına, enternasyonalist devrimci her türlü söylemin köktenci bir şekilde ortadan kaldırılması, 1815’te selefinin pasif tutumunu tamir etme arzusu içerisinde Kırım Savaşından sonra morali bozulan Çarın desteklenmesi ve monarşinin restorasyonu sözünü vermekti.

YAŞANMIŞ EN AĞIR TOPLUMSAL BASKI

İçişlerinde, Versaylılar, ellerindeki tutsak Auguste Blanqui ile değişim için seçilmiş kurban Paris Başpiskoposu Monsenyör Darboy’ün şahsı üzerinden komünarlar ile bir pazarlık girişiminde bulunacaklardır. Başpiskopos saygıdeğer bir din adamı olmaktan daha çok, fazlasıyla siyasi bir kişiliktir çünkü İmparatorluk döneminde senatörlük yapmış ve galikanizm (Fransa’da kilisenin Vatikan’daki Papa’dan bağımsız bir şekilde gelişimini hedefleyen siyasi ve dini doktrin) taraftarıdır. Ortadan kaybolması, Syllabus’un encyclia (Papa’ya ve tüm piskoposlara yönelik yazılan mektup)’sından sonra yanılmazlığını ilan eden Papa’yla yakınlaşmayı kolaylaştırabilecektir.   

Mutlak acımasızlığın hüküm süreceği XIX ncu yüzyılın en ağır toplumsal baskının önünde artık engel kalmamıştır. Ustası Clausewitz’in tezlerinden hareketle Bismarck, İmparatorluğun Fransa’dan Almanya’ya geçtiğini düşünmektedir. Fransa paramparça olmuş, borçlanmış ve « Jules’lerin Cumhuriyeti » (4 Eylül 1870’te aralarında Jules, Jules Grévy ve Jules Ferry adlı milletvekillerinin de yer aldığı Cumhuriyetçilerin kurduğu IIIncü Cumhuriyet) oligarklara teslim edilmiştir.

5 Ocak’tan itibaren, kuşatılmış Paris kenti top yağmuruna tutulur. Bombardımanın sona erdiği 26 Ocak tarihine kadar Almanlar toplamda yedi bin top mermisi ateşlemişler, altı bin kamu binası ve bin dört yüz ev isabet almıştır.

Almanların saldırısının ardından, bu kez istihkam mevkileri hedef alan Versaylılarınki başlar. Bombardıman seslerinin şiddeti çıldırtıcı boyuttadır, neyin hedef alındığı bilinmemektedir ve mermilerin yol açtığı yangınların sıcaklığı ortamı daha da ağırlaştırmaktadır.

Moulin Sacquet tabyasında yorgun düşen korunmasız federeler Versaylı askerlerin saldırısına uğrarlar. Federelerin çoğu çadırların içerisinde uyurken, Versaylılar nöbetçileri saf dışı bırakıp elliye yakın federeyi boğazlarlar, daha sonra kendilerinden hiçbir haber alınamayacak iki yüz federeyi tutsak almadan önce de ölenlerin cesetlerini paramparça ederler.

BİNLERCE KURBAN

Rapp sokağındaki cephanelikte 17 Mayıs günü yaşanan patlama kırk masum kişinin ölmesine neden olur. Kanlı Hafta süresince, Versaylıların acımasızlığı sınır tanımaz: deşilmiş karınlar, süngülerin ucuna takılan bağırsaklar, cesetlerin ağızlarına tıkanan mataralar.

Saint-Jacques kulesi toplu mezarlığında kesik eller, kollar, kafalar ve ayaklar görülüyordu. Monceau Parkında, Politeknik Okulunda, Invalides önünde, cesetler yüzlerce metre uzunluğunda yığınlar oluşturuyordu; Buttes-Chaumont Parkındaki göl kandan kıpkırmızı olmuştu. Suyun üzerinde yüzen bedenler dev kütüklerin üstüne yığılmıştı.

28 Mayıs’ta La Roquette ve Mazas hapishanelerinden devletin kurduğu insan mezbahalarına binlerce idam hükümlüsü gönderiliyordu. Gri saçlılara (1848 olaylarını da yaşamışlardı), Godillot’lara (Federelerin ordusunda görev alan partizanlar) katılmak ölüme mahkum edilmek için yeterli bir nedendi. Dehşete düşmüş yüz ifadeleri nedeniyle yargılanan kadınlar ve çocuklar da ölüm kararından nasiplerini alırlar.

Kendiliğinden kurulan ortaçağ mahkemelerinde, XIV üncü yüzyıldan kalma samimi belediye söylemlerinin kendini beğenmiş replikleriyle, savunmaya cevap hakkı dahi tanınmadan suçlama yapılıp mahkumiyet kararları veriliyordu. ("Komün Kasabı" lakaplı - osm notu) Marki de Galliffet’nin boyunduruk altında Versay’a sürüklediği mahkumların çoğu, elleri bağlı, sürüklenerek, ayakları kan içerisinde, daha gidecekleri yere varamadan, yol kenarında infaz ediliyordu.

KOMÜNÜN ÖLÜM FERMANI

Prusyalıların ve Versaylıların, Bonapartçıların ve monarşistlerin, rahip ve taşralıların tek bir düşmanı vardı: ortaklaşma taraftarları. Bismarck’ın gülünçleştirdiği « bahşiş politikasıyla » birlikte Napolyoncuların büyük ulus efsanesi darmaduman olmuştu. Komünarların rakipleri onları bir saniye dahi dinlemek istemiyordu. Onları depolitize etmek hatta daha da iyisi yok etmek gerekiyordu. Muhafazakar Cumhuriyetçiler, otokratik ve demagog imparatorun iktidarından uzaklaştırılmalarının intikamını almak arzusundaydı. Yeni siyasal iktidar tarafından korunan rahipler ahlaki düzen ilkelerinin ardına gizlenerek ailelere sızma beklentisindeydi.

Monarşistler, İmparatorluğun askeri aristokrasisinden nefret ediyorlardı. 1848’te yaşanan toplumsal düzensizliği kendilerini yirmi yıl boyunca iktidardan mahrum bıraktığı için suçluyorlardı. « Cezayir’de kulak ve burun koleksiyonculuğu » yapan Bonapartçı askerler kendilerini rehabilite etmek ve yaşadıkları acı bozgunu unutturmak istiyorlardı. Stoklayacakları tahılla kafayı bozan köylüler, tarım arazilerinden daha çok verim almak için kente göç eden oğullarını geri almak kaygısındaydılar. Kol gücü makinenin dişlilerine kaptırdığı üstünlüğü geri kazanmalıydı.

Komünün ölüm fermanı,  aşırı sağcıların çıkış noktası olan, önceki rejimler tarafından zaten zayıflatılmış olan bir toplumsal sınıfı lekelemek ve aşağılamak amacıyla yazılan polemik yazılarla edebiyatta da fazlasıyla karşılık buldu. Galiplerin silahlar aracılığıyla gösterdiği sadizm, sapıkça keyif alan yaklaşımlarla tamamlandı: Versay’ın ahırlarının mazgallarından acı ve ateş içerisinde kıvranan yararlıları izlemek, gardiyanlar tarafından dökülen çöplerden sızan su birikintilerinde « susuzluğunu gideren » tutsakları gözlemek, tutsakları sergilemek ve linç etmek, infaz etmeden önce gözlerini çıkarmak, sürgüne yolladıklarını gemilere binecekleri iskelelere hayvanlara ayrılmış vagonlarda taşımak…

Kanlı Haftanın suç sanayine gelince, Almanlarla yapılan barış anlaşmasının uygulanmasında bir gün gecikilmesi bir günlük daha tazminat ödenmesi anlamına geliyordu. Barbarca gerçekleştirilen kıyımın sorumluluğunu kimse üstlenmeyecektir. İktidarın propaganda aygıtları, komünarların Prusyalılardan savaşı sürdürmek üzere para aldıkları yalanını yaymaya çalışacaktır.

Son kürek darbeleri, cesetler yüklenmiş konvoyların tekerlek gıcırtısından sonra Paris’e sessizlik çöker. Sonra bazıları sönmemiş kirece bulanmış yararlıların inlemeleri, ebeveynlerini yardıma çağıran çocukların güçsüz çığlıkları duyulur.

Philippe LEPAULARD’ın yazısı burada bitiyor.

Eklemeler yapmamız gerekirse;

-Versayın Kanlı Hafta saldırısına cevaben komünarlar ellerinde bulunan 47 rehineyi infaz ederler. Bunların arasında Paris Başpiskoposu da vardır. Tuilerie Sarayı, Adalet Sarayı (Sainte Chapelle, Conciergerie ateşlerden kurtarılır), Orsay Sarayı, Legion D'honneur Sarayı, Kraliyet Sarayı, Belediye Binası yine saldırıya cevaben komünarlar tarafından devlet terörüne karşı meşru devrimci şiddet temelinde ateşe verilir. 

-Buna karşın, İnsanlık Cumhuriyetinin savaşçıları komünarlar 6 Nisan 1871'de Voltaire Meydanında iki giyotini, insanlık dışı uygulamaları ve ölüm cezasını protesto etmek için ateşe verirler.   

-Komün sonrasında egemen güçler, 1871 komünün doğduğu mekan olan Montmartre tepesine 'Komünarların kefaretini ödemek üzere'! Sacré Coeur Bazilikasını inşa edeceklerdir.

-1871 Paris Komünü sırasında yaklaşık 30 bin kişinin kurşuna dizildiği tahmin ediliyor. Komün ölüleri, diğer birçok küçük toplu mezarın yanı sıra Palais de Luxembourg, Lobau Kışlası ve Père Lachaise'de bulunan üç büyük toplu mezara gömülmüşlerdir. 

-Paris Komünü deneyimi sırasında 1871'de Paris'in batı mahallelerinde (7-8-16 ve 17nci bölgeler) kentin en zenginleri, doğu, kuzey ve güney mahallelerinde (10-11-12-13-18-19 ve 20) emekçi halk kitleleri ve merkez mahallelerinde ise (1-2-3-9 ve 16) gelir durumu iyi olanlar yaşamaktaydı. Kentin sınıfsal yapısı incelendiğinde %43'ünün işçi, %8'inin memur ve %12'sinin esnaf olduğu görülmektedir. Bazı araştırmacılar hareketi siyasal bağlamından uzakta, Hausmann'ın yaptığı kentsel devrime karşı halkın geliştirdiği bir tepki hareketi olarak, kentsel alanın halk tarafından geri alınması şeklinde değerlendirmektedirler.

Yüz elli yıl önce Fransa’da yaşananlardan hareketle günümüze baktığımızda son demlerini yaşayan yerküremizde pek bir şeylerin değişmediği ortada.

Genel geçer söylemde, gönüllü sınıfsal körlük halinde, sistemin araçlarını ellerinde bulunduran egemenlerin çekinmeden kullandığı yaygın şiddet yerine, isyan etmekten ve direnmekten başka seçeneği kalmayan halkın kendini savunmada kullandığı meşru müdafaa yöntemleri sorgulanıyor ve mahkum ediliyor.

 

1871 Komünü örneğinde de açıkça görüldüğü gibi egemenlerin bunu yapmasından doğal bir şey olmamasına karşın, kendini direniş safında tanımlayanların ama şu ya da bu nedenle fiilen direnme yerine oturduğu yerden “direnmenin edebiyatını”, hem de sözüm ona 'en radikal haliyle' yapmayı tercih edenlerin, halkın biricik meşru savunma yöntemini sırf kendisi müdahil olamadığı, olmak istemediği ya da belki de en doğrusu olmayı göze alamadığı için karalama yolunu seçmesini anlayabilmek biraz daha zorlaşıyor.  
 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.