Bob Dylan

 

 

 Bob Dylan’ın adını anmadan altmışlı yılların başkaldıran Amerika’sından söz etmek olanaksızdır. 1962’de sahneye çıkar çıkmaz bir mit olmuş ve Amerikalı gençlerin şiirini ve başkaldırısını temsil etmiştir. Blowin’in the Wind ya da A Hard Rain’s Gonna Fall gibi şarkılar olmadan ne Vietnam savaşında, ne zenci sorununda ilerleme kaydedilebilirdi.

Dylan’ın sesi, tarzı, müzik yolculuğu, yaşamı başkaldırının kendisidir. İlk yıllardaki folk-singer, protest song writer, hem Rimbaud’dan hem de Woddy Guthrie’den etkilenmiş, elektrogitara geçerek hem kendi imajına, hem de hayranlarına cesaretle baş kaldırmayı bilmiştir. Dylan genel geçer modaların dışındadır ve sadece kendi yoluna sadıktır. Kendisine ısrarla yapıştırılmaya çalışılan imajlara sürekli olarak karşı çıkmıştır.

  

Robert Allen Zimmerman Kanada sınırında, Avrupa’dan gelmiş birçok cemaatin birlikte yaşadıkları ve babasının hırdavatçılık yaptığı küçük bir madenci kentinde yerleşik olan ailesine bağlıdır. Derin Amerika’nın küçük bir kentinde yaşayan Rus göçmeni bir ailenin çocuğu olan Bob Zimmerman yalnızdır. Sevdiği şarkıcıları (Hank Williams, Muddy Waters) radyolardan dinler. Bu ezgiler radyo dalgaları arasında cızırdarken, rüzgar ovada tüm şiddetiyle esmektedir. On yaşında piyano ve armonika çalar. On sekizinde, liseyi bitirdikten sonra Minneapolis Üniversitesine gider. Klasik öğrenci modeli onu yorar ve folk müziği dinleyerek kentin bohem köşelerinde gezinmeyi tercih eder. Bir süre sonra kafelerde gitarıyla folk müziği çalmaya başlar. Bob Dylan takma adını kullanır, yalan bir biyografi uydurur kendine, evden kaçtığını anlatır. Bu dönemde Woody Guthrie’nin özyaşamöyküsünü sonra da şarkılarını keşfeder. Tarzını, manevi babasını bulmuştur, idolünün hastanede ölmek üzere olduğu New Jersey’e gitmeye karar verir. Bu buluşma hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Dylan hemen Guthrie’nin arkadaşlarının grubuna katılır ve Greenwich Village’da, kafelerde şarkı söylemeye başlar. Şarkılar aracılığıyla insanlarla konuşur, “Chaplin ve Hucleberry Finn arasında” duygulu bir yetişkin rolü oynar. İlk şarkılarını yazar: Talkin’New York ve Talkin Bear Mountain Picnic Massacre Bluez. Columbia Records’ta, bir şarkıcıya armonikayla eşlik ederken yapımcı John Hammond dinler kendisini ve bir sözleşme önerir. İlk plağında (1962) sadece iki özgün şarkısı (bunlardan biri Song to Woody’dir) bulunmasına ve geri kalan şarkılar folk şarkılarından oluşmasına rağmen Dylan’ın şarkı yazarı olarak ünü yayılır. The Freewheelin’Bob Dylan (1963) bir dönüm noktasıdır. Dylan artık başka bir Guthrie değildir ve kendi üslubunu bulmuştur. Birçok şarkı yazar ve bunlardan bazılarında yurttaşlık haklarını savunur (Blowin’in the Wind), nükleer tehlikeyi gündeme getirir (A Hard Rain’s Gonna Fall) ve silah tüccarlarına yüklenir (Masters of War). Bunlar görünüşte geleneksel folk şarkılarıdır. Ama Dylan folk şarkısından hareketle protest song’a ulaşır. Toplumsal olmaktan çok siyasaldır. Kendine özgü bir dili, imajları, lirizmi vardır. Şarkılarında kutsal kitaba, özellikle Eski Ahit’e anıştırmalar, William Blake’e ve Arthur Rimbaud’ya göndermeler yapar. Bunlar kesik, yinelemelerle dolu, gündelik olaylarla şiirsel eğritilemeleri buluşturan şarkılardır. Blowin’in the Wind bir klasik olur ve bütün dünyada yinelenen bir ilahiye dönüşür.

 

Dylan kuşağının ve ülkesinin sorunlarını evrenselleştirmeyi başarmıştır. Hızla efsaneleşmeye başlar; albümü üç ayda altı yüz bin satar. Folk şarkısının kraliçesi Joan Baez onun şarkılarını büyük kitleler önünde yorumlar. The Times They’re a Changin (1964) albümüne adını veren şarkı ağabeylerine başkaldıran bir kuşağın sesini yükseltir. Beatles grubu üyeleri ilk kez Amerika turnesinde onunlar tanışırlar ve John Lennon kendisinden çok etkilenir.

 

Müzikal açıdan daha önceki albümlerin devamı niteliğinde olan Another Side of Bob Dylan (1964) siyasal olmaktan daha çok özyaşamöyküsel şarkılardan oluşur. Yolculuğu Bringin’it all Black Home’la (1965) sürer. İlk defa elektrogitar kullanmaya başlayacağı Newport Festival’inde yuhalanır. İzleyicilerinin tepkisi karşısında hiç geri adam atmadan ‘size inanmıyorum’ diyerek yeni tarzını kararlılıkla savunur. Aradan bir yıl geçmeden Highway 61 Revisted ve Blonde on Blonde(1966) albümlerini çıkarır. Dylan bu dönemde daha çok kişisel ufuklara doğru açılır. Şarkılarına ölüm ve aciliyet saplantısı egemen olur. Ağustos 1966’da çok tehlikeli bir motosiklet kazası geçirdikten sonra ortadan kaybolur. Müzik çalışmalarını The Hawks grubundaki (bu grup daha sonra The Band adını alacaktır) arkadaşlarıyla birlikte Woodstock’taki evinin bodrumunda sürdürür. Bu dönemdeki çalışmalarını ancak 1975 yılında The Basement Tapes adı altında toplayabilecektir. 1968 yılında çıkaracağı John Wesley Harding albümünde piyano ve gitar eşliğinde kutsal kitap imgeleri, gizemli eğretilemeler içeren şarkıları vardır. Buradaki müziği rock ile folk arasındadır.

 

Dylan yine bir süre ortadan kaybolarak 1969’da Nashville Skyline’de tekrar ortaya çıkacaktır. Burada sunduğu şarkılar son albümlerin sanrılı imajlarından, ilk albümlerin siyasal mesajlarından uzak, mutlu aşk şarkılarıdır. Sesi bile değişiktir: boğuk, genizden gelen bir ses değildir bu artık. Sıcak, durulmuş, neredeyse uyumlu bir sestir. Ertesi yıl çıkan derlemelerden oluşan ikili albüm Selfportrait yeni bir düş kırıklığı yaratır hayranlarında. Bu albüm bugün bile hâlâ tartışılır. Bilinçli bir efsaneyi yok etme, yeniden “middle of the road”ı bulma iradesi midir? Yoksa başkaldırıya karşı, efsaneye karşı bir başkaldırı, cesur ve müzik açısından kendisini intihara götüren bir kendini ifade biçimi, Dylan’ın her şeyden önce bir birey olduğunu, herhangi bir şeyi temsil etmeyi reddettiğini anlatma biçimi midir? Bir özgün besteler albümü olan New Morning (1970) köklere, blues ve Kutsal Kitaba geri dönüştür. Neredeyse üç yıllık bir sessizlikten sonra çıkmıştır bu albüm.

 

Ocak 1974;  yeni bir yoğun çalışma döneminin başlangıcıdır. Dylan’a yeniden müzik yapma zevki gelir. The Band’la yollara düşer. Otobiyografik bir albüm olan Planet Waves en güzel Dylan şarkılarından oluşan bir albümdür, Forever Young gibi. Aynı yıl çıkan Blood on the Tracks büyük bir başarıyla olarak selamlanır. Şiiri hiç bu kadar zengin olmamıştır. Hüzünlü, dokunaklı aşk şarkılarında Shakespeare Kutsal Kitaba karışır.

 

Desire (1975) ve Street Legal (1978) daha az şaşırtır, bunların arkasından gelen, yeni bir Hıristiyanlık esiniyle dolu albümler Slow Train Coming, Saved ve Shot of Love başkaldırının yeniden uyandığı yapıtlardır. Dylan konserlerinde dinsel şarkılar söyler. Saved -Dylan’ın bestelediği dinsel şarkılar, zenci dinsel şarkıları- bir başyapıttır. Sesi sıcak çıkar bu şarkılarda. Küçümsenen, ıslıklanan en büyük albümlerinden biridir bu. Dylan bir kez daha ihanetle suçlanır, köktenciliği benimseme yolunda olduğu söylenir. Yeniden başkaldırı. Indifields’de (1983) tekrar klasik bir Bob Dylan çıkar ortaya. Bir tür gizemli mesellerden oluşan John Wesley Harding’de başlangıç dönemlerindeki gibi kendi çevresine ilişkin düşünceler sergiler. Empire Burlesque’in (1985) ilgi görmemesi ise haksızlık olmuştur.

 

1986-1988 yılları arasında sadece iki albüm çıkarır: Knocked out Loaded ve Down in the Groove: bu albümler kısmen başka müzisyenlerin bestelediği parçalardan oluşmuştur ve daha önceki on yıllık başarıyı gölgelemiştir. Dylan gene gözden düşer. Ve artık onun bittiğine inanır herkes, o ise yeni ve büyük bir albümle döner: hüzünlü aşk şarkılarından ve dünyanın durumuyla ilgili umutsuz tespitlerden, karanlık küçük hikayelerden oluşan Oh Mercy (1989). Altmışlı yılların yalınlığı ve hızlılığını yeniden bulan Under the Red Sky’den (1990) sonra 1991’de, elli yaş hatırası olarak The Bootleg Tapes 1961-1991 çıkar. O döneme kadar altmışı aşkın özgün parçası dinleyicisiyle buluşamamıştır. Dylan’ın ne kadar yaratıcı olduğunun göstergesidir bu durum. Daha sonra albümleşen bu bestelerinin başyapıtları arasında olduğu görülmüştür. Dylan pek verimli görülmediği dönemlerde bile besteliyor, kayıtlar yapıyor ve çok önemli parçalar biriktiriyordu. Kendi imajına karşı mücadele etme isteği yıllar boyunca hiçbir şeyi değiştirmemiştir.

 

Doksan yılları: Dylan yavaşlamış gibidir. Dünyanın her yerinde, her akşam, küçük salonlarda, hiçbir gelişme, ilerleme, yükselme kaygısı olmadan müzik yapmaya devam eder ama eskisi kadar beste yapmaz ve kökenleri geri döner. Good as I been to you (1993) ve World GOne Wrong (1994) Dylan’ın, başlangıç dönemlerindeki gibi gitar ve armonikayla yorumladığı klasik folk albümleridir. Daire tamamlanmıştır. Otuz yıl sonra geleneğe dönen Dylan yapıtlarına son noktayı koymuş gibidir. Time out of Mind (1997) bu dönemin albümüdür: tüm yapıtları içinde en zengin albümdür bu ve tıpkı bir zamanlar Planet Waves ve Blood on Tracks adlı albümler gibi çağ açmışlardır adeta. Ses sanki gizlenmiştir ve dokunaklıdır. Dylan bu şarkılarında aşktan, ölümden, sondan söz eder, İskoç Highland’larının rüzgarını estirir. Şarkı sözleri yalın ve umutsuzdur. Müziğin yavanlaştığı, aşırı bir üretimin kalitenin düşüklüğünü gizleyemediği bir dönemde Dylan olgun ve gelişmiş bir müzik yapar. Zengin ve ağırbaşlı bir üretim sesinin hizmetindedir. Gençlere hitap etmediğinden bir kez daha ‘çağdışı’ ilan edilir. Kendisinin de söylediği gibi onu ilgilendiren dünyanın durumu değil, yapıtıdır. Ve en özgün, en dokunaklı, en derin özellikler taşıyan albümlerinden biri çıkarken o papanın huzurunda şarkı söylemek üzere Bolognia’ya gider.

 

Özgür ve asi ruh 24 Mayıs 2011’de 70nci yaş gününü kutladı…

 

SEL Yayınları - Yirminci Yüzyıl’ın Başkaldırı Sözlüğü ‘İsyankar Yüzyıl’da Christophe Mercier imzasıyla yayınlanan yazı. 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.