Sands İngiliz Emperyalizmine karşı savaşıyordu

 Demir Leydi adını, Bobby Sands ve IRA’lı diğer dokuz direniş savaşçısının açlık grevinde ölmelerine neden olmasından dolayı almıştır. Yıl 1981. Long Kesh cezaevinin H Bloklarında Bobby Sands tarafından verilen mücadele doruk noktasındayken, 66 gün süren açlık grevi trajik bir şekilde ama zaferle sonuçlanır. Buradaki tutukluluk koşulları an az İrlandalının direngenliği kadar ağırdır. 

O, Kuzey İrlanda’nın Newtownabbey yerleşiminde orta halli bir aileden gelmekteydi. Bobby Sands, IRA’ya 18 yaşında katılır ve kısa zaman içerisinde tutsak düşer. Cezaevindeki insanlık dışı koşullara karşı ve siyasi tutuklu statüsünü kazanmak, tek tip elbise giymemek ve ziyaretçi hakkı için mücadele ederek burada da kavgasını sürdürür.  İngilizlerin uzlaşmaz politikası Bobby Sands ve yoldaşlarını Blanket Protest ‘e yöneltir: cezaevindeki tek tip elbiseyi giymek yerine, 300 tutuklu çıplak kalmaya ya da sadece basit kumaşlarla örtünmeye karar verirler. Ardından çok zor ve kısıtlı koşullar altında bulunan tutukluların yıkanmama ve dışkılarını hücrelerinin duvarlarına sürme kararı verdikleri Dirty Protest direnişi gelişir. Ancak, bütün bu olanlar karşısında Thatcher inatla sağır rolünü sürdürmeye devam eder. Bobby Sands ve yoldaşları açlık grevine başlayınca artık bir dönüm noktasına gelindiği anlaşılır.

Nisan 1981’de, Long Kesh’teki tutsak militan erken genel seçimlerde halkın oylarıyla milletvekili seçilir. Bu gelişme karşısında Thatcher, IRA üyesi diğer tutsakların aday olmasını engellemek üzere yasa değişikliğine gitmek zorunda kalır. Bir ay sonra, açlık grevi direnişinin 66ncı gününde Bobby Sands ölür. Demir Leydi, inatçı kararlılığı ve utanmaz tavrıyla «kendi kendini öldürme yolunu seçti; bu durum bağlı olduğu örgütün hedef aldığı kurbanlarının çoğuna tanımadığı bir seçimdir» yorumunu yapar. Margaret Thatcher’in yakın zamandaki ölümü dolayısıyla, size Demir Leydinin inadının kurbanı olan İrlandalı militanın yaşamöyküsünün yazarı Denis O’hearn ile yapılan ve Mücadele Anıları’nda yayınlanan çarpıcı söyleşiyi sunuyoruz.      

Guillaume Beaulande:  Bobby Sands’in kişiliği ve yaşamöyküsüne ne tür bir yeni bakış açısı getirmek istediniz?

Denis O’Hearn:   Bu kitap için araştırmalara başladığımda bunun daha çok Bobby Sands’in ölüm şekline dayanacağını düşünüyordum. Bu gizem dolu insan kendisini çok iyi bilen yakın arkadaşları hariç çok az insanın tanıdığı bir tür yerel kahramandı. Onun hakkında bildiğimiz tek şey bir açlık grevi sonucunda öldüğü, yoldaşları ve inandığı dava için yüce bir fedakarlık yaptığıydı. Halbuki onunla ilgili anlatılanları, özellikle de onu tanıyan eski tutsaklar ama aynı şekilde kısa süren özgürlük günlerinde, yaşamları  boyunca onun etkisinde kalan insanlar tarafından aktarılanları duyunca, asıl önemli olan şeyin onun ne şekilde öldüğü değil ama nasıl yaşadığı olduğunu daha iyi anladım.

İnanılmaz bir yaşam öyküsü var. Bize bir direniş hareketinde, devletin kendisine karşı geliştirdiği tüm saldırılara direnebilecek bir topluluğu yaratma yolunda bireysel enerjinin nasıl dayanışmaya ve çevresindeki insanların bilinçlendirmeye dönüştürülebileceğini çok çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Aynı zamanda bunun yalnızca bir direniş öyküsü olmadığını, ama benim için çok daha önemli olan yönüyle, bir hareketin gelişim öyküsü olduğunu da anladım.  Umudunu yitirmiş bir grubu yönetmek ve sarsıcı bir sözel kültür inşa etmek için hitabet yeteneği, İrlanda diline olan aşkı ve halk şarkılarından yararlanmasını çok iyi beceriyordu. Bu, çok katılımcı ve örgütü içerisinde çok yatay işleyen yepyeni bir yöntemdi. Yeni sol geleneğin mirasçısı olan biri olarak, parti örgütüne ve liderliğine karşı daima çekinceyle yaklaştım, çünkü onu çoğu zaman merkeziyetçi ve kişilere tapan bir iktidarla özdeşleştirme geleneğimiz var. Halbuki Bobby Sands daha çok yoldaşlarının gereksinimlerine yönelen farklı bir liderlik anlayışı sergiledi. Aynı zamanda zamanı geldiğinde ortak morali yükseltmek ve cezaevi yetkililerinin onlara karşı hazırladığı yeni işkencelere karşı durabilmek için neler yapmak gerektiğini konusunda güçlü bir yetenek ve duyarlılığa da sahipti. Gerçekten de Bobby Sands ve çevresindeki bazı kilit isimler, tam da enerjilerinin tükeneceğinin beklendiği noktada mevcut duruma yeniden egemen olmalarını sağlayan inanılmaz bir güce sahiptiler. Ortak morali korumak üzere geliştirdikleri yeni yöntemler sayesinde cezaevinin bizzat içerisinde yeni direniş biçimleri geliştirmek inisiyatifini üstlendiler.  Günümüzde, Occupy Wall Street (Wall Street İşgalcileri) gibi birçok hareketin, ellerinde hiçbir olanak bulunmayan ve hatta hareket özgürlüğü dahi olmayan bu insanların içerisinde bulundukları ümitsiz durumu nasıl kendi lehlerine çevirmeyi başarabildikleri konusunda alacakları birçok ders vardır.

GB :  Sands çocukken o dönemlerde Kuzey İrlanda’da hüküm süren politik iklimden ve dinsel kökenli ayrımcılığın hortlamasına ilişkin ilk işaretlerden habersizdir tabii ki. Oysa, dünyaya bakış açısını burada, yani Rathcoole’da inşa etmiş gibi görünüyor, öyle değil mi?

Denis O’ Hearn : Burada çok önemli olan nokta, çocukluğunun ilk yıllarının Protestan ve Katolikler, sömürgeci ve yerli İrlandalı arasında var olan ve daha sonraki yıllarda su yüzüne çıkacak ve yaşamına damgasını vuracak  derin kültürel kırılmanın bilincinde olmadan geçmiş olmasıdır. Bu yapay sömürgeci kırılma tarafından etkilenmemiş bir yaşam olasılığına tanık olmamakla kalmayarak bunu bizzat yaşamamıştır da. Kökenlerini dikkate almadan ötekilerle iyi geçinmeyi, birlikte spor yapmayı, Rathcoole çevresindeki bayırlarda gezinmeyi olağan buldu; o sadece bir çocuktu. Ayrılıkçı çeteler oluşmaya ve daha önce dost oldukları Protestanlar kendisine ve bölgedeki diğer Katoliklere karşı sırf Katolik oldukları için yüz çevirmeye başladığında bütün bunlar birden yok oldu gitti.

Ama klasik ırkçılıktan ve diğer ayrımlardan uzak bir yaşam sürdürebilme olasılığına her zaman yoğun bir inanç beslediğine inanıyorum. Aynı şekilde, bu olasılığın elinden alınma şeklinin onu derinden yaraladığını da düşünüyorum. Ancak daha sonra, cezaevindeyken bu inancı güçlü bir devrimci perspektife dönüşmüştür. Bu geçiş ve bölünme sürecini yaşamış olması, dönemin yaygın deyimiyle «Britanyalılar defolsun ! » diyerek devleti yıkarken değil, aynı zamanda topluluklar içerisinde halkçı yerel kurumlar inşa ederken, olayları ele alırken bir anlamda ütopik sayabileceğimiz tarzını etkilemeyi sürdürdü.

GB : Sands için 1971 yılı bir dönüm noktasıdır ve IRA’ya katılma kararı verir. O dönemde bu girişiminin sonuçlarını ve getirdiği tehlikeleri sorguluyor muydu?

Denis O’ Hearn: O sıralarda değil. Bobby ve onun durumunda olan birçok insan, daha önce de söylediğim gibi bir aşağılanma ve hakarete uğrama duygusuyla harekete katıldılar. Elinden birçok şey alındı, aynı zamanda birçok şeyle de karşı etkisinde kaldı. Rathcoole’daki yerel Protestan çetelerin sürekli tehdidine ve hatta şiddetine maruz kaldı, bu da onu ailesinden ve yaşadığı topraklardan uzakta sürgüne gitmeye yöneltti. Ardından,  özellikle silahlı çetelerce Rathcoole’dan kovulmasından sonra ailesinin taşındığı Twinbrook’ta,  İngiliz ordusu ve polisin gündelik baskılarıyla karşı karşıya kaldı. Bu kez yerel ırkçı çeteler tarafından değil ama doğrudan devletin baskı güçleri tarafından yaşlı genç kim varsa yakalandıklarında saatlerce yüzleri duvara dönük durumda saatlerce bekletiliyor, sorgulanıyor ve dövülüyorlardı. Bu aşamada, genç İrlandalı milliyetçiler kendilerini rakibi nakavt etmekten başka bir yolun olmadığı bir boks maçında olduklarını düşünüyorlardı.

Bobby Sands , ancak Gerry Adams ve Brendan Hughes gibi önderlerle uzun süren tartışma ve söyleşiler gerçekleştirdikten sonra cezaevinde kendini  «uzun süreli bir savaşın» içerisinde görmeye başladı. Her bir gerilla eylemi sonrasında siyasal düşüncesi biraz daha karmaşıklaşıyor, o ve bazı yoldaşları gittikçe yazgılarının hapis ya da morgdan başka bir yerde olmadığına inanıyordu. Kimsenin H bloklarında ve Long Kesh Cezaevinde neler yaşandığını tahmin edebileceğine inanmıyorum; kitaplardan ya da hatta yazı yazabilecek malzemelerden yoksun halde tamamen çırılçıplak bir halde, haftanın yedi günü, 24 saat tecrit hücrelerinde kendi pisliği içerisinde yaşamak zorundaydılar. Daha önceleri de açlık grevleri yaşanmıştı ve «açlık grevi sonucunda bazı kazanımlar elde edildiği» düşüncesi her zaman yaygındı. Ama birinci açlık grevi sonrası, İrlandalı Blanketmen tutsakları (onlara bu isim verilmişti çünkü genelde katillerin giydiği tek tip elbiseyi giymeyi reddediyor ve üstlerini bir battaniyeyle örtüyorlardı) bir tür ihanet duygusu ve hayal kırıklığı içerisine girince, Bobby ve diğerleri kendilerini neyin beklediğini daha iyi kavradılar. H Bloklarında 1976’dan ölümlerin yaşandığı 1981’e dek geçen bu dönemi ancak tutsaklarla yetkililer arasındaki anlaşmazlığın ne kadar derin ve canlı olduğunu göz önünde bulundururarak anlayabiliriz. Ve daha önce de söylediğim gibi, Bobby’nin –sadece Bobby değil, aynı zamanda çevresindeki bir avuç tutsağın da- değişen durumu tahlil etme yeteneğinin onu önder konumuna getiren en önemli unsurlardan biri olduğuna inanıyorum. Yani şunu söylemek istiyorum ki bir gerilla hareketinin idaresi konusunda bu tür şeyleri hep duyuyoruz, ama Kongo ve Bolivya’da olduğu gibi her Sierra Maestra hareketinin felaketle sonuçlanma olasılığı vardır…  H bloklarının çıplak koşulları altında İrlandalı tutsaklarla Britanyalı yetkililer arasındaki bu yoğun mücadele kadar başka hiçbir mücadele öyküsünün, önüne çıkan her yeni engel karşısında tavır almaya muktedir yaratıcı ve dayanışma içerisinde bir hareket oluşturmanın önemini ve kararlılığını dahi iyi ortaya koyabileceğini düşünmüyorum.

  1. :  Amerika Birleşik Devletleri’ndeki  medeni haklar hareketinden özellikle esinlenen Bobby Sands, IRA’da reform yapmayı denedi ve yoldaşı Gerry Adams’ın izinden giderek bunu kısmen başardı. Militanların kendini her türlü cemaat darkafalılığından arındırarak, İngiliz emperyalizmine karşı sürdürülen savaşa yoğunlaşmalarını ve sürdürdüğü kavganın uluslararası mücadele tarihine altın harflerle yazılmasını istiyordu. Bunun için tam olarak neler yapması gerekti?

Denis O’ Hearn : Bu aşamada Bobby hemen hemen hareketin başında sayılırdı. Çevresindeki insanlar üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu düşünüyorum ama hareketi asıl değiştirenler Gerry Adams ve Brendan Hughes gibi insanlardı. Bobby ve onun gibi genç olan militanların yaptıkları, cezaevinde yaptıkları tartışmalardan hareketle geliştirdikleri değişimleri etkili kılmak oldu. «11 numaralı Kodes»te, hareketin yapısını değiştirme girişiminde Gerry Adams’a destek veren genç insanların çoğunun 1976 ilkbaharında hapisten çıkmaları ve aynı yılın sonunda buraya tekrar geri dönmeleri gerçek bir ironidir.  Halbuki dışarıda geçirdikleri kısa zaman süreci içerisinde, ki bu durum özellikle de Bobby Sands için geçerlidir, zamanla kök salacak ve yenilmez bir hal alacak yeni bir hareket eylemselliği biçimini uyguladılar.

Evet, bu İngiliz emperyalizmine karşı yürütülen bir mücadeleydi ama aynı zamanda «şimdi ve burada» küçük mahallelerinde, daha sonra adanın siyasi birliği sağlandıktan sonra tüm İrlanda’da inşa etmeyi düşündükleri bir tür katılımcı toplumu inşa etme girişimiydi. Dolayısıyla Bobby canla başla siyasi gazetelerin örgütlenmesine, İrlandaca ders kurslarına, emekli ve gençlik derneklerine, konut hakkı kampanyalarına, ortak ulaşım altyapılarına ve bunun gibi konulara yöneldi. Twinbrook yerleşimindeki insanlar daha sonra onu hatırladılar, sadece açlık grevi sonucunda öldüğü için değil, ama aynı zamanda1976 yazında daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde toplumlarını örgütlediği için de.

Tamamlanan bir görev bir diğerine kapı açıyor. Bobby, Long Kesh Cezaevindeki H Bloklarının korkunç ortamında uygulamak üzere İrlandaca dil kursları ya da eğlence gecelerini örgütleme deneyiminden yararlandı. Bu dayanışma etkinliklerini örgütlemeye devam etti. Her zaman söylediğim gibi, öykü anlatma ya da tam uygun zamanında şarkı söyleme veya yetenekleri ne olursa olsun ötekileri de şarkı söylemeye ya da bir öykü anlatmaya cesaretlendirme yeteneği,  Bobby’yi bir öndere dönüştürmüş ve cezaevindeki tutsak arkadaşlarının hayranlığını kazanarak sonuna kadar onunla birlikte olma kararlılığına varmalarını sağlamıştır.

 «11 numaralı Kodes»te başlayan, Twinbrook’ta gelişen ve daha sonra tekrar H bloklarında nihai biçimini kazanan yeniden yapılanma tarihsel açıdan gerçekten de çok önemli bir tarihsel süreçtir. Bir hareketi n yatay tarzda örgütlenmesinin başlangıcıdır. Bu tarz 1990’lı yıllardan başlayarak dünya çapındaki direniş hareketlerinin temeli ve ruhu haline gelmiştir. İrlandalı Blanketmen’lerle Meksikalı Zapatistalar ya da Brezilya’daki Topraksız Köylü Hareketi ya da Arjantin’deki Piqueteros’lar arasında organik bir bağ olmamakla birlikte İrlanda hareketi bir direniş hareketini inşa etmenin yeni bir tarzını açıkça ortaya koymuş ve günümüzdeki ilerici hareketlere yaşamsal dersler vermiştir. 

  1. :  Sands, siyasal bir alt yapıya sahip olmanın ve devrimci teorisyenlere ait kitapları okumanın önemini ünlü Long Kesh cezaevinde kavramıştır. Bobby’nin alt yapısının oluşmasında ve sonra izleyeceği yol üzerinde bunun ne ölçüde etkisi olmuştur?

Denis O’ Hearn :  Bu çok etkili olmuştur. Bobby’nin siyasal gelişiminin nihai aşaması fazlasıyla tepkisel buluyorum. O dönemdeki birçok milliyetçi genç gibi, ister sekter çetelerden olsun ister polis ya da daha sonrasında İngiliz Ordusu ya da hayatını cehenneme çeviren Protestan gruplardan «intikam almak» istiyordu. Siyaseti cezaevinde öğrendi. Her şeyden önce dünyadaki diğer kurtuluş hareketlerini izledi, sonra sol klasikleri inceledi ve ardından bütün bunları XIX uncu ve XX inci yüzyıl başlarındaki İrlandalı ilerici hareketlerin yeni bir yorumuyla harmanlamasını iyi bildi. Marks, Lenin ve Mao’yu «öğrenen» ve sonrasında da bunu kendilerine özgü koşullar altında çok otoriter bir şekilde uygulayan merkezi, dikey örgütlenmiş hareketler yaratan diğer birçok sol hareketin aksine Bobby’nin de aralarında olduğu İrlandalı direnişçiler, devrimci programların mahalleler, cezaevleri ya da bulundukları her alanda uygulama biçimine biraz eleştirel bakıyorlardı. Onlara göre sorunun asıl kilit noktası, otoritenin bizzat kendisi tarafından yüreklendirilerek geliştirilecek yüksek bir katılımdaydı. 

  1. :  İşçi Partili James Callaghan’n 1 Mart 1976 tarihli kararnamesiyle özel siyasi tutuklu statüsünün kabul edilmesine rağmen, ikinci tutsaklık deneyiminde, cezaevi koşulları oldukça kötüleşti ve Sands bu “cehennemi” bir mücadele alanına dönüştürdü, hatta siz gardiyanlarla bir tür “oyun” bir oynadığından söz ediyorsunuz. Bütün bunlar onun kişiliği hakkında bize ne tür ipuçları veriyor?

Denis O’ Hearn :  Evet, kesinlikle doğru. Bu olgu «battaniye protestosu»ndaki en önemli noktadır ve bu, Steve McQueen Hunger’in filmi gibi mükemmel eserlerin dahi anlatamadığı bir konudur.  Bireyin ve önderin rolü önemlidir ancak dayanışma ve topluluk bağlamı dışında hiçbir anlam taşımamaktadır. Aslında, «battaniye protestosu» önderlerinin keşfettikleri nokta,  bedenleri dahil zayıfların bütün silahlarını kullanarak gardiyanlarla olan ilişkide denetimi ele alabilecekleri gerçeğini kavramak olmuştur.  Bütün bu dönem boyunca, her Pazartesi günü tutsaklar tarafından yeni bir direniş biçimi geliştirilmişti ve gardiyanlar buna yeni bir cezalandırma biçimiyle karşılık veriyorlardı. Bütün bunlar, yüzlerce insanın kendi dışkıları içerisinde yaşamını sürdürdüğü tarihin en iğrenç tutsaklık koşullarını ortaya çıkardı.

Halbuki, bütün bunları birlikte yaptıkları, bu inisiyatifi aldıkları ve böylelikle dayanışma halinde olduklarını teyit ettikleri için düşmanlarının (cezaevi yetkilileri ve Britanya hükümeti) kafasını allak bulak etmeyi başarmışlardı. Koşullar zorlaştıkça, aksine moralleri yükseliyordu. Eski bir Blanketmanın da anlattığı gibi, ilk kez zafere yaklaştıklarını hissediyorlardı. Hücrelerinde oturacaklarına, ziyaretçileri kabul ettiler ve büyük bir dağıtım şebekesi oluşturdular. Tütün elde ettiler ve propaganda yaptılar. Cezaevi yetkililerinin kağıt ve yazmak için gerekli tüm gereçleri yasaklamasına karşın her gün yüzlerce tutsak öyküler ve mektuplar yazarak, bunları gizlice dış dünyaya gönderiyordu. Pazar ayini dışında kendi aralarında iletişim kuramadıkları ya da bir araya gelemedikleri için, sanki bir yarı açık cezaevi ortamındaymışlar gibi aralarındaki bağı güçlendirecek sözlü bir kültür geliştirdiler. Nihayet, açlık grevi bir zorunluluk haline geldiğinde, on insan ölene dek sıkıntı çekti. Bunu sadece bireysel olarak cesur ya da güçlü oldukları için değil ama birbirlerine karşı duydukları sevgiden dolayı yaptılar. Cezaevi revirinin hücresine götürülüp tecrit edildiklerinde bile, bu topluluk dayanışması ruhunu korumasını bildiler. Onlara bu büyük gücü veren dayanışma ruhudur.

Bugün bu deneyim daha da önem kazanmaktadır. Dünyadaki diğer cezaevlerinde olanlara bir bakın. H-Bloklarındaki direniş,  «kötünün kötüsü» diye adlandırdıkları tutsakların yıllarca her şeyden tecrit edilerek kapatıldığı Birleşik Devletlerdeki “supermax” cezaevleri ya da Türkiye’deki F Tipi cezaevleri gibi yüksek güvenlikli cezaevleri için örnek olmuştur.

Bu hükümetler İrlandalı tutsakları H Bloklarında tecrit eden İngilizlerin başarısızlığından ders almışlardır. Dolayısıyla da, İrlandalı tutsaklar gibi direnmelerini engellemek ve tutsakları tamamen tecrit içerisinde tutabilmek için yeni ve daha korkunç yöntemler geliştirmişlerdir.

Dünyanın her yerinde «yüksek güvenlikli» cezaevlerine kapatılan tutsakların, bu boyuttaki tecride karşı direnme ve bir dayanışma hareketi inşa etme biçimi konusunda H Bloklarından gerekleri dersleri çıkarmalarını ümit ederim. Bunun belirtilerini Birleşik Devletlerde görüyoruz. Kaliforniya Ohio’da ve hatta Virginia’daki tutsaklar Bobby Sands ve yoldaşları hakkında çok kitap okudu ve cezaevinde insani koşullar altında kalmaları ve diğer insanlarla iletişim kurmalarına ilişkin temel hakları için mücadele etmeye başladılar.

Özgür insanlar olarak, bu korkunç dönemden öğreneceğimiz, «kötünün de kötüsü» olarak tabir edilen bu tutsaklarla dayanışmanın önemini kavramak olmalıdır. Çünkü insanların temel haklarını sadece kendi olanaklarıyla elde edemeyecekleri açıktır. İnsanlığın geleceği buna bağlıdır. Neo-liberalizm bizlerin arasındaki bağları koparmaya çalışıyor, ama bizim elimizde zayıfların en mükemmel silahı hazır duruyor : DAYANIŞMA!                                                          

(http://www.medelu.org/Bobby-etait-en-lutte-contre-l  sitesinde 22.06.2012 tarihinde Guillaume Beaulande imzasıyla yayınlanan Fransızca röportajdan Türkçeleştirilmiştir.)

 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.