Suriye'deki kimyasal saldırının arkasında Prens Bandar var

 

Suriye’de yaşanan olaylara ilişkin ABD’nin yaptığı açıklamaların hiçbir tutarlılığı yok. İsrail ve Suudi Arabistan’ın Obama yönetimine Suriye’yi savaşla tehdit etmesine izin verme olasılığı çok daha yüksekken bizden akıldışı bir senaryoya inanmamız bekleniyor.

Obama yönetiminin Suriye hakkında hazırladığı istihbarat raporu Irak’ta daha önce yaşadıklarımızın tekrarıdır. Stockholm’daki Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü tarafından yürütülen kimyasal ve biyolojik savaşlarla ilgili projenin eski Müdürü Richard Guthrie’ye göre « ortada açıkça söylenmeyen, belirsiz olan birçok konu var.» (http://www.mcclatchydc.com/2013/08/30/200931/chemical-weapons-experts-weigh.html#.UjbFQ9Lwmy5 )Sözüm ona eldeki önemli dayanaklardan biri Suriye Hükümetinin iç iletişimine ait olduğu iddia edilen kayıtlardır ancak buna ilişkin de hiçbir yazılı kanıt sunulamadı. ( http://www.mcclatchydc.com/2013/08/30/200931/chemical-weapons-experts-weigh.html#.UiWIgDZJMUo ). Aynı durum, yaşanmış gerçekleri açık dille teyit etmek dışında her türlü cambazlığı yapan Obama yönetiminin söylemi için de geçerlidir. Bu resmi belge, her yönüyle bir kolej ya da üniversite öğrencisi tarafından üretilmiş ve konuyla ilgili gerçek uzmanlar yerine kelime cambazlığı yapan biri tarafından kaleme alınmış hayali bir teze benziyor.

Rapor, kanıt yerine adını vermediği toplumsal şebekelere ve masal anlatıcılarına güvenerek lafı dolandırıyor. Şeffaflıktan uzak bir biçimde, « uluslararası ve Suriyeli sağlık personeli arasında geçen görüşmeler, video görüntüleri, tanıklıklar, Şam’ın en az on iki farklı yerinden gelen ve sosyal medyadan alınan binlerce rapor, gazeteci tanıklıkları ve sivil toplum kuruluşlarından alınan raporlar » olduğunu belirtiyor.

Bu imzasız ve isimsiz kaynakların gerçekte, uluslararası planda İsrail ve Suudi medyaları, saflarında isyancılarla birlikte çarpışanların ve Suudi Arabistan’ın demokrasi için model olduğunu düşünenlerin bulunduğu Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve sivil toplum örgütü Sınır Tanımayan Doktorlar tarafından finans edilen suçlulardan oluştuğunu gayet iyi biliyoruz. Aynı finans kaynakları, başından beri isyanı destekliyor ve Suriye’de rejim değişikliğine ve yabancı askeri müdahaleye zemin hazırlamaya çalışıyorlar.

Söz konusu iletişimlerin dinlenmesinde ve elde edilen istihbaratta en önemli kaynaklardan biri olan İsrail, kanıtların tahrif edilmesi ve manipülasyona başvurma konusunda nam salmıştır. 

( http://www.theguardian.com/world/2013/aug/28/israeli-intelligence-intercepted-syria-chemical-talk )     

ABD istihbaratının hazırladığı rapor, anılan saldırı gerçekleşmeden birkaç gün önce kimyasal silah kullanılarak yapılacak bir saldırı planından haberdar olduğunu da iddia etmektedir. Kimyasal silahlar konusunda uzman olan ve Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü araştırma baş sorumlusu Jean Pascal Zanders, haklı olarak, ABD Hükümeti bundan haberdar olduğu halde dünyayı olası bir kimyasal saldırı tehlikesinden niye haberdar etmedi sorusunu yöneltiyor (http://www.mcclatchydc.com/2013/08/30/200931/chemical-weapons-experts-weigh.html#.UiWIgDZJMUo ).

Bir İsrail-Suudi komplosu mu?

Suriye’de çarpışan ve ABD tarafından desteklenen hükümet karşıtı güçlerin kimyasal silahlarla doğrudan bir ilişkisi var. Ne var ki Obama ve arkadaşları nedense bundan hiç söz etmiyorlar.

Aralık 2012’de Noel sırasında Suriye Ordusunun Humus’ta kimyasal saldırı düzenlediğine ilişkin hükümet karşıtı güçlerin yönelttiği suçlamalara rağmen, CNN, ABD Ordusunun isyancı güçleri kimyasal silah kullanımı ve güvenliği konusunda eğittiğini bildiriyordu ( http://security.blogs.cnn.com/2012/12/09/sources-defense-contractors-training-syrian-rebels-in-chemical-weapons/  ). Kimyasal Yıkım Rüzgarı Birliği ( http://rt.com/news/syria-chemical-weapons-rebels-696/ ) adını taşıyan isyancılar, karşı tarafı sinir gazı kullanmakla tehdit etmiş ve bu gazla tavşanlar öldürdüklerini gösteren bir video görüntüsünü yayınlayarak Suriyelilerin de aynı kaderi paylaşacaklarını belirtmişlerdir ( http://rt.com/news/syria-chemical-weapons-rebels-696/  ).

Fransız Gazetesi Le Figaro’ya göre, CIA, İsrailliler, Suudiler ve Ürdünlüler tarafından eğitilen iki isyancı birliği, 17 ve 19 Ağustos 2013 tarihlerindeki saldırı için Ürdün’deki Haşemi Krallığı sınırlarını aşarak Suriye’ye girmişlerdir. ABD bu iki hükümet karşıtı birliğin eğitimine özel önem vermiştir. Eğer bu bilgi doğruysa, bu birliğin bozguna uğraması halinde, bir tür B planı doğrultusunda bir kimyasal saldırının başlatılması öngörülmüş olabilir.

Bu arada ortaya şöyle bir soru çıkıyor: bu savaşçılar kimyasal silahlara nasıl ulaşabildiler? Birçok ipucu Suudi Arabistan’ı işaret ediyor. İngiliz Independent gazetesine göre ( http://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/syria-the-saudi-connection-the-prince-with-close-ties-to-washington-at-the-heart-of-the-push-for-war-8785049.html ), « Şubat 2013’te Suriye rejiminin sözüm ona sarin gazı kullandığı konusunda batılı müttefikleri ilk kez uyaran » Suudi Prens Bandar olmuştur. Türkiye kendi topraklarında Suriye içerisinde kullanmak üzere sarin gazı bulunduran Suriyeli militanlar yakalamıştır. 22 Temmuz’da isyancılar Al Assal’a saldırmak ve işledikleri cinayetlere tanıklık edebilecek herkesi öldürmek zorundaydılar.

Yahya Ababneh ve Dale Gavlak imzalarıyla yayınlanan bir raporda ( http://www.mintpressnews.com/witnesses-of-gas-attack-say-saudis-supplied-rebels-with-chemical-weapons/168135/ ) « Suudi istihbarat şefi Prens Bandar Bin Sultan aracılığıyla isyancıların bir bölümünün kimyasal temin ettiğini ve bu kişilerin kimyasal saldırıların sorumluları olduğunu » söyleyen bazı kişilerin tanıklıkları yer almaktadır. ABD Hükümetinin savlarını tamamen yalanlayan Mint Press News’in raporu, anlatılanlarla büyük ölçüde örtüşüyor. Bir kadın isyancının verdiği bilgilerden hareketle Suudi Arabistan’ın suç ortaklığı bariz bir şekilde ortaya çıkaran ilişkiler ağı açığa vuruluyor. Kadın isyancı söz konusu silahları teslim edenlerin « bu silahların ne işe yaradığı ve bunları nasıl kullanacakları konusunda kendilerine bilgi vermediklerini » ve bunların « kimyasal silahlar » olduklarını bilmediklerini söylemektedir: « Prens Bandar halka bu tip silahlar dağıttığında, öncelikle bunları nasıl kullanacağını bilen kişilere vermelidir ».

Rapor bir başka Suudi bağını da ortaya çıkarmaktadır: « Abdel-Moneim oğluna, on iki isyancının, Abu Ayeşa adında, bir savaşçı birliğini yöneten Suudi bir militan tarafından temin edilen silahların depolandığı bir tünelde öldürüldüklerini söyledi. Baba, tüneldeki silahların “tüpler içerisinde” olduklarını ve “büyük gaz tüplerine” benzediklerini söyledi. »

Öyle anlaşılıyor ki, İsrailliler topyekun bir savaş başlatma ya da en azından Şam’a karşı bir bombardıman kampanyasını kolaylaştırma niyetlerini kamufle ederken, Suudiler kimyasal saldırı için her türlü yardımı sağlamışlardır. İsrail ve Suudi Arabistan, Obama rejiminin Suriye’yi savaşla tehdit etmesini desteklediler.

Obama Suriye’deki güç dengelerini değiştirmeye çalışıyor

Washington’un ahlak dersi veren söylemi alçakça ve çok gülünçtür. ABD Hükümeti her zamanki gibi büyük bir tutarsızlık içerisindedir. Suriye Ordusunu misket bombası kullanmakla mahkum ederken, bizzat kendisi aynı bombaları hem de büyük miktarlarda Suudi Arabistan ordusuna satmaktadır.

BM müfettişleri Suriye’ye girebildilerse, bu öncelikle Şam hükümetinin müdahalesi sayesinde olabilmiştir. Suriye Hükümeti, hükümet karşıtı milislerin Halep’in doğusundaki klor fabrikasının denetimini ele geçirdikten sonra kimyasal silah kullanma niyetinde oldukları konusunda Birleşmiş Milletleri haftalar önce uyarmıştı. Suriye Ordusu, hükümet karşıtı güçlerin bunları ele geçirmesini önlemek üzere tüm kimyasal silahlarını oldukça iyi korunan merkezlere nakletmiştir. 

Halbuki, isyancılar Han Al-Assal’da 19 Mart 2013 tarihinde Suriye hükümeti güçlerine karşı kimyasal silahlarla bir saldırı düzenledi. İsyancılar ve ABD hükümeti dahil yabancı destekçileri (yani malum çağdaş Halifemiz ve kulu kölesi olan medyalar/Osman’ın notu) gerçeği tamamen çarpıtarak Suriye Hükümetini kimyasal saldırıların sorumlusu olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Bu iddialar, Birleşmiş Milletler Araştırma Komisyonu Başkanı Carla Del Ponte’nin yaptığı derin soruşturma sonrasında Mayıs ayında çürütülmüştür ( http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-22424188  ).

Ağustos ayında gerçekleştirilen söz konusu saldırı konusunda Obama yönetimi yalan söylüyor ve her geçen gün batağa saplanıyor. Hükümet sözcüleri kimyasal silah izlerinin silinemeyeceğini söylerken Suriye Hükümetinin her şeye rağmen bazı kanıtları ortadan kaldırmayı başardığını söylemektedirler. Tüm sorulara önceden yanıt vermiş gibi görünürken bu konuda bir soruşturma açacaklarını belirtmektedirler.

Suriye Ordusunun Guta banliyösünde kimyasal silah kullandığına ilişkin iddialar tamamen mantık dışıdır. Kendi denetimi altında olan bir bölgede hiçbir gerekçe olmadan Suriye Hükümeti neden kimyasal silah kullanarak ve kendi eliyle ABD ve müttefiklerine müdahale için bir gerekçe armağan ederek kendi ayaklarını kurşunlasın? Peki ya bunun için seçtiği tarihe ne demeli? Obama yönetimi saldırı için Suriye Hükümetinin tam da BM müfettişlerinin Şam’a geldiği günü seçtiğine bizi inandırmaya çalışıyor. British Broadcasting Corporation (BBC) bile bu durumun biraz garip olduğunu itiraf ediyor. Ortadoğu Bölümünün yazı işleri sorumlusu Jeremy Brown bile, Suriye Hükümetinin Birleşmiş Milletler müfettişlerinin ziyareti sırasında ve tam da ordu Şam bölgesinde saldırıya geçmişken bu tür silahları kullanmasının biraz ilginç olduğunu bizzat kendisi belirtmiştir. ( http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-23777201  )

ABD, Suriye Hükümetini kimyasal silah kullanmakla suçluyor, ama biz ABD’li hükümet sözcülerinin başka ülkelere savaş ilan etmek için birçok kez yalana başvurmaktan çekinmediklerini gayet iyi biliyoruz. Vietnam’dan Yugoslavya’ya, Irak’tan Libya’ya kadar bu hareket tarzı, bir anlamda ABD’nin modus operandi (Krimonolojide kullanılan ve ‘iş yapma yöntemi veya alışkanlığı’ anlamındaki Latince deyiş)’sidir.

Uluslararası topluma karşı hareket eden Suriye değil, Obama Hükümeti dahil Washington’daki savaş sahtecileridir.

Washington Suriye’deki çarpışmaların biraz daha uzun süre sürmesini sağlamak için Suriye’ye saldırı tehdidinde bulunuyor. ABD hükümeti, Suriye Ordusunun bir şekilde hareket kabiliyetini yitirerek isyancılara karşı yürüttüğü başarılı saldırıyı durdurarak, Suriye Hükümeti ve ABD’nin müttefikleri ve isyancılar arasındaki güç dengesini onararak gelecekteki pazarlıklarda daha da önemli bir rol oynamak istiyor. ABD Şam’ı isyancılar karşısında zayıflatmak istesin ya da istemesin, nihai pazarlıktan önce Suriye Hükümetine önemli bir darbe indirerek en azından dengeleri yeniden oturtmak istedikleri kesindir.

« R2P » (Responsability to Protect/Koruma Yükümlülüğü) şimdi yeni bir « R2P »’ye dönüşmelidir: Responsability to Prevention the war/Savaşı Önleme Yükümlülüğü!

Kaynak : http://www.silviacattori.net/article4859.html              

     

(Investig’Action sitesinde, 16 Eylül 2013 tarihinde Mahdi Darius Nazemroaya imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir. http://www.michelcollon.info/Le-prince-Bandar-est-il-derriere.html)

 

 

 

Yazdır e-Posta

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest