"Bu yapı tehlike arz etmektedir"

Résultat de recherche d'images pour "dilek doğan" Sistemin yazılı metinlerinde yer almayan, kanunda karşılığı olmayan, burjuva hukukunun oyun kuralları içerisinde dahi hukuksal olmayan bir rezil durumdur bu. 

Karizma ezan bayrak parmak hitap hipnotizmasıyla genleri fakirleşmiş milletin gözünün içine bakılarak, yavaşça tek tek kurumları üzerine basılarak devlet ele geçirilmiştir.

Ortaokul çağında, o dönemde çok da fazla anlamadan, müesses nizamı oligarşi olarak nitelemiş, daha önce seçim oyunlarıyla halkın kendini temsil olanağı bulduğunu sandığı düzenin demokrasi olmadığını az çok anlamış biri olarak; Çorum, Maraş, Sivas, 19 Aralık katliamlarını gördüğümüz bundan öncesinin de çok dilediğimiz ‘demokrasi’ olmadığı, hatta burjuva anlamında dahi bu kelimeye pek yanaşamadığını şimdiden belirtmekte yarar var.

Ancak ‘oligarşinin demokratik oyun kuralları içerisinde’ dahi bir çelişkili bir durum, bir tuhaflık var vardığımız noktada.

Bugüne kadar “vatan ve milletin ebedi varlığını ve yüce devletin bölünmez bütünlüğünü” koruma niyetiyle hayatımızı kararta gelmiş ‘ÇOK GİZLİ’ ordu içerisinde direnen son ulusalcı unsurlar, ortak düşman ABD’nin desteğiyle tasfiye edilmiş, kurum ‘Hizmete Özel’ hale getirilmiştir. 

Sosyal demokrat paltolu acemi hırsız amcalarımızın çok hoşuna giden, ama şahsen hiç de haz etmediğimiz askeri vesayet zapt-ü rapt altına alınmış ve sadece padişahın vesayetinin geçerli olduğu ileri demokrasi’ye geçilmiştir. 

Tüm kurumlarıyla, devasa adliye binalarıyla, yüce ve yüksek mahkemeleri, atama organlarıyla hukuk; kolektif bilinçaltıyla birlikte bilumum yargı düzenekleriyle ‘yüce adalet’ ele geçirilmiştir.

Meclis yoktur. Şaşalı binalarda, ülkenin farklı bölgelerinden para karşılığında garip oranlar gözetilerek sayı cambazlığıyla ‘yüce çatı’ altına ‘yemin billah’ sokulan ve kırmızı kadife koltuklara oturtulan zatların ağızları vardır, dilleri yoktur; kürsüye çıkıp konuşsalar da bu kez sesleri duyulmaz. İfade bulmayan, dili kesik, dönüp dolanıp yine kendi içine kapanan milli irade yoktur.

Çevreyi kirletmek ve beynimizi düzmek için devlet bütçesinden pay almaları dışında temassız kaldığımız, olan bitene sessiz kalan siyasal partiler de, muhalefet de yoktur.

Onun adına mücadele ettiğini söyleyenleri, çok iddialı parti, sendika ve örgütleri işgal edenleri,  tanımama tavrını sürdüren, şekil değiştiren ve orta sınıfın göstergelerine öykünen, akıllı telefon mülkiyetini üretim araçları üzerindeki mülkiyet mücadelesine tercih eden işçi sınıfı yoktur.

Sayı cambazlıklarının ve bin bir çileyle evlerin önüne çekilen arabaların, baş köşeye yerleşen flat TV’lerin gerisine gizlenen, ailenin her bir bireyine, beynin her bir hücresine işleyen dizginsiz kölelik, açlık ve sefalet kol gezerken; zirveye tırmanan yeşil oklar da, ekonomik gelişme de yoktur.

Lanetli payın ortaya çıkmasından beri azalmayan ama artan sermaye hep vardır. Hatta her zamankinden daha da çok vardır. Kod adı “istikrar” olan sömürünün ülkede dizginsiz bir şekilde uygulanmasından memnun kalan işbirlikçi sermaye olan biteni zevkle izlemektedir. “Sessizliği”, dışarıdan örgütsüz ucuz emek, aç insan ithalatıyla ödüllendirilmektedir. Sığınmacılar.

Onlar kar ediyor, bizler ölüyoruz.    

Seçimmiş… Ne 7 Haziran, ne de 1 Kasım. Seçiminizi yiyeyim sizin. Sizi gidi şaşkın kuklalar…

Sermaye seçiyor, siz onayladığınız sanıp feci yanılıyorsunuz.

 

Ben darbe yaptım oldu demiştir biri. De facto diyorlar buna. Kademeli gelişen, halkın gözü önünde gelişen, halkın yarısına yakının desteklediğini sanıldığı, postmodern, bal gibi fiili bir darbedir tanık olduğumuz.  

Hala anlamadıysanız şöyle diyelim.

Yani iki kardeşten biri de facto, de jure’nin ırzına geçmiştir. Dinlenmeyince, üstünde takunyalarla zıplanınca, netekim 1982 Anayasası bile utanmış, alınmış, küsmüş ve geldiği yere geri dönmüştür. Anayasa da yoktur yani.

Saray mı hükümeti, hükümet mi sarayı, millet mi meclisi, meclis mi milleti derken, tavuk yumurtadan yüzümüze fırlamıştır.  

Durum zarfları fiillerin durumlarını anlatır. Bunların cümle içerisinde ayırt edilebilmesi için fiile nasılı zorlayan sorular sorulur.

Çalıp çırpıyorlar mı? Zor kullanıyorlar mı? Gaz atıyorlar mı? ABD ve İsrail yaratımı dünyanın başbelası fanatik canilerle işbirliği yapıyorlar, bu şeytanların bin bir türünü kendi diktatörlüklerinin restorasyonunda kullanıyorlar mı? Bunların Allah’ı var mı?

Bir fiil birden fazla durum zarfı tarafından nitelenebilir.

Darbe. Oligarşik darbe. Gerici oligarşik diktatörlük.

“Faşist” sözcüğü, olur olmaz yere herkesin ağzında pelesenk edildiği ve telaffuz edildiği andan itibaren yapılması gereken gereğinden kaçınıldığı için, kendi kapsamını da aşan mevcut durum karşısında “kullanılmama hakkını” kullanır ve sessiz bile kalır.        

Fiili durum tespitinde yanılmakta, mevcut durumun gerektirdiği somut ve ağır görevleri ertelemede üstüne olmayan, sol muhalefetin bir kesimini, lafı dolandırmadan bir an önce durumu görmesi gerekir. Müzakere ya da barış durumuna göre iktidarın gerçek niteliğinin, fiili durumun gerçekliğin değişmeyeceğini, değişmemesi gerektiğini, bu kadar uyaroğlu davranmanın insanın sağlığına zararlı olacağını iyice anlayarak, güce taparak kuyruğuna takıldıkları milliyetçi Kürt muhalefetinin kendi özel ajandasının sayfaları arasına sıkışıp yok olmadan bunu kavraması gerekir.

30 yıldır savaşan Milliyetçi Kürt muhalefeti, hendeklerle yolları tıkasa da kendisine yeni perspektifler açtığının farkındadır. Rejimin fiili durumunu sadece iktidarla yaptıkları kendi ‘müzakereleri’ penceresinden değerlendirdikleri ve ABD ve İsrail’in büyük Kürdistan projesi yörüngesinde yer aldıkları sürece ülkenin demokratikleşmesi anlamında sunabilecekleri katkılar kısıtlıdır. 

Uzun yıllardır fiili durumu doğru tespit edip ona uygun mücadele tarzını ısrarla her koşulda yürütmesini bilen ve bu uğurda çok ağır bedeller ödeyen ama pratiğini illegalitenin kısırlaştırıcı tuzağından uzak tutarak, örgütlenmesinde olduğu kadar eylem tarzında da, çağdaş siyasi mücadele ortamının dayattığı yaratıcı eşiği aşamayan devrimci hareketlerin de kıstırıldıkları harekat alanlarını aşma yönünde çaba harcamaları, menzilimize yeni patikalar açacaktır.   

Bu adı verirken bile bizden uzaklaşan, bizi kalabalığımızda yalnız bırakan halk, bu olan bitenin hem nesnesi, hem öznesi olamaz.

Yoksul, ezilen halklar, çocuklarımız, kaçınılmaz olarak gelecek güzel günler adına filan değil.

Ne yapacaksak şimdi için ve hemen ve sadece ama sadece kendimiz adına yapacağız.

Belki de eli kanlı namussuza galoş giydiren Dilek Doğan’ın güzel gözleri için.

Silkinme zamanı gelmiştir. 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.