Direnen Kızılderili

  Fethe karşı çıkan, kültürsüzleşmeye direnen, simülasyona başkaldıran Kızılderili, tarihi, bir göktaşı gibi kat eder, Amerikan ordusuna on dokuzuncu yüzyılın son on yılına kadar karşı koyar ve bir masal kuşu ortadan kaybolduğu sanıldığı anda birden bire ortaya çıkar.

 

 

Direnen ama yenilgiye uğrayan Kuzey Amerika yerlisi uzun süre geçmişinin tutsağı olmuştur. Dünyanın belleğini işgal eden, Büyük Batı Amerika arşivleri ve Hollywood sinemasıyla, özellikle Büyük Ovaların atlılarının, mekânı yaran, zamana meydan okuyan, rüzgarla yarışan, ölüme karşı koyan ve çocukların düşlerinde yeniden doğan sonsuz siluetidir. Tüfeğe okla karşı çıkan Yerli her zaman anarşist bir anakronizmi canlandırır gibidir; inatçı ve kahramanca bir direnişle karşı koyar adeta ve yok edilmeye karşı sonsuz uzamların Don Kişot’u gibi büyük bir cesaretle mücadele eder.

 

Yirminci yüzyılda Yerli, bu çifte tarihsel ve fantasmatik mirası temsil eder. Kimse hayatta kaldığına inanmak istememektedir onun ve insanlar kendi yitirilmiş özgürlüklerine ağlar gibi ağlamaktadırlar yitip gitmiş Kızılderililere.  Yerli hareketi bir hatırlatma çerçevesi içinde gerilemeye başlamıştır. Çağdaş toplumlar yoğun bir anma etkinliğine girerlerken, Lyndon Johnson’ın unutulmuş Amerikalılar dediği Yerliler, amacı kimliklerinin tanınması olan ustalıklı bir kamuoyunu duyarlılaştırma oyununa başvurmuşlardır. Kızıl güç militanları “bellek yeri” diye bir kavramın ortaya çıkmasından önce Yerlilerin içinde yaşadıkları koşulları protesto etme amacıyla tarihsel referansları olan sembolik gösteriler düzenlerler. 1969’da San Francisco açıklarında, rezervlerdeki yaşam koşullarının çarpıcı bir eğretilemesi olan Alkatras Adası Hapishanesi’ni işgal ederler. Kaleme aldıkları bir “Tüm Yerli Kabileleri Manifestosu”nda Manhattan Adası’nın üç yüzyıl önce Yerlilerden yirmi dört dolara satın alındığını ve bu paranın da Kızılderililere incik boncuk ve pamuklularla ödendiğini duyururlar.

 

Dört yıl sonra Wounded Knee Köyü’nün (Güney Dakota’daki bir Siu rezervinde) işgali (27 Şubat-8 Mayıs 1973) aynı adı taşıyan ve Ovaların ve Sınır boyunun son ayaklanmalarının yok edilmesinin simgesi olan katliamın anımsatılmasına yönelikti. Amerikan Kızılderili Hareketi’nden bir grup ve özellikle de Russel Means ve Dennis Banks tarafından yönlendirilen protestocular rezervlerin yönetimi, Kızılderili İşleri Bürosu’nun pasifliği, anlaşmalara uyulmaması ve kabile yöneticilerinin yolsuzlukları konusunda soruşturma açılmasını istiyorlardı. Olay yerine yüzlerce polis ve FBI ajanı gönderilir. Bütün Dünya gazeteleri ve televizyonları, teçhizatsız ve silahsız denilebilecek bir grup Yerliye saldırmaya hazır donanımlı ve silahlı birliklerin görüntülerini verirken, kamuoyu işgal ettikleri yeri koruyanlara karşı sempati duymaya başlar. İşgalciler 1890 katliamını anımsatarak yeni bir umutsuzluk mücadelesine hazır olduklarını bildiriyorlardı. 160’a yakın Siu’nun öldürüldüğü ‘Yaralı Diz Katliamı’, Kızılderili hareketinin en dramatik çatışması olmuştur bu; başkaldırıyı uluslararası sahneye çıkarmış ve şiddet açısından da daha önceki çatışmaları gölgede bırakmıştır. Ama yetmişli yılların Yerli etkinliğinin doruk noktası olan Wounded Knee işgali çok uzadığından, hareketin liderleri, kendilerini destekleyenlerin sempatilerini canlı tutamamışlardır. Sonunda eylem bir uzlaşmayla son bulmuş, uyulmayan anlaşmaların gözden geçirilmesi konusunda belirsiz sözler verilmiş ve çok az somut sonuç elde edilebilmiştir. Daha sonraki aylarda ve yıllarda feodal yönetim gene sopalarını göstermeye başlar. Bazı militanlar (Leonard Peltier de aralarındadır) tutuklanır ve medya gitgide Yerlilerle ilgilenmez olur.

 

1978’de Uzun Yürüyüş gündeme gelir; bu yürüyüş sırasında Kızılderili militanlar ABD’yi San Francisco’dan Washington’a kadar bir baştan bir başa kat ederler. Bu yürüyüş beyazlar tarafından fethedilen topraklarını terk etmek zorunda kalan Kızılderili kabilelerinin göçlerini hatırlatmak amacıyla düzenlenmiştir. O kadar dramatik olmayan bu hatırlatma yürüyüşü de sembolik eylemlerden biridir ve en isyancı Kızılderililer bu eylemler aracılığıyla kamuoyunu harekete geçirebilmek için belleklerdeki sesleri çınlatmaya çalışmışlardır. Bu dönemde aralarında Robert Redford, Jane Fonda, Marlon Brando, Bob Dylan gibi isimlerin de bulunduğu gösteri dünyasının ünlüleriyle bir destek komitesi oluşur.

 

Bu yeni isyancıların öteki öfkeli azınlıklardan farkı, bölgesel özelliklerini, kabile geçmişlerine, kolektif değerlerine, atalardan kalma manevi değerlerine sadakatlerini ön plana çıkarmalarıdır. Siyasi protesto hareketleri unutmaya karşı meydan okuma gibidir. Kendilerini uzun süre görmezlikten gelen bu çağdaş Amerika, yeni renkleri olan bir protesto hareketinin gücü ve özgünlüğü karşısında uyanmaktadır; bu protesto hareketi itaatsizlik, sürekli yinelenen bir canlılık, ayaklanmacı bir yüreklilik istemekte, bir yandan da başka militanlık biçimlerinden ayrı düşmektedir. Amerikan refahından adaletli bir pay isteyen Kara Güç iktisadi eşitsizliğin getirdiği sorunların yeniden gözden geçirilmesi sonucunu sağlamıştır. Ama sadece yaşam koşullarının iyileştirilmesi için değil, aynı zamanda kimliklerinin tanınması, bölgesel özerkliklerinin, Amerikan toprağıyla tarihsel ve manevi bağlarının korunması için de mücadele eden yerlileri tatmin edemezdi bu tür bir eylem. Bölgesel hakların korunması, “toprak anamız”ı koruma dinsel kaygısına dayalı çevreci bir mesaj biçimini alır. Kızılderili hareketinin temel unsuru haline gelen bu kutsal Amerikan mekanı ilişkisi maddeciliği ve çevrenin tahrip edilmesini engellemek amacıyla alternatif değerler peşinde olan karşı kültür savunucularını etkilemiştir. “İlk ekolojistler” olarak adlandırdıkları Kızılderilileri destekleyen tüm protestocular ve daha sonra da New Age yandaşları Yerli Amerika’ya kulak vermeye başlamışlardır.

 

Gene aynı dönemde uluslararası Kızılderili temsilcileri, Birleşmiş Milletlerde tinselliğin siyasal bilincin en yetkin biçimi olduğunu söylerler ve kutsal toprak kavramını savunurlar. ABD Kızılderilileri, siyasal eylemleri kendilerininki gibi çevrenin ve bölgesel özerkliklerinin korunmasına dayanan Kanada’nın İlk Uluslarının yanında, toprak ananın yüceltilmesine, geleneklerin korunmasına ve Eskiye saygıya dayanan bir mesajı duyurmaya çalışmışlardır. İsyancı Yerli tinselliğe ve saygıya itibar kazandırmak için sesini yükseltmektedir. Ama Kızılderili bölgesinin özerkliğinin korunması düşüncesi özellikle Kanada’da çok güçlü bir biçimde sürdürülmektedir; bu ülkede 1990 yazında Mohawk (İrokuva) Kızılderilileri Montréal yakınlarındaki Oka Belediyesi golf sahasının genişletilmesine (kabilenin hak sahibi olduğunu iddia ettiği bir çamlığın kısmen tahrip edilmesi gerekiyordu bu iş için) şiddetle karşı çıkarlar. Québéc yönetiminin bildirilerine karşı, Kanada yerlileri yeni bir güçle İlk Uluslar haklarını dile getirirler; bu karşı çıkış on beş yıl önce ABD’de ortaya çıkan Kızılderili hareketini etkilemiş olan etkinliğin yerini almış gibidir. Haklarını savunmak için bir araya gelen Kuzey Amerika Yerlileri, Kızılderililiğin uluslararası sahnedeki kahramanları Amerika kıtasının başka yerlerindeki ve daha sonra da Avustralya’da ve bütün dünyadaki hareketleri örnek alırlar kendilerine. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nda Yerli halklarla ilgili olarak yeni bir uluslararası hakkın ilk işaretlerini dikerler.  Amerikan ve Avrupa kamuoyu İlk Amerikalılara karşı büyük sempati ve coşku gösterir önce. Ama Yeni Kızılderililerin aradığı merhamet değildir.

 

Toplumsal, siyasal ve diplomatik alanda olduğu gibi edebiyat alanında da yeni Kızılderililer iletişim olanaklarını ustaca kullanarak kendilerini tanıtmayı başarırlar. Yerlilik medyadan oluşan modernliğin itici güçlerine dayanarak kendini ifade etmiş, bir yandan da geleneksel değerlere bağlılığını ve vazgeçilmez farklılığını ön plana çıkarmıştır. Kabile basınının ve kabilelerarası basının yerini alan siyasal ve toplumsal eylem, edebi ifade kaynaklarını Kızılderililiğin savunmasından alırlar. Uyandırma ve belleği saydırma kararlılığını, anıların onarılması, tarihin süpürdüğü Eskilere karşı saygılı davranılması ve yeni dayanaklar bulunması eğilimlerini anlatır bunlar. Kimi zaman parlak, kimi zaman ince ve şaşırtıcı olan bu kimlik ifadesi Kızılderili farklılığını anlatır ve küreselleşmenin, XXI. yüzyılın başında beliren tek biçimlileşmenin tersini savunan girişimlerde ortaya çıkar. Böylelikle Kızılderili, yitirilmiş sandığı değerleri savunurken gene beklenmediği yerdedir. Kesinlikle başkalarına benzemek istemez o, farklıdır. Bu bakımdan son Sınırın en vahşi asilerinden biridir hâlâ.     

 

Joëlle ROSTKOWSKİ

 

(Yirminci Yüzyıl’ın Başkaldırı Sözlüğü ‘İsyankâr yüzyıl’ın – SEL YAYINCILIK – 2004 - ‘Yerliler’ maddesinden derlenmiştir).

 

     

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.