yaşlı koşucular

  YAŞLI KOŞUCULARA İLİŞKİN ÜÇ ARAŞTIRMA

Birincisi

Organizma gücünün en üst seviyesine 30 yaşında ulaşır. Bu durum 50 yaşına kadar göreceli olarak sabit kalır. Güç 50 yaşından sonra hızla düşmeye başlar. Bu düşüş kas kütlesindeki kayba bağlıdır. Kas hacmi ve hız/güç kas liflerinin (tip II lifleri) sayısı azalır. 

 

 

Yukarıda belirttiğimiz standart profilin (50 yaşındaki güç kaybı…) koşucularda da geçerli olup olmadığını değerlendirmek üzere bir araştırma yapılmıştır. 40 ila 88 yaşları arasındaki 107 koşucu incelenir. Bu 107 atletin 30 tanesi, üzerilerinde bir kas biyopsisi (bileşimin incelenmesi için vücutlarından bir parça kas alınması) yapılmasına izin verirler.

 

Değerler incelendiğinde, 70 yaşına kadar atletlerin gücünün doruğunun aynı düzeyde olduğu görülmüştür. Yalnızca göreli gücün  (vücut kilosuna oranla) belirgin bir şekilde düştüğü gözlenmiştir. 80 yaşına kadar kas lifleri tipi (hızlı/yavaş) değişmiyor. Sonuç olarak, yaşlanmayla birlikte güç kaybına ilişkin genel kabulün koşucular için geçerli olmadığı tespit edilmiştir. Koşma etkinliğinin, koşucuya kas gücündeki kaybı geciktirme imkanı verdiği anlaşılmıştır.

 

İkincisi

 

Gündeme getireceğimiz bir diğer araştırma daha önce çok incelenmemiş bir konu üzerine yapılmış: Genç ve yaşlı koşucuların koşma tarzının (özellikle de ayağın yere basışı açısından) karşılaştırılması.

 

Yaşlıların koşuya ilişkin biyomekanik parametreleri bugüne kadar araştırılmamıştı. Halbuki, yaşlanmaya bağlı olarak gelişen tendon ve kas kütlesindeki kayıptan dolayı bu parametrelerin de değiştiğini kabul etmemiz gerekiyor.

 

Hollandalı bir ekip, tümü düzenli antrenman yapan 16 yaşlı (55-65 yaşları arası) ve 13 genç (20-35 yaşları arası) koşucunun çeşitli biyomekanik parametrelerini (yere uygulanan güç, alt organların üç boyutlu olarak hareketleri…) karşılaştırdı. Bu parametreler, önce sabit (yaklaşık 12 km/saat) sonra da koşucunun serbestçe seçtiği bir hızda gerçekleştirilen koşular sırasında ölçüldü.     

 

Sonuçlar değerlendirildiğinde, ayak topuğunun yere değişi sırasında yaşlı koşucuların gençlere göre dizlerini daha fazla büktükleri görülmüştür. Dizin hareket genişliği (bükme ve germe sırasında) daha azdır. Başka bir deyimle, yaşlı koşucular dizlerini “sabit” tutarak “oturmuş konumda koşmaya” daha eğilimlidirler.

 

Yere uygulanan kuvvet (karşılama) yaşlı koşucularda daha çoktur. Her adımda, daha kuvvetli ve daha hızlı bir yüklenmenin karşılanması gerekmektedir. Başka bir deyimle, yaşlı koşucu ayağın yere değişinden oluşan şoku daha zor karşılamaktadır.

 

Son olarak yaşlılar genç koşuculara göre daha zayıf bir itme gerçekleştirmektedirler.

 

Bu veriler ışığında yaşlı koşucunun genç koşuculara göre yerden daha pasif bir destek aldıkları anlaşılmaktadır. Yerle temas sırasında şokun titreşimini daha çok hissederler. Bu özellikler sakatlanma riskinin artması ve koşma hareketinin daha az etkin oluşuna işaret etmektedirler. Dolayısıyla yaşlıların biraz daha dikkatli olmasında yarar var !

 

Üçüncüsü

 

Son araştırma koşma etkinliğinin bizleri “biyolojik olarak daha genç” kıldığı iddiasına ilişkin olarak yapılmış. Yasal yaşını öğrenmek isteyen doğum tarihi ve doğum gününü dikkate almak zorundadır. Biyolojik yaşı hakkında fikir edinmek isteyen biri ise telomerlerinin uzunluğunu esas alabilir. Telomerler kromozomların uç kısımlarıdır. Bu kısımlar yaşlanma, stres ve maruz kaldıkları saldırılarla (enflamasyonlar-yangılar) birlikte kısalırlar. Dolayısıyla uzunlukları “biyolojik yaş”a ve buna bağlı olarak gelişen risklere ilişkin önemli bir göstergedir. Uzun mesafe koşusunun yaşamı ve özellikle de sağlıklı olarak geçirilen yaşam süresini birkaç yıl uzattığını bilmekteyiz. Buradan hareketle dayanıklılık antrenmanı ve biyolojik yaşımız arasında bir bağlantı olabileceği daha iyi anlaşılıyor. Norveçli araştırmacılar, düzenli antrenman yapan genç ve yaşlı koşucuların olduğu kadar, aktif bir yaşam sürdüren ama antrenman yapmayan insanların telomerlerini incelediler.

 

Sonuç: Yaşlı atletler, aynı yaştaki aktif yaşam sürdüren kişilerden “biyolojik olarak daha genç” çıktılar. Daha nesnel bir söyleyişle, yaşıtlarına göre daha uzun telomerlere sahiptiler. Bu fark gençlerde ortaya oluşmuyordu. Buradan antrenman yapmanın “yaşlıları daha genç kıldığı” anlaşılmaktadır. Üstelik araştırmacılar, kişilerin maksimum oksijen tüketimiyle (VO2max) telomerlerin uzunluğu arasında yüksek bir ilgileşim (korelasyon) (r=0,78) olduğunu ortaya çıkardılar.

 

Bu veriler, düzenli egzersiz yapmanın geçen yılların hücrelerimiz üzerindeki olumsuz etkisine karşı koruyucu olduğuna ilişkin düşünceyi teyit eder niteliktedir.               

 

KAYNAKÇA :

 

- Endurance training delays age of decline in leg strength and muscle morphology. Tarpenning KM, Hamilton-Wessler M, Wiswell RA, Hawkins SA. Med Sci Sports Exerc. 2004 ;36(1):74-8. Volodalen sitesinde 2004 yılında yazılmış makale.

 

- Ground reaction forces and kinematics in distance running in older-aged men. Bus SA. Med Sci Sports Exerc. 2003 ; 35(7):1167-75. Volodalen ésitesinde 2003 yılında yazılmış makale.

 

- Telomere length and long-term endurance exercise: does exercise training affect biological age? A pilot study.Osthus IB, Sgura A, Berardinelli F, Alsnes IV, Brønstad E, Rehn T, Støbakk PK, Hatle H, Wisløff U, Nauman J. PLoS One. 2012;7(12):e52769. doi: 10.1371/journal.pone.0052769.

 

(www.volodalen.com sitesinde Fransızca yazılan çeşitli yazılardan derlenip Türkçeleştirilmiştir)

 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.