İnsansız hava araçlarının dayanılmaz çekiciliği

 Kanada’da Mégantic Gölü’nde yaşanan tren faciası, çağımıza hakim olan teknolojik bilinçaltını açığa çıkardı. 

Gerçekten de, özellikle Radio-Canada’da dinlediğimiz ilk haber bültenleri, kazanın muhtemel sebebi olarak « kondüktörsüz bir lokomotiften », yani bu deyimden de açıkça anlaşılacağı üzere « uzaktan kumanda edilen », «robot » bir trenden söz ediyorlardı. Öte yandan kazayı yakından inceleyen gazetecilerden biri, faciada adı geçen şirketin sahip olduğu kendi kendine çalışan lokomotiflerden bazılarını televizyon ekranında izleyicilere gösterdi. Daha sonra, bunun doğru olmadığı ortaya çıktı. Bundan on yıl kadar öncesince, kimse bir robot tren olasılığını ağza dahi almaya cesaret edemezdi. Olay hemen, kondüktörünün dikkatsizliği sonucunda kendi haline terk edilmiş dizginlerinden boşanmış bir trenin sebebiyet vermesiyle açıklanmaya çalışılırdı.  Bugün, insanoğlunun tün etkinlik alanlarında robotlar gün geçtikçe daha da belirgin bir şekilde söz sahibi olmaya başlıyor.

Bir cazibe ve hatta bir tutku

Teknolojinin egemen olduğu ve transhümanizmin[1] kaygı verici kehanetleri tehdidi altındaki çağımızda robotlar insanları büyülemektedirler. Bu konu transhümanizm ansiklopedisinde sık sık ele alındı. Robotlaşan bu nesneler arasında, « drone »lar, siyasal, teknolojik ve kültürel anlamıyla birkaç aydır gündelik haberler içerisinde ayrıcalıklı bir yer edindi. Hatta bu konuda gerçek bir saplantıdan dahi söz etmemiz mümkün. Google’un ‘Haberler’ bölümünde « drone » sözcüğüyle yapılacak bir arama bize en az 183 000 sonuç veriyor. « Son günlerde, « drone »lar çok revaçta: yayınlar, belgeseller, söyleşiler, sayfalarca makale… » diye belirtiyor RAGEMAG sitesi. Bir başka muhafazakar Amerikan yayını ise bu çılgınlığı açıklamak için mantıklı bir banzetme bulmuş görünüyor:   « Amerikan anlayışına göre, eğer Apple firması silah üretseydi bu hiç kuşkusuz, bu ülkede çok medyatik olan şu uzaktan kumandalı uçaklar, insansız hava araçları olurdu. Füzelerle silahlandırılmış iPhone’ların en zarifiymiş gibi bunlar genellikle kiraya verildiler.[2] »  

Olumlu olduğu kadar olumsuz yanları da olabilecek bir tutkudur bu, çünkü insansız hava araçları, kimileri için başka gerekçelerle bir arzu nesnesi olabilirken kimilerinin yüreklerine doğrudan korku salıyor. Bu tutku, bunun için üretilen medyatik zırhta, konuyla ilgili yayınlanan kitaplarda (örneğin, Gérard Chamayou’nun ‘Drone teorisi’), filmlerde (Elysium, Oblivion) ve ön planda yer aldığı diğer kültürel ürünlerde yansımasını buluyor.

Peki « drone »lar günümüzde niye bu kadar merak uyandırıyor? « Hem neden özellikle günümüzde?  » diye soruyor RAGEMAG. « Gizemli bir durum bu, biraz da Fransa’da devrimin farkına ancak Napolyon’un askeri darbesinden sonra varılması gibi bir şey, çünkü «drone »lar ne yeni bir icat, ne de yeni bir teknoloji. » Gerçekten de, sonraki satırlarda da göreceğimiz gibi, insansız hava araçlarına ilişkin ilk tasarım girişimleri Birinci Dünya Savaşına kadar uzanıyor. Hatta bugün yaşadığımız çılgınlığın tamamen yeni, daha önce karşılaşılmamış bir olgu olup olmadığını dahi sorgulayabiliriz. Aslında 1997 yılında bu konuda hemen hemen aynı söylem geçerliydi. İnsansız hava araçları üzerine bu tarihte düzenlenen bir toplantıda şunlar söylenmişti: « İnsansız hava araçları son yıllarda sahnenin ön taraflarını işgal etmeye devam ediyor: Berlin’deki havacılık fuarı, 1996 yılındaki Paris pilotsuz aygıtlar konferansı; insansız hava araçları Haziran 1997’de Bourguet’de düzenlenen havacılık fuarının gözdesiydiler ve 10 Ocak 1997’de Fransız Senatosunda “İnsansız hava araçlarının geleceği nedir?” konusunda tam bir gün boyunca tartışıldı. Bu toplantıda konuşulanlar üzerine bir kitap bile yayınlandı. Bu haberlere doğal olarak insansız hava araçları endüstrisinin gerçek ve güçlü bir gelişmesi eşlik ediyor. Bugün dünya çapında 900’e yakın insansız hava aracı projesi olduğu biliniyor. »    

O zaman bugünkü mevcut durumun özgüllüğü nereden kaynaklanıyor? Sanıyorum bu 1997 yılında zaten mevcut olan durumun bir uzantısıdır, ancak bunun üzerine, bu kez yeni olan ve bu yazının diğer bölümlerinde tekrar ele alacağım farklı iki boyutu da eklememiz gerekiyor: insansız hava araçları sorunsalını en yakıcı siyasal haberlerin ortasına oturtan terörizme karşı savaş kapsamında Amerika’nın hedef gözeterek işlediği cinayet politikasına ilişkin ifşaatlar ve insansız hava araçlarının bir tür demokratikleşmesi sayılabilecek, halkın bağrında genel olarak bu düzeye ulaşmayı şimdiye kadar başaramamış bir yarar sunan sivil insansız hava araçlarının yaygınlaşması.

Bir tanımlama girişimi

Ancak kuşkusuz her şeyden önce insansız hava aracı kavramından ne anlaşılması gerektiğini iyi tanımlamamız gereklidir. Özellikle Batılı dillerde ‘drone’ sözcüğü bir kavram karmaşasına yol açabilmektedir.

İngilizce, “drone” deyimi « hezen arısı » yani erkek arı anlamındadır. Daha işin başında sokan, saldıran bir hayvan anlamı söz konusudur… Amerikan insansız hava araçlarının gölgesi altında gündelik yaşamlarını sürdüren, Pakistan’ın Veziristan bölgesindeki Peştunlar bu araçların çıkardığı sesi “bhungana” (“arıların vızıltısı”) deyimiyle tanımlamaktadırlar.

“Drone” sözcüğünün en yaygın kabul gören açıklaması, uzaktan kumandalı pilotsuz küçük boydaki uçaklara denk gelmektedir. Larousse’a göre, « çeşitli işler (yüksek irtifa keşif görevleri, savaş alanının gözetlenmesi ve elektronik savaş) için kullanılan uzaktan kumandalı küçük bir uçak » söz konusudur. Bu, insansız hava araçlarına ilişkin en yaygın kullanılan ancak aynı zamanda bazı sorunlara da yol açabilecek, dolayısıyla belli bazı aydınlatıcı bilgiler gerektiren bir tanımdır.

Söz konusu farklı tanımlara göre, “drone”dan kastedilen uçabilen,  dolayısıyla insansız hava aracıdır. Amerikan askeri yetkilileri ve bu teknolojik nesnelerin üreticileri, “drone” sözcüğünü kullanmak basitliği yerine daha teknolojik bir terminoloji kullanmayı yeğleyeceklerdir.

Pilotsuz ve sürücü olmadan hareket eden bu araçlar arasında UAV/UAS (unmanned air vehicle/ unmanned aircraft system –insansız hava aracı/sistemi), UUV/UUS (unmanned undersea vehicle/system, insansız denizaltı aracı/sistemi) ve UGC/UGS’leri (unmanned ground vehicle/system, kara robotları) sayabiliriz.

Bazı eleştirmenlere göre, bu tür bir terminolojinin kullanımı « drone » fenomeninin savaşçı boyutunu « etkisizleştirme », sıradanlaştırma etkisi yaratmaktadır. Bunun aksi olan iddia, askeri bağlamından soyutlayarak ürününü daha iyi pazarlamak niyetinde olan sanayi tarafından dile getirilmektedir:

 « Sokaktaki sade vatandaş için, hatta belli bir düzeyde ve bu konuda bilgili olanı için bile, “insansız hava aracı” sözcüğü “militer”, “düşmanlık”, “silahlanma” sözcüklerini çağrıştırıyor; ona göre bu, büyük boyutlu ve kendi kendine hareket eden bir nesnedir » diye açıklamış Breaking Defense dergisine Unmanned Vehicle Systems Association Başkanı Micheal Toscano[3].   

Wikipedia’ya göre, « Su üzerinde ya da deniz altında kendi kendine bağımsız olarak hareket eden bir kara robotu ya da aracını tanımlamak için drone  sözcüğünün  kullanımı Fransızlara özgü bir durumdur. » Halbuki, Google’da yapılacak basit bir arama dahi, « unmanned ground vehicle »leri tanımlamak için « terrestrial drone » ya da « ground drone » deyimlerinin de kullanıldığını bize göstermektedir. Aynı durum, yukarıda sözünü ettiğimiz denizaltı ve denizüstü insansız araçları için de geçerlidir. MMA şirketinin Mégantic Gölü faciasına konu olan uzaktan kumandalı trenlerini dolayısıyla insansız trenler (drone-trenler) olarak kabul edebiliriz.

Larousse’un tanımına geri dönersek, bir “drone” radyo kontrollü uzaktan kumanda edilebilir, ama aynı zamanda kısmen ya da tamamen bağımsız (otonom) olarak kendi kendini yönetebilir, yani her ne şekilde olursa olsun potansiyel olarak insanın yönlendirmesine gerek duymadan hareket edebilir. Uçan, yani insansız hava araçları için, karadan bir operatör tarafından « uzaktan kumanda edilenlerle », bağımsız olanlar, yapay zekalarının algoritmaları tarafından yönlendirilenler arasında ayrım söz konusudur.

« Uzaktan kumandalılar » arasında da, karada bulunan operatör tarafından « çıplak gözle »yönlendirilenlerle, « görüş alanı dışında » uçuş verilerinin iletimi ve araç üzerindeki kameranın görüntüsü yardımıyla yönlendirilenler arasında bir ayrım vardır. Çoğunlukla, bağımsız ve uzaktan kumandalı kavramları sıklıkla birbirine karıştırılabiliyor. Otomatik sistemler uçuş yönetimini üstlenirken, karadaki operatör yönlendirme ve görevin sürdürülmesi konularına yoğunlaşabilmektedir.[4]       

Bağımsız ve otomatik sistemlerde söz ettik. Çoğu zaman « drone » sözcüğüyle « robot » sözcükleri birbiriyle ilişkilendirilir. Ancak bir « drone » tam anlamıyla bir robot sayılabilir mi? Killer Robots kitabında Armin Krishnan konuyla ilgili şu tanımı öneriyor:  « Genel anlamıyla (…), bir robotu çevresini algılayabilen ve bu çevreye müdahale edebilen ya da onunla etkileşim haline girebilen bir makine olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla insandaki genel algılama, düşünme ve harekete geçme yeteneklerini taklit edebiliyor.»[5] Gerçek robotun bir şekilde çevresine « uyum sağlaması », onunla etkileşime girmesi gerekiyor.

Krishman’a göre, « Daha açık bir dille ifade etmemiz gerekirse, sadece uzaktan kumanda edilen bir araca robot diyemeyiz. Çok kısıtlı bir bağımsızlık dahi söz konusu olsa, bir robotun belli bir kendi kendine hareket edebilme yeteneği olmalıdır. Günümüzde, ordu iki temel « robot » tipi araç kullanıyor: bunlar ya uzak mesafeden kontrol edilebilirler (uzaktan kumandalı), ya da kendi kendini yönetebilen, otonom (self-directed) olabilirler. Uzaktan kumandalı araçlarda, insan operatör algılama ve « düşünme »işlevlerini üstlenir ve aygıtın hareketlerinin tüm denetimi ondadır. Bununla birlikte, zaman büyük kısmında uzaktan kumanda edilmeye devam etse de, bir aygıtın gerçek bir robot olarak kabul edilebilmesi için en azından bazı işlevleri bağımsız olarak yerine getirebilmesi gereklidir. Başka bir deyimle, bir şekilde programlanabilir ve bazı durumlarda, operatörün doğrudan kontrolü olmadan hareket edebilme yeteneğine sahip olmalıdırlar. Bu, her ne kadar operatörle bağlantısı kesildiğinde kendi inisiyatifiyle çıkış üssüne geri dönme yeteneğiyle sınırlı kalsa da genellikle günümüz askeri robotlarında karşılaştığımız bir durumdur. Gelecekte, robotlar daha « akıllı » ve dolayısıyla, örneğin güzergah seçimi ya da hedefe ulaşmak için en uygun yöntemi bulmak gibi az çok kendi kararlarını verebilecek yetenekte olacaklardır.»[6]   

« Drone » ya da teknolojik yerelleşme

Aynı soruyu yinelemek istiyorum : Peki « drone »lar günümüzde niye bu kadar merak uyandırıyor? Belki de bugün kısmen artık herkesin ulaşabildiği bir teknoloji olduğu için. Denizaltı ya da füze gibi klasik askeri silahlar, gündelik eşyalarımızdan oldukça farklı bir kategoridedirler. Yaşamlarımıza oldukça yabancı sayılırlar. Ancak ne kadar karmaşık olursa olsun askeri insansız hava araçları, teknik olarak daha basit sivil sürümüyle birlikte süreçte yerini alıyor. Aslında, tüm halk kesimlerinin kullanımına yönelik geliştirilen çeşitleriyle bu sivil araçlar, biraz gençlerin çocukluklarında sahip oldukları uzaktan kumandalı uçaklara benziyor. Bu insansız hava araçları, bizim ölçeğimizde sayılır.

 

Profesyonel sivil insansız hava aracı

(Yayınlayan : Data Drone, 16 Mayıs 2012. Çevrimiçi kaynak : Wikimedia Commons.)

Ayrıca, Philippe Muray’ın sıklıkla dile getirdiği gibi, bu yeni teknolojiler bize İyilik adına, mutluluk ve refahımız için sunuluyor. İnsansız hava araçlarının tartışılır ya da eleştirilebilir bazı kullanımlarını öne çıkaranlar dahi artık bu teknolojinin büyük yararlarından söz etmeye başladırlar. Aynı durumu biz bundan yıllar önce “klasik” cep telefonlarında ve ardından yakın zamanda iPad ve diğer elektronik tablet bilgisayarlarda da yaşadık. Teknolojik şaşkınlık çağındayız.

Genel olarak tüm robotlar için olduğu gibi « drone »lar da polimorf yani çok biçimlidirler, her alana uygulanabilirler: hangi konuyu ele alırsanız alın, onun bir şekilde « drone »larla bir ilgisinin olduğunu göreceksiniz. Şu bilimkurgu filmlerinde her şeye dönüşebilen yaratıkları aklıma getiriyorlar. Petrol ile mi ilgileniyorsunuz? İnsansız hava araçları burada boru hatlarının güvenliğinde devreye giriyor. Beslenme mi? İnsansız hava araçlarının pizza ve diğer hazır yemeklerin tesliminde yararlanılıyor. Tarım mı? İnsansız hava araçlarıyla tahıl ve çeltik tarlalarına uygun dozda pestisit püskürtülüyor. Arkeoloji mi? Peru’da, arkeolojik sitlerin gözlemlenmesinde insansız hava araçları kullanılıyor. Medya alanında mı? İnsansız hava araçları günümüzde mesleki ya da yurttaş gazeteciliği deneyimlerinde kullanılıyor (örnek olarak, kendi insansız hava aracını tasarlayarak İstanbul’da Gezi Parkında yakın zamanda yaşanan direnişin video görüntülerini yayınlayan Türk militan Jen k.- Cenk K- verilebilir  http://www.vimeo.com/67803369 ).

Evleniyor musunuz? ABD’deki çiftin yaptığı gibi neden alyanslarınızı insansız hava aracı getirmesin? Bir konser izliyorsunuz ve içinizden birden bira mı içmek geldi? Bir insansız hava aracı birazdan size yerinde teslim yapacaktır. Bir tartışma forumunun başlığında da denildiği gibi insansız hava araçları « iyiliğimizi » istiyor. Bütün bunu da büyük kısmıyla kullanımının sağladığı eğlenceli kolaylık sayesinde yapıyor. Günümüzün yeniyetmelikten kurtulamamış yetişkinleri için, bilgisayar oyunları kadar eğlendirici bir işlev üstleniyor…

Bütün bu güzel gerçekleşmeler bize çoğunlukla bir « beat kuşağı » söylemiyle birlikte sunuluyor. İnsansız hava araçlarının çeşitli uygulamaları karşısında hayranlık duyuyor, onu « fun », hatta « cool » buluyoruz. Hakkında usanmadan uzun uzun masallar anlatılıyor. Sık sık bir gün herkesin kendi insansız hava aracına sahip olacağı söyleniyor. Yaşasın!

Ancak ana akım medyadaki yorumcuların çok azı, insansız hava araçlarının kullanımının yaygınlaşmasının gerçek sonuçları üzerinde kafa yoruyor. Örneğin, hizmet, tarım ve benzeri gibi sektörlerde yol açabileceği istihdam kaybından söz eden yok. Bunların birçoğu, transhümanist Ray Kurzweil’in The Age Of Spiritual Machines (1999) kitabındaki karamsar kehanetlerini bilmiyor ya da hatırlamıyor: 2029 yılından sonra « üretim, tarım ve ulaşım sektörlerinde hemen hemen istihdam edilen hiç insan olmayacak  »[7]. Bütün işleri robotlar ve insansız hava araçları yerine getirecek.  

Birçok web sitesinde yakın zamanda pizza teslimatçısının yerini insansız hava taşıtlarının alacağı üzerine espriler yapılıyor. Ancak işsiz kalacak ve muhtemelen yeniden kolayca işe girebilmek için yeterli mesleki formasyon ya da eğitim düzeyine sahip olmayan bu kişinin işsiz kalması gerçeği karşısında kimse üzülüyor gibi görünmüyor. Aynı şekilde günümüzde kimse her şeyin önünde tutulan bir gelişme kavrayışının günümüzde kaçınılmaz bir şekilde her türlü insani aracının ortadan kalkmasına yol açtığı gerçeği karşısında kimse şaşırmış görünmüyor. Bankalarda, artan bir şekilde birçok şirkette olduğu gibi. Bana sorarsanız, insansız hava aracı pizzasını kendine saklayıp, kalktığı üsse gerisin geri dönebilir… Bana etten kemikten pizza teslimatçımı geri verin!   

       

(http://agora.qc.ca/documents/pourquoi_cette_fascination_actuelle_pour_le_drone 30.08.2013 sitesinde Stéphane Stapinsky imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilip derlenmiştir)



[1]Transhümanizm, insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin arttırılması ve yaşlanma ve hastalanma gibi arzu edilmeyen veya gereksiz görülen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren uluslar arası bir entelektüel ve kültürel harekettir.

[2]Özgün metin : « In the American mind, if Apple made weapons, they would undoubtedly be drones, those remotely piloted planes getting such great press here. They have generally been greeted as if they were the sleekest of iPhones armed with missiles. » http://www.theamericanconservative.com/articles/remotely-piloted-war/

[3] Özgün metin : « ‘The average person on the street, and even intelligent and informed people, when they think of the word ‘drone,’ they think of the military, they think hostile, they think weaponized, they think large and they think autonomous’, Michael Toscano, president of the Association for Unmanned Vehicle Systems, told Breaking Defense. » http://www.huffingtonpost.com/2013/08/14/drone-convention-2013_n_3756641.html

[5] Armin Krishnan, Killer Robots. Legality and Ethicality of Autonomous Weapons, Ashgate Publishing, Ltd., 2009, p. 9. Özgün metin : « Generally speaking (…), a robot can be defined as a machine, which is able to sense its environment, which is programmed and which is able to manipulate or interact with its environment. It therefore reproduces the general human abilities of perceiving, thinking and acting. »

[6] Aynı kaynak. Özgün metin : « So strictly speaking a simple remote-controlled device is not a robot. A robot must exhibit some degree of autonomy, even if it is only very limited autonomy. Currently there are two basic types of ‘robotic’ machines that are in use by the armed forces: they can be remotely controlled (tele-operated) or self-directed (autonomous). In the case of tele-operated machines, the human operator takes over the tasks of perception and thinking for the machine and is in full control of its actions. However, normally a robot would have to carry out at least some functions autonomously, even when generally tele-operated, in order to deserve the label ‘robot’. In other words, they need to be in some form programmable and in some situations able to act without direct control of the operator. This is indeed usually the case with current military robots, although it might be just a ‘return home’ function in case they lose communication with their operator. In the future robots will become more intelligent and more capable of making their own decisions, for example which route to choose or how best to achieve a given objective. »

[7] « (…) almost no human employment in production, agriculture, and transportation ». Cümlenin anıldığı sayfa : http://aworldchaos.wordpress.com/2013/06/21/new-matt-damon-movie-reveals-mankinds-transhumanist-destiny/

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.