Çevre tanımayan bademler

 İktidara geldiği devirden beri, ‘çevre mevre tanımayan’ cemaatlerin ve çıkar topluluklarının, son dönemde daha da kurumlaştırdığı yasadışı çevre talanı geleneğini basamak basamak geliştiren ve her gün daha da arttırarak sürdüren anlayış, yüzde elli'leri aşan ‘çoğunluğunun’ verdiği güçle son günlerde daha da pervasızlaşmaya başlıyor.

  

‘İlahi yürüyüşlerinin’ önünde engel olarak gördükleri, ordudaki ve yargıdaki son bürokratik milliyetçi unsurların temizlenmesiyle birlikte, yabancı ve yerli sermayenin desteğini bugün daha da ardına alan iktidar, yurdumuzda kalan son doğal alanları vahşi ve yasadışı ‘işletmeye’ açmak için her fırsatı değerlendiriyor.

 

Son dönemde, çevre koruma konusunda köylülerin ve doğa korumacıların elindeki önemli bir silah olan, Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması’na dair yasanın sessizce devre dışı bırakılması girişimiyle birlikte (yasa şu ana kadar çıkmadı ama her an tekrar gündeme gelebilir), Çevresel Etki Değerlendirme raporu ihtiyacı olmadan gerçekleştirilen madencilik atılımı ve elimizdeki insan yüzü görmemiş son bakir sulak alanları talan etmeyi hedefleyen Hidroelektrik Santral çılgınlığı, bugüne kadar karşılaşmadığımız bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

 

İnşaat, madencilik şirketlerinin her türlü çirkefliği kullanarak, yalan ve tehdit ile yerel halkı kandırma girişimlerine karşın, halk her türlü parti, din ve sermaye baskısından sıyrılmayı başararak GELECEĞİNE SAHİP ÇIKARAK DİRENMEYİ seçmiş ve örgütlenmiştir. Dağınık ve yer yer farklı siyasal dinamiklerle gerçekleşen bu direniş odakları birleşerek federasyonlaşarak BİRLİKTE HAREKET etmeye başlamışlardır. SAHADA, kendilerine sorulmadan jandarma desteğiyle gerçekleştirilen oldu-bitti’lere öz güçleriyle müdahale ederken, yargı alanında da mücadele etmeyi aksatmamışlardır.

 

 

Bunun sonucunda Danıştay Munzur Ulusal Parkı içerisinde yapımı planlanan iki Hidroelektrik santraliyle (HES) ilgili izin işleminin yürütmesini durdurdu. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) elektrik üretecek baraj ve santraller için lisans verirken çevre mevzuatını da gözetmesi gerektiğini Danıştay 13. Dairesi, bu konuda mücadele eden isimlerden avukat Barış YILDIRIM’ın açtığı davada durdurma talebini kabul etti. Danıştay kararında Anayasanın “herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”nı güvence altına aldığını hatırlattı.

 

 

Öte yandan Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, kent kültür ve doğal varlılarının tahribinde yerel yönetimlerle ve sermayeyle birlikte ‘ortak’laşa çalışan Koruma Kurullarına inat, açgözlü şirketlerin HES saldırganlığıyla karşı karşıya bulunan İkizdere Vadisi’ni DOĞAL SİT ALANI ilan etti. Geriye doğru gerçekleştirdiği ‘kutsal yürüyüşü’nde sermayenin gözü kapalı desteğini ardına alan hükümet, Çevre Koruma kurumları ve Çevre Korumacı Bakanlarıyla birlikte, bu son ‘DİRENİŞ ODAKLARI’nı nasıl ortadan kaldırabileceğinin ince hesaplarını yapıyor. TBMM’ye sunulan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı”yla mevcut doğal sit ilan edilmiş alanların statüsü sona erdirilmeye çalışılacak. Bu konuda doğal sit ilan etme yetkisi kurullardan alınıp doğrudan Çevre ve Orman Bakanlığı’na devredilecek. Böylece, Erdoğan’ın “önümüzü kesiyorlar” dediği İkizdere Vadisi’nin doğal sit alanı olarak ilan edilmesi kararının iptal edilmesinin önü açılacak. Ardından da şu an durumları tartışmalı olan 22 adet Hidroelektrik Santrali barajının yapılması sağlanacak.

 

 

Söz konusu tasarıya göre, mevcut doğal sit alanlarının statüsü konusunda son kararı, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı’nın başkanlık edeceği “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu” verecek. Bu 20 kişilik müthiş kurulda sadece 4 akademisyen ve bakanlıkça belirlenecek 2 Sivil Toplum Kuruluşu temsilcisi bulunacak. Kurulun geri kalan üyeleri ise ‘bağımsız’ karar vermeye eğilimli, aralarında DSİ Genel Müdürü, Müzeler Genel Müdürü, Enerji Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürü, Enerji İşleri Genel Müdürünün de bulunduğu hayatlarını ve varoluşlarını çevreye adamış bürokratlardan oluşacak.

 

 

Sermayeyle birlikte, para babalarını ürkütmeden yönetmeyi ve cemaat hâlinde ‘yürütmeyi’ önce anakent belediyelerinde öğrenen gelenek, aldığı güç ve destekle yurdun idaresinde de aynı alışkanlıklarını pekiştiriyor. Burada kuşkusuz, yolsuzluk, hırsızlık ve doğal alanları tahrip konusundaki önceki siyasal geleneklerin çok iyi sınav verdiklerini iddia edecek kadar yönümüzü şaşırmadık. Ancak uzun zamandır iktidara çöreklenen gelenek ‘çoğunluğa’ doğru evrilen oy oranıyla, doğal alanları talan etme yolunda biraz daha ileriye gitme cesareti ve gücü kazanmıştır.

 

 

İktidar çoğu süreci ‘gizlice’ el altından yürütmektedir. Yurt çapında, yerelde yaşanan doğal tahribatın boyutlarını ortaya koymayı hedefleyen ve yurttaş inisiyatifiyle hareket eden ‘iletişim ağları’ oluşturulmalıdır. Bu konuda adlarına ‘yeşil’, ‘çevreci’, ‘ekoloji’ payelerini yakıştıran oluşumlara çok görev düşmektedir. Bardan, kafeden, kapalı mekandan çok sahaya!  

 

 

Olur olmaz her şeye ağlayan badem bıyıklı muhteremlerin hoşlarına gitmeyecek olsa da yerelde, kısa vadeli hedefler doğrultusunda hızlı ve daha da yaygın olarak örgütlenmek, yürekli, etkin ve çarpıcı eylemler düzenlemek, bunun yanı sıra yurt çapında da oluşturulacak, bürokratikleşmenin tuzaklarına düşmeyecek şekilde yurt içinde ve yurt dışında ‘hukuksal’ mücadeleyi sürdürecek yapılar oluşturmak en acil görevdir.     

 

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest