Çerkez Kaması

  Bilmiyorum bu kaçıncı demlik evimizin serin havasını hararetlendiren? Ateşi söndürülmeden peş peşe yakılan sigaralar gibi, bardak üstüne bardak eklendikçe dile getirdiklerimiz, kararlı bakışlarımızdaki samimiyete ekleniyor. Çaydanlık, ocak yoruluyor, bire bir yaşama dönüşen sözcükler tükenmiyor. 

 

 

 

Araya giren uzun sessizliklerde çatı katından gördüğümüz binlerce evin ışıklarına dalıyor gözlerimiz. Vişnezade’deki evlerin farklı halleri, çok uzaktan da olsa kısmen tahmin edilebiliyor. Kalabalık bir ailenin dolup boşalan mutfağı, muhtemelen çalışan bir çiftin henüz ışıklarıyla aydınlatmadıkları mekanlar, yaşlı bir sakinin ancak seçilebilen sarı silik ışığı, kentin merkezinden gözlerime yansıyan çeşit çeşit ‘ev halleri’. Işıklarıyla oyununu sergileyen, insan işleyen değirmen kent içten içe sarsılıyor.

 

Takipler, dinlemeler, infazlar, hainler, işbirlikçiler, köşe başında, ıssızda ansızın ortaya çıkan kopek sürüleri gibi çoğaldıkça çoğalıyor. Dışarıda kıyasıya bir savaş; her gün gelen bölük pörçük ölüm haberlerini üzerinden ancak birkaç gün geçtikçe birinci elden, ‘içeriden’  gelen bilgilerle doğrulama olanağı buluyoruz. Aydınlık gözlerinde birikmiş kinin, bakışlarımızın çarpanıyla gittikçe daha da bileniyor ve çoğalıyor. Kimi zaman çakışan kendi geçmişlerimize, ortak tanıdıklarımıza hiç değinmiyoruz.

 

Gülcan, bebek Irmak’ı bazen sana emanet ediyor. Ona umutla bakıyorsun. O da, geleceğine sahip çıkarcasına minicik parmaklarıyla işaret parmağına sıkı sıkı sarılıyor. Geçen gün çok da düşünmeden yaptığım ‘sana çay yetiştiremiyoruz’ şakası üzerine bir gün eve kocaman bir sarı ÇAYKUR paketiyle dönüyorsun. Bizi ateşin sıcağına daha da yaklaştıracak işareti bekliyoruz. Suna’nın ziyaretlerinde ikimizin de için yoğun bir coşku kaplıyor. Olan biteni daha iyi anlıyor, gelişen duruma göre perspektif geliştiriyoruz. Suna bazı gelişlerinde kek de getiriyor. Çay keyfiyle birlikte gelen haberleri değerlendiriyoruz. Sakin ve kararlı duruşunla söylenenleri sükunetle dinliyorsun.

 

Neo liberal faşizmin yaşam üzerindeki ‘yaşatma ya da ölüme atma gücünden’ gelen iktidarına karşı elde hiçbir silah kalmadığında, devrimci inancın son silahıdır beden.  Devletin denetimi dışında kalan her türlü ÖLÜM  ve ŞİDDET yıkıcı bir özelliğe sahip olmaktadır. Bu bir tür iktidarı yok etme provasına benzemektedir.

Çoğunluğun yaptığının tersine o öyley'miş' gibi yapmadı. Rol yapmadı, bizzat mücadelenin gerçeğini oynadı.  

Sol eli gümüş orak çekiç işlemeli sapın üzerinde. Sebepsiz çekilmez; kınından çekildi mi illa ki ete değecek. Çoktan çekilmiş sarı Çerkez Kaması. Artık geriye dönüş yok.

 

Siperden fırladığım an “ZAFER!” diye haykırmak istiyorum. “BEN ÇERKEZ KAMASIYIM!” diye haykırmak, şehit düşmek istiyorum. Çünkü kendimi şu anda Çerkez kaması gibi görüyorum, hissediyorum. Doğru elde doğru hedefe tam zamanında yöneleceğim için çok mutluyum. ... Yoldaşlarımın, halkımın kamasıyım. Sapına cephe yıldızı nakışlanmış “ÇERKEZ KAMASIYIM!” Bütün gövdemle düşmana saplanacağım.  

 

"Ben bir Çerkez kamasıyım. Kırılmayacağım, bükülmeyeceğim, esnemeyeceğim. Ve dimdik, doğru ellerde, düşmanın bağrına saplanacağım..."

 

19 Aralık Katliamı 

 

Zaman zaman karşımızdaki I Blokta kalan arkadaşlar o tarafa geçip geçmeyeceğimizi soruyorlardı. Bizim barikata yüklenmeye başlamışlardı. Bizler de I Bloka bakan havalandırmanın pencere demirlerini kırarak I Blokun havalandırmasına geçtik. İçeriye girdik ve havalandırma kapısına barikat kurduk.

 

I Bloğunun alt katındaydık. İçerisi oldukça kalabalıktı. I Blok, J Blok, H Blok bir araya toplanmıştı. Peş peşe bomba sesleri geliyordu. Ölüm orucundaki arkadaşlar bir yere toplanmışlardı. Onların oldukları yer bombaların etkisine karşı biraz daha korumalıydı. Ölüm Orucu direnişi altmışıncı günlerdeydi.

 

Direnişçiler, alınlarında kızıl bantlar, yüzleri sararmış, oldukça zayıflamış görünüyorlardı.

 

Dışarıda askerler sık sık megafonla teslim olmamız için bağırıp, moralimizi bozmaya çalışıyorlardı. İçerisi gaz kokuyordu...

 

Bizler artık fikir yürütmüyorduk. Artık ok yayından fırlamış, devlet saldırmıştı. Bundan sonra ne olur çok fazla üzerine düşünülemezdi. Bizlere bir görev düşüyordu. O da kendi kimliğimizi, onurumuzu korumaktı. Bu saatten sonra çok fazla söylenecek bir şey yoktu. En azından fiili saldırı sırasında... Belki birçoğumuzu öldürecekler, ağır işkencelerden geçireceklerdi.

 

Tüplerin takılı olduğu dış cepheden; askerlerin olduğu yerden pencere camları kırılarak içeriye bombalar atılmaya başlandı. Alt kata yüklenmeye başlamışlardı. Alt katı boşaltarak üst kata çıktık. Alt katın kapısının arkasına barikat kurduk. En son demir kapıyı yaslayıp barikatı sağlamlaştırmak için biz orada kaldık.

 

Ana maltanın sağındaki blokta kalanlar ile bizim blokta kalanlar bir araya gelmişti ama karşımızdaki bloklarda ne olup bittiğinden haberimiz yoktu. O taraflardan da sesler geliyordu. Arkadaşlar televizyonu açmışlar haberleri izlemeye daha doğrusu dinlemeye çalışıyorlardı. İdare anten yayınını kesmişti. Olan bitenden haberdar olmamamız için ellerinden geleni yapıyorlardı. Arkadaşlar jelatin kağıtlarından anten yapmaya çalışıyorlardı. Görüntü pek yoktu ama ses geliyordu.(...)

 

Zaman zaman saldırı yavaşlıyor, bomba sesleri azalıyor, zaman zaman yoğun bomba sesleri altında saldırı artıyor hava dayanılmaz hale geliyordu.

 

Alt katta barikatın başındaydım. Merdivenlerin olduğu yerdi.

 

Sorumlu ve temsilci arkadaşlar Ölüm Orucu direnişçisi Murat arkadaşla konuşuyor, kucaklaşıyor, vedalaşıyorlardı. Murat arkadaş dışarıya mesaj, selam ve özel iletmek istediği şeyleri iletiyordu. Her şey biraz tören havasındaydı. Ama ben hala anlamamıştım. Biraz sonra temsilci arkadaş camdan dışarıya askerlerin olduğu tarafa seslenerek en yüksek rütbeli bir askerle görüşmek istediğini söyledi.

 

Askerler önemli bir şey söyleyeceğini düşünerek "tamam çağıracağız" dediler. Birkaç sefer daha bağırıldıktan sonra karşıdan, "Evet, sizi dinliyoruz. Söyleyin" biçiminde yanıt geldi. Temsilci arkadaş "Dinleyin Ölüm Orucu savaşçımızın size bir mesajı var" dedikten sonra Ölüm Orucu direnişçisi Murat arkadaş konuşmaya başladı: "Dinleyin, şerefsizler!" diye başladı ve devrimci kararlılığını ifade eden bir konuşma yaptı, konuşması yalındı ve sert ifadelerle doluydu. "Kendimizi yakacağız ama asla teslim olmayacağız" gibi bir cümleyle konuşmasını bitirdikten sonra üzerine bir şeyler dökmeye başladı. Tiner, benzin gibi sıvı bir şeydi.

 

 Başından aşağı aktardı. Ardından tutuşturdu. Murat arkadaşın merdiven başına geldikten sonra gördüğüm bütün davranışları sakin acelesizdi. Kararlı ve sakin. Arkadaşlarıyla vedalaşması bir yolculuğa çıkar gibiydi.

 

Murat arkadaş vücudunu saran alevlerle birlikte bir ateş topuna dönüştü ve öylece ellerini havaya kaldırmış slogan atıyordu.

 

 İnançlı ve sakin bir ifade vardı yüzünde. Benim o ana kadar arkadaşların böyle bir eylemleri olacağından haberim yoktu. Murat arkadaş cayır cayır yanıyor ama düşmüyordu. Zaman geçmesine rağmen ayakta ve kolları biraz kırılmış biçimde yukardaydı ve elleriyle zafer işareti yapıyordu. Ve sonra düştü, düştüğü yerde de yanmaya devam etti. Ancak alevler daha da azalmıştı. Belden yukarısında kararsızca gezinirken, bacaklarında inatla yanmaya devam ediyordu.

 

1961’de Kumburgaz’dan 2000 yılının 19 Aralık’ına uzanan yaşamı taçlandıran, ufkumuzu aydınlatan, zafer halaylarına uzanan, upuzun bir ateş.

 

(Koyu italikler Murat ÖZDEMİR’e aittir)  

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.