bilanço

 Deniz kenarında, su boylarında, yemyeşil bağ bahçelerde değil, yerleşimsiz, uçsuz bucaksız kupkuru, kum tanesinin bile çatladığı çöllerde başladı bu iç yolculuk. Sundurmasız kobra delikleri, nereye yöneldiği belli olmayan akrep izlekleri üzerinden, zeminle teması olabildiğince azaltmak için parmak üzerinde bir tepecikten diğerine sıçradım durdum. Birbirinin tıpatıp aynı gibi duran ama her bir ayrıntıda farklılaşmayı marifet sayan kumların oluşturduğu yükseltilerin nirengi alındığı, doğrultusu, menzili, şahkülü şaşan intikallerin anlatısıdır bu rüzgar vızıltısı. Birbirinin üstüne çıkarak vücuda gelmiş eşyükseltiler, eğrilerek yükselmeler, eşleşmeler. Sayılı ama sayısı belirsiz şekilli niceliklerin niteliksiz birlikteliği: hiç sorgulamadan ve birbirini kıskanmadan omuz omuza vermiş silisli yurttaşların vücuda getirdiği organsız beden.

 

Orta Çöl’de sürekli irtifa değiştiren birbirine yaslanma durumları. Kırmızı kumlu Kızılkum, beyaz kumlu Akkum, kara kumlu Karakum; Taklamakan’ın dirim gizleyen kelime taklaları, Gobi’nin arka ayakları üzerinde küstahça dikiliveren gubidik sıçanları ya da sebepsiz gerekçelerini birbirine fısıldayan upuzun cisim fırtınaları. Yeraltında kuş uçumu aynı yarıçaptan daha uzağa açılmayı dahi göze alamayan hammaddesiz kalmış, garibim dört bacak gergin kasılıp kalmış kaygı yuvarlayan bok böcekleri.   

Bütün bunların olduğunu varsaydığım sırada, seni ilk gördüğümü sandığım çölün sevgi süzen drenaj kumundan, yani Dışkıkum’un ateş pırıltılarında çoktan aldanmanın atlıkarıncası kurulmuştu. Daha kalemi elime aldığımda hikayede Aksu ve Karasu’nun belli olması hali. Bu durumda, işleri çözmede öz kokusunu yitirmiş duyguların dayanağı koyu kahverengi kurşuni çamur arası yağlı yoğunluklar zayıf kalırdı şüphesiz. Mekanik döngüsel akordeonun teneke malı ses dalgaları gibi alçalıp yükselen eblek gözlü cam yünü içi boş at, her önüme denk geldiğinde ayakları havada kalıyordu.

Kendi kuyruğunun peşinde dört dönen kedi gibi öylesine yorgunum ki artık şu anda, geçmişi unutmuş gibi yapmak daha kolayıma geliyor. Süregelendeki kurgunun garip biçimsizliği biraz da bundan belki; ‘iyi ki de gerçekten yaşanmamış’ın rahatlığı. Susuz ibriğin serinletici boşluğu. Israrlı sahte ikiciliğimizin boşalttığı mekanlara geri dönüş, yaraya tuz basmak gibi bir şey. Kurutma gereksinimi. Kendine karşı bütün olanlar, aslında bu yüzden olmamıştı gösterisi.  

Boş pet şişe dolu torba. Koca gözlü Çizmeli Kedinin teslim aldığını sanan ama şimdiki gözle iç kanırtan iğrenç bakışı. Çöpe giden çiçekler. Bardaktaki kuru gül. Pembe tespih. Rulo halinde dolabın üstünde sarılı duran tozlu tasarımlar. Önceleri hacim oyunlu, sonraları boya ayrımlı garip gurup bina cepheleri. Dolaba taşınan oyuncak araba; oyuncak asker. Dolaba taşınmadan önce yere düşen asker. Alçalan asker. Dolaba girmeden önce, beni temsilen iple tavana astığım asker. Yükselen asker. Çift göstergeli o ana takılıp durmuş, bir geri, bir nötr ve iki ileri vitesli takvim. Yaklaşan tarih. Uzaklaşan ömür. Kalemle yazılan notlar. Aybaşları, aysonları, tarihte önemli günler. Takvime yazılmayan ama takvim yapraklarındaki değişikliklerle belleğe kazınan günler.       

Şimdi bütün bunları yazmaya çalışırken Oxus ırmağına serinlemeye inmiş isimsiz, susuz ve gerekçesiz kalmış bozkır kaçkını bir esintiye öykünüyor olabilirim. Önümde yer yer denize benzeyen su akıyor gidiyor gibi. Gibi diyorum çünkü denk geldiği yerde kayalara başını çarparak bembeyaz köpüren suyun acıklı halinden başka bunu somut olarak gösteren başka bir bulgu yok. Hızından suyun lezzetini yakalayamıyorum. Gözle seçilemeyen küçük ırmak hayvanları, inatçı alabalıklar gibi akış yönüne ters yüzüyorlar. Çift toynaklı kulaçlarıyla koyunlar, tekboynuzlar, üç boynuzlar, asimetrik erbezliler, alayı Allahına ters gidiyor. Aklım vücudumun üst tarafını terk ediyor. Sana bu kadar yakın iken senden uzakta, bendeliyorum.

Yalnızlık düşüncesinin hiç hissedilmediği ıslı ıssız yollarda tasnif dışı duyguları tarif etmeye çabalamak ne kadar anlamlı? Kimde hangi farklı duyguyu yaratabilecek ki, bu bende dahi henüz biçim kazanmamış hal’ler, duygular. Yalan, kendi kendine gerçeğini görmekle boy alır. Benim varoluşum zaten hepten yalan. Bu ahiret yoksunluğunda, kendi uhdemdekileri özenle besleye dururken, ben, senin yalanlarını yiyerek beslendim. Bile bile. Kör kör parmağım gözüne. Kurgulanan, kurguladığım her şeye önce ben inandım. Canım öyle istiyordu çünkü. Bir tür hesapsız, karşılıksız aldanma tutkusu, saplantısı gibi, kısa vadeli yabancı kaynakların uzun vadeli oluşlara feda edilmesi kadar olağan bir şey bu.

İskandinav ülkelerinde ‘sırılsıklam gönüllü gerzeklik’ de diyorlarmış bu sevimli insanlık durumuna. Burada, bu ağaçsız buğday sarısı bereketli topraklarda sadece ve kısaca ‘aptal’ diyorlar. Yok, öyle abdal değil, tastamam ap-tal. Beynini sevdiğimin abaküsünde iki kere iki, üç hali. Öz kaynaklarda demirbaş salaklığı.        

Odanın duvarını bir baştanbaşa kapatan soluksuz dolaba tıkıştırılanlar gibi bütün karları, hasarları anımsanmayacaklar kutusuna attım. Yüz şekilleri, bakışlar, gözler, boy aynasına ‘söyle güzel ayna en güzel kim’ bakış duruşları, havaya sıkılan lavanta kokular, hıçkırıklar, coşkular… Dirimin en güçlü olduğu anda hepsi hep birden ya da belki de tek tek yeniden cari varlıklar olarak nüksedecekler. 

Boydan boya yürümesi beş gün süren yalnızlıkları –sensizlikleri demeyeceğim, sen başından beri yoktun zira- beslemeyen çağrılar kısa sürüyor. Gök penceresi altında yaşanacak anların tasavvurları: yıldızların göz kırpan cılız pırıltısında uykuya dalmak, sabah arsızca içeriye tam da tepemizden doğru kırk beş derece davetsiz dalan dingin salınımlarda günün aydınlığında ışıklar içerisinde uyanmak.

Tam da kaynağından elimize verdiler. Birlikte aldık avuç içlerimize yalanın hasını, birbirine çarparak büyüyen abartılı sahte anlatımlarla her şeyi tasarlarken. Kalın bilek, tüysüz kol. Değil mi? Bal gibi de öyle.

Aktif, sütun atlayıp pasifin ırzına geçmiş. Güneş çevresinde gerçekleştirdiğimiz her bir döngüde yaşamımızdan düştüğümüz amortisman payları. Gün gelecek dönme devinimini sürtünmeden dahi kaybetmeye başlayan bu anlamsız gezegen de duracak bir gün. Zafer bildiklerimiz bir görünümden ibaret olan bilançomuzda sona erse, sıfırlansa ne yazar?   

Devir mi yazar?

Hele bu kadar uzaktayken.

Aramızdaki mesafe içtenliğimizden ibaret.

  

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.