Örgüt-Lenin!

 Meydana yönelen ana caddenin iki yanına sokulan ara sokaklarda, rüzgarda duvar diplerinde savrulan kuru yapraklar gibi belli anlarda toplaşıp sonra bir anda dağılıveren ‘bireysel’, ‘örgütsüz’, ‘partisiz’ kalabalıklar, iktidarın, yani fiilen ve örtü altından çaktırmadan ırzımıza geçen neo-liberal faşizmin yeni tezahür şekli müdahale yöntemlerine hem meydan okuyor gibi yapıyor, hem de bu kedi-fare oyununa teslim olmuş görünüyor. 

 

 

Toplumsal Olaylara Müdahale Araçları ve içerisinde her türden temiz aile çocuğu delikanlı ‘masum’ katiller barındıran zırhlı Akreplerin önünden, gürültüsünden, fırıldakların vitrin camlarındaki yansımasından, çil yavruları gibi sağdan sola, soldan sağa kaçışıp duruyorlar. İnatla isyan etmek ve direnmek arzusundalar ama bireysel iradeleri, topyekun hareket eden bu koskocaman makine karşısında çaresiz kalıyor.

 

Henüz birkaç saniye önce kokoreç, rakı ve muhabbet kokan dar rutubetli sokaklara geniz yakan ‘iktidar bulutu teknolojisi’ doluveriyor. F Tiplerine, tecride karşı direnişte, on yıllardır sisteme karşı verilen onur savaşında can veren yüzleri görmezden gelen, görmek istemeyen, rahatsız olan gözler, faşizmin siyah acı biberi karşısında yaşarıveriyor. ‘Fırsatını bulduğunda’ 1 Mayıs alanını eli kanlı güruha diz çöktürterek çatışa çatışa geri alan ve yaklaşık 11 gün boyunca burayı ‘disiplinli’ bir şekilde işgal edenler arasında bu insanlar da vardı.  

 

İktidarın kitleyi bölme stratejisinde kullandığı, “çevreci, çevre duyarlılığı olan iyi niyetli gençler” ile “iktidar düşmanı Vandallar” ayrımı tuzağına, ‘feysubuk’tan ve ‘tiviter’den başka aidiyet tanımayanların, gittikçe güç kazanan ve politik bir organizasyon ya da partiyle bağ kurulmaması, apolitik olunması taleplerini yüksek sesle dile getirenler ışığa toplanan kelebekler gibi atladılar. Her an karıştırılıp gün yüzüne çıkarılmaya hazır anarşist tezler, kimi zaman çağdaş sürümleriyle birlikte yeniden peydahlandı. Güzel çağrışımlar ve tespitler içerse de bunlar, günümüz Türkiye’sinde bugünkü kullanıcıları için bedel ödemeden, tehlikeye atılmadan masa başında mücadele ediyor görünmenin fırsatları olmaktan öte anlam içermediler.   

 

Orta burjuvazinin ve işbirlikçi burjuvaziye geçiş için umutla kapıda bekleyenlerin çoğunlukta olduğu ve kimi çarpıcı imgelerle öne çıktığı, örgütlü örgütsüz emekçi alt sınıfların merkeze tüm güçleriyle yüklenmeden daha çok ‘çevreden’ katıldığı bu ayrıcinsten kitlenin, faşizmin toparlanması ardından başlattığı karşı saldırı kampanyası karşısında etkili bir direniş göstermemesinin en önemli nedeni gönüllü olarak tercih edilen örgütsüzlük halidir. Ordu, polis, yargı, bürokrasi, eğitim gibi sistemin benzer kilit noktalarını ele geçirmiş, içerisinde ayrıca yine farklı cemaatler, aidiyetler şeklinde örgütlü topluluklar barındıran toplam sekiz milyon üyeyi aşan bir güruhun karşısında örgütsüz ve hatta orta sınıfın çok dilediği gibi ‘apolitik’ olarak, simgesel demokrasicilik oyunuyla ayakta durmanın olanağı var mıdır? Yeri geldiğinde, fırsatını bulduklarında aynı iktidar aygıtlarını hem de en acımasız haliyle kullanmaktan kaçınmayan, kendi belediyelerinde ne kadar ‘sosyal demokrat’ olduğunu cümle aleme açıkça gösteren işçi düşmanı CHP mi bu karşı duruşu gerçekleştirecek? Yoksa devrimci işçilere karşı patron sendikacılığına soyunan, küçüle küçüle devrimcilik oyunu oynayan küçük bir grubun elinde maskara olan DİSK mi? Kitlesiz demokratik kitle örgütleri mi?       

 

İktidar, çoğalttığı ve türettiği baskı aygıtlarıyla, isyan kontrolü yöntemleriyle köşe başlarını tutunca, örgütleri, örgütlenmeyi, merkezi bir cephe ya da eylem birliği çatısı altında mücadeleyi lanetleyenler, bundan geçersiz bahaneler üreterek kaçınanlar, dizginsiz faşizm karşısında sığınabilecekleri bir liman arayışına düştüler. Nefes almakta zorlanarak girdiğin sokağın güvenli olduğunu, nereye yöneleceğini, neyi nerede nasıl kimlerle yapacağını sana kim söyleyecek? Örgüt olmayacak, inisiyatif olmayacak, parti olmayacak, örgüt, cephe, hareket olmayacak ama sihirli bir el tarafından yönlendirilen hayaletler ‘gerçek’ aşılmaz barikatlar kuracak, dolayısıyla ‘sokaklar tıkansa da yeni perspektifler açılacak’, sokaktan sokağa haberleşecek, tim ve araç bazında düşmanın hareketlerini, güç kaydırmalarını gözleyerek ‘genelkurmayı’ bilgilendirecek, başka birimler mücadele alanı dışında düşmanın dikkatini dağıtacak ve gücünü tek bir noktada yoğunlaştırmasını engelleyecek spontane ve ani baskınlar düzenleyecek.

 

İktidarı temellerinden sarsarak yıkma mücadelesi, onu ele geçirmek için mücadele eden herkesle birlikte yürütülmeli. Bu aşamada, öncelikle eli devrimci kanına bulaşmamış büyüklü küçüklü devrimci yoğunlukların, eleştiri-özeleştiri okulunda kendilerini sürekli yenileyerek geçmişin sekter hastalıklarından bir an önce sıyrılarak, acilen ortak bir devrimci halk cephesi örgütlenmesi içerisinde buluşması gereği vardır. Taksim Dayanışması ve benzeri platformlar, bileşenlerinin bir kısmının özverili ve alçakgönüllü çabalarıyla kuşkusuz önemli işlevler üstlenmiş olsa da fiziki yapıları itibariyle birleşik bir cephenin topyekun hareket gereklerini yerine getirememektedir.    

 

Gezi direnişi sürecinde ‘sınavı geçemeyen’ Kürt milliyetçi hareketi, ‘Kuzey Kürdistan’ın stratejik gereklilikleri nedeniyle, bazı bileşenlerinin filli varlığına karşın oyuna örgütlü olarak girmemeyi tercih etmiştir. Kürtlerin olduğu kadar Türkiye Devriminin hatta Demokrasisinin de öncüsü olduğunu iddia eden milliyetçi hareket ilgisiz tutumuyla, nicel yetersizlikleri nedeniyle gücüne sığınan, peşine takılan Türk solunun kimi bileşenlerine de ders vermiştir. Kürt milliyetçileri, içerisinde ‘uç verdikleri’ Türkiye Devrimci hareketine, AKP’nin ve belli cemaatlerin seçim öncesi, bölgede hareket serbestîsini arttırmaktan başka bir anlam taşımayan ama nedense çok abartılan sistemin bölgede restorasyonu anlamına gelen sahte ‘çözüm’ sürecinde, bu direnişte destek vermekten bilerek kaçınmıştır. İdeolojilerinin değil ama konjonktürel güçlerinin peşine takılan ‘artistlerin’, samanlık kaçkınların gezi sürecindeki atılımları, destek çabaları genel görüntüyü kurtaramamıştır. Neo-liberal faşizmin abdesti bozulmuş kanlı ellerini sıkan Kürt milliyetçisi ellerin yüzündeki mutluluk bizim mutluluğumuz olamaz. Analarımızı ağlatan takkeli neo-liberal faşistlerin Kürt kardeşlerimizle aynı ağızdan gönülden okuduğu  ‘Megri, megri…’ türküleri ne yazık ki gözümüzü yaşartmıyor, aksine kararlılığımızı arttırıyor. 

 

Uluslararası konjonktürden (Azerbeycan’dan, Barzani’ye ait KRG Taktak ve Takve bölgelerinde, Irak’ın Basra’sından ve şimdi de PYD’ye ait 50 bin militanla el konulan Suriye petrollerinin 3’te birinden gelen ve Kuzey Kürdistan topraklarından geçerek Yumurtalık ve Ceyhan’a doğru akan petrol hatları) kaynaklanan avantajlarla sağlanan bugünkü zafer tablosundan Türkiye Devriminin yararına hiçbir kazanım çıkmaz. Aksine Kürdistan cephesini kısmen ‘tatil’ eden neo-liberal faşizm batı’da, metropollerde baskısını daha da kolay tırmandırma imkanı buluyor.

 

Sınıfsal kökenlerinden gelen imkanlarla, fazlasıyla zaman ayırabildikleri ‘boş zaman etkinlikleri’ sayesinde hemcinslerine göre biraz daha ‘aydın’ olanların, ‘kenardan izlemeden’, sokakta, barikat arkasında, direnişin bizzat içinde, çatışanların yanında yer alması gerekir. Yani sosyal medya jargonuyla suya sabuna dokunmadan en radikal simgeleri risk almadan bir tıkla kolayca ‘beğen’mekten, bir tür üyeliğe, aidiyete, girişime geçiş hali; ne yaptığını gayet iyi bilen kitleleri aydınlatmak üzere kendilerini, bedenlerini geri çekerek değil, bizzat izlemeye alışkın olduklarıyla birlikte çatışarak öğretmek ve belki de daha çok öğrenmek. 

 

Sisteme teslim olmama iradesini gösteren herkesin, yaşama boyun eğmek ile onu yaratmak arasında tercih yapması gerekmektedir. Devrimci gücü doğuran, değişime yönelik devrimci arzunun gerçeklikle bağıdır. Çok ilerisini düşünmeden kısa vadeli hedeflerle, elden ele taşınan parke taşlarla kurulan güçlü bir barikat kurarcasına mevcut çıkmaz aşılmalıdır. 

 

İktidarın birey üzerinden işlemesine izin vermemek için ‘yeni insan’ı bir kez daha ama belki de farklı bir şekilde yaratmaya çalışılmalı. Sistemin kurguladığı birey tipinin üzerine gitmeli, oluşturulan ışıltılı yanılsamayı teşhir ve yerle bir edecek yöntemler bulunmalı. Sistemin sunduğunu çekinmeden reddetme davranışını geliştirerek, önce kafaların içindeki iktidarı yıkmaya çalışmalıyız.

 

Müesses adalet aygıtı, daha önce de Bahçelievler’de dergi dağıttığı sırada polisin açtığı ateşle felç olan Ferhat Gerçek’in tişörtünü, Beyoğlu polis merkezinde silahla öldürülen Nijeryalı Festus Okey ’in gömleğini, halkını savunurken AKP destekli faşist çeteler tarafından Gülsuyu’nda arkasından vurulan Hasan Fırat Gedik’in giysilerini Kartal Eğitim ve Araştıma Hastanesinden kaçırmakla meşguldür. 

 

Burjuva adaletini kendi oyun alanı içerisinde tuzağa düşürecek, anlamsızlığını tüm açıklığıyla teşhir edecek manevralarla birlikte, halkın adaleti edimlerini, finans kapitalin istikrarına çalışan dengesiz terazi yerine, yeryüzü sevgisiyle yoğrulmuş bize ait bir karşı adalet anlayışını geliştirmeli ve yaygınlaştırmalıyız.

 

   

 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.