Kaos sürecek

 Gün batıyor; yirmi kuş bulutsuz kızıl ufka yakalanarak, güneşin önünde birbirinden birbirinden farklı yirmi kapkara koyu gölgeye dönüşmüş. Her biri ayrı bir devinimde; bacaklar çoğu kez temkinli ve koşut. Bir tanesi pergelleri açıp kanat çarparak konmaya yeltenirken, diğeri birden vazgeçip hızla irtifa kazanmakta.

 

 

Çoğu kararsız gibi, belli bir yükseklikte kanat çırpmada. Gölgelerin ikisi üst üste binmiş; arkadakinin karna doğru çekilmiş patileri görünmese dört kanatlı bir yaratık olması içten bile değil. Kuşlardan sadece biri, için için yanan tözden yansıyan yuvarlak sarı parlak ışığın içinde hapsolmuş: kanat elleri gergin ve yukarıda. Ama sanki hiç teslim olmamış gibi, alnı dik. Yakaladığı ilk fırsatta onu dar ve ıslak bir gölgeye dönüştüren çemberin dışına atacak kendini. Havada uçuşan tüy ve dal parçaları; yaprak dökmüş, suyunu çekmiş kupkuru dallarla sallanan bir yarım ağacın açıklarında yaşanan çoğul karmaşa! 

 

Havai fişekler atılıyor; ‘gecekondu’dan tapulu lüks apartmana terfi eden binaların arasından baruta işlemiş renkler, kömür karası gökyüzünde anlık umutlar saçıyor. Fişeğin renkli şavkı kireç boyalı duvarın ardındaki kısık gözleri büyülüyor. Mavi kırmızı fırıldaklar perdenin ardından soframızın içine yansıyor. Memur Bey avanta turunda… Onun resmi de dahil duvardaki şiirlerin hepsi sökülmüş: Kuru yapraklar yerlerinde. Soba gürül gürül yanıyor ama içimiz bir türlü ısınmak bilmeyen bir çift ayakucu gibi üşüyor. Köşedeki plastik ağacın yanıp sönen yapaylığı, yanardöner plastik küreler ruhu ısıtmıyor.   

 

On yıl önce, belki de beş yıl sonra; şimdi, şu an: arka plandaki dekor, kitaplık, biblolar, masa örtüsündeki leke aynı, ama sofranın etrafında olan bize benzemiyor. Simalar, tavırlar, duruşlar, tümceler aynı. Sözcükler havada karşılıklarını bulamadan, çarpışmadan, yüzleşmeden bir yakadan diğerine uçuşuyor. Bakışlar sıkışık ve kısa menzilli. Ara sıra televizyondaki akışa sığınan üstü yosun bağlamış kaplumbağanın kabuk altı sıkıntısı.

 

Bu güne özel hazırlanmış teke bakışlı, aç ve gözü pek bir kalabalık, uzun zamandır sabırla beklenen bir ölüm kalım isyanına gider gibi kentin yedi tepesinden paylaşım meydanına akıyor: yaşasın içgüdüsel coşkunun yıldönümü! Bastırılmış cinsellik; ‘ulaşılabilir’ yakın akraba fantezileriyle sınırlı kalmış bir türlü gerçekleşememiş ergenlik. Konuşmasıyla, nefes almasıyla, attığı adımı paraya saymasıyla, tavrıyla, içkisiyle, kavgasıyla, ‘iddia’sıyla, kılıyla tüyüyle insana benzeyen, ‘erkek’leşmiş, adam olmuş, ama bir türlü sevginin elini tutamamış, akraba evlilikleriyle genleri fakirleşmiş, namus ve töre sapkını ama yakın akrabayla zinaya meyilli ‘güdükler’ ordusu…

 

Nadir karşılaşmalarımızda gösterge kimlikler değil onun ardında dolanıp kalan kaçınılmaz asıllar, arkadan dolanmacılar, bulaşık özler, lağım çukurundaki hafif yoğunluklu dışkılar gibi üste çıkıyor. Gözgözeliğin birikimi riyayla, aldatmalarla, şükretmelerle, yıllar boyu artan doymak bilmez bir iştah ve hırsla çevreye ‘mutlu yaşam’ oynanıyor. Bunu yutmuş gibi görünen sabit gülücüklerimiz. Bir an önce arka odada uykuya kaçma fırsatı kollayan samimiyetsiz tanıdık yan bakışlar. 

 

Çaresizlik olduğu yerde, içten içe köpürüyor. Töresi batası, aptalca bir dirim ısrarı; cam kavanoz içinde açılıp kapanan yarım ağızıyla cümleler kuran çekik gözlü kırmızı balığa gecikmeden yem atılmalı.

 

Maskaraya dönüştürülmüş yüzyılların kulesi bir felakete kıpkırmızı kesilmiş. ‘Tükenmekte olan’ın yersiz zamansız geri gelişi. Karmaşa artarak derinleşecek! Odunsu bitkiler yetiştirmeye geri dönmenin tam zamanı. 

 

Uzayın ıssızlığı içinde dağılıp giden, yer çekiminden azat, serbest kalmış karınca çığlığı dirençli bir ses, poyrazda akıntıya karşı ışığa kulaç atıyor. Menzil ya da hedef mi? Yirmi kuştan sadece birinin tuttuğu o görünmez şanlı şeffaf bayrak!

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.