Aryanların beşiği Kürdistan

 Bugün Kürdistan adıyla tanımladığımız coğrafyadaki topraklar zamanında Med’ler tarafından yönetiliyordu. Kürtler kimdir? Bir halkı tanımamıza olanak tanıyan ilk soru onların nereden geldiklerine ilişkin olandır. Bir halkın kökenini bilebilmemiz için, onun adına, diline, morfolojik (yapıbilimsel) özelliklerine ilişkin ölçütler temel alınabilir. Gerçi morfolojik özellikler kesin bir değer taşımazlar zira halkların tümü az ya da çok melezleşmiştir.

 

 

Milattan Önce 1400 yılına doğru, aralarında Med-Pers bir kolun ön plana çıktığı bir grup Aryan, giderek batıya doğru yönelebilmek için İran’ın Kuzey-doğusuna girmiştir. Bu boylar zamanla göçebeliklerinden kısmen sıyrılarak yarı-göçebe bir nitelik kazanacak ve aralarından bazıları yerleşikliği seçeceklerdir. Bu Aryanlar arasında, Ortadoğu’da tarihsel olarak iz bırakanlar ilk kez Medler olmuştur. Adlarına ilk olarak Milattan Önce 843 yılından kalma bir Asur tabletinde rastlıyoruz. Tablette, günümüz Kürdistan’ının doğusunda bulunan “Pârsua” adlı bir ülkeden söz edilmektedir. Bu Medler bugünkü Özbekistan’dan gelmektedirler. Aralarından bir bölümü Urumiye Gölünün Amadaï adı verilen doğu kıyısına ve diğer bir bölümü ise Pârsuma adı verilen, zamanında az nüfuslu olan ve sonradan Hangmatana’ya (“yolların kavşağı” anlamında, bugünkü Hamadan kenti) dönüşecek Batı bölümüne yerleşmiştir. Hayvancılığın yanı sıra burada tarımla da uğraşmaya başlamışlardır.

 

Kürdistan sözcüğünün sonundaki “-stan” eki, Farsçada kullanılan ve “…ülkesi” anlamına gelen bir sonektir. Tarihte Kürdistan deyimine ilk kez, aynı adla bir eyalet kuran Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer (1086-1157) döneminde rastlanmaktadır. Azerbaycan ve Loristan arasında yer alan bu eyalet, Zağros dağlarının doğu yamacındaki Hamadan, Dinaver, Kermanşah ve Senendec bölgelerini içeriyor ve Kerkük’e kadar uzanıyordu. Aynı şekilde Urumiye gölüne yakın bir bölge olan Zamua (Mazamua) Bölgesi de, Diyala (Kürtçe Şirvan Nehri) ırmağının kıyılarına ve bugünkü Miyandoab (Goşaçay), Bane, Süleymaniye ve Zaho’nun bulunduğu toprakları içine alıyordu. Bundan yaklaşık 2900 yıl önce, bugünkü Süleymaniye, Senendec ve Zaho kentlerinin bulunduğu bölgenin tümü ve Karkheh ırmağı kıyısındaki bölgelerin bir bölümüne başlarda “Elpi diyarı” ve daha sonraları “Elmayda” denildi. Yaklaşık olarak Hicri VI. yüzyılın sonuna kadar, bu bölgeyi tanımlamak için Kuhistan –ya da Kohistan- (Farsça “kuh” kelimesinden türeyen kelime, dağlık bölge anlamında) deyimi kullanılıyordu. Hicri III. yüzyıldan itibaren Kuhistan sözcüğünün Arapça karşılığı Al-Cebel İslami coğrafya atlaslarında kullanıldı.

 

Daha sonra, yukarıda sözünü ettiğimiz Medlerle temasları sonucunda Asurlular ata binmeyi ve süvarilik sanatını öğreneceklerdir. Med atları büyük rağbet görecek ve bedelleri, değerleri altın karşılığında ödenecektir. Asur İmparatorluğunun fethi sonrasında, Siyaksares bölgeye yerleşmiş ve giderek İranlıların etkisi altında kalmıştır. Ölümünden bir kuşak sonra, sefih bir hükümdar olan oğlu Astiages devrinde imparatorluk yıkılacaktır. Bu kısa ömürlü İmparatorluğun kendine has bir medeniyet geliştirme imkanı olmasa da, sonradan gelecek Pers İmparatorluğunun öncülü olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Pers hükümdarı Büyük Kiros ya da II.Kiros onlara hücum edecek ve Astiages’i bozguna uğratacaktır. Medya Perslere boyun eğecek ve Medler işgale direnmeyeceklerdir. Perslerin Milattan Önce 558’den 334 yılına kadar sürecek olan egemenliği böylece Büyük Kiros ve Ahemeniş Hanedanıyla birlikte başlayacaktır. Medlerin mirasına sahip çıkarak Aryan kültürünü yücelteceklerdir. Makedonyalı Büyük İskender’in zaferiyle birlikte, Selevkos hanedanlığının kesintiye uğramasından sonra, Ayranlara ait bu topraklarda Partların iktidarını görüyoruz. Partlar Aral Gölü’nden geliyorlardı ve Baktriyan bölgesinin batısına yerleşmişlerdi. Onlara Parnlar ya da Aparnlar da denilmekteydi. İmparatorluklarını, Medya’yı ve kral olarak tanındıktan sonra Arsak (Arşak) Hanedanlığını kuracağı Selevkos topraklarına yerleşen I.Mitridates (M.Ö.171-138) kuracaktır. Partlar, Hyrkania, Babil, Asur, Elam yanı sıra, bazı tarihsel belgelerle kanıtlandığı gibi Persis’i (bugünkü Fars eyaletinin bulunduğu bölge) fethedeceklerdir. Bugünkü Kürdistan’ın birçok bölgesini Arsak hükümdarları yönetecektir.

 

Bu dönemin tarihi dikkatle incelendiğinde, Selçuklu hanedanı döneminde ve özellikle de Tuğrul Bey’in hükümdarlığı sırasında, -yukarıda da belirttiğimiz gibi Cebel Kohistan adı verilen- dağlık bölgenin tümüne, 1059 yılında devrin Abbasi halifesi Kayim (Alghâyembelâah) tarafından Irak Acemi (Irak-ı Ajam) denilmiştir. Öte yandan, Kürdistan adına XIV. yüzyıldan, Süleyman Şah’ın hükümdarlığı döneminden kalma metinlerde rastlıyoruz.

 

Eyaletin bölünüşünün Akkoyunlu egemenliğinin sonunda ve Safeviler döneminin başlangıcında gerçekleşmiş olması kuvvetli bir olasılıktır. Anılan yönetimlerde söz konusu bölgeler, kendileri de içlerinde ayrıca başkaca bölgelere bölünmüş olan, Erdelan, Senendec ve Mehabad olmak üzere üç eyalete ayrılmıştır. Nasreddin Şah idaresindeki Erdelan eyaleti, İran’daki bağımsız devletler arasında sayılmaktaydı. 1947’de onaylanan ve Azerbeycan, Kerman, Belucistan, Fars ve Horasan gibi yeni bölgelerin oluşumunu öngören yasa uyarınca 23 yeni eyalet ilan edilmiştir.

 

Kaçar hanedanı kralı Nasreddin Şah (1848-96) idaresi boyunca, İran 4 devlet ve 8 eyalete bölünmüştür. 1937 yılındaki yasa tasarısı sonrasında toprakların bölünmesi ve bu bölgelerin alt bölümlere ayrılmasıyla ilgili olarak alınan yeni kararlar ülkeyi altı eyalete bölmüştür. Batı eyaleti Kürdistan, Kermanşah, Garus Bâvandpur, Kolhar, Poştekuh, Loristan, Borujerd, Hamadan, Malayer, Hürremşehr, Abadeh, Kuzistan ve Kohkiloyeh bölgelerini kapsıyordu.

 

Birkaç ay içerisinde, bölgelerin oluşumuna dair yasa değiştirildi ve İran altı eyalet ve kırk altı vilayete bölündü. Günümüz Kürdistanı ülkenin beşinci eyaletiydi ve Kermanşah, Hamadan, Senendec, Mehabad, Bijar ve Malayer kentlerini sınırları içerisine alıyordu. 1958 yılında, bakanlar kurulunda kabul edilen yasa uyarınca, Kürdistan Eyaleti bağımsız eyalet halini aldı ve bu kez dört vilayetten oluştu: Senendec, Grus, Sakkez ve Gorve.

 

Daha önce belirttiğimiz gibi, İran’ın Kürdistan Eyaleti dağlardan ve yüksek platolardan oluşan bir bölgedir. Toros ve Zağros Sıradağları Kürdistan’ın “omurgası”nı oluşturmaktadırlar. Kimi zirveler çok yüksektir ve buralardaki karlar yıl boyunca erimemektedir. Dağların Kürdistan’daki yeri ve önemi o kadar çoktur ki, zamanla konuyla ilgili birçok atasözü oluşmuştur. Bu dağlardan Ortadoğu’da büyük öneme sahip iki nehir doğmaktadır: Fırat ve Dicle. Bölge, bu iki nehrin kolları olan Küçük ve Büyük Zap, Diyala gibi birçok akarsuya sahiptir. Bu ırmaklar çok verimli birçok vadinin sulanmasına olanak tanımaktadır. Ormanlar günümüzde yaklaşık 160 000 kilometrekarelik bir alanı kaplamaktadır. Bu alanlarda genellikle meşe, çam ve vadi tabanlarında ve akarsu kıyılarında çınar, kavak ve söğüt ağaçları bulunmaktadır.      

 

Kürdistan’daki ortalama yıllık sıcaklık değerleri bulunulan irtifaya göre değişmektedir. Güneydeki alçak irtifalı bölgelerde yazlar sıcak ve nemliyken, dağlık bölgelerde oldukça serindir. Egemen iklim Akdeniz iklimi etkisi altısında kalabilen karasal iklimdir.

 

En soğuk bölgeler Kürdistan’ın kuzeyindedir. Yıllık ortalama sıcaklığın 0º C’nin altında olduğu bu bölgeler Kürdistan topraklarının %5’ini oluşturur. Yıllık ortalama sıcaklığın 0 ila 5ºC arasında seyrettiği bölgeler Kuzey ve Kuzey-batı Kürdistan’da yer alır ve Kürdistan topraklarının %15’ine karşılık gelir. Bölgenin kuzey ve doğusunda, yani Kürdistan yüzölçümünün %20’sine denk gelen bölümünde yıllık ortalama sıcaklıklar 5 ila 10ºC arasında değişir. Yıllık ortalama sıcaklıkların 15 ila 20ºC arasında değiştiği en sıcak kesim Kürdistan’ın en Batısında bulunur. Yağışlar Kasım ve Nisan ayları arasında gerçekleşir. Dağlık kesimler önemli oranda kar yağışı alır (en soğuk bölgelerde kar yılın yedi ayı boyunca yerden kalkmaz).

 

Hicri 1040 yılından itibaren, dönemde ülkeyi idare eden Süleyman Han Ardalan, burada, en yüksek bölümüne “Sahneh” adını verdiği büyük bir hisarın inşasına girişir. Kürdistan eyaletinin bugünkü başkenti Senendec’in adı buradan gelmektedir.

 

Eyalet topraklarında birçok doğal ve tarihi eser bulunmaktadır: Eski kuleler, kervansaraylar, mağaralar ve daha birçok muhteşem yer meraklı ziyaretçilerini beklemektedir. İşte bunlardan bazıları:

 

Antik Karaftu Mağarası

Mağara Saghez’in 72 kilometre doğusunda, Divandareh şehrinde yer alır. Araştırmalar mağaranın Mezozoik dönem boyunca bir su altı mağarası olduğunu ortaya koymuştur. Çağlar boyunca, barınmak amacıyla insanoğlu tarafından birçok değişikliğe uğratılmış olan, dağın bağrında oyulmuş dört katlı bir mimari şekil almış doğal bir kireç mağarasıdır. Mağara dünyanın en ünlü araştırmacıları tarafından incelenmiştir. Üçüncü katta bulunan odaların birinin girişinde bulunan bir Yunan yazıtı araştırmacıları mağaranın eskiden tapınak olarak kullanıldığını düşünmeye yöneltmiştir. Yazıtta: “Burada Herkül yatmaktadır. Erdemsizlik buradan uzak dursun” yazıdır. Mağara yaklaşık 750 metre uzunluğundadır ve burada farklı çağlarda yaşamış olan insanoğlunun oyduğu oda ve koridorlar nedeniyle gerçek bir dolambaç şeklini almıştır. Girişi dağın eteğinden yaklaşık 25 metre yüksektedir. Eskiden, ziyaretçilerin buraya girebilmek için oldukça zor bir yoldan geçmesi gerekiyordu, ancak bugün demir merdivenlerin varlığı girişe çıkışı kolaylaştırmaktadır: Odalar ve koridorlar, ışığın dışarıya açılan pencere ve çeşitli açıklıklarla mağaranın her bölümüne girmesini kolaylaştırmak için aralarında bağlantılıdır. Kimi bölümlerindeki odalar, çoğunlukla hayvan ve bitki örtüsü figürlerinin yer aldığı duvar resimleriyle süslüdür. Dördüncü katta ve mağara girişinde yontulmuş taşların bulunması tarihöncesi insanlarının da mağarayı barınak olarak kullandığı sonucunu çıkarmamıza yol açıyor. Aynı şekilde, bulunan eşya ve çömlekler mağaranın Sasani ve Arsaklılar döneminde de kullanıldığını gösteriyor.

 

Merdivenlerin onarımı, bankların, otoparkların ve tuvaletlerin yapımı gibi mağara çevresinin düzenlenmesi çalışmaları 2001 ve 2002 yılları arasında gerçekleştirilmiştir.

 

Antik Zivieh Tepesi

Bu tepe Saghez kentinin yaklaşık 55 kilometre güney-batısında bulunan aynı isimli köyde bulunmaktadır. Tepede gerçekleştirilen arkeolojik kazılar toprağın onlarca metre altında gömülü bulunan bir hisarı gün ışığına çıkartılmasına olanak tanıyacaktır. 1940’lı yılların sonunda Eyüp Rabno tarafından gerçekleştirilen ilk kazılar sırasında, bir bronz tabut gibi çok özel eşyalar bulunmuştur. Uzman olmayan insanlar tarafından gerçekleştirilen kazılar, yapımı yaklaşık 2700 yıl öncesine uzanan hisarda yıkıcı hasarlara da neden olmuştur. İlk bilimsel kazılar ancak 1976 yılında başlayabilmiş ve 2002 yılında tamamlanabilmiştir. Bu kazılarda üzerinde av sahnelerinin işlenmiş bulunduğu muhteşem fildişi eşyaların bulunmasına olanak tanımıştır.

 

Hisarın asıl özelliği kendine has mimarisinde ve ulaşımı oldukça zor olan bir tepe üzerinde inşa edilmiş olmasında gizlidir. Ana girişe, tepenin doğusunda yer alan yirmi bir basamakla çıkılan bir merdivenle ulaşılır. Yapının en ilgi çekici yerlerinden biri, ayakları taştan olan ve çapları 95 ila 105 santimetre arasında değişen on altı sütunun bulunduğu giriş bölümüdür. Bu büyük giriş odasının zemini satranç tahtası gibi dizilmiş pişmemiş tuğlalarla kaplıdır. Bu devasa hisarda çeşitli kullanım amaçları olan birçok oda, büyük salonlar ve avlular yer almaktadır.

 

Uraman Kabartma kazıları ve taş yazıtları                    

Kamyaran’ın 45 kilometre kuzey-batısında, Tangivar köyünün 500 metre kuzey-batısındaki Zianiye boğazında, bir sundurma üzerinde oyulmuş süslemeler ve çiviyazısı yazıtların kalıntıları bulunmaktadır. Bu süsleme sanatı yerden 120 metre yüksekliğinde bulunan bir kaya üzerinde gerçekleştirilmiştir. Burada, 50 santimetre uzunluğunda ve 35 santimetre genişliğinde, muhtemelen Asur Kralı Sargon II’yi temsil eden bir erkek kabartma süs yer almaktadır. Kral profilden yansıtılmış ve kukuletaya benzer silindir biçiminde bir başlık taşımaktadır. Sağ eli havada ve sol eli göbeğine dayanmış durumdadır. Bu tasvirin yanında çiviyazısıyla yazılmış 120’ye 120 santimetre boyutlarındaki bir çerçeveyle süslü     

Yaklaşık 50 satırdan oluşan bir yazıt bulunmaktadır. Eski Asur dilinde yazılı metinde, Asurlu uğursuz tanrılara karşı kralın kazandığı zaferlerden söz edilmektedir. Daha aşağıda, bu savaşlar sırasında kralın fethettiği ya da yok ettiği yörelerin adları sayılmaktadır. Bu yazıt muhtemelen Milattan Önce iki bininci yılın sonlarında yazılmıştır.

 

Abidar Kabartma resmi     

Abidar Ulusal Parkında yer alan bu eser Zivieh’teki motiflerden esinlenere gerçekleştirilmiştir. Eyaletin kültürel mirasını korunmak amacıyla Hadi Ziaoddînî, Zivieh kalesinde bulunan fildişi eşyalar üzerinde bulunan ve özgün halinde üç santimetreyi geçmeyen motiflerin yaklaşık olarak 120 kez büyüterek, beton üstünde bu eserin gerçekleştirilmesi çalışmalarını titizlikle yönetmiştir.

 

Bu kabartma resim iki ana sahneyi canlandırmaktadır: Yarı-insan yarı-balık ve kimi çizgilerinin bir ineği de çağrıştırdığı bir yaratıkla olan efsanevi bir sahne ve diğeri de aslan avını canlandıran bir başka sahne.

 

Helena ANGUIZI

 

(La Revue de Téhéran dergisinin Şubat 2008 tarihli 27nci sayısında Helena ANGUIZI imzasıyla yayınlanan Fransızca yazısından Türkçeye çevrilmiştir).     

 

          

 

   

 

Yazdır e-Posta

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest