Japonya'da dağlar

Written by Osman Soysal on .

 

 

 

Eski Japonya’ya özgü dağlara tapma geleneğine ilişkin ipuçlarının arasında, bir yandan arkeolojik buluşları (ayna,vazo, ritüel gereçleri), diğer yandan da Kojiki ve Nihongi mitlerinden bazı bölümlerden oluşan edebi yapıtları sayabiliriz. Birçok dağ sınıflandırma biçimi ortaya atılmıştır (Kishomoto, İkegami, Hori gibi).

 

 

Sınıflandırma, dağların türü, şekli, kültlerine göre yapılmıştır. Böylece yanardağlar, genellikle tanrıların yaşadığı yerler olarak görülmüştür. Dağların bir kısmına, su kaynağı ya da ölenlerin ruhlarının yaşadığı yer (bu inanç, dağa gömülmeyi de beraberinde getirmiştir) ya da öbür dünyaya yapılan yolculukta bir geçiş yeri, ara konak olarak tapılır.

 

Dağlar kült biçimi bakımından ikiye ayrılırlar: Belli bir anda, dinlenmek ve inzivaya çekilmek için tırmanılan dağ ve oldukça sık tırmanılan –ki burada tırmanışın kendisi de bir ibadet olur- dağlar. İşte bu ikinci ölçütü gözönüne alarak, kült biçiminin başlıca unsurlarını vurgulayan İkegama, dağları şu şekilde sınıflandırır: (a) Ölülerin ruhları anısına hac yeri olarak ziyaret edilen dağlar (örneğin, Osore Dağı ibi); (b) “Tanrının vücudu” ve tezahürü olarak doğrudan tapılan dağ (Shintai), bunun tipik örneği, Miwa Dağı’dır; sözü edilen dağlara çıkılmadan önce aşağıda bulunan avluda (haiden) ibadet edilir; (c) varılan zirvede Tanrıyla birleşmek üzere, bu amaçla çıkılan dağlar (Ontake ve Fuji Dağları gibi); (d) Halk inançlarından kaynaklanan birçok işlevi bulunan dağlar: Ataların ruhlarının ujigami ve/veya yama no kami’lerin yaşadığı yer; (e) ve son olarak shugendô’ya özü dağlar, yani ibadetin yapıldığı ve çilekeşlerin, kendini dünyevi yaşamdan soyutlayanların yaşadığı yer.

 

Su kaynağı ve “su veren tanrıların yaşadığı yer”, mi-kumari no kami ile ilgili birkaç söz söyleyelim. En eski zamanlardan beri Japon halk inançları ve birçok gelenek, tarım işleri, ölüler ve ataların ruhları düşüncesiyle doğrudan ilişkiliydi. Rüzgâr ve yağmur, toprakla uğraşan çiftçi için büyük bir önem taşıdığından, pirincin yetişmesi için bu kadar değerli olan suyun kaynağı olan dağlarla ilgili insanların dinsel kaygılarının olması da doğal bir şeydi. Mikamuri olarak adlandırılan tapınaklarda rüzgâr ve yağmur tanrılarına tapılırmış. Engishiki (927) adlı yapıttan Yamato Dağı’nda, özellikle Yoshino ve Katsurai’de rüzgâr ve yağmur tanrılarına tapıldığı dört tapınağın bulunduğunu öğreniyoruz.

 

Dağların ölüleri gömme yeri olma işlevinden Manyôshû adlı yapıtın 165. şiirinde sözedilmiştir. Bu şiirde prenses Oku, kardeşi prens Otsu için ağıt yakar. Folklorda, dağların, ölümü özellikle çağrıştırdığını kanıtlayan birçok terime rastlanmaktadır (örneğin yama shigoto,  “dağlarda çalışmak”, ayrıca “mezar kazmak” anlamına da gelir) ve Manyôshû adlı yapıtta yer alan, çoğunlukla ruhların dağlarda kaldığını belirten banka’larda (“ağıtlar”) bu gayet açık bir biçimde ortaya çıkar. Söz konusu şiirlerin bir kısmında gök, bulut, kaya ve denizler, ruhların yaşadığı yerler olarak tarif edilmiştir. Bu şiirlerin çok küçük bir bölümünde bir çeşit cehennemden söz edilmektedir.

 

Japonların dinsel yaşamında dağların önemi, yama-mia (dağ tapınağı) ve satomiya’ların (dağ eteklerinde bulunan köy tapınağı) varlığından anlaşılmaktadır. Ujigami (kabile tanrısı) töreni ve yama-mia tapınağında düzenlenen ritlerin temelinde tedrici olarak kami mertebesine ulaşan ölülerin ruhlarının dağda yaşadığı fakat yılın belli dönemlerinde köye ve kıra indikleri inancı bulunmaktadır. Dağın, öbür dünyaya giderken geçiş yeri olduğu düşüncesi, shide no yama (öbür dünyaya gidilirken geçilen dağ) kavramıyla dile getirilmiştir. Shin zoku Kokin wakashû (1439) adlı yapıtın 858. şiirinde yapılan bir göndermenin işaret ettiği gibi, Budist inançlarına göre sözünü ettiğimiz dağ, kötü ejderhaların cirit attığı tehlikeli bir yerdir. Shûi wakashû (11.yüzyıl başları?) adlı yapıtın 1307. şiirinde belirtildiği üzere bu dünya ile öbür dünya arasında habercilik görevi yapan guguk kuşunun, iki arada gidip gelirken aynı shide no yama’dan geçtiği sanılmaktadır. Sayısız mevsimsel Japon bayramının arasında, dağ ile ölüm düşüncesi arasında bulunan sıkı ilişkiyi tüm çeşitliliğiyle ifade eden bayram, bon bayramıdır.

 

Kutsal Japon dağları, özellikle de Yoshino Dağı, en eski zamanlardan beri imparatorluk gezilerinin düzenlendiği bir yermiş. Jimmu Tennô, rüyasında Yoshino’da tanrılardan vahiy alır. Jito dahil olmak üzere birçok imparatoriçe, Yoshino’ya gider. Yoshino’nun kutsal olma özelliği, Çin tarzında yazılmış ilk Japon şiir antolojisi Kaifûsô’da (8.yüzyıl; bkz. 48. ve 73. şiirler) Taoizme özgü ruh ve ölümsüzlere (sen) gönderme yapan sıfat kullanılarak vurgulanmıştır. Dağa düzenlenen gezilerin açıklamalarından biri, kutsal su arayışlarıdır. Haraegawa ya da mitarashigawa olarak adlandırılan kutsal dağın yakınlarında bulunan akarsuların, bizimki ile öteki dünya arasında sınır oluşturduğu sanılıyordu. Japon inançlarına göre dağların diğer bir özelliği, doğurma, hayat verme, yeniden yaşatma gücü (büyülü) olan, doğuran ana olma özelliğidir. Fakat bu özellik, bizi dağ tanrısı yama no kami’ye götürür.

 

Değişik Japon kami sınıfları arasında yama no kami, özel bir öneme sahip olmanın yanısıra, kültü shangaku shinkô’nun merkezinde yeralır. Birçok yama no kami türü vardır. Bunlar, belli bir alana yerleşip kalabilir ya da kendisine ibadet edenlerin toplumsal sınıfına göre değişebilir. Böylece orman işçileri ve avcıların kendilerine özgü yama no kami’leri vardır. Köylüler için ise yama no kami her şeyden önce mevsimlerin gerektirdiği zaman ta no kami’ye (tarlaların tanrısı) dönüşmek için dağdan köye inen tanrıdır. Bu inanç, mutluluk dağıtmak amacıyla öbür dünyadan gelen konuk tanrı inancıyla örtüşmektedir.

 

Daha eski dönemlere özgü deniz aşırı (Sukunabikona tanrısı gibi) değil de dağ aşırı konuk tanrı inancı, Japonların deniz kıyılarını terk edip daha iç kesimlere yerleşmeye başladıkları dönemde oluşmuş olsa gerek. Özellikle çeltiklerin ekildiği dönemde yama no kami, özel bir ilgi odağı olur. İnsanlar onu kırlarda karşılar ve kendisine bereketli ürün dileğiyle dua okunur. Ta no kami, toplanan pirincin ambarlara dökülmesine kadar ovada kalıp bolluğu sağlayacaktır. Çoğu zaman belli bir yolu izleyerek ve bazı ibadetleri yerine getirerek dağa kadar gidip tanrıyı karşılama geleneği, ayrıca ergenlik çağına ulaşmak için erkek çocukların erginlenme mekanları olan dağlar, haru-yama (“ilk bahar dağı”) olarak adlandırılan shugendô uygulamasını da etkilemiştir.

 

Dağ tanrısının dış görünümünü belirlemek kolay değildir. Bazen o, bir yılan vücudu altında karşımıza çıkar, bazen de tengu olarak bilinen masalsı yaratığa benzer. Resimlerde yeralan yama no kami’nin görüntüsü, dişi olmakla birlikte, belirgin bir biçimde çirkin (tanrıça şaşı özlü, tek bacaklıdır, v.s.) ve ürkütücü bir mizaca sahiptir. Dağ tanrısının kadın olduğu olaylar aracılığıyla vurgulanmış ve doğrulanmıştır. Örneğin chinkonka (“ruhu ferahlatan”) şarkılarında ve Nenjûgyôji hishô (“Mevsimsel ritlerle gizli notlar”) adlı yapıtta anılan ve Heian dönemimde sahnelenen bir gösteride, bir tanrıçanın (O-hirume = Amaterasu) kutsal dağdan “bir kutu içine kapatılmış ruhları” (tama tebako) yeni imparatora getirdiği anlatılır. Yılda bir kez 12 çocuk birden vücuda getirdiği sanılan Juni-sama, “On iki (ayın) Hanımefendisi”, yama no kami’nin diğer adıdır. Doğumla ilgili birçok ritüel uygulamanın açıklanması, doğumların koruyucusu dişi bir yama no kami ile daha kolay olur.

 

Günümüzde bu kavramların kökeninde, eskiden avcılar arasında varolan dağ inancı olduğu düşünülmektedir. Örneğin Yanigata, bunları üç ay sınıfa ayırmıştır: (a) Kôya denilen tipte tanrı ile oğlu, dağlarda ev ya da tapınak yapımına izin verirler (bu tip adını kuşkusuz Kûkai’nin kôya tanrısı Nifutsuhime ile görüştüğünü anlatan bir efsaneden almıştır. Efsaneye konu olan bu görüşmenin sonucunda Kûkai, kendi manastırını inşa etme izni alır, fakat o, tanrıça ve avcı kılığına girerek dağda Kûkai’yi evine götürerek annesiyle görüştüren oğlu Karıiba Myojin için de iki ayrı manastır yaptırır; (b) Nikkô tipi; tanrıça, güzel bir davranışından dolayı ödül olarak avlama hakkını Banzaburo adında birine verir. Banzaburo, daha sonra Nikkô bölgesinde avcıların atası olarak anılmaya başlamıştır; (c) Shiiba tipi (Kyûshû’nun bir köyü) genç kız görünümü altına gizlenmiş yama no shinbo tanrıçası (“dağın ana-tanrıçası”), biri sert, diğeri merhametli olan Oma ve Koma kardeşlere yaptığı gibi, avcıların niteliklerini sınar.

 

 

[Yves BONNEFOY’un yönettiği Mitolojiler Sözlüğü (DOST Yayınları)’nden derlenmiştir]

 

Yazdır