Bastille Meydanındaki fil

Bugünkü Bastille Meydanının olduğu yerde bulunan ve o dönem zulmün ve adaletsizliğin sembolü haline gelmiş, Charles V tarafından 1370 ila 1383 tarihleri arasında inşa edilen Bastille Zindanı, 14 Temmuz 1789’da, yani ilk Fransız Devriminin ilk gününde ilk kez ayaklanan halk tarafından ele geçirilmiş. Monarşiyi, adaletsizliği ve zulmü simgeleyen kalenin yıkımı ancak 1806 tarihinde tamamlanabilmiş. Başta savunma kalesi olarak inşa edilen yapı, ünlü Kardinal Richelieu tarafından zindan olarak kullanılmaya başlanmış. 14 Temmuz 1789’da, çoğunluğu Faubourg Saint-Antoine’dan gelen isyancılardan oluşan Paris halkının kaleyi alışı daha çok sembolik bir olaydır. Invalides Kışlasındaki silahları ele geçiren halkın acil baruta ihtiyacı vardır ve Bastille’e de bu yüzden saldırmışlardır. Kalede bulunan zavallı yedi tutsak da kalenin geçirilmesiyle birlikte serbest bırakılır.

 
 

Bastille Meydanına gerçek ölçülerinin dört misli büyüklüğünde, hortumundan su akan bir çeşmeden oluşan büyük bir fil anıtının yapılması fantezisi, boş kalan meydanı İmparatorlukla süslemek için Napolyon’un geliştirdiği bir fikirdir. Yani ideolojiktir bu adım. Ben fillerin olduğu coğrafyalılara kadar gittim ve oraları sizin, yani halk için fethettim diyor, bir eli cebinde para gözlü cüce imparator. Proje 1812 yılında mimar Alavoine’a ısmarlanmış. Yaşanan gelişmeler sonrasında proje gündemden düşmüş ve 1830 Devriminden sonra yerine Temmuz Sütunu yapılmış.  

Feodalite yerine burjuvazinin geçmesi gibi, dokuz kuleli Bastille kalesinin yerinde de bir soba borusu yükseltilmişti…        

Victor Hugo’nun, çalınan, yolundan saptırılan devrimin soba borusuna benzettiği Colonne de Juillet yani Temmuz Sütunu, 27 – 28 ve 29 Temmuz 1830’da ölenlere (ki anıtın hemen altında 1848 Devriminde Louis-Philippe’i devirirken yaşamlarını kaybeden ve isimleri kaidede de yazılı olan 196 devrimcinin bedenleri gömülüdür) adanan bu anıtın tepesinde altın kaplamalı bronzdan meşaleli bir özgürlük meleği vardır. Sütun içerisinden yükselen ve melek heykelinin bulunduğu terasa yükselen merdiven bugün ziyaretçilere kapalıdır. İkinci Cumhuriyet bu sütunun önünde ilan edilmiş. Bu kez Cumhuriyetçiler için simgesel öneme sahip bu ‘soba borusuna’ Paris Komününün kahraman komünarları Montmartre’ta şimdi Sacré Coeur Bazilikasının yükseldiği tepedeki bataryadan Krupp marka toplarla birçok atış yapmış ama isabet ettirememişlerdir. Hatta hırslarını alamayıp alanından altından Saint Martin kanalını Seine nehrine bağlayan tünel içerisine soktukları petrol ve patlayıcı yüklü bir mavnayı anıtın altında patlattılarsa da, bu eylem, yukarıda, yani anıtla su kanalı arasında kalan bölgede bulunanların kemiklerini titretmekten başka bir işe yaramamıştır.

Boruyu bugünkü haliyle yerinde sağ salim bırakıp, fiilen yani bilfiil yerinde olmayan file geri dönelim.

Yıkılan Bastille kalesinin hayaleti yanında ayakta duran görünür kırk ayak yüksekliğinde, sırtında eve benzeyen bir sandık bulunan yeşile boyanmış karanlık, gizemli devasa fil, bir anlamda halkın gücünün sembolüydü. Yağan her yağmurda ahşap iskelete giydirilen alçı kaplamalar birer birer düşüyor, bu devasa hayvanda onulmaz yaralar açıyordu. Sarhoş sokak serserileri ayaklarına işiyor, karnındaki çatlaklardan içerisi görünüyor, parçalanan kuyruğundan dışarıya çıtalar çıkıyordu. Geçen zaman içerisinde sürekli yenilenen kaldırım ve yolların yükselmesiyle birlikte içerisinde bulunduğu hangarla birlikte kısmen çukurda kalmış, sanki toprak devasa hayvanın ağırlığı altında çökmüştü.

Bastille Meydanındaki fil bahsini bugüne taşımamızı sağlayan Victor Hugo’nun Sefiller romanından konuyla ilgili olarak yukarıdaki izlenimleri buluyoruz.

Projenin ancak havuz ve temelinden oluşan altyapısının tamamlanabildiği, ayrıca bronz döküm için bir hazırlık çalışması anlamına gelen içi ahşap dışı ise alçı kaplama olan birebir ölçekteki maketinin yapılabildiğini biliyoruz. Beyaz mermer temel bugün hayalet filin gerçekle bağını kuran tek unsur olarak Temmuz Sütunun altında dimdik ayaktadır.

Zamanla fil anıt projesi gözden çıkarılınca, hangarla gizlenen fil maketi yazarın da anlattığı üzere proje gibi sahipsiz kalmıştır ve bakımsızlıktan kentteki garibanların sığınağı haline gelmiş. O dönemlerde, alçıdan fil yıkılınca içini mesken tutmuş binlerce lağım faresinin dışarıya çıkıp, yakındaki Saint-Antoine ve Saint-Marceau Faubourg’larını işgal edeceği dedikodusu halkı tedirgin ediyormuş. Yıkılan İmparatorluk imgesinin içinden çıkan binlerce iğrenç işbirlikçi.

Temmuz 1846’da alçıdan fil maketi gerçekten yıkılır. Yazarımız Victor Hugo,  yıkım sırasında kendini tutamayarak, yıllardır gözlemlediği maketin alçısının bir parçasını alıp evine götürür. Artık daha sonra yazacağı ünlü romanın belli başlı metafor nesnesinin bir parçasına sahiptir.

Sefiller’de, gözden düşmüş filin maketi sokakların çocuğu, gerçeğin sesi ve bizzat kendisi olan Gavroche’un evi, sığınağıdır.

Bir imparatorun düşüncesinin içeren bu ölçü tanımayan anıt bir veledin sığınağı olmuştu. Anıtın yanından geçen burjuvalar kendini beğenmiş tavırlarıyla “ne işe yarıyor bu?” diye soruyorlardı. Anasız babasız, ekmeksiz, giysisiz bir çocuğu soğuktan, kardan, kıştan korumaya yarıyordu. İnsanlar tarafından küçümsenen Napolyon’un fikri, Tanrı tarafından yeniden ele alınıp değerlendirilmiş oluyordu böylece.

Paris’in bir çocuğu, ormanınsa bir kuşu var: kuşun adı serçe, çocuğun ismi ise Gavroche.

“Vatandaş, diye cevap veren Gavroş, birkaç sıçrayışla sokağın ortasına doğru ilerledi. Yirmi kadar ölü kaldırımlara serilmişti. Onların çantalarından fişekleri toplayan Gavroş, sepetini dolduracağını düşünerek neşeli bir şarkı tutturdu. Ölü bir çavuşun fişek çantasını sepetine boşaltırken serseri bir kurşun yağmuru altında eğilip kalkıyor, barikatı korumak için çantasını dolduruyordu. Beşinci kurşun sepetini devirdi. Gavroş irkildi ve saçlarını rügara bırakarak, elleri kalçasına koydu, gözlerini milli muhafızlara dikerek şarkısını daha küstah bir şekilde söylemeye devam etti. Daha sonra, sepetini yerden aldı, dökülen fişeklerden birini bile ziyan etmeden sepete doldurdu ve başka bir ölünün çantasına yanaştı. Kurşunlar, çocuğun üzerine yağmaya devam ediyordu. Bu korkunç ve aynı zamanda görülmemiş bir durumdu. Gavroş kendisine ateş edenlerle alay ediyor ve eğleniyordu sanki. Bu haliyle avcıları şaşırtan bir serçeye benziyordu. Nihayet zalim bir kurşun çocuğu vurdu ne yazık ki. Gavroş’un sendeleyip düştüğünü barikattaki dostları gördü. Bütün ağızlardan acı bir çığlık koptu ancak Gavroş öyle yenilgiyi kolayca kabullenenlerden değildi, yine kalktı…

16 Haziran 2013 Pazar sabahı ailesi ile kahvaltı yapmaya hazırlanan Berkin, evin en küçük çocuğu olarak, çatışma seslerinin kesilmesini fırsat bilen annesinin yönlendirmesiyle ekmek almak üzere fırının yolunu tutuyor. İki haftadan uzun bir süredir devam eden Gezi İsyanı, Berkin’in yaşadığı mahallede Okmeydanı barikatlarında en yoğun şekliyle yaşanıyor. Evinin bulunduğu ara sokaktan caddeye çıkarken mahallenin gençlerine, ağabeylerine denk geliyor. Uyarıyorlar Berkin’i: caddeye çıkma Kralın askerleri, polisler hedef gözeterek biber gazı ve plastik mermi atıyorlar! Bir arkadaşı da “gitme” diyor ama Berkin “ben çocuğum, bana atmazlar ki” diyerek yoluna devam ediyor. Caddeye çıkıp ikinci adımını atmaya hazırlandığında polisin kendisini hedef alarak yakın mesafeden ateşlediği biber gazı kapsülü başına isabet ediyor ve on dört yaşındaki Berkin yere yığılıyor.

O meydan okuyan gülüşüyle, tam da Gavroş’un yanına.

Bastille Meydanının zeminindeki parke taşları arasında belirgin kalın kesme taşlarla Bastille zindanının işgal ettiği yer (ki kasten bırakılmıştır), dikkatli bir gözle bakıldığında bugün hala görülebilir. Cumhuriyetçilerin ‘Soba borusu’ Temmuz Kolonu meydanın ortasında, döner kavşakta işleyen yoğun araç trafiğinde biraz tecrit olmuş durumda. On kilometrelik bir kent koşusu nedeniyle trafiğin kesilmesini fırsat bilip anıta yaklaşsak da, bugünkü Paris’te ortada ne fil var, ne de Bastille kalesi!

Her devrin sefillerinin tek kurtuluş umudu olan ortaklaşmacıların hayaletleri henüz tamamen yok olmamışken, orta, büyük, küçük her boydan burjuvaların borusu ise hala çok güçlü ötüyor…  

 Halkı en iyi simgeleyen şey kaldırım taşıdır. Kafanıza yiyinceye kadar üstüne basmaya devam edersiniz.

VİCTOR HUGO  

  

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.