Solo Sanatı - Florent Wolff

« Ne kadar korkarsam, o kadar çok mutlu olurum »

Jack KEROUAC

Dağcılığı zengin kılan ondaki çeşitliliktir. Bu spor dalı, gerçekten de çok geniş uygulamalar alanını bünyesinde barındırır.

Bu yazıda, tırmanışın tartışmasız en büyüleyici ve en önemli aşaması olan türünü inceleyeceğiz: solo tırmanış.

Müsabaka tırmanışının aksine, solo tırmanışta yaşam, bedenin ötesinde ve bizzat beden tarafından riske atılmaktadır. Düşmek, ya ölmek ya da ağır yaralanmak anlamına gelmektedir.

İpsiz tırmanmak doğal olarak tehlikeyi arttırıyor ve ağırlaştırıyor: tırmanış hayatta kalma istenciyle daha zevkli bir hâl alıyor ve elbette daha trajik bir seyir kazanıyor.

  

1.Kökenleri :

Bağımsız ve kendiliğinden bir eylem olarak solo tırmanışın ortaya çıkışının, dağcılığın başlangıç tarihlerine denk geldiğini söylemek çok da yanlış olmayacaktır.

Çoğunlukla akla ilk gelen tarih 1492’dir.

XV ncı yüzyılda, hangi tür malzeme yardımıyla gerçekleştirildiği belli olmayan Aiguille Sivrisi tırmanışı, daha önce ayak basılmamış bir arazide yaşamların tehlikeye atılmasından dolayı, büyük bir olasılıkla solo tırmanışa yakın bir tarzda gerçekleştirilmişti.
Bu cesur insanların, durumları ne kadar belirsiz de olsa, yaşadıkları macerayı bir solo tırmanış iradesiyle ve bilinciyle gerçekleştirdikleri söylenemez.

Peki, dağcılıkta normal bir tırmanışçı ile solo dağcı arasındaki fark tam olarak nerededir ?

Her iki etkinlikte de somut tehlikeler yaşanıyor olsa da (burada somut, daha çok kontrol edilemeyen anlamındadır), solo dağcılıkta, uygulamadaki kimi farklılıklar dışında, dağcı bunu en aza indirgemeye çalıştığı için rastlantısallığa çok daha az izin verir.

Tabii ki bu tanım sınırlıdır, çünkü solocu da kendi faaliyetini hazırlar, ama sadece farklı birşekilde (örneğin bu, biri için zor bir hamleyi çalışmak olabilir, diğeri için ise özellikle bir rota üzerinde yoğunlaşmak olabilir).

Aynı zamanda uygulayıcılar düzeyinde de bir fark söz konusudur.

Dağcılık en azından yaz mevsimi boyunca herkese açık bir spordur (Mont-Blanc’a ulaşan sırtlardaki sevimsiz trafik sıkışıklığı bunun en güzel kanıtıdır); halbuki solo dağcılık ekstreme eğilimi nedeniyle sadece az sayıdaki insanı ilgilendirmektedir.

Altı ya da yedi zorluk derecesini tırmananlar çok nadir olarak onu uygulamaya çalışsalar da, o daha çok sekizliklere özel bir alan oluşturur. Ama, unutmayalım ki solo dağcılık çok iyi dağcılar arasında dahi olsa tamamen farklı bir uygulamadır. Hatta kimilerine göre dağcılıkla dahi alakası olmayan özel bir alandır.

Ne olursa olsun, solo dağcılığın, ilginç bir şekilde, 80’li yılların başında uygulanmaya başlanan serbest tarz tırmanışla birlikte doğduğunu söylemekte yarar vardır. Bu önemli noktaya üçüncü bölümde yeniden değineceğiz.

 

2. Heyecan

 

Doğal olarak her iki tarz arasında çok fark var, özellikle de motivasyon açısından.

Sıradan tırmanışçı, gerek basit ve önemsiz rota seçiminde olsun (hazcı uygulama), gerekseaşama aşama gelişme göstermeye çalışarak (edimsel uygulama) öncelikle kendini mutlu etmek arzusundadır.

Solo tırmanışçı ise, en azından, daha büyük heyecanların peşindedir. Onun için dağcılık daha asli bir eylem, bilinçli ve kararlı olarak gerçekleştirilen ve yaşamına yön veren bir deneyimdir. Solo çoğunlukla yüksek bir adrenalin arayışı ve uç noktada bir kaçış girişimi olarak değerlendirilebilir.

İngiliz dağcı Peter CROFT’a göre ise, her an dikkat gerektiren keyifli bir alıştırmadır : “Heyecanın doruğa çıktığı yoğun bir konsantrasyon hâli ».

 

Bu solonun ilk çelişkisi ve dikkatle incelenmesi gereken bir parametredir; paniğe kapılan ölümlülerin tümü için büyük bir tehlike söz konusudur. En yoğun şekilde kendini tanımayı ve kendine hakim olmayı gerektiren solonun panik hâlini hiçbir şekilde affetmeyeceği kesindir.

Konsantrasyonu sağlayabilmek için ya korkmamak gerekiyor ya da konsantrasyon korkmayı doğal olarak engelliyor.

Her halukârda ölümle oyun oynamaktan daha yoğun heyecan yaşatan başka bir şey olamaz. Dünyanın en ünlü solocusu Alain ROBERT’e göre bu, « ölüm ve yaşamla oynanan bir oyundur ».

Solo, ilgi çekici bir ortaklık ilişkisi içerisinde, marazî olanla oyuna düşkün olanı birbirine yaklaştırır. Riskin verdiği zevkle birlikte, uçurumun namlu işlevini üstlendiği özgün bir rus ruleti oynanır. Ancak rus ruletinde oyuna tesadüf hakimken, burada dağcının becerisi ve ölüm düşüncesinin aşkınlığı onu kurtarabilir. Güllich Ustaya göre, solo tırmanışın özü burada aranmalıdır : « Yoğun bir yaşam duygusuna varabilmek için ölüm bilincine karşı verilen amansız bir kavga ».

 

 3. Anlam

 

Oyunla ölüm arasındaki bu ilişki sağlıksız ya da utanmazca olarak değerlendirilebilir; ancak bu durum, söz konusu duyguların dağcılık sporuna yeni kapılar açtığı gerçeğini göz ardı etmemize neden olmamalı.

Solo’nun methini yapmaya çabalamamakla birlikte (ki bu tavır sürrealistlerce cinayete teşvik olarak değerlendirilebilir), onun dağcılık düşüncesini önemli ölçüde zenginleştirdiğini kabul etmemiz gerekir.

 

Yine Alain Robert’e göre, « solo, spordan çok bir felsefeyi temsil eder ».

Gerçekten de, solo özünde iddialar barındırır, yeni kapılar ve yeni düşüncelere önayak olur. Hatta bir tür araca (medyum-ç.n.) benzetilebilir; unutmamak gerekir ki MacLuhan’dan beri « mesaj araçtır ». Solo da en az göz alıcı bir araç kadar bağımsız bir mesaj oluşturur.

Zaten, solo da bütün olarak dağcılık sporunun en çok medyatikleştirilen kısmını temsil eder.

Müsabakadan çok daha etkili bir şekilde, tanımadığı atletlerin doldurduğu podyumlardan çok marazi yananlamlar yüklü bir uçurumu izlemekten daha çok hoşlanan geniş halk kitlelerini büyülemektedir. Halk, oyunun kurallarını hemen deşifre edebilir : yaşamak, düşmemek demektir.

Bu etkileme gücünün gayet iyi farkında olan Alain Robert, soloya bir farklı boyut daha ekler ki, o da ideolojik bir destek, bir aktarım aracı içeriği taşımasıdır.

Böylelikle Robert, bundan tırmanışlarını desteklemek ve siyasallaştırmak için yararlanır. Onu kızılderililerin hakkını savunmak için yerli kılığına bürünmüş hâlde görürüz.

 

Dağcılık marjinalleri savunma kaygısıyla yeniden marjinelleşir.

Çünkü, solo dağcılık, bu temaya göndermede bulunmaya yarayan, tümüyle asosyal içerikte,uç (ekstrem) noktada bulunan bir uygulamadır.

Onun yadsınması anlamına gelen müsabaka dağcılığının tam tersine, solo, serbest tırmanışın ilkel değerlerine bir çeşit geri dönüşü hedefler.

İlklerden söz eder etmez, sınır tanımaz bir müsabakacı olmadan önce solo hayranı olan Patrick Edlinger’i anımsamadan edemeyeceğim.

Onun göçebe devirlerinde (tek başına yaşamak ve tırmanmak), solo, toplum dışı yaşamını yani kenardakilerin ideolojisini destekleyen bir unsurdan ibaretti. Onun yönteminde solo tırmanış « olabilecek en saf ve doğal tarzın » arayışı olarak kendini dayatıyor ve dağcılığın en önemli özelliğini böylelikle teyit etmiş oluyordu.

 

Belki de dağcılık bu yüce solo pratiğini içermeseydi bugün bir « yaşam tarzı » olarak tanımlanmazdı.

Her halukarda, günümüzde solo tırmanış yapmak, bir bütün olarak dağcılığın değerlerine olan bağlılığını göstermek anlamına gelir : « parmakların ucundaki yaşam ». Ama, aynı zamanda günümüzde sporcuların tehlikeye açık oluşunu da kabul etmektir (base-jump’un kısıtlı katılımcı sayısına karşın medyatik olma başarısı buna örnektir).

Solo, ekstreme yöneldiği kadar, aynı şekilde sanatsal alana da yönelmektedir. Kendine has, uç noktada yoksunluk içeren bir tarzı vardır; basit ve ortakyaşarlığa değgin bir biçime ilham verir : kayayla tek vücut hâline dönüşen mütevazı dağcı imgesi.

Land Art (doğayla ekolojik ve estetik bir birliktelik) gibi çağdaş sanat hareketleriyle ya dadaha da uzaktan, Minimal Art’la (sanatın her yerde hazır ve nâzır olması, sade biçim) az çok anlam içeren karşılaştırmalar yapıldığına tanık oluyoruz.

Ancak soloyla bağdaştırılabilecek olan daha çok bedensel sanatlardır.

Body Art ile solo dağcılık bedenin tehlikeye atılmasının çekiciliğini paylaşmaktadırlar. İfadeyi riskle, tehlikede olan bedenin aktarımıyla tasarlıyorlar.

Sanat burada, yaratımın değişmezi olan ekstremle desteklenme gereğini hissetmektedir.

 

Spor etkinliği, aslında ona özgünlüğünü da kaybettirecek şekilde bir gösteriden ibarettir. Spor izlenmek üzere oluşturulmuş bir etkinliktir (hiçbir şekilde küçümsemek için söylemiyorum) ve solonun okunabilirliği anlık olduğu kadar kendine özeldir de. Sanat (anlatımsaldır ve dağcılığın sportif dansa yakınlığından faydalanır), spor (solo, kendine özgü kurallarıyla düzenlemiş bir çabadır) ve gösterinin (gönüllü olarak yaşamını tehlikeye atan birini izlemekten daha gösterişsel ne olabilir?) bileşkesidir.

Solonun uçlarla olduğu kadar çelişkilerle de iç içe olduğu gerçektir.

 

Durumbugün hâlâ belirsiz görünmektedir :

Bir sporun ayakta kalmasını sağlayan unsur nasıl ölüm riski olabilir?

 

 

Florent WOLF’un (http://escalade-alsace.ifrance.com/article/intro-article.html) sitesinde yayınlanan makalesinden Türkçeye çevrilmiştir.

 

 

Kaynakça :

- Gilbert A. Tiberghiem, Land Art, Paris, 1993.
- Art minimal 1&2, CAPC- Musée D’Art contemporain, Bordeaux, 1985.
- François Pluchart, L’Art Corporel, Paris, 1983.
- Artitudes, Janvier-Mars 1975.
- Hervé Gauville, L’art depuis 1945 groupes et mouvements, Hazan 1999.
- Heinz Zak, Grimper avec les grands, Rock Stars, Arthaud.

 (http://www.meteorhaber.com/content/view/506/ ) 

 

 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.