Yaşam sıkıntısı

 Çocuklarımın yatak odası tavanına astığımız, karanlıkta parlayan fosforlu yıldızlardan geriye kalan yapıştırıcı izleri, küçük ellerin çizdiği anlamlı anlamsız tebeşir karalamaların bulunduğu rutubetten rengi dönmüş duvarda üzerine özenle yerleştirilen kitapları taşıyan rafların mermi deliğine benzeyen dübel yuvaları.

Üzerinden çok da uzun zaman geçmedi ama bana çoktan ölmüş ve unutulmuş bir yaşamın kayıp sesleri gibi gelen, yaşamışlığımızın, iri cüsseli örümceklere terk edilmiş bu soğuk ve sessiz mekandaki yankılanmaları. Alt kattan yemeğe çağıran yorgun bir ısrar, uzaktan odalara yayılan televizyon sesi, bir kattan açılıp diğerinden kapatılan anahtarlarla parmak üstünde çıkılan korkular, işeyen kapıların parlak sarı hırdavat tıkırtısı... 

Ev dağıtıp toplamayla geçen yılların telaşlı anıları. Bir insan ömrüne kaç ev sığar ki? Herbir aşamasında ayrı bir anlam katmak için kendimizi bunca zorladığımız bu dirim çabası da özünde eşyasız ve anlamsız bir taşınma değil mi?  Bile bile cehenneme geri dönme arzusu değil mi bizi birbirimizden ve daha önce ne kadar da kolay keşfettiğimiz varlık nedenimizden uzaklaştıran?

Vefakar çocuklarımız zeytin ağaçları daha da bir hastalanmış, karalekeli yapraklardan gövdeye inen kömür karası –ellenmemesi ve diğer ağaçlara bulaştırılmaması gereken- sıradışı bir kansere dönüşmüş. Bordo bulamacı, tavuk gübresi filan hikaye bitkiler çoktan ölmeye karar vermişler. Genç fidanların olur olmaz yerlerinden açtıkları kara deliklerden ana gövdeyi kemirmeye başlamış beyaz kurtlar. Yabandomuzları düşen yaprak ve meyvelerden daha bir gübreli olan ağaç diplerinde solucan kazımış.   

Araziyle ilk temasımızda, katır tırnağının gövdesini ters yöne eğerek tara ile daha kolay nasıl kesilebileceğini bize gösterdiği sarıçamın dibini yine arsız bitkiler sarmış. Tüm yetenek ve gücüne rağmen hep en azıyla yetinmesini bilen, varoluşunu abartmadan yaşayan Dersim’li mütevazı dostum Fatih ŞENGÜL, bizsiz ve bizimle birlikte, zamansız ya da belki tam da zamanında sessizce köy mezarlığına taşınmış. Eksik kalan anların ya da birlikte yaşadıklarımızın anısı mı gözümüzü yere değil ufka dikip derin bir nefes eşliğinde bizi düşünce sessizliğine gömen? Dilek Dağı yamacında soluklanıp sis altındaki Söke ovasını izlerken ya da ormanımızın çöplüğe çevrilmesi girişimine karşı birlikte attığımız ilk adımlardaki cesareti; herkes sahte dostluklar üzerinden bir yerlere sığınırken onun yokluk içindeki başeğmez onurlu dik duruşu... Dost ölümleri saya saya hayatta kalmayı başarı sayan, ikiyüzlülüklerden yorgun bir ömüre kaç can dost sığar ki?

Mevsimlerden belki de zehir zemheri acı; boş evin içinde süreksiz bir rüzgâr menteşesi gıcırtısı bozuk demir kepenkleri konuşturuyor. Sessizliğin uğultusunu yine vadinin bulut hamalı rüzgâr bozuyor. Puhu kuşu geceleri banyo havalandırma penceresinden içeriye sızıp eve taşınıyor; taşıdıkları ve pislikleri ile fayansların şekli şemali değişmiş.  

Asla pişman olmamayı ilke edinmiş olmanın fısıldadığı hatalar; düşüncesiz, kibirli yaklaşımlarla at gözlüklü hızlı yaşanmış günler. Aldırılmış bir ilk çocucuğun devam eden çığlığı; paylaşılmayan acılar; açık kapıdan gölge görüntüsü geçip giden hâlâ kavranamamış bir gerçek.  

Çam yapraklarının arasında birkaç zehirli mantar daha bitmiş; turp otları bu yıl daha bir iştahlı; armut dallarının tomurcukları yalancı bir sürgüne aldanmak üzereler; fıstık çamları ilk kozalaklarını vermişler.. Cehennemin dibine kadar da gitsem ardımdan sürüklenen, müzakere kabul etmeyen bu yaşam sıkıntısı, güneş altındaki cümle aralarında umuda dönüşme girişimlerinden vazgeçmiyor. 

Aralanan ağaç dalları, çapalanan toprak, temizlenen kür dikenleri; gelecek hasadın bereketine yönelik çırpınışlar. Bundan sonra yaşamı biraz daha hızlı tüketmenin aracı olacak, rüzgârı alnımda gezdiren koşaradımlar, yürüyüşler, kalbi durdurmaya alınan soluk soluğa nefesler...   

(http://www.meteorhaber.com/yazarlar/osman-soysal/yasam-sikintisi.html)

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.