Kenyalılarla koşmak

İngiliz amatör koşucu ve profesyonel gazeteci Adharanand Finn, Dünyanın en hızlı koşan insanlarının sırrını çözmek amacıyla ailesiyle birlikte, Kenyalı uzun mesafe koşucularının çoğunluğunun toplandığı Rift Vadisi’ndeki iki bin dört yüz metre rakımlı İten kasabasında altı ay yaşamaya karar verir. Dört bin nüfuslu bu yerleşimde yaklaşık bin koşucu, koşmak, yemek yemek, uyumak ve tekrar koşmak suretiyle geleceklerine hazırlanmaktadır.

 

Kenya kırsalındaki bu küçük yerleşim yeri, zamanla nasıl dünyayı sarsan koşucuların merkezi haline gelebilmiştir?

1970’li yılların sonunda, atletizm konusunda çok az deneyimi İrlandalı bir rahip İten’deki Katolik yatılı lise Saint-Patrick’e öğretmen olarak atanır. Okuldan daha önce, 1972’de 800 metrede bronz madalya kazanan Mike Boit gibi bir olimpiyat şampiyonu mezun olmasına karşın, yeni atanan rahip Colm O’Connell’in çabalarıyla okul yeryüzündeki en ünlü atletizm okullarından biri haline gelecektir. Okulun asıl çalıştırıcısı İngiltere’ye dönünce O’Connell onun yerini alır ve oluşturduğu ekipler ulusal alanda başarılı sonuçlar almaya başlar. Ondan 1986’da Atina’daki Gençler Dünya Şampiyonasına katılacak Kenya takımını çalıştırması istenir. Oluşturduğu ekip dördü altın olmak üzere toplam dokuz madalya kazanır.

Rahip bundan üç yıl sonra 1989’da Kenya’daki ilk koşucu antrenman kampını kurar. Yaz tatili süresince düzenlenen bu kamp sadece kız koşuculara yöneliktir. İten’deki koşucu kampları dönemi bu şekilde başlar ve bölge kısa sürede yıldız koşucuların toplandığı bir çekim merkezine dönüşür.

Yazar, Kenyalı koşucuların varlığından 1980’li yılları ortalarında, atletizm kulübüne kayıt olduğu dönemde haberdar olur. Daha önce onun gönlünde İngiliz Steve Cram ve Faslı Said Aouïra’dan başkasının bulunmadığı orta ve uzun mesafe alanında Kenyalılar kalabalık bir şekilde belirmeye başlarlar. 1988’deki Seul Olimpiyatları’nda orta ve uzun mesafede biri hariç tüm altın madalyaları Kenyalılar toplar. Özellikle de koşu tarzları dikkatini çeker. Genel eğilim o dönemde düzenli bir ritimle yarışı götürmek yönünde olsa da, Kenyalılar her zaman başa geçerek ya sonradan tempoyu düşürüyor ya da yarışın hemen çıkışından itibaren çılgın bir tempoda başlıyorlardı.

Dünyada maraton alanında gerçekleştirilen en iyi yirmi derecenin on yedisi Kenyalı koşucular tarafından gerçekleştirilmiştir. (Geri kalan en iyi üç derecenin ise benzer bir coğrafyaya sahip komşu ülke Etiyopyalılar tarafından koşulduğunu belirtmemiz gerekir). Tokyo’da 1991 ile Berlin’de 2009 yılında gerçekleştirilen Dünya Atletizm Şampiyonaları arasındaki süre içerisinde, orta ve uzun mesafe koşularında Kenyalı koşucular otuz iki tanesi altın olmak üzere, olimpiyatlarda ve Dünya Şampiyonalarında toplam doksan üç madalya kazanmışlardır.

2011 yılında dünyanın yüz en iyi maratoncusu arasında altmış sekiz tanesi Kenyalı ve Kalenjin etnik grubundandır. Bu işin sırrın çözmeye çalışan batılı bilim adamlarının Kalenjin etnik grubunun genlerinde yaptıkları araştırmalardan henüz bir sonuç elde edilmemiş de olsa, bu insanların koşma yeteneklerine ilişkin bir “büyükbaş hayvan hırsızlığı” teorisi de ileri sürülmektedir. Bu varsayıma göre, XX inci yüzyılın başlarında bölgeye yerleşmeye başlayan Britanyalılar yeni tarımsal teknolojileri de beraberlerinde getirmişler ve çoğu hayvancılıkla uğraşan Kalenjinler büyükbaş hayvan hırsızlığı da yapmaktaydılar. Kalenjinlerin alt etnik grupları olan Nandi ve Kipsigiler bu alanda özellikle ün salmışlardı. Etkinlik alanları kimi zaman onları evlerinden yüz kilometre uzağa sürüklüyor, işi bitirir bitirmez yakalanmamak için çaldıkları hayvanlarla birlikte olabildiğince hızlı kaçmaları gerekiyordu. Çok eşli bir topluluk oldukları için de ne kadar hayvan çalarlarsa o kadar varlıklı oluyor ve o oranda daha çok eş alabiliyorlardı. Yani “hızlı koşmak” için çok geçerli sebepleri vardı. Teoriye göre bu durum Kalenjinlerin genetik mirasında önemli bir değişime yol açmıştır.

On altı yaşındaki Finli genç atlet Annemari Sandell 1995’te Kenya’ya gider ve Rift Vadisinde, İngiltere Durham’da gerçekleşecek Dünya Kros Şampiyonasına hazırlık için altı hafta antrenman yapma olanağı bulur. Yazar yarış sırasında Finli atletin Kenyalı ve Etiyopyalı diğer koşucuları nasıl geride bıraktığına tanık olur. Peki, Kenya’da bu genç kızın başına neler gelmişti?

Dağların koşucuları olma geleneğinden miras aldıkları dayanıklılıklarının, kendilerine özgü beslenme tarzlarının ve batı normlarının bir hayli uzağında olan antrenman tarzlarının ötesinde, onları yenilmez kılan bir bilgelik, doğa ve beden bilinci üzerine kurulu bir yaşama ve koşma sanatını görmezden gelemeyiz.

Koşucuların beslenmelerinin temel besin maddesi olan Ugali haşlanmış mısır unundan yapılan beyaz ve lapa gibi hamurumsu bir yemek. Kenyalıların bedenleri çok zayıf ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmelerinde yağ oranı çok az. Bunun üstüne meyve ağırlıklı beslenmeyi, mango, muzu ekleyebiliriz… Günde iki kez antrenman; biri illa ki sabah gün ağarırken ve diğeri ise akşam 17.00’de. Arada kesin bir istirahat ve düzenli uyku. Genelde Kenyalı koşucular günlük kat ettikleri kilometreyi not alıp haftalık olarak ne kadar koştuklarını hesaplamıyorlar. Kronometreyi ise sadece fartlek tarzı çalıştıkları günlerde koşularını yapılandırmak için kullanıyorlar. Öylesine doğal bir şekilde koşuyorlar ki, bir süre sonra çalışma sırasında kaç tepe tırmandıklarını dahi hatırlamaz hale geliyorlar.

Genelde dünyadaki koşucuların yüzde sekseni adımlarını atarken topuktan destek alıyor. Bu koşu tarzı ve yaygın olarak kullanılan stability tarzı koşu ayakkabıları sporcu sakatlanmalarına yol açıyor. Kenyalılar çocukluklarından başlayarak çıplak ayak koştukları için koşu tarzları da tamamen farklı. Adım attıklarında topuk üzerine değil öncelikle ayakuçları üzerine düşüyor ve yeniden adım atarken parmak uçlarından güç alıyorlar. Bu yaralanma olasılığını azaltmakla birlikte, batılı koşucuların topuk üzerine düşerek, adım atarken kendi kendilerini frenlemeleri olgusunu da ortadan kaldırıyor. Kahramanımız bir süre çıplak ayak koşmayı denese de, ayak ve bacaklarında oluşan ağrılar nedeniyle bu şekilde koşabildiği toplam mesafenin hâlâ eksik kalması nedeniyle sonradan ısrarından vazgeçer. İten’de karşılaştığı koşucuların tümü Batılılar gibi ayakkabılar kullanmaktadır, ancak buna rağmen belki de çocukluk çağından gelen bir alışkanlıkla çıplak ayak koşuyormuş gibi topuklarından destek almadan, parmak uçlarından güç alarak koştuklarını fark eder.

İsmail Kirui, Richard Chelimo, Sylvia Kibet, David Rudisha, Wilson Kipketer, Linet Chepkurui, Geoffrey Mutai, İsaiach Koech, Fait Kipyegon, Christopher Cheboiboch, Daniel Komen, Lornah Kiplagat, Wilson Kipsang, Asbel Kiprop, Martin Lel, Isaac Songok, David Barmasai, Leonard Komon, Linet Masai, Mercy Cherono, Catherine Ndereba, Paul Tergat, Nixon Chepseba, Emmanuel Mutai, Bernard Kipyego, Mary Keitany, Matthew Birir, Moses Tanui…

İten’de yetişen Kenyalıların sırları bir tane değil, birden çok… Adeta birçok parçadan oluşan büyük bir yapboza benziyor.

Çıplak ayak koşmak, okula koşarak gidip gelmek, koşucu olmanın başarı ve dolayısıyla para kazanmak anlamına gelmesi bunun da hepsi kırsal kökenli yoksul köylü ailelerinden gelen koşucular için yaşamsal kısırdöngülerini kırmak için tek umut olması, yüksek irtifada yaşamak ve koşmak, özel beslenme tarzları, ağır antrenman anlayışı ancak buna karşın iyi dinlenmeyi bilmeleri, antrenman kampları olgusu, yoğunlaşma ve ciddiyet, karakter gücü, kazanma arzusu bu yapbozu oluşturabilecek parçalardan sadece bazıları…

Çoğu Batılı çalıştırıcıların yönetimindeki koşucu kamplarından uluslararası yarışmalara gönderilen koşucuların ödül avcılığı yapması, ‘komisyonla geçinen’ beyaz adamın ‘teknolojisi’ne mahkum, bir anlamda sporcu köleler gibi çalışan yerliler şüphesinin doğmasına yol açmıyor değil. Hele bizim ülkemizde koşu sporu üzerinden ‘geçinen’ yaşını başını almış bazı şarlatanların, yerel organizatörlere bu tip sporcuları getirterek ‘komisyon’ avcılığı yaptığını görmek bu spordan da soğutmaya başlatmıyor değil insanı.

Bu arada Kenya hükümet yeni kurallar koyar, bu çalıştırıcıların koşucularla imzalayacağı kontratlar her yıl yenilenecektir, atletler isterlerse kolayca kamp değiştirebileceklerdir, kamplar arasında rekabet (büyüklerin organizasyonlarla ilişkileri daha iyi, daha çok atleti daha uygun koşullarda davet ettirebiliyorlar) azaltılacaktır v.s.

Yazıyı iki özlü söz ile tamamlayalım.

Hiçbir yarış başlangıç çizgisinde başlamaz. Haile Gebreselassie

Koşmak özgürlüktür, kendini ifade etmek, yaşamsal gücünün dalga dalga fışkırmasına olanak tanımaktır. Bruce Tulloh

Bu güzel tanıklığı Engin’in armağan ettiği Fransızca çevirisinden okudum (Courrir avec les Kenyans -JC Lattès yayınları- Haziran 2012) ama arzu edenler kitabın özgün diliyle İngilizcesini de okuyabilirler (Running with the Kenyans-Faber and Faber Ltd).

Yazdır e-Posta

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest