Gözcü kulesi boyunca

Sert plastikten koruyucu kara giysileriyle, Romalı bölük düzeninde dizilmiş başlıklı, kalkanlı, silahlı birlikler. Telsiz sesleri cızır cızır, devlet tam tekmil olay yerinde hazır ve nazır. Herkesin gözleri önünde, bir mahalli lig maçının tribününden aşırılmış coşkulu vebaya tutulmuş bin kişilik ‘delikanlı’ ve işsiz bir kitle kendini kaybetmiş durumda, ABD emperyalizmine karşı çıktıkları için tutuklanan arkadaşları adına imza toplayan ikisi kadın beş kişiye saldırıyor.

Aralarına sivil polis karışmış yürekli gençler savunmasız kadına ve kıza yumruk ve tekme atıp saçlarından çekiyor. Türklerin batı sınırını oluşturan Selimiye Camiisinin gölgesinde ne de cesur bir tavır.

 

Kadınlardan biri geçen hafta üniversitede ilim irfan peşinde iken tutuklanmış oğlunun başına gelenleri yerinde görmek ve yetkililerden ayrıntılı bilgi almak için burada bulunan 'örgüt-süz' bir Anne. Kırmızı sarı renkleri görür görmez imza standındakileri, birilerinin yönlendirmesiyle Pekekeli sanıyorlar. Belki de aynı Pekekenin gözü dönmüş milliyetçi milislerinin (!) çok demokratik bir yaklaşımla, dergide yayınlanan ve ABD’nin dümensuyuna çoktan kapılmış politikalarını eleştiren bir yazı karşısında, burada imza toplayanların İstanbul’daki dernek binalarını basıp, kurşunladığını ve ateşe verdiğini de bilmiyorlar. Peki saldırdıkları bu kişilerin isabetli bir şekilde ‘düşman’ olarak ilan edip aleyhinde kampanya başlattıkları ABD’nin, çok da rahatsızlık duydukları bugünkü aksak ve ipleri dışarıdan oynatılan  ‘açılım’ rezaletini BOP çerçevesinde yıllar öncesinden planladığını da mı bilmiyorlar?

 

Mahallelerin bacalarından, içeride yakılan oto lastiklerinin ve bilumum işe yaramaz plastiğin kapkara dumanları yayılıyor. Sarıgül’ün 'karşılıksız' olarak dağıttığı bedava içme suyu kuyruğundaki otuzlarındaki Mustafa, yakın zamana kadar güvenlikçi olarak çalıştığı çok da ünlü marketin bir buçuk yıldır kendisini sigortasız çalıştırmasını eleştirdiği için nasıl işten çıkarıldığını anlatıyor. Gecekondudan apartmana dönüşen evlerde lcd televizyonların, kaldırımlarda özel arabaların sayısı artsa da, insanlar hâlâ ulusal gelirden pay almaya muhtaç. Buzdolaplarına peynir daha az konuşlanmaya başlamış; halk ekmek satış rekorları kırıyor. Şehit er isimli mahalle parkında Kürt çocukları, roman ve karadenizli çocuklarla birlikte oyun kardeşliği içerisinde, annelerinin kuyrukta olmasından yararlanıp denetimden biraz daha uzaklaşabilmenin tadını çıkarıyorlar. Tombul ve mutsuz kadınlar, hafta içi yayınlanan tekrarlara rağmen, izlemekte ve anlamakta zorlandıkları televizyon dizilerindeki akıldışı olayların aptal kurgusunu birbirileriyle tartışıyorlar.

 

Adem Bakkalın gazete sergisinde ‘Ergenekon’lu puntolar, şehit ve cenaze haberleriyle yarışıyor. Pekekenin emekçi mahallelerindeki belediye otobüsünde yakarak öldürdüğü genç bir kızın fotoğrafları. Kolaycı, düşüncesiz, güvenli ve ‘delikanlı’ kestirme eylemler... Yine emekçi mahallelerinden, yoksul köylerden kalkan cenazeler.

 

Kimseye bu acıyı dilememekle birlikte, bir kez olsun Teşvikiye Camiinde şehit cenazesi görememenin nedenini Edirne’deki çok cesur delikanlılara (hem de kırmızı beyaz harflerle) sormak isterdim. Bu konuda mangalda kül bırakmayan paşaların, kabadayı söylemli yöneticilerimizin, hükümet üyelerinin (hani o ABD’de yetişip çok da girişimci ruhlu olanlarından), beynimizi düzen medya patronlarının, din bezirganlarının, televizyona çıkıp pişmiş kelleleriyle reklam yapan, şikayet ediyor gibi öründükleri ancak tüm güçleriyle destekledikleri düzenin sayesinde işleri TIKIR TIKIR olan patronlarımızın oğulları ‘hiç vatani görevlerini’ yapmaz mı ya da giderlerse nerede askerlik yaparlar ‘Allah aşkına'? Doğumdan başlayarak, eğitimde, sağlıkta devam eden eşitsizliğin savaşta ve ölümde de devamı. Daha da semirmenize olanak tanıyan 'müesses düzeni" artıklarınızla yetinenler mi koruyacak yaşamları pahasına?  Bu mu adalet? Buna da mı eyvallah deyip şükretmemiz gerekiyor?

 

Ergenekon, kozmik oda, derin devleti ele geçirme, denetim altına alma, ganimeti paylaşım savaşları, hem de yüce ‘demokrasi’ adına... Kendimi bildim bileli varolan kontrgerillanın birden ve yeniden hatırlanışı. Özgürlük, Eşitlik ve adalet, adil paylaşım isteğini bastıran, ‘doyurmayan’ itiş kakışlar. Sadece ve sadece yoksulun, ezilmişin kafasına inip duran balyoz!

 

Ülkeyi yönetenler, gelenek olduğu üzere yedi sülaleriyle soyguna doymazken, özel elektrik şirketi ekipleri, Kule Mevkiinin dar sokaklarında ani baskınlarla, fellik fellik kaçak elektrik kullanıcısı arıyorlar. Doğalgaz saatleri çalışmaz olmuş; sobaya dönüş günleri... Feriköy Mezarlığını uyuşturucu zulası yapmış iki genç, havanın kararmasıyla birlikte ‘mallarını’ almış, duvarın üstünden atlayarak, son durakta bekleyen siyah camlı araçla birlikte dağıtıma çıkıyorlar. Dünya uyuşturucu üretiminin %92’si ABD denetimindeki Afganistan topraklarında gerçekleşiyor. Uyuşturucu baronu Baybaşin, batırılan Lucky S emisindeki 2 ton uyuşturucunun daha önceden devlet eliyle boşaltılıp pazarlandığını anlatıyor. Bu arada ABD'nin uyuşturucu ile mücadele kurumu (DEA) eğiticileri Emniyet Genel Müdürlüğü personeline ve Afgan polisine yönelik eğitim veriyor.

Manisa Selendi'de bu kez roman vatandaşlar, bin kişilik gözü dönmüş bir kalabalığın saldırısına uğruyor, evleri araçları yakılıp yıkılıyor ve can güvenliklerini sağlayamayan devlet, çözümü bu 'istenmeyen' esmer tenlilerin, çoluk çocuk, yatak döşek topluca başka bir ilçeye sürgününde buluyor.

Otoyoldan yükselen duman vadiye gittikçe yerleşiyor : hava kararmak üzere. Çarşamba Pazarından çok ucuza alınmış kurşun ve cıva yüklü hamsiler, ‘sağlıklı’ ve ‘besleyici’ bir akşam yemeğiyle vücutları çoktan plastik ve sentetik yüklenmiş küçük bedenlere özenle hazırlanıyor. Açlıktan vücutlarının kadidi çıkmış kediler bile balık artıklarını yemiyor. Akılları içinde ne olduğu belli olmayan rengârenk kıtıraklarda kalmış.

Kızılderili katliamı filan değil, bizim ailenin mübarek ‘dilenci’ sesli mızıkalı büyücüsü, yaşadığımız kıyameti çok önceden görmüş gibi:  

‘Gözcü kulesi boyunca efendiler seyreylediler manzarayı

Koşuşurken kadınlar ve baldırı çıplak uşaklar

Uzaklarda, kükredi vahşi bir kedi

 

Rüzgâr uğuldamaya başladı, göründü bir çift süvari’

 

 

(All along a watchtower, Bob Dylan)

 

Bir çıkar yol olmalı ...

 

 

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest