Kaybolmak arzusu

 

Sis, şekil değiştiren manzaradan, tarladan, ovadan yüzüstü sürünüp, vadiler boyu tırmanarak ağaç sınırının çok üzerindeki taşlığa ulaştı. Elleri nem içinde; nem ve kan dumanın içindeki düzensiz boşluk. 

Görünmeyen derenin sesi de akış hızı da geceleyin azalıyor. Azalan rüzgârın etkisiyle çanakta, taşa vuran suyun türküsü daha bir farklı yankılanıyor: eriyen buzulun güneşle uyum içinde rakseden yansıması. 

Suyun içinden ayırdedilemeyen ikinci bir su akıyor; bedeninde gizlendiği sıvıdan daha ağır, edilgen ve şeffaf. ‘Yok, öyle değil, böyle’ diyen, su gibi aziz olmayan; inatçı, başeğmez, zehirli bir iksir gibi, görünmeden eğimin tersine akan.  

bir şırıltı ne düşündürür biliyor musun/ Aktığımızı

 

  

Kayalık sırtların keskin laciverti, kararan gökyüzünün ufkunda açık griye dönüşüyor. Gün evrenle dönüyor. Doruklar kapkara olmayan bir karaltıyı giyiniyor. Seslerin büyüttüğü gecede içimdeki sıkıntıyı bastırmaya adımlar boyu yalnızlığım yetmiyor; apansız bir yok olma arzusu bastırıveriyor. Çirkin bir erkek ağlaması gibi salya sümük ve beter musallat. Ve yankılar dolusu duymazdan gelinen, seslerin büyüttüğü gecede yalın, tiz bir çığlıkla...

Kaybolmak isterim şehirler arkasında,

Sesten, gölgeden, arzulardan uzak

Yaşanan anın çok ötesine geçmek; Babamla birlikte, terlik şıpırtısıyla hızla katedilen koridorun açıldığı arka odada kaybolmak. Yatak değil, uyku denilen yarım ölüme sevk eden iç bükey bir yay sanki yanyana uzandığımız. Arkası dönükken kulağına fısıldayamadığım kıpkızıl yasadışı, gizli bir şafak. Sırtı dönük bir devin ardında çocukça bir oyundu sanki sevgi: Uyurken nefesimi nefesine uydurmaya çalıştığım.

Zaman aşımına bir türlü ulaşamayacak gerçekler. Unutulmuş bir zulanın arayışı telaşıyla geçirilmiş yıllarda, 'öteki' fısıltıların sahte öznesi olmanın sıkıntısıyla, kaybolmak isterim, kaybolan yıllarım gibi. El konulmuş günlüklerde hâlâ anlamlandıramadığım an’lar, satırlara sığmayan gerekçelendirilmiş fırtınalar.  

Er ya da geç gelecek olanı, kendi irademle önceler gibi suratımı rüzgâra dayayıp koşaradım gidişim bu yüzden. Zorlanan eklemdeki kıkırdağın tok sesi, parmakta biriken kan. Soluk soluğa, mekanlar iki yandan akıp giderken, adım adımı kovalarken, kendinden geçen kalbimi daha bir yoğun hissederken silinir bütün bildiklerim önümden birer birer.

Bir türlü karşıma çıkmayanın arayışında yalın duygu deniz aşırı çöl uzaklara 'kendimden' kaçışım. Kurşun, sopa, halat, kalas, köşe başlarındaki toz dumanı izleyen dinginlik, dağ, ova, dere, uçurum... Dost bakışlı yitirilmişlerin kısa özgeçmişli resimli geçidi. Karşıma çıkan çobanların ‘üzerilerinde/ Bakışı vardı/ Ormanlar dolusu hayvanların’.  İhanet, ölüm, cüret, kararlılık, koşaradım savaş ve  tamamlanmak bilmeyen lanet olası yenilgi...

Bir manalar dünyasında dağılmak istiyor başım.

Çok değer verdiğin varlığın, şekil değiştiren bir maden, bilmem kaçıncı görüngüsünde zamansız yakalayan bir yel gibi yüzüne geri vuruyor: ‘Dün azıcık yumurta akıydın, yarın mumya ya da kül olacaksın!’

Bir anda anlamsızlık vurgusuyla baş başa kalıveren çoğul ve yapayalnız bir yanılsama yaşam. Kalabalıklar, ötekiler içerisinde eriyen, ömür boyunca sınırlı tek kişilik, baştan yitik bir sürem...

Kaybolmak isterim bir yalnızlık noktasında,

Ki bir yalnızlık noktası yanımda yürüyen arkadaşım.  

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest