Duygularıyla koşmak

 “Kuş uçar, balık yüzer, insan koşar”.

Dağlarda daha kolay intikal etmek için adımlarımı koşuya dönüştürdüğüm günden beri, gittikçe kalabalıklaşmaya başlayan ‘hayatta kalmak için koşanlar’ cemaatine gayri ihtiyari ve biraz da gecikmiş olarak  katılmış bulundum. Böyle olunca da dünyada ve bende iz bırakmış dağcıların yaşam öykülerini derlemenin yanı sıra, ‘koşmayı yaşam tarzına dönüştürmüş’ efsanevi koşuculardan da söz etme gereği kendiliğinden ortaya çıkıverdi.

 

Olimpiyatlarda 4 kez altın madalya kazanan, 18 dünya rekorunun sahibi olan ve XX inci yüzyılın ikinci yarısının en iyi atletlerinden biri sayılan Çekoslovak uzun mesafe koşucusu Emil Zátopek bunlardan biri.

 

19 Eylül 1922’de Moravya-Silezya bölgesinde Kopřivnice kentinde, marangoz bir babanın 8 çocuklu ailesinin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. 16 yaşında Kimya eğitimini sürdürürken Zlin kentinde bulunan Bata ayakkabı fabrikasında çalışmaya başladı. Emil 1940 yılında 18 yaşındayken, çalıştığı şirketin sponsorluğunda düzenlenen kros yarışına katıldı ve ikinci oldu. Başlangıçta çok istekli olmadan mecburen koştuğu ancak yine de tüm gücüyle asıldığı bu kros yarışı Emil’in atletizm kariyerinin başlangıcı olacaktır. Krostaki başarısı yerel spor kulübünün antrenörünün dikkatini çekti ve atletizm tarihinin en zorlu antrenmanlarını yapmaya başladı. Uyguladığı antrenman programında dönemin ünlü Finlandiyalı koşucusu Paavo Nurmi’yi örnek aldı.

 

Nurmi nasıl ki antrenman koşuları sırasında intervallerde (aralıklı yüksek tempolu koşular) kronometre kullanımının yaygınlaşmasını sağladıysa, Zátopek de aynı şekilde yüklenmeli ve ağır antrenman yöntemini geliştirmiştir. Klasik antrenman tarzından olabildiğince kaçınarak, kendisini efsane hâline getirecek olan yeni ve ağır antrenman türlerini geliştirmek için denemeler yapmıştır. Atletler o dönemlerde genellikle haftada iki antrenman yapılması taraftarı iken Zátopek talimlerin çoğaltılmasından yanaydı: fiziksel egzersizler, sprintler ve uzun mesafe koşuları. İsveçlilerin klasik antrenman tarzı yerine Almanlara özel intervalli antrenmanı tercih ederek nicelikle niteliği bütünleştirmeyi başarabilmişti. “Olimpiyat oyunlarının 100 yılı” adlı kitabın yazarı Paul Martin’e göre Zátopek ağır antrenmanların sonucunda öyle bir düzeye erişmişti ki “birinci olarak bitirdiği yarışın sonunda bile, koştuğunun üstüne mesafenin iki katını rahatlıkla koşabilecek” bir gücü kalabiliyordu. İntervalltraining yönteminde 2 dakikalık toparlama aralarıyla 40 x 400 m ya da 50 x 200 m’lik (her birini ortalama olarak 1’10”-1’15” arasında koştuğu) seanslar gerçekleştiriyordu. Bu hazırlık yöntemini Nurmi’den esinlenmişti. “Paavo Nurmi’nin bir saatte 4 x 400 metreyi çok iyi süreler içerisinde koşabildiğini duydum” diye anlatarak, “eğer Nurmi’den daha çok, mesela 6 x 400 m yaparsam ve aralarda oturmadan ama hafif tempoda koşarak dinlenmelerle son süratle daha da kısa bir mesafe, örneğin 100 m koşarsam yarışlarda daha başarılı olacağımı düşünüyorum” diyordu.

 

“Gençken, çok ağır koşuyordum. Hızlı koşmayı 100 metrelik koşular yaparak öğreneceğimi sanıyordum, dolayısıyla 20 x 100 m’lik koşular yapmaya başladım; aralarda yavaş, çok yavaş koşuyordum. Beni izleyenler bana deli misin, bir sprinter, kısa mesafe koşucusu gibi antrenman yapıyorsun diyorlardı…”

 

Çok uzun süren ve oldukça ağır antrenman seanslarının yanı sıra, Zátopek çevresindeki doğal yapılardan yararlanmaktan da kaçınmıyordu. Yeri geldiğinde asker postallarıyla derin karla kaplı ormanlarda koşuyordu. Zevkle yaptığı antrenmanlar sonrasında “postallarla antrenman yapıp yarış sırasında hafif spor ayakkabılar giyerseniz, sonuç mükemmel olur…” diyordu.

 

Antrenman yöntemiyle ilgili olarak Zátopek “neden yavaş koşmam gerekir ki? Zaten yavaş koşmayı becerebiliyorum. Asıl hızlı koşmayı öğrenmem gerekir. Çevremdeki herkes bana Emil sen salaksın dedi. Ancak başlangıçta katıldığım Avrupa şampiyonalarındaki başarılarım karşısında bana “Emil sen bir dahisin” demeye başladılar”.

 

“Runner’s World Daily”e verdiği bir mülakatta “modern” koşuculara ilişkin Zátopek şu görüşleri aktarıyordu: “bugünün atletleri artık yalnızca basit koşuculardan ibaret değil. Artık doktor, bilim adamı, antrenör, yardımcı görevliler v.b.lerinden oluşan kalabalık bir ekibin odak merkezinde yer almaktadırlar. Benim koşu tarzım çok sadeydi. Koşma stilim ya da görünüşümle ilgili kaygılarım yoktu; aklımda sadece kırmam gereken rekorlar vardı. 1952 olimpiyat oyunlarının iki ay öncesinde doktorlar yarışmalara katılmamamı söylediler. Bademciklerimde bir enfeksiyon söz konusuydu. Onları dinlemedim ve sonuçta ne mi oldu? Üç altın madalya kazandım! Sporcu, yani gerçek sporcu kendinde olan bitenden haberdardır. Haile Gebresselassie’ye çok hayranlık duyuyorum, sanki duygularıyla koşuyormuş gibi…”

 

1945 yılında vatani görevini yerine getirmek üzere girdiği orduda ‘tezkere bıraktı’ ve mesleki kariyerini orduda sürdürdü. Askeri yaşam tarzının getirdiği koşullar antrenmanlarını yapmasını kolaylaştırıyordu. Orduyla tanışması antrenmanlarını kolaylaştırmanın yanı sıra, ilginç bir şekilde aynı gün ve tarihte dünyaya geldikleri Albayın kızı müstakbel eşi Dana Zátopková ile tanışmasını da sağlayacaktı. Dana da sonraları başarılı bir cirit atıcısı olarak atletizm tarihine adını yazdıracaktır (1952 Helsinki Olimpiyat şampiyonu). 

 

Katıldığı ilk uluslararası yarışma olan 1946 Oslo Avrupa Atletizm Şampiyonasında 5000 metreyi beşinci olarak bitirdi. Olimpiyat Oyunlarına ilk kez katıldığı 1948’de Londra’da 10000 metrede birinci ve 5000 metrede Belçikalı Gaston Reiff’in ardından ikinci oldu. Bu yarışlar uzun mesafedeki ezici üstünlüğünün başlangıcı olacaktır: ertesi yıldan başlayarak, 1948 ila 1954 yılları arasında katıldığı 38 yarışı birinci bitirerek yenilmezlik unvanını koruduğu 10000 metre mesafesinde iki kez dünya rekorunu kırdı. Aynı zamanda bir saatte koşulan en uzun mesafe rekorunu da kırarak ilk kez 20 km’yi aşmış ve 20,052 km mesafesini koşmayı başardı.

 

“Çek Lokomotifi” atletizm kariyerinin doruk noktasına Helsinki Olimpiyat oyunlarında ulaştı (Emil’e bu adı onu rakiplerini peşinden vagonlar sürükleyen bir lokomotif olarak tasvir eden bir Fransız gazeteci takmış).       

 

Zátopek bu oyunlara son anda katılmaya hak kazanabilmiştir. Dönemin Çek yöneticileri, babasının Komünist Parti’ye muhalif olmasından ötürü 1500 metre atleti Stanislav Jungwirth’in Helsinki’ye gitmesine engel olmak istemişler, bunu öğrenen Zátopek arkadaşının olimpiyatlara katılmasına izin verilmezse kendisinin de kesinlikle katılmayacağını bildirince iki atlet oyunlara katılma olanağı bulabilmişlerdir.

 

İlk sınavı verdiği 10000 metrede, Çek atletin koşu ritmine dayanamayan rakipleri kısa sürede yarıştan silindiler. Onun ardından gelmeyi başaran ünlü Fransız atlet Alain Mimoun 8000 nci metrede yarıştan koptu ve birinciyle yani Zátopek ile aralarında 120 metrelik bir fark oluştu.

 

Programındaki ikinci sınavını ise 5000 metre kategorisinde verdi. Bu mesafe Çek koşucuda taktik olarak sorun yaratıyordu. Yarışa yüksek tempoda başlayıp sonuna kadar sürdürmeli miydi yoksa ortak tempoyu izleyip yarışın sonunda atak mı yapmalıydı? Zátopek’in taktik tercihi genelde yarışın boyunca ataklar yaparak rakiplerini yarıştan düşürmekti.

