Reyhanlı bulmacası

 

Reyhanlı saldırısı : Türk halkı Erdoğan ve onun Suriyeli paralı askerlerini suçluyor

11 Mayıs 2013 Cumartesi günü, Türkiye Hatay’ın Suriye sınırında yer alan Reyhanlı (Arapça Rihaniye) ilçesi bombalı araçlarla düzenlenen çifte saldırıyla sarsıldı.

 

 

Bugün itibariyle 52 ölü ve onlarca ağır yaralı olduğu belirtilmekte. Türk yetkililer olay sonrası saldırının sorumluluğunu hemen Suriye gizli servisine yükledi ve ardından katliamla ilgili olarak « Marksist bir gruba » üye olmakla suçlanan Suriye yanlısı dokuz Türk vatandaşının yakalandığını bildirdi. Yaşanan tüm bu karmaşa içerisinde, Türk adaleti « bombalı saldırı soruşturmasına ilişkin tüm haberler » üzerinde yayın yasağı koydu. Peki  neo-muhafazakar hükümete egemen olan panik ve telaşı nasıl açıklayabiliriz? Burada konuyla ilgili bazı aydınlatıcı bilgiler verme niyetindeyiz.

 

Erdoğan’ın adalet sistemi, bir propaganda ve psikolojik savaş aracıdır

 

Reyhanlı saldırısı soruşturmasının başlangıcından itibaren, Türk yetkilileri Suriyeli gizli servis ajanlarını, « muhaberat » üyelerini suçladılar. Türk polisi radikal sol çevrelerde gözaltı ve tutuklamalara girişti. Birkaç basit karalama kampanyası, iki üç slogan, bir sansür kararnamesi ve oyun tamamlandı. Daha doğrusu, AKP yönetiminin inandığı kadarıyla…

 

Türk adalet sistemi hiçbir zaman tarafsızlık anlamında örnek oluşturmadı ve Türk yargısının siyasileştiği olgusunu artık kimse yadsıyamaz. Türk hükümeti rakiplerini susturmak için sistematik olarak mahkemelerinden yararlanıyor. Türkiye bu yöntemle gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesine dönüştürülmüştür.

 

Ergenekon ve Balyoz davalarında savcılar, Kemalist politikacıları, gazetecileri ve askerleri, kontrgerillaya bağlı mafya grupları, Marksist militanlar ve aşırı sağcı küçük grupların katılımıyla AKP hükümetine karşı büyük bir komplo olduğunu kanıtlamak için boş yere çırpınıp durdular.

 

Suriye’nin gizli servisleriyle ilişki içerisindeki aşırı sol örgütlerin Reyhanlı saldırısının sorumlusu olduğu suçlaması AKP klasiklerinden biridir ve halkı tam olarak ikna ettiği söylenemez.

 

Reyhanlı halkının çoğunluğu zaten saldırının Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) işi olduğuna inanıyor. Olay yerinde sorgulanan birçok kişi, saldırılardan önce Suriyeli direnişçilerin uyarıldığını ve patlamalardan az önce ilçeyi terk ettiklerini belirtti. Bu konuyu ilçeyi ziyaret eden BDP milletvekili Ertuğrul KÜRKÇÜ de teyit ediyor (Radikal, 13 Mayıs 2013).

 

Türk Soluna yabancı bir eylem tarzı

 

52 ölü, 155 yaralı ve 735 dükkan, 62 araç, 8 kamu binası ve 120 apartman dairesindeki hasardan oluşan korkunç bilançosuyla Reyhanlı’daki çifte saldırı,  Türkiye Cumhuriyetindeki en kanlı bombalı eylem olmuştur. Bu ölümcül listedeki en kanlı iki diğer saldırı ise İstanbul’da 15 ve 23 Kasım 2003 tarihlerinde El Kaide tarafından düzenlenmiş ve 27 ve 30 kişinin yaşamlarını yitirmesine neden olmuştur.   

 

Şu ayrıntıyı da unutmamak gerek. Türkiye’de siyasal şiddet geleneği eskidir ve bu topraklarda 70’li yılların başından beri silahlı mücadele her zaman var olmuştur. Ankara rejimine karşı onlarca Marksist ve milliyetçi hareket dağa çıkmış ya da silahlı mücadele vermiştir. Ancak bunlardan hiçbiri, hatta askeri olarak bu olanaklara fazlasıyla sahip sayabileceğimiz PKK militanları dahi Reyhanlı saldırısındaki kadar ölümcül eylemler düzenlememiştir. Diğer yandan Türk yetkililerin iddia ettiği gibi « Marksist bir grubun » Reyhanlı’da kasten sivil halkı hedef alması az olası, hatta imkansızdır. Bu tür saldırılar aşırı solun eylem tarzıyla (modus operandi)  hiçbir şekilde uyuşmamaktadır. Hatta Anadolu Marksistlerinin özenle canlı tutmaya çalıştığı devrimci ahlak ve silahlı eylem etiği ilkeleriyle tümüyle çelişmektedir.

 

Suçlamaların hedefindeki örgüt lideri resmi yorumu yalanlıyor ve El Nusra paralı askerlerini suçluyor

 

Türk yetkililer, Reyhanlı saldırısının planlayıcısı olarak Antakya kökenli Suriyeli ve Türk militan Mihraç URAL’ı açıkça suçlamaktadırlar. Mihraç URAL, Türkiye’den gelen cihatçıların sızmalarını önlemek üzere Lazkiye’den Türkiye-Suriye sınırına kadar uzanan ormanlık alanı denetim altında tutan hükümet yanlısı « Mukavama Suriye » (Suriye Direnişi) milisinin önderidir. Aynı zamanda 1988’de dağılan ve 30 yıla yakın bir süredir hiçbir silahlı eylem düzenlemeyen « Acilciler » adlı Suriye yanlısı Marksist Türk grubunun merkez komite genel sekreteridir. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi (THKP-C)nden ayrılan Acilciler örgütü, adını        « Türkiye Devriminin acil sorunları » başlıklı kurucu metinden almaktadır. Örgüt önderi Mihraç URAL 33 yıldan beri Türkiye’ye ayak basmamıştır.

 

Türkiye içerisinde, çoğunluğu Mihraç URAL’ın doğduğu Antakya kökenli bir avuç genç ve nostaljik bağı olan kişi, bugün bu grubun mirasına sahip çıkmaktadır. Ne eli kalaşnikoflu birkaç militana sahip seyyar sınır koruma birliği « Mukavama Suriye », ne de onlarca yıldır eylem yapmayan Türk versiyonu « Acilciler », ne malzeme kapasitesi ne de militan altyapısı açısından, Türk ve batılı gizli servislerinin burnunun dibinde böylesine karmaşık bir saldırıyı örgütlemesi mümkün değildir.

 

Türk Polisine göre Reyhanlı’da bombalı araçla düzenlenen çifte saldırı iyi bir koordinasyon, büyük miktarda patlayıcı, özel düzenlenmiş araçlar, uzaktan kumanda ve benzeri becerileri gerektiren karmaşık bir operasyondur. Ne Mihraç URAL’ın, ne de Suriye devletinin Türk topraklarında böylesi bir suçu işleyerek ve NATO ordularına meydan okuyarak elde edeceği hiçbir fayda yoktur. Her ikisi de bu terörist suça iştiraklerini kesin bir dille yalanlamışlardır. Israrla vurguladığı suçsuzluğuna karşın, Suriyeli isyancılar ve AKP hükümeti Mihraç URAL’ı günah keçisi haline getirmişlerdir.

 

Banyas’taki Sünni mahallelerini hedef alan katliamlardaki sorumluluğu nedeniyle Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından geçen hafta başına ödül konulmuştur. Reyhanlı’nın çoğunluğu sünni ve Mihraç URAL da alevi olduğuna göre, isyancılara destek veren medya alevi düşmanlığını yaygınlaştırmak için bu durumu fırsat bildi.

 

Dün, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun Türkçe basın organı olan « Özgür Suriye Haber Ajansı », Alevileri « İslam düşmanı » ve « kan dökmekten zevk alan»          « soykırımcılar » olarak niteledi.

 

Acaba bütün bu suçlamaların yöneltildiği kişiye suçlamalarla ilgili fikri sorulabildi mi?

 

İşte sorularımıza verdiği yanıtlar:

 

« Şam ve Halep’te cinayet işleyen elle Reyhanlı’daki el aynıdır. Bu, selefi güçlerin, intikam ve nefretle yoğrulmuş karanlık ruhların elidir. El Nusra Cephesi köle ruhları sürükleyerek ve intihar eylemleri düzenlemeye boyun eğdirerek gün aşırı insanlığı katletmektedir. Suçsuz insanları katleden bu katiller insanlıktan nasibini almamışlardır. »

 

Mihraç URAL, ardından saldırının siparişini verenle uygulayanı arasındaki olası bir anlaşmazlığa da vurgu yapıyor: « Bu eli kanlı şebekelerin kendilerini askeri ve ekonomik olarak destekleyenleri hedef aldıkları görülüyor. Bu saldırı bir uyarıya benziyor. Hangi güdülerle gerçekleştirildiğini bilmiyoruz. Belki de efendilerinden aldıkları ödemelerde oluşan bir gecikmenin yarattığı memnuniyetsizlik söz konusudur. Belki silah sevkiyatında yaşanan bir yanlışlığın işaretidir. Belki Suriyeli isyancılara karşı gösteri yapan Reyhanlı halkından intikam alınmak istenmiştir. Bildiğimiz tek bir şey var o da bu saldırının El Nusra Cephesini, patronuyla karşı karşıya getirdiğidir. Bataklığa dalmayı göze alanın varacağı son budur. Erdoğan çirkef içerisinde boğuluyor ve ülkeyi de beraberinde sürüklemek niyetinde. Türk halkı bu yok olma sürecine bir son vermelidir. Yeni katliamların engellemenin tek yolu budur.  »

 

Gerçekleşen saldırıyla eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesini karşılaştıran Mihraç URAL, MOSSAD’ın da işin içerisinde olabileceğine işaret etmektedir. Ona göre Reyhanlı ve Beyrut’ta gerçekleşen saldırıların düzenleniş tarzı birbirinin benzeri ve aynı amacı hedef alıyor: Suriye’nin yıpratılması.

 

Mihraç URAL’ın her sözüne inanmak, temelsiz olmayan analizlerini kabul etmek zorunda değiliz ancak aydın dürüstlüğü bu işte birinci elden suçlanan kişinin en azından görüşünü almayı gerektiriyor.

 

Saldırının kurbanları isyancılardan daha çok Esat taraftarları

 

Reyhanlı ilçesi ve çevresi Baas rejimi karşıtı ayaklanma sempatizanı binlerce Suriyeli sığınmacıyı barındırıyor. Oysa çifte saldırıdaki 52 kurbanın yalnızca üçü Suriye vatandaşı. En güvenilir kamuoyu araştırmaları Türk halkının, AKP seçmeni dahil, Türkiye ile Suriye’nin savaşmasına tamamen karşı olduğunu göstermektedir. Reyhanlı’da yaşayanlar da buna dahil. Son günlerde Suriyeli sığınmacı ve isyancılara karşı birçok gösteri düzenlediler. Bunun nedeni sınır ticaretiyle geçinen halkı etkileyen daha önce görülmemiş boyuttaki ekonomik krizin Suriyeli sığınmacıların gelişiyle çakışmasıdır. Üstelik Erdoğan hükümetinin Suriyeli isyancılara verdiği destek Hatay’ı tam bir barut fıçısına dönüştürdü: vilayetin her yerinde eli silahlı adamlar cirit atıyor. Suriyeli sığınmacılara ait birçok sığınak ve silah üretim atölyesinde « kazara » patlamalar gerçekleşti. Yüzlerce araç çalınarak terörist eylemlerde kullanılmak üzere Suriye’ye götürüldü. Kimi Suriyeliler bazen lokantalarda Erdoğan’ın davetlisi ve koruması altında olduklarını söyleyerek hesap dahi ödemeyi reddediyor. Antakya Alevileri ölümle ve katliamla tehdit edildiler. 29 Nisan tarihinde, Suriyeli isyancıları çok eleştiren alevi dedesi Ali YERAL’in evi kimliği belirsiz kişilerin saldırısına uğradı.

 

Adana’da, Alevilere yönelik Arapça ve Türkçe bir bildiri yayınlandı: « Bizler, Allah yolunda cihat eden Şeyh Muaz El Hatip tugayının askerleri, Esat ve işbirlikçilerini uyarıyoruz: Allahsızlara destek vermeyin. Başınızın bedeninizden ayrılmasını istemiyorsanız Allah yolundan ayrılmayın. Sünni Suriye devletinin kutsal toprağını yıkamak için senin gibi Esat köpeğinin salyasıyla aptes alan Allahsızların kanını dökeceğiz. Allahın kollarımıza vereceği güçle, sonunuz yakındır. » (Cumhuriyet, 12 Nisan 2013)

 

 Dillere destan misafirperverliğine aykırı davranan ve Suriyeli isyancı ve sığınmacılar gibi çoğunluğu sünni olan Reyhanlı halkı da, güvensizlik ortamı ve nifak yayan Suriyeli sığınmacılara karşı Türk yetkililerin sergilediği aşırı hoşgörüden usanmış durumda. Saldırılardan dört gün önce Reyhanlı yerel halkla Suriyeli sığınmacılar arasında şiddetli çatışmalara sahne oldu. Bundan dolayıdır ki « Suriye rejimi ajanlarının »  isyancıları hedef almak yerine neden yerel halka saldırdığını pek anlayamıyoruz. Zaten Suriye hükümeti için kendi lehine hareket eden bir halkı hedef almakla elde edebileceği hiçbir şey yoktur. Teröristlerin Reyhanlı halkıyla Suriyeli sığınmacılar arasına nifak sokma niyeti içerisinde olduğuna ilişkin resmi Türk tezi tutarsızdır, çünkü bu nifak zaten fazlasıyla yaşanıyor. Suriyeli isyancılarla Reyhanlı halkı bugün kanlı bıçaklı durumda. Saldırının nifak sokmaya yönelik olduğu kesin ancak bu nifak tamamen farklı bir niteliktedir ve yetkililerin belirgin olarak gizlemeyi beceremediği için kurbanların gözünden kaçmayan bir nifaktır. Katliamın düzenlendiği yerde soruları yanıtlayan insanlar, çifte saldırıyı kimilerinin “doğal olarak” Esat taraftarı Alevilere karşı isyancıların tarafında görmek istediği Hatay Sünnilerini kışkırtmaya yönelik bir girişim olarak yorumladılar. Ancak Hatay halkı bu oyuna gelecek kadar enayi değildir. Bu Pazar günü, Hatay’daki aleviler, Sünniler ve Hıristiyanlar el ele vererek Reyhanlı kurbanlarıyla dayanışma içerisinde olduklarını göstermek için gösteri düzenlediler ve Türk hükümetini istifaya davet ettiler (http://www.youtube.com/watch?v=BlxBDXOD3EM) .   

 

 

 

Türk devletinin ve Suriyeli paralı askerlerinin işine gelen bir katliam

 

Erdoğan yönetimi Beşar Esat hükümetinin yıkılmasını en önemli öncelikleri haline getirdi. Bu amaca hizmet eden her girişim Ankara’dan destek görüyor. Erdoğan batılı güçleri Suriye’ye müdahale etmeye ısrarla davet ederek son günlerde savaşa yönelik kışkırtmalarını çoğalttı. Geçen Perşembe ABD’nin NBC News kanalıyla yaptığı bir mülakatta, Şam ile yaşanacak bir anlaşmazlıkta ülkesinin Washington’a deste vermeye hazır olduğunu açıkladı.

 

Erdoğan çıldırmakta haklı. Suriye’de işler hiç de beklediği gibi gitmiyor. İktidarı ele geçirmeye çalışan silahlı gruplar karşısında, Suriye Arap ordusu hemen hemen tüm cephelerde başarı elde ediyor. Halep’in güneyindeki tüm mahalleleri, Humus ve Hama’nın banliyösündeki stratejik bölgeleri yeniden ele geçirdi. Ordu özellikle Guta çatışmalarından galip çıkarak Şam’ın güvenlik altına aldı ve güneydeki Deraa kentindeki isyancıların ilerleyişini durdurdu. Yakın zamanda, sekiz aydır adım atamadığı Kuseyr’in banliyösüne girdi. Bu da orduya Humus’u deniz kıyısı bölgelere bağlama olanağı tanıyacaktır. Ülkedeki ana yol eksenleri tümüyle hükümet denetimine geçme aşamasında. Bazı askeri uzmanlar hükümete bağlı güçlerin nihai zaferinin ay meselesi olduğunu belirtiyorlar.

 

Ancak Şam’ın elde ettiği zafer sadece askeri alanda değil. Gösterdiği direnişe ve Rus müttefiklerinin yoğun çabaları sayesinde Suriye Devleti diplomatik alandaki savaşı kazanmak üzeredir. Batılı güçler Suriye’nin kolay lokma olmadığını ve bu ülkeye diz çöktürmek için güç kullanımından başka bir yolun kullanılması gerektiğini kavramış görünüyorlar.

 

Buradan hareketle Suriye Devletinin elde ettiği değerli avantajı neden feda etmek isteyeceğini ve bu yolla varlığını tehlikeye atacağını kendi kendimize soruyoruz. Gerçekten de geçen hafta İsraillilerin askeri kışkırtmaları karşısında taktik olarak kendini tutan Suriye rejiminin, 5 inci maddesinde « eğer ittifaka üye bir ülke silahlı bir saldırıya uğrarsa, her üye ülke bu şiddet eylemini bütün üyelere karşı düzenlenmiş bir silahlı saldırı olarak kabul edecektir » yazan bir anlaşma kapsamında NATO üyesi olan Kuzeydeki güçlü komşusunu birden taciz etmeye başlaması biraz akılsız görünüyor.

 

Last but not least: Bazı Suriyeli isyancılar Reyhanlı’daki patlamaları filme aldı (https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=y5s32NxnhhY#)  ve patlamalardan ya da saldırıyı düzenleyenlerden ya da hiç yoksa suç ortaklarından haberleri varmış gibi bu saldırıları hemen Suriye Ordusuna mal etti. İşin daha da ilginci, katliam yerinde bombalı tuzakla patlayan araçlardan birinin yakınında bulunan bir çöp konteynerine bir kabloyla bağlanmış kafasında Suriye ordusuna ait bir miğfer bulunan kimliği belirlenemeyen bir ceset bulundu. Bu bize, Suriye Devletini suçlamak için düzenlenen bir “false flag”ı yani sahte bayrak operasyonunu düşündürüyor. Aynı zamanda New York Times’ten C.J.Chivers tarafından açığa çıkarılan Suriyeli isyancıların bir başka uygulamasını bize hatırlatıyor: tutsakların kamikaze olarak kullanılması (http://www.nytimes.com/2012/08/21/world/middleeast/syrian-rebels-coalesce-into-a-fighting-force.html?pagewanted=all&_r=0) .

 

 

 

Yazımızı sonlandırırken, Hatay’ı ana üs olarak kullanan Erdoğan’ın paralı askerlerinin Batılı güçlerin Suriye sorununa daha etkin bir biçimde müdahalesi beklentisi içerisinde olduğunu unutmayalım. Bu cinayetten yararlanacak tek kesim bunlardır. Tepeden tırnağa silahlandırılan, bomba imalathanelerine sahip olan (http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-21256905)  ve Türk topraklarında mutlak bir hareket ve eylem özgürlüğünden yararlanan bu gruplar, Reyhanlı saldırısının başlıca şüphelileri olarak görülmelidirler.

 

Bu, Erdoğan’ın değil saldırı kurbanlarının düşüncesidir.

 

Tabii Erdoğan ile halkını çok az şeyin buluşturduğu gözlemleniyor: Türkiye tarihindeki en kanlı terörist saldırının kurbanlarını ziyaret etmek yerine, Türkiye Başbakanı ABD’ye yapacağı seyahat için valizini hazırlamayı yeğledi. Obama ve Erdoğan görüşmesinin menüsünde Suriye’ye karşı savaş vardı. Reyhanlı’daki 52 şehit ise bu işin mezesi olmuştur. 

 

      

 

     

 

(http://www.michelcollon.info/Attentats-de-Reyhanli-le-peuple.html sitesinde 14 Mayıs 2013 tarihinde Bahar Kimyongür imzasıyla Fransızca yayınlanan yazıdan Türkçeleştirilmiştir) 

 

 

 

 

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest