İki dağ arasında

Serüvenler, çoğu zaman dört duvar arasında doğan düşünce ırmakları ve eylem yarısı zengin sözcük patikalarıyla başlar. Soba yanında tüylerini kurutan kedi mırıldınırken çaydanlık bildik ezgisini fısıldar. Ve parmaklığın ardında poyrazda oynşan nar dalının salınımlarına dalakalmış bakışın içinden, orman hayvanları gibi kalabalık ve özgür düşler, koşaradım akıp gider. Kağıt düzleminde bakıldıkça boyut kazanan mekanlar, yerler, örenler, haritalar, çizgiler derken yolun yarısı çoktan katedilmiş sayılır.

 

 

 

Eşiğinde olunan şey, adımların kahverengi zemindeki sesi, ufka dizilen lacivert-gri dağ dizileri, dereciğin taşlarda biriktirdiği olgun ses, ay kapanmalarını bekleyen, karaltılara sığınmış tekinsiz gözler, tavana şavkıyan son sıcak uykular, fındık faresi gözleyen mezarlık baykuşunun bakışından sıyrılır. Bildik malzemeler rutubet yüklendikleri kuytulardan toplanırken aslında çoktan yola çıkılmıştır...

Çıkış anı ile öncesi, hazırlık ile eyleme geçme anı içiçe geçmiştir. Farkında olmadan sarıya dönmüş düzlüklerin bozkırında, sırtta yük elde odun asa buluverirsin birden kendini. Yürüdükçe, adım boyunca yol aldıkça, önceden çalakalem üzerinde düşünülmüş güzergah, sıcakta gerinen bir yılan gibi şekil değiştirir. Çoktan ölü yıldızların arasında çizilen doğrularla anlamlandırılan, şekillendirilen yönlere gidilip gidilmediği, hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı artık önemli değildir. Her türlü yerleşikliğin reddiyle ‘seferî’ olma hâlinin getirdiği heyecan ve sükûnet, davranışlarımıza hastalıklı, kestirmeci bir esrime bulaştırır.

Bir türlü ‘şimdiki zaman’ olmayı beceremeyen an yoldadır, ama genişledikçe daha da karmaşıklaşan evrende gecikir durur. Gökevrenle çekingen gece bakışmalarımız çoğalır. Yol göstericimiz kuzey yıldızı, işveli tavırlarla önümden ardıma, sağımdan soluma yer değiştirir.

 

Yaklaştıkça, ufukta ulu bir sancak gibi büyüyen tek ağaç, bozkırda armut aşısı özlemi ile kavrulup duran bir ahlattan çok ‘bir çobandır sanki, sürüsü olmayan’. Üzerine gittikçe aradaki mesafeyi korumayı becerir; ‘babama benzer, ne uzaklaşır hep, ne gelir hep’. Optik değişim dedikleri şey biraz da bu galiba: kendimi yol aldıkça küçülmüş, boyut yitirmiş görüyorum.

 

Gezinmekten çok hayatta kalma sanatının ya da kolaycılığının açık havada, bilmedik topraklarda, bir başka boyutta tezahürü başlamıştır: Belki yakın belki uzak / Yolumu bekleyen tuzak. Kabarık toprağın altındaki paslanmış tetikleyici, kayanın ardındaki gölge, yeşil camın gerisindeki göz; bastırılmadan us ardına itilivermiştir. Çölde iz sürülür ve serapsı oynaşan kızgın ufukta tanıdık esmer tenli bedenler aranır. Su hiçbir yerdedir. O yüzden aranmaz.

 

Sakınmadan kan ter içerisinde emekle aşılan engebeler, yükseldikçe genişleyen görüş açısı içime sığmaz: ‘yetmez çayır çimen tarım/ bu kez ben mavilikte otlarım’. Dik, kayalık vadiler, bir görünüp bir yiten dağ patikaları, kimliksiz iskeletlerin dinlendiği ayak değmemiş uçurum dipleri; geceleri vadiye inen yüzü anlamı çözülememiş işaretlerle boyalı yerliler.

 

Bazen yolunu kaybetmiş isimsiz bir bulutla arkamı karayele verip hızlanırım. Bazen yere yaklaşıp sis olur dağılır, yüksek mezralarda taş evlerin ardında yoğunlaşırım.

Bu kez yolun ortasında ansızın depreşen arsız bir geri dönüş duygusu bastırıverir. Etin derininde depoladığı unsurları da tüketen beden yorulmuştur artık. Çalılık ardlarında, orman içinde kestirme arayışı artar. Yeryüzü yurttaşı olma yolunda şehirde atılan adımlar özlenir. Rotalar geriye evrilir.

Yerçekimin küreye dönüştürdüğü kütle üstünde bir cesur karınca daha kolonisinin sınırlarını aşıp sırt çantasıyla yer değiştirmiş. Yalancı bok böceği evrenin en yüksek noktası sandığı bir dağa geri adımlarla oksijen almadan çıkmayı başarmış. Genç dişi yaprak biti suyun altına bilmem kaç metre inmiş ama bir ara kalbi durmuş, sonra vazgeçmiş. Uzun süren iktidarıyla iyice semiren osuruk böceği peygamberdevesi tavırlarıyla ekranlardan ulusa seslenmiş. İşçi karıncalara öncülüğe soyunan turuncu gömlekli bir kılıbık böceği çarçabuk dağılıveren 1 Mayıs meydanının kalabalığından sıyrılıp B.donalds’tan alışveriş yaparken işgüzar gazetecilerin objektifine yakalanmış. Kimin umurunda!

Anayer döndükçe ve sona yaklaştıkça sesler daha da bir anlam kazanıyor, şifre çözülüyor filan diye ümitlenirken açılan her perdede işler gittikçe karmaşıklaşıyor. Korunmasız ottan zırhlarla, beş para etmeyen zevk ve tutkulara adanan ve ertelene duran ölümden beter varoluşlar, iki dağ, gerçekle imgelem arasında pıtrak zehirli mantarlar gibi birden çıkıp sönüveriyor. Yolculukla yerleşiklik, ölümle dirim, göçerle konak, sapla saman iç içe...

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest