Türklerde ve Moğollarda cenaze adetleri

 Türklerin ve Moğolların cenaze töreni adetleri hiçbir biçim birliği göstermez. Sırayla, ya da aynı anda şunlar uygulanmıştır: Cesedi ağaçlar üzerine bırakma ya da teşhir etme, yakma, gömme. Bununla birlikte, bu ilk yöntemlerin varlığının günümüze kadar sadece tecrit edilmiş ve az gelişmiş halklarda sürüp gittiği, toprağa gömmenin yavaş yavaş yakmanın yerini aldığı görülür. 628 yıllarına doğru bir değişiklik meydana gelmiş olmalı, çünkü Suei vakayinamelerinde, bu tarihte şunlar yazmaktadır: “Eskiden (Türklerde) ölüleri yakmak adetti. Şimdi onlara mezar dikiliyor”, belki de, başka yerlerde olduğu gibi, burada küllerin gömüldüğünü anlamak gerekmektedir. Sergilemeye (teşhir) gelince, etlerden kurtulmak için, (kemiklerin kazınması gibi) yapıldığından, iskeletin toprağa konulması ya da yakılması dışlanmaz.

 

 

 

Belli sayıda rit, Altay halklarının bütün cenaze törenleri için ortaktır: Cesedin ölü çadırında teşhir edilmesi, onun için yapılan “seyretme” ziyaretleri, yıkama, kefene koyma. Ölüm günü, cenaze töreni günü, anma günleri.

 

Ölüm günü ağlayıp sızlanılırdı, vahşi ve korkunç haykırışlar atılırdı, yüz ve kulaklar bıçakla kesilirdi, ölü çadırının etrafında dönülür, atlar koşturulurdu. Bu anda, ya da daha sonra, (en azından) en eski zamanlarda, saçlar kesilirdi.

 

Cenaze töreninin günü ve yeri titizlikle seçilirdi. Tu-kiularda ağaçların yapraklarının düşmesi ya da sürmesi beklenirdi; bu nedenle, To-palarda, Kırgızlarda ve diğerlerinde olduğu gibi, mumyalanmadığı zaman, ceset geçici olarak teşhir edilirdi. Genellikle, çoğu zaman ölüleri nehir kıyılarına, tepeler üzerine, ormanlara gömmekten hoşlanılmıştır. Cesetlerin suya batırılması ya da suyun akışının değiştirilip, ölünün defninden sonra tekrar eski yatağına verildiği söylenir. Bazen defin yeri gizli tutulurdu (Moğol imparatorları); bazen bir tapınakla, yazıtlı bir mezar taşı ile, balbal’larla, heykellerle yeri işaret edilirdi. Mezar gizli tutulduğu zaman, önlem olarak, işçiler öldürülürdü. Daha genel olarak, ölüye eşlik etsinler diye, dullar, köleler, hayvanlar öldürülürdü. Dulların öldürülmesi âdeti geçici oldu, onları babaları için korumakla yükümlü olan üvey oğulları ile yeniden evlenmeleri, bu âdetin yerini aldı. Eşyalar toprağa gömülüyor, yakılıyor ya da mezarın üstüne konuluyordu. Bir tapınak olduğu zaman, orada ölünün yaşamından sahneler bulunuyordu; bir mezar taşına onun hüzünlü hikayesi (ağıt), savaş başarılarının özeti, ya da gene soyut işaretler, bunların arasında kabilelerin nişanları olan damga’lar, hayvan ya da nesne imgeleri işlenirdi.

 

Ölü erkeğin ve ölü kadının heykelleri anlamlı olmalıydı. Bütün diğerleri, ölü tarafından yaşamı boyunca öldürülen ya da kendisi öldüğünde, bazen çok sayıda olarak öldürülen düşmanları temsil eden, yere çakılmış taşlar ya da tahtalar olan balbal’lardı. Balbal’ların yapımının, 1000 yılından sonra çok sürmediği sanılmaktadır.

 

Uzaktan gelen kalabalık bir halk, cenaze töreninde hazır bulunurdu. Sağdıç’lar, ağıtçılar olan siğitçi’ler gibi uzman kişiler orada özel bir rol oynarlardı. Yeni kazılmış mezar etrafında ağlayıp sızlanmaya, yüzlerini parçalamaya, bir taraflarını kırıp sakatlamaya, atları koşturmaya başlarlardı. Küçük paleo-türk yazıtlarında eski kanıtlarını muhafaza ettiğimiz ve halen Türkiye’de adet olan, hüzünlü, acılı övgü olan ağıt, şarkı şeklinde okunuyor, tek düze söyleniyordu. Bazen bu ağıt’lar, sanki ölü kendisi anlatıyormuş gibi, birinci tekil şahsın ağzından kaleme alınırdı. Ağıt, onun yiğit erdemini, zenginliğini, onurunu bağırarak haykırırdı. Ritüele ilişkin ilginç bir ima, onları ayakta ve aç olarak okumak gerektiğini söylemektedir. Tanrıya kurbandan sonra, hep birlikte yemek yenirdi, belki de bunu bir sefahat izlerdi. Törenin en önemli anını temsil eden yog (cenaze yemeği), zamanla Türkçede cenaze töreninin bizzat kendisini belirtecektir.

 

Anma törenleri, genellikle üçüncü, yedinci, kırkıncı günde ve genellikle yılın sonunda yapılırdı; bu törenlerin, Türkiye’de hâlâ çok fazla izi vardır ve ayrıca Orta Asya’da yapılan çeşitli ritüellere rastlanır. Burada cenaze gününde yapılmış olanlar tekrar edilirdi. Bazı belgeler, ölüye yeniden bakmak için tabutun açıldığını söyler, bu da mezarın daha sonra inşa edilmiş olduğu görüşüne inanmayı gerektirir. Başka belgelerde, “yakınlarının arasına inmek” diye kabul edilen, ölünün ruhunun çağrılmasından (Türkçede, ang), söz edilir.

 

Eğer anma törenleri, yılsonundan sonra da tekrar ediliyorduysa, o zaman bunlar atalara tapınmaya dönüşmeye başlıyordu.

 

(DOST YAYINLARI – Yves BONNEFOY – Mitolojiler Sözlüğü’nden derlenmiştir)

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest