ANAYERİM DAĞ

See full size image Hiçbir gezginin geri dönmediği âlemi ararken, üstüme çöken yaşam sıkıntısından kaçıp yine tek başına yanına geldim. Anlamsızlık dünyasından anlam dünyasına geçiş anlarını gündönümü evresinde yarım bıraktım, parmak üstünde yüksekliğine yaklaşıyorum. 

 

İnsan yorgunu duygular eşliğinde, attığım her birkaç adımda, onlarca kilometrelik yeni dünyaların birdenbire önüme açıldığı, engebelerin, sırtların, kayaların sınırlayamadığı bir uzama yayılıyorum. Her bir barikatında bin bir yeni görüngü sunuyorsun önüme.Yeryüzü, gökyüzü, toprak, titreyen çiçek, yaklaşan ıslak bulut: kendi evimdeyim artık.

 

Her şeyi –yeniden ele alınmak üzere- ovada, düzde yarım bıraktım; yalın yüreğimle yamacındayım. Beşerî sıkıntılarım, aç gözlülük, rekabet, hırs ve bencillik hızıma dayanamayıp aşağıda kaldılar.

 

Mütevazı yükümle adım adım, basamak basamak yanına yükseliyorum. Ben yürüdükçe yol eğim kaybediyor, dev kütle geri çekiliyor; dik yamaçlar düzeliveriyor. Yanına yaklaştığımda dağ yüksekliğince şekil değiştirip solumaya başlıyor. İnce bezin altında oynaşan bokböceğinin tıkırtıları eşliğinde, yanıltıcı sessizliğinde soluğumu soluğuna uydurmaya çalışıyorum. Attığım her adımda, önümde çoğalan patikalardan sular fışkırıyor. Menzil, aşağıya doğru akan suya karışarak güç kazanıp yükseliyor. Eriyen kütlenin özü eksilerek dağın içine karışıyor: gözlerim daima yukarıda...

 

İlk kez olmasına rağmen, genel geçer bir izlek, en kısa ve en doğru yola yaklaşmamı sağlıyor. Taş taş üstünde duran eğreti rüzgâr korunakları, yere çakılı kazığa bağlanmış at, tepemde daireler çizen kartal beni selamlıyor. Bu andan, bu yamaçtan, bu yükseklikten sonra her şey, her kaya, her yer tanıdık artık.  

‘Koyunlarla çoban çocuklar

vardır bazı dağlarda,

yeşilin en yeşilini bilirler

en serinini pınarların.’

Çobanlarla kıskanç bakışlarımız iletişiyor; sözcükler kıt ve gereksiz. Karşılıklı olarak yaşadığımızı sandığımız güzelliklere öykünüyoruz. Düşlere pusu kurmuş, sessizce bekleşiyoruz. Onların aklı ışıklı kalabalık şehirde; benimkisi ise tenha ve karanlık koyakta.

 

Çocuklar ‘kendi gibi’ bir büyüğün dağda oyuna gelmesine içten içe seviniyorlar. Yanım sıra seker ayak, oyun alanı sınırlarına kadar bana eşlikle eğleniyorlar. Bu tanıdık yüze, en doğru ve en güzel yönü gösteriyorlar.

 

Yükseğinde, önüme açılan çepeçevre evrenin ilerleyen zamanla birlikte buluta gömülmesini izliyorum. Gün ışıklarla ilerliyor: dağ eteklerini havalandırarak olduğu yerde dönüyor. Bir görünüp bir kaybolan yamaçtaki ışıklı köy ha düştü ha düşecek!

'Bir dağ ışıklarla oynardı

tan ağarırken

devler gibiyidi allarda.

 

Bir dağ ışıklarla oynardı

büyürdü doruğunda mor

uykusu gün batısının.

 

 

Bitki kalabalığında, gelinciklerin arasında yalnız kalan bir çan çiçeği titreşiyor kimi zaman rüzgârda. Yel dinse de göz göze gelsek diye bekliyorum başında.

 

 

Yalnızım ama, öyle çok yıldız var ki uzaklarda, kocaman bir masal oluyor geceleyin. Gün batımı içeriye erken giriyor. Yüzyıllık bir uykuya dalıveriyor yeryüzü kısığı gözlerim.

 

 

Dışarıda koskocaman bir dünya yer değiştiriyor, ufka gölge düşen yorgun bedenler tek sıralı gece intikallerine başlıyor; dost güvenliğinde gözlerimi güvenle yumuyorum.

 

 

Her gece usumdan atamadığım dağlayıcı Sonbahar görüntüsü geri geliyor aralık kapıdan içeriye. Bezden evin ceviz döşemesini sarsan tulumun yürek dağlayan sesi; oğlunu yitirmiş bir annenin yaşam vadisine camdan donuk bakışı; iç parçalayan vurgulu Hemşince ağıt; karın üstünde, sırtta kızıl tabut dev ağaçların arasından döne dolana kar giyinmiş  yaylaya tırmanan, cılız ama inatçı ve vefalı bir kalabalık: Aye aye Yusuf Orti…

 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.