 

Rakipleri arasında geçen olimpiyatların şampiyonu Belçikalı Gaston Reiff, İngiliz Chris Chataway, Alman Herbert Shade ve Fransız Mimoun yer almaktaydı. Çek koşucu ve Shade bitişe 300 metre kala Chataway’ın Mimoun’la birlikte yaptığı atak karşısında sıkıntıya düşer. Mimoun Chateway’ın ensesinde kalarak onu geçmeden atağa karşılık verir. 200 metre kala Mimoun Chateway’i geçmeye karar verir. Bu kararsızlık anları yarıştan kopmayan Zátopek’e onları yakalama imkanı verir. Kendine özel stiliyle, kafası yana yatmış, acı dolu bir ifade yüklenmiş yüzüyle önce Schade’yi geçer, ardından birkaç metre ötede tökezleyerek düşen Chataway engelini de aşar ve son dönemeçte Mimoun’u da alt ederek, son iki yüz metresini 28 saniyede koştuğu yarışı birinci bitirir (derece 14’06”6).  Mimoun yarışı ikinci olarak tamamlar. İlginç bir tesadüfle aynı gün eşi Dana Zátopková da cirit atma yarışlarında birinci olur.

 

Olimpiyatta atletizm yarışlarının son günü maratona ayrılmıştı. Zátopek maraton kategorisinde ilk kez bir müsabakaya katılacaktı. En büyük rakibi bu mesafedeki en iyi dereceyi (2 s 20’42”) yapmış bulunan İngiliz Jim Peters idi. Yarış öncesi mesafeyi 2 saat 15 dakikada tamamlayacağını beyan eden Zátopek’in açıklamalarından ürken Peters daha başlangıçta atak yaparak arayı açmaya çalışır. Ancak 19ncu kilometrede Çek atlet onu yakalar. Zátopek Peters’e burada bir yandan koşarken diğer yandan “biraz hızlı gitmiyor muyuz?” deyince rakibi ona “hayır hiç de değil, aksine çok yavaşız” der. Bu yanıtı alan Zátopek İngilizin işini bitiren feci bir atak gerçekleştirir. Mücadeleden kopmayan son rakibi İsveçli Gustaj Jansson da yarıştan kopacak ve Zátopek olimpiyat stadına olimpiyat rekorunu kırarak (2 s 23’3”) zaferle girecektir. Peşinden gelen Arjantinli atlete iki dakika fark atmıştır. Morali bozulan Peters 37nci kilometre yarıştan kopmuştur. Böylece Çek atlet Nurmi’nin memleketinde aynı olimpiyatta üç altın madalya elde eden ilk ve tek atlet olma başarısına ulaşmıştır.

 

Zátopek döneme göre sıra dışı ağır antrenmanlar sayesinde dikkat çekici bir başarı tablosuna imza attı:

 

1946 Norveç Oslo’da Avrupa Atletizm Şampiyonası 5000 m’de 5nci;

1948 Birleşik Krallık Londra Olimpiyat Oyunları 5000 m’de gümüş, 10000 m’de altın madalya;

1950 Belçika Brüksel’de Avrupa Atletizm Şampiyonası 5000 m ve 10000 m’de altın madalya.

1952 Finlandiya Helsinki Olimpiyatları 5000 m, 10000 ve Maraton’da altın madalya;

1954 İsviçre Bern’de Avrupa Atletizm Şampiyonası 5000 m’de bronz, 10000 m’de altın madalya;

1956’da Avustralya Melbourne Olimpiyatları maratonda 6ncı.

5000 metreden 30 km mesafesine kadar değişen kategorilerde 18 dünya rekoru.

 

Geçirdiği boyun fıtığı ameliyatından hemen 6 hafta sonra 1956 yılındaki Melbourne Olimpiyat Oyunlarına katılır. Maraton sırasında parkurun yarısında yarıştan kopar ve koşuyu birinci Alain Mimoun’un ardından 6ncı olarak tamamlar. Yarışın sonunda uzun süre uzandığı çimenlerden kalkıp kutlamak için maratonun galibi sandığı Mihalic’e yönelir. Fransız Alain Mimoun birinci olduğunu kendisine söyleyince, günün galibi önünde selam durur ve ona : “Alain, senin adına çok sevindim, sen gerçek bir kahramansın!” der. 1957 yılında Zápotek nihai olarak yarışlara katılmama kararı verir. 

 

Ünlü atlet Jesse Owens’in de antrenörü olan Larry Snider, koşarken boynu tutulmuş gibi kafasını yana eğen, omuzlarını kaldıran, acı ifadeli Çek atlet için “yaptığı her şey yanlış ama yine de kazanmasını biliyor!” demiştir. Paul Martin’e göre, “acılı yüz ifadesi o an çalışmayan tüm kaslarının mutlak olarak gevşemesinin bir göstergesiydi. Aslında çaba sarf ederken acı çekmiyordu.”

 

Zátopek benzersiz koşu stili yanında alçakgönüllü bir karakter yapısına sahipti.

 

Olimpiyat oyunları, insanlığın toplu çılgınlıkları nedeniyle ancak 12 yıl aradan sonra 1948 yılında Londra’da yapıldı. “Bombardımanlar, katliamlar, yoksunluklarla dolu bu iç karartıcı yıllar sonrasında olimpiyat oyunları güneşin yeniden doğması gibiydi… Olimpiyat köyüne gittim ve aniden bütün sınırlar, engeller ortadan kalktı. Sadece birbiriyle karşılaşan insanlar vardı. Yakın zamanda yaşamlarının beş yılını kaybetmiş insanlar yeniden bir araya geliyordu.”

 

İçine çok kapalı olan Nurmi’nin tersine, Zátopek çok açık yürekli, sempatik ve sosyal yönü güçlü biriydi. Rakibi sayılabilecek gazetecilere kolay mülakat veriyordu. Antrenmanları hakkında bilgi vermekten kaçınmıyordu: bu onun için bir “sır” değildi. Güler yüzlülük Zátopek’in en önemli özelliğiydi.

 

Yarışlara katıldığı yıllar boyunca birçok sporcuyla atletizm kariyeri sonrasında da sürdüreceği arkadaşlıklar kurdu. Ölene kadar yakın dost kalacağı Mimoun da bunlardan biriydi. Öyle cömertti ki 60’lı yılların en büyük koşucularından biri ve birçok rekorun sahibi olmasına karşın olimpiyatlarda hiç altın madalya kazanamamış olan Ron Clarke’a 1952’deki 10000 metrede kazandığı altın madalyasını armağan etmiştir.

 

Ülkesi Nazi işgalinden kurtulunca katılma kararı verdiği orduda kazandığı başarılar sonucunda terfi etmiş ve Çekoslovak ordusunda albay rütbesine kadar yükseldi ve Savunma Bakanlığında görev aldı.

 

Tez canlı ve çevresine duyarlı olan Zátopek ,1968 yılında anti-komünist cephenin ‘Prag Baharı’ adını verdiği olaylar yaşandığında, ‘güler yüzlü sosyalizm’ hayalleri kuran Alexander Dubček’in sıkı bir taraftarı olarak, Sovyet tanklarının işgaline karşı gelmek üzere sokağa çıkar. Çevresindeki insanların ısrarıyla yaptığı konuşmada Sovyet işgal ordularını ‘olimpik ateşkese’ davet eder. Ancak Sovyet tanklarına karşı ‘sokağa çıkan’ Çeklerin kışkırtıcıları tarafından da fiilen destek görmeyen direnişi uzun soluklu olmayınca, ‘yorgun ifadeli koşucunun’ revizyonistleri üzen davranışı karşılıksız bırakılmadı. Olaylardan hemen birkaç gün sonra Çek sporcu ordu ve komünist partiden ihraç edilerek altı yıl boyunca Jachymov’daki uranyum madeninde zorunlu çalışmaya mahkum edildi.

 

Fransız yazar Jean Echenoz, Ravel ile başlayan, Zátopek’in yaşam öyküsüyle devam eden ve Tesla ile süren üçlemesinin ikinci kitabı olan, Çek atletin geliştirdiği ve antrenmanlarında sıklıkla kullandığı ‘interval koşu’ tarzında bir hızlanan bir yavaşlayan ritimli 'Koşmak' ('Courir') adını taşıyan akıcı ve ilginç kısa bir roman yazmıştır.   

 

Emil Zátopek 2000 yılı Kasımında 78 yaşında yaşama veda etmeden önce, soğuk savaş yıllarının sona ermesiyle dünyayı dolaşma imkanı buldu ve birçok ödülün sahibi oldu. Ancak elindekiyle yetinmesini bilen mütevazı bir insandı ve illa da her zaman zafer ve para kazanma kaygısı içerisinde değildi. Bitirirken, paranın, sermayeye ilişkin her türlü pisliğin ve hastalığın yaşamı ve sporu işgal ettiği günümüzde, Emil’in şu cümlesini anımsatmakta yarar var:

 

“Bir koşucu cebindeki paradan değil gönlündeki hayallerden güç almalı”.

 

(http://www.volodalen.com/32historique/zatopek.htm ve wikipedia’dan derlenmiştir)

 

Yazdır e-Posta

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest