Avrupa'nın geleceği Afrika'ya bağlı

 Laurent Gbagbo’nun danışmanı Alain Toussaint, Algérie Patriotique sitesinin sütunlarına içini döktü. 

 Fildişi Sahilindeki krize, halkın gözdesi Başkanın mahkemesine  ilişkin görüşleri yanı sıra Güney ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve Afrika’nın emperyalist boyunduruktan kurtulmasının gereğini yeniden vurguluyor.  

Algérie patriotique: Gbagbo iktidarında, Fildişi Sahilleri çarpıcı bir ekonomik büyüme sergiledi. Kaddafi Libya’sı Dünya’daki en yüksek GSYH’ye sahipti. Suriye, dışa kapalı siyasal sistemine karşın, farklı inançlara mensup bir toplumu birleştirmeyi başardı. Chavez’in Venezüella’sı halka onurunu yeniden kazandırdı. Afrika’nın lokomotifi Cezayir, yirmi yıldır barbar bir terörizmin mağduru. Gelişme kaydeden Güney ülkeleri Kuzeydekileri neden rahatsız ediyor?

Alain Toussaint: Kuzey hammadde kaynaklarına daima gereksinim duydu. Kesinti olmaması için, bu zengin ülkeler silahlı şiddete yöneliyorlar. Afrika, kendisine egemenliklerini dayatan büyük güçlerin aynı zamanda siyasal, askeri ve ekonomik tahakkümüne maruz kalıyor. Bugün nüfusu bir milyara ulaşan kıtamıza karşın onlar 2050 yılında iki milyar nüfusa erişecekler. Bu insanlar altyapı, sanayi, eğitim, sağlık, kültür, medya v.b. gibi alanlarda gittikçe artan önemli gereksinimlerle karşılaşacaklar.    

Dolayısıyla Afrika, diğer ülkeler için çok geniş bir pazardır. Avrupa’nın ekonomik olarak ayakta kalması Afrika’daki pazarın denetlenmesine bağlıdır. Avrupalı şirketler ürettikleri ürünleri Afrika’ya satmak zorundalar. Bundan 20 yıl önce Güney ülkeleri alışverişlerinin büyük bölümünü Kuzey ülkeleriyle yapıyor olsalar da, Brezilya, Rusya, Çin ve Güney Afrika’nın önderliğinde, BRICS ülkelerinin hızlı yükselişiyle birlikte bu denge tersine döndü. Yeni aktörlerin ortaya çıkardığı dinamik sayesinde, kimi Sahra altı ülkeleri, özellikle sağlık, ileri teknoloji ve silahlanma konusunda hala Kuzeye bağımlı olmaya devam etse de, Güney artık Güney ile daha fazla ticaret yapmaktadır. Güney ülkeleri arasındaki işbirliği, Dünya ekonomisi içerisindeki pazar payı tam da azalma sürecinde olan Kuzey ülkeleri için bir tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla, şiddet yolu da dahil olmak üzere Afrika’ya asılmak gerekiyor. Böylece « demokrasi » uğruna yapılan haçlı seferleri görüntüsü altında istikrarsızlaştırma operasyonları aracılığıyla dışarıdan kimi devlet Başkanları halklara dayatılmaktadır. Yöneticiler, medyaların gücüyle, etkisizleştirilmeden önce şeytanlaştırılıyorlar.

Venezüellalı Hugo Chavez, gizemli bir gırtlak kanserine yenildi; Kasım 2010’da Fildişi Sahillerinde yeniden başkan seçilmesine rağmen Laurent Gbagbo , Fransa’ tarafından Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (CPI??) Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan hapishanesinde tutuklu bulunmaktadır. Kara Afrika ve Mağribin olduğu kadar Latin Amerika’da da birçok ilerici önder, geçmişin egemen ülkelerinin sürekli tehdidi altındadırlar. Çin ile çok sıkı ilişkiler geliştiren Cezayir’de tamamen güvende sayılmaz. Doğalgazı ve petrolüne göz dikilmiş durumda. Batılı ülkeler boyun eğme devrinin artık geçmişte kaldığını kabul etmekte zorlanıyorlar. Programlarını güncellemeyi ve sürekli hareket halinde olan bir kıtaya ilişkin yanılgılı vizyonlarını değiştirmeyi reddediyorlar.

Fildişi Sahillerinde iktidarın devrilmesi, Mali’ye yapılan askeri müdahale, işgal altındaki Batı Sahra’daki deniz suyu kaynaklarının yağmalanması, diğer Afrika ülkelerindeki doğal zenginliklerin sömürülmesi… Afrika neden hala kendini aşmayı beceremiyor?

Batılı ülkelerin üstünlüğü ekonomik ve askeri hegemonyalarına dayanıyor. Kimseden yetki almadan soyundukları Dünya jandarmalığı rolünü oynamak için bundan yararlanıyorlar. Önce yağmurlu sonra güzel havayı oynuyor, jeostratejik çıkarları doğrultusunda kafalarına göre diktatör ya da demokrat ehliyetleri dağıtıyor, terörizme karşı mücadele bahanesiyle toprak işgal ediyor, her iki tarafı da silahlandırarak iç anlaşmazlıkları kışkırtıyor ve bunu yaparken de eğittikleri ve silahlandırdıkları kuklalara karşı mücadele eden hükümetlere kullanma hakkı dahi tanımadıkları sofistike silahlar kullanıyorlar.

Bütün Dünya bu babaerklilik ve yeni-sömürgecilik biçiminin neyle sonuçlandığını gayet iyi biliyor. « Demokrasinin » yeniden tesisine yönelik görevlerden çok, ekonomik fetihler söz konusudur. Mali’de, Fildişi Sahilleri’nde, Libya’da, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde neler yaptıklarına bir bakın. Tek ve biricik hedefleri Afrika kıtasındaki doğal zenginliklerin denetimidir. Bu « büyük » güçlerin bugün yaşadığı ciddi kriz iştahlarını kabartmış ve Afrika’ya egemen olma kararlılıklarını daha da arttırmıştır. Kaynaklarımızın yağmalanması dışında, Afrika kıtasının borç yükü de söz konusu. Bu borçlar, halkların fakirleşmesine ve azgelişmişliklerine neden olmaya devam ediyor. Borçlar aynı zamanda yoksulluğun da ana etkenidir çünkü Kuzeyin « zengin » ülkelerine ve özellikle Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi, onların yarattığı ve Breton Woods’un ürünü finansal kurumlara tam bir bağımlılığa neden olmaktadır.

Çok kutuplu ve sürekli değişim içerisinde olan bir dünyada, Afrika ülkeleri yerden havalanmalarına engel olan bu bağı çözmek zorundadırlar. Jeopolitik ve jeoekonomik yeni yapı karşısında, her bir Afrikalıyı derin bir özgürlük, tam bağımsızlık ve birlik arzusu sarmaktadır. Afrika sonsuza dek Batının süt ineği olmak niyetinde değildir. Siyasal, askeri ve ekonomik olarak kıtanın nihayet kendini aşması gerekir. Ancak yanlış anlaşılmasın, burada eski idollerin, nihayetinde aynı rolü oynayacak yeni idollerle değiştirilmesi ya da tek bir efendi yerine birkaç efendiye hizmet edilmesinden söz etmiyorum.

Yağmalar ve askeri müdahaleler, yüzyıllardır aşağılanmaya çalışılan Afrika halklarının meşru taleplerini değiştiremeyecektir. Çocuklarımız ve gelecek kuşaklar için hep birlikte ayakları üstüne basabilen bir Afrika inşa etmeliyiz. Afrikalılar iyi yönetişimin gelişmeye doğru açılan kapılardan biri olduğunu anlamalıdırlar. Siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve benzeri birçok alanda reformlar öngörmeliyiz. Afrika halklarının hizmetinde olan, hukuk devletinin temelini oluşturacak, güçlü ve saygınlığı olan kurumlar inşa etmeliyiz. Afrika’nın kaderini yine Afrikalılar belirlemelidir. Batılı ülkelerle kurulan ilişkilerde aynı durum söz konusudur. Artık uykudan uyanmanın zamanı gelmiştir.

Arap ülkeleri Arap Birliği’nde köklü bir reforma gidilmesini talep etmektedirler. Afrika Birliği’nin mevcut şekliyle pozitif bir rol üstlendiğine inanıyor musunuz, yoksa tümüyle yeniden gözden geçirilmesi mi gerekmektedir?

Afrika Birliği Teşkilatı (OUA), sonrasında Afrika Birliği (UA) hiçbir zaman Afrika halklarına hizmet etmediler. Afrika Birliği Teşkilatının (OUA) kurucuları başlangıçta iyi niyetle yola çıktılar, ancak panafrikanist vizyonları sonradan, daima batılı efendilerinin özel hizmetinde olan Afrikalı devlet başkanları tarafından yoldan çıkarıldı. Yarım yüzyıla yakın ömrü sonrasında, Afrika Birliği Teşkilatının ve dolayısıyla üstlendiği misyonların yeniden yapılanması artık şart olmuştur. Bu örgütün bugün Afrika ve dünya için vizyonu nedir? Geleceğe ilişkin neler öngörüyor? Ülkemizi de tehdit eden aşırı silahlanmış yağmacı çetesi karşısında Afrika halklarını ve kıtanın devasa kaynaklarını nasıl korumayı düşünüyor ? Çıkarlarımızı korumak için birlik içinde olmalıyız. Afrika Birliği Komisyonunun başkanlığına Güney-Afrikalı NkosazanaDlamini-Zuma’nın seçilmesiyle birlikte, bazı sınırların zorlandığını hissediyorum. Onurlu Afrika, nihayet kıta örgütünün dizginlerini eline aldı. Bundan çok daha önceleri, « top-tüfek demokratları »  ittifakı tarafından katledilen Libyalı Muammer Kaddafi, birleşik ve güçlü bir Afrika düşüncesi için içten bir heyecan duyuyordu. Afrika Birliğinin yeteneklerini arttırmanın ötesinde Rehber Kaddafi, bağımsızlık ve otonominin, bir Afrika Merkez Bankasına dayalı ortak bir para biriminden, Afrika halklarını gerçekten temsil edecek bir parlamentonun oluşturulmasından, iletişim altyapılarından, Afrikalı ülkeler arası pazarı canlandıracak ulaşım kanallarından v.b. yollardan geçtiğine inanıyordu. Borç batağına batmış ve askeri ve endüstriyel lobilere terk edilmiş ülkeleri, onlara kendi yasalarını dikte eden eski sömürgecilerin pençesine terk etmek yerine, Afrika Birliği’nin ülkelerimizdeki siyasal, anayasal ve ekonomik yaşama fazlasıyla müdahil olması gerekmektedir. Artık işler değişmelidir.

Sarkozy’nin Fransa’sı neden özellikle Başkan Laurent Gbagbo’yu hedef aldı ve kendini Alassane Ouattara’nın silahları aracılığıyla dayatma yolunu seçti ?

Fildişi Sahilleri, Fransız liderlerin ortak düşüncesine göre Fransa’nın eski göz ağrısı olmaya devam ediyor. Bu ülke stratejik bir öneme sahip çünkü Batı Afrika’nın eski Fransız sömürgelerini bir araya getiren ve CFA Frangı olarak adlandırılan bir para birimi olan Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği’nin (UEMOA) kendi başına %40’ını temsil ediyor. Aslında, Gbagbo Fransa’nın Fildişi Sahili’ndeki çıkarlarını hiçbir zaman sorgulamadı. Aksine, Fransa’nın çokuluslu şirketleri Gbagbo yıllarından fazlasıyla yararlandılar. Yalnız 2000’de seçilmesinden sonra, yeni Devlet Başkanı BRİCS ülkeleri ve Güney ülkeleriyle işbirliği politikası izlemeye başladı. Bu açılım girişimi, Fildişi Sahilleri’ni kendi özel mülkiyeti olarak gören Fransa’yı fazlasıyla rahatsız etti. Sosyal politikası bile, özellikle de Gbagbo’nun geliştirdiği Uluslararası Sağlık Sigortası (AMU), Fransa’yı öylesine tedirgin ediyordu ki, Jacques Chirac’ın Elysée’si bir gün, Laurent Gbagbo’nun « devrimini » bir kez daha gözden geçirmesi için Abidjan’a aceleyle bir Bakan bile gönderdi. İşte Elysée’den günlük talimatları almadan Abidjan’da Bakanlar Kurulunu toplama inadında bulunan Gbagbo’nun günahlarının kaynağı buydu. Cezayir’de Ahmed Ben Bella neyse, Fildişi Sahilleri’nde Laurent Gbagbo da oydu. Bir barış taraftarı, bir vatansever ve özellikle de ulusal iradenin babası. Eski sömürgeciler onun yerine, Eylül 2002’den beri binlerce kişinin ölümüne neden olan vahşi bir isyan pahasına silahlarla dayatılan, uluslararası finans-kapitalin adamı Alassana Ouattara’yı tercih ettiler. 11 Nisan 2011’den beri, Fildişi Sahilleri’nde gülünç bir demokrasi kurgusu yaşanmaktadır. Şiddet ve devlet terörü hüküm sürmektedir. Dostlarımız, babasının hayrına hesapsızca borçlanan insanlık dışı bir rejimin milisleri tarafından takibata uğruyor, kaçırılıyor ve katlediliyor. Bugün, aralarında first lady Simone Gbagbo, Gbagbo’nun parti lideri, Pascal Affi Nguessan, Batı Afrika Ülkeleri Merkez Bankası (BCEAO) yöneticisi, Gbagbo’nun oğlu Michel Gbagbo, eski Bakan ve genç yurtseverler lideri Charles Blé Goudé, milletvekillerinin de aralarında bulunduğu 700’den fazla kişi Fildişi Hükümeti tarafından yasadışı bir şekilde tutuklanmıştır. Dün sağa sola öğüt verenler, Abidjan’da havalar bozar bozmaz Gbagbo’ya saldırmaya başlayanlar, birden sağır ve dilsiz oluverdiler. Ancak bunun Afrika’da Fransa’nın tercih ettiği bir « demokrasi » türü olduğundan hiç şüphem yok.

CPI (Court Penal İnternational / Uluslararası Ceza Mahkemesi-UCM)’nin Laurent Gbagbo’ya karşı suçlamaların ele almak üzere duruşma kararını yakın gelecekte serbest kalacağı anlamında mı yorumluyorsunuz? İyimserliğiniz nereden kaynaklanıyor?

Beni böyle düşünmeye iten bizzat CPI’nin kendisi. Bildiğiniz gibi, hakimler savcı Fatou Bensouda’dan, Laurent Gbagbo’ya karşı açılacak davayı destekleyecek daha sağlam kanıtlar sunması için soruşmasını sürdürmesini istediler. Halbuki Gbagbo, yasadışı bir tutuklama kararı temel alınarak 29 Kasım 2011’den beri La Haye’e nakledildi. Bugün, herkes iddianame dosyasının boş olduğu konusunda hemfikir. Mahkeme, Fransız Nicolas Sarkozy hükümeti ve müttefiki Alassana Ouattara tarafından hata işlemeye itildiğini, aldatıldığını ve kullanıldığını kabul etmekten utanç duymamalıdır. Bunda kötü bir şey yok. Jacques Chirac’ın 2003’ten beri tanıklık ettiği Laurent Gbagbo suçsuzdur. Hemen serbest bırakılmalıdır.

Sizce, Fildişi Sahilleri’nin eski Devlet Başkanına karşı bir dava « kurgulamak » için CPI’yi kim kullanmış olabilir?

Bu işin siyasal boyutu olduğu yadsınamaz. Başkan Gbagbo’nun tutuklanması bir siyasal kapkaçtır. Gbagbo sorunun çözümü Fransız Hükümetinin elindedir. Dosyayı miras olarak devralan François Hollande, Sarkozy tarafından Kasım 2010’daki seçimlerin galibi Laurent Gbagbo’ye karşı kurulan ince komplonun bilincindedir. Fransa’nın yeni devlet başkanı, liderimizin serbest bırakılmasını sağlayarak Fildişi Sahilleri’ne ve Fransa’ya büyük bir hizmette bulunacaktır.

Ne olur, bana adaletten söz etmeyin! Gayet iyi bildiğiniz gibi bu siyasi bir iştir. Ondan önceki Samory Touré, Toussaint Louverture, Béhanzin, Kadjo Amangoua ve diğerleri gibi Gbagbo da ne yazık ki batı emperyalizminin elinde bir siyasi tutsaktır. Nicolas Sarkozy, CPI’nin eski savcısı Louis Ocampo-Moreno ve dostları Alassane arasında yapılan küçük anlaşmalar sonucunda Başkan Gbagbo kendini La Haye’de buldu. Gayet açık bir şekilde görülüyor ki siyaset adalete egemen oluyor. CPI’nin her ne pahasına olursa olsun Gbagbo’yu mahkum etme inadı imajına ve saygınlığına ciddi bir biçimde zarar veren vebali büyük bir siyasi hatadır.

Bu mahkeme öylesine taraflıdır ki, şu saate kadar uluslararası toplumun sevgili « demokratı » Ouattara’ya karşı değil ama sadece Gbagbo cephesine karşı takibatta bulunmuştur. Bu taraflı politika CPI’nin siyasete alet edildiğini gayet açık bir biçimde göstermektedir. Laurent Gbagbo, Sudan’lı Başkan Omar El-Beşir ya da Kenyalı Uhuru Kenyatta gibi Afrikalı liderler, batılı güçlerin Afrika üzerindeki ekonomik, askeri ve siyasi hegemonyası doğrultusunda, hukuksal yeni sömürgeciliğinin kurbanlarıdırlar. Bu terörizm türüne de bir son verilmenin zamanı gelmiştir artık.

Laurent Gbagbo serbest bırakılabilir mi? Serbest kalmasının Fildişi Sahilleri’nin siyasi yaşamı üzerindeki etkisi ne olur?

Bana göre, Başkan Gbagbo’nun serbest kalma olasılığı var. Dosyanın içeriği tamamen boş. Tutuklu kalması, Fildişi Sahillerinin geleceği üzerinde bir ipotek anlamı taşıyor. Nelson Mandela’nın serbest bırakılması, Apartheid sonrası yeni Güney Afrika’nın inşasıyla sonuçlanmıştı. Laurent Gbagbo’nunki de Fildişi Sahilleri’nde ulusal uzlaşmanın itici gücü olabilir. Dostları arasına yeniden geri dönmesi Fildişi Sahilleri yurttaşları arasındaki diyalog bağlarının yeniden sağlamlaştırılmasına, halkın öfkesinin dinmesine ve her türlü çatışma tehlikesinin ortadan kaldırılmasına yol açabilir. Laurent Gbagbo daima barış ve yurttaşlarının birliği için çalıştı. Etnik, dini ve toplumsal ayrımlara son veren bir siyasi partinin kurucusu oldu. Gbagbo insanları bir araya getiren bir liderdir. Siyasi eğilimi ne olursa olsun yurttaşlarının ezici bir çoğunluğu, La Haye’de çok kötü koşullarda tutuklu bulunan bu halk adamını çok özlüyor.

Eğer Gbagbo özgür kalırsa, ülkesinde yeniden siyasi mücadele vermeyi düşünür mu?

Bu çok hassas bir soru. Buna ancak Başkan Laurent Gbagbo yanıt verebilir. Ancak iradesiyle, siyasi geçmişi ve onun yolunu gözleyen Fildişi Sahili ve Afrikalı halkların yüreğinde filizlenen umuda uygun bir karar vereceğinden hiç şüphem yok.

Röportajı Kamel Moulfi ve Mohamed El-Ghazi gerçekleştirmiştir.

  1. http://www.algeriepatriotique.com/article/le-conseiller-de-laurent-gbagbo-algeriepatriotique-la-survie-de-l-europe-depend-de-l-afrique )                    

(Investig’Action sitesinde, 1 Temmuız 2013 tarihinde Kamel Moulfi ve Mohamed El-Ghazi imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://www.michelcollon.info/La-survie-de-l-Europe-depend-de-l.html )

 

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest