Zapatistalar dimdik ayakta!

 2012 yılının sonlarında, Chiapas eyaletine doğru yol alırken, birçok kişi benden Zapatistaların hala var olup olmadıkları sorusuna yanıt vermemi istiyordu. 

 

 

Birçok dedikodu yayılmıştı. Artık onlardan hemen hemen hiç söz edilmez olmuş, onları tanımayanların gözünde tamamen ortadan kalkmış, yok olmuşlardı. Gerçekten de Komutan Yardımcısı Marcos medyayı az çok simgesel içeriğe sahip, yoğun bir metin, basın bildirisi, masal, söylev bombardımanına öylesine alıştırmıştı ki, bu büyük iletişim ustasının sessizliği ancak bir geri çekilme ya da daha kötüsü bir bozgun itirafından başka bir anlama gelmiyordu.

 

Oysa, Maya takviminin değişim günü olan 21 Aralık 2012 tarihinde (heyecan peşindeki dünya medyasının ilan ettiği gibi Dünyanın son günü değil…), 20.000’i ülkenin tarihi başkenti San Cristobal de las Casas’ta olmak üzere, Chiapas eyaletinin 5 kentinde, Zapatistaların siyah kar maskelerini takmış toplam 40.000 kişi sessiz bir gösteri gerçekleştirdiler. Ülkenin orta ve kuzey kesimindeki dağlardan ya da San Cristobal’in doğusunda, bütün dünyayı şaşırtmayı başaran Belçika kadar geniş bir bölgeden, Lacandona Ormanından geliyorlardı. Böylesi bir harekatı örgütlemenin, insanları taşıyacak araçları bir araya getirmenin, hepsinin onayıyla kitleyi harekete geçirmenin, güvenliği belirsiz bir bölgede yola koyulmanın, kimse bunu beklemezken onlarca kilometre düzen ve disiplin içerisinde barışçıl bir şekilde beş kentte gösteri ve yürüyüş yapmanın ne kadar zor bir iş olduğunu iyi kavramak gerekir.

 

En dikkat çeken olgu ise bu gösterinin gerçekleştirilme şekli oldu: pankartsız, slogansız, tek kelime etmeden, kapanış söylevi yapılmadan, sadece ve sadece yürüyen bir kitle. Bu, aslında metnin başlangıcında sorulan soruya verilen açık bir yanıttı. Verilen mesaj gayet netti: bittiğimizi, yok olduğumuzu düşünüyorsunuz ama biz hala buradayız ve 19 yıl öncesinde silahlarımızla aynı kentlerin birçoğunu zapt ettiğimizde ne kadar güçlüysek şimdi de öyleyiz. Bugün hatta eskisinden daha da güçlüyüz, çünkü artık buralara silahsız hakim oluyoruz. Sessizliğimizin bir anlamı vardı, çünkü siyasal alandaki kurnazlıklar eşliğinde uyuşturucu trafiği savaşına batmış, işkencenin sistematik kullanımı, seçim hileleri, ekonomik durgunluğun kıskacındaki Meksika toplumunun bugün maruz kaldığı yıkım karşısında, aynı zamanda yerel örgütlenmemizin ve yürütülmekte olan topluluklar arası farklı deneyimlerin güçlendirilmesini de içermekteydi. Kimseye ders vermek niyetinde değiliz ancak Maya halklarının içine girdiği bu yeni dönem içerisinde, hala var olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Telaffuz edilen tüm esemeleri dahi okunmuyor cümlelerine karşın, 19uncu yüzyıldan beri marjinalize edilen yerli toplumlara özgü bir şekilde alkolizm ve uyuşturucu trafiğinin olmadığı, bu kötü alışkanlıkların Zapatist topluluklarda hemen hemen ortadan kaldırıldığı, son 10 yıl içerisinde temel öğretim okullarının sayısını arttırmayı başardığımızı belirtmemiz gerekir. Hepimiz hep beraber etkin durumdayız, insanlığa mal olmuş dayanışma, dostluk ve ortak sorumluluk bilinci gibi değerlere sahip çıkıyoruz. Yürüyüşten sonra yayımlanan kısa ve öz basın açıklamasında şöyle deniyordu: « Az önce duyduğunuz, çökmekte olan dünyanızın sesidir. Küllerinden yeniden doğan bizimkinin…»

 

Verilen mesaj çok güçlüdür ve Meksika kamuoyu üzerinde önemli bir etkisi olur. Tüm kıtada ve hatta Latin Amerika’nın sınırlarının ötesinde dahi yankı bulur. Nasıl oluyordu da yoksulluk içerisinde kıvranan ve her türlü resmi yardımdan yoksun olan, iktidarın baskısına, paramiliterlerin saldırısına maruz kalan, çevresi hükümet güçlerinin karakolları tarafından kuşatılmış yerli topluluklarının (Caracoles[i]’lerde bulunan bölgesel düzeydeki topluluklar, belediyeler ve beş yönetim konseyi, ne yönetsel, ne sağlık, ne de eğitim alanlarda devletten tek bir kuruş mali yardım alamıyor) kamuoyu nezdinde kendilerini bu şekilde ifade etmeleri söz konusu olabiliyordu? Gerçekten de çok az kişi bunu mümkün görebiliyordu, ancak sürprizleri bununla sınırlı kalmayacaktı.

 

Bazı tarihsel bilgiler

 

Bundan beş yıl kadar önce, yerli topluluklardaki gençleri tarım, bölgesel ekonomi, kooperatifler, toplumsal ve siyasal analiz yönünden eğitmek ve uluslararası buluşmaları örgütlemek amacıyla Zapatistaların önemli bir üssü haline gelen Yeryüzü Üniversitesi’nde birkaç gün geçirme olanağı bulmuştum. Burası San Cristobal’ın varoşlarında yer alıyor. San Cristobal Piskoposu Samuel Ruiz’le birlikte çalışmaya gelen ve burada gönüllü rahiplik yapan bir Fransız olan André Aubry anısına bir bilimsel toplantı düzenlenmişti. Bu zat aynı zamanda Zapatista hareketiyle de sıkı işbirliği içerisindeydi. 1994’te ilk yayınlandığı tarihten itibaren Zapatistalar üzerinde birçok makale yayımlayan Alternatives Sud (Güney Alternatifleri) dergisinin çıkışı sırasında CETRI[ii] ile çalışmıştı. Aubry ne yazık ki, 2007’de bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Bine yakın katılımcısı olan ve eski Ulusal Üniversite Rektörü Pablo Gonzalez Casanova, Kanadalı gazeteci Noémi Klein, Kuzey Amerikalı sosyolog Immanuel Wallerstein’i ve daha birçok ünlü kişinin konuşmacı olarak yer aldığı bu seminere Komutan Yardımcısı Marcos da katılmıştı. Beni de katılımcı olarak çağırmışlardı.

 

Her zamanki mizahi bakış açısıyla Marcos, Don Durito de la Lacandona’ya (Don Kişot’a öykünen ve bizzat Marcos’un hizmetkarlığını üstlendiği bir orman pislikböceği) göndermede bulunup Aubry’yi anarak konuşmasına başlamıştı: « Gerçeklikle olan sorun şudur ki, o teorik olarak çok cahildir » (Jérome Baschet, 2009,47) [iii]. Federal Başkent’te 1968 yılında Tlatelolco meydanında gerçekleştirilen öğrenci katliamından sonra kurulan ve 1980’li yılların başlarında, Chiapas eyaletindeki Lacadona Ormanında mücadeleye başlayan, Guevara’yı ilham alan eski bir gerilla grubu üyesi için böylesi bir başlangıç oldukça ilgi çekiciydi. Gerçekten de Kızılderili toplulukları arasında geçirdiği yıllar sonrasında Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN) çok tecrübe kazanmıştı. Meksico City’deki Özerk Üniversitede İletişim Bilimleri profesörü olan Marcos bile, « devrimi gerçekleştirmek için geniş halk kitlelerine izlenecek yolu göstermeye gelen bir öncü » den söz eden büyük fikirlerden hızla vazgeçmişti. Tecrübenin paylaşıldığını ve yerli halkların, 500 yıldan uzun bir süre baskıya karşı direnerek kimliklerini yitirmemeyi başaran yerli halkların derin bir bilgeliğe sahip olduğunu fark etmişti.                  

 

Gerçi 20inci yüzyılın başlarında Meksika’yı sömürge döneminden miras kalan feodalizmden kurtarmak için toprak reformunu başlatan Emiliano Zapata’ya göndermede bulunması artık sömürge öncesi dönemde yaşanılmadığının vurgulanması anlamına geliyordu. Artık geleceğe bakmak gerekiyordu. Ancak yeni Zapatistalar « hakikati » dışarıdan ihraç etmek yerine, onu içeride keşfetmek gerektiğini anladılar. Aynı yaklaşımla genç emekçileri kendi kendilerini incelemeye, « İzlemek, Değerlendirmek, Harekete geçmek » yöntemiyle işçi sınıfının içerisinde bulunduğu durumu düşünmeye ve değiştirmeye yüreklendiren Belçika’daki JOC (Hıristiyan İşçi Gençliği)’nin kurucusu Joseph Cardijn ya da Brezilya’da « Mazlumun Pedagojisi » aracılığıyla perspektifleri ve bilinçleri hızla çoğaltmak için var olan halk bilincinden hareket eden Paulo Freire gibi Marcos da, onlarla birlikte gerekli olan değişimleri yaşayabilmek için yerli halkların okuluna yazıldı.

 

Bu teoriyi küçümsediği anlamına gelmemeli. Bir aydın ve Rosa Luxembourg (devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz) okuyucusu olarak bunu yapması olanaksızdı, ancak teorinin yerine düşüncenin sistematikleştirilmesi olgusunu koymaya çalışıyordu. 2007 yılındaki bilimsel toplantıda şunları söylüyordu: « Böylesine özgün ve pratik olan bu teorinin çıkış noktalarını ortaya koymaya çalışabileceğimi sanıyorum » (Jérôme Bachet, 2009, 47). Ona taktıkları adla « Komutan Yardımcısı »,  kuşkusuz modernliği eleştiriyor ancak sistemleri, yapıları, teorileri, örgütlenmeyi, tarihi reddedişleri onları neo liberalizmin en iyi ideologları konumuna dönüştüren kimi postmodernlerin kapıldıkları aşırılığa kaçmıyordu. Kuşkusuz o da, kapitalizmin maddi temellerinin sistematik örgütlenmesini ve onun niteliğini ortaya koyan iktidar ilişkilerini inkar etmeye ihtiyaç duymaktadır.

 

Chiapas bölgesindeki farklı Maya halklarının, 1 Ocak 1994 tarihinde, Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN) destekli ayağa kalkışı dolayısıyla şans eseri, kendiliğinden oluşan gelişmelerin basit bir çakışmasından ötürü gelişmemiştir. Marksist tahlili etkili bir şekilde kullanan devrimci bir örgütle, ortak bir amaç uğruna aktif dayanışmanın öneminin herkesten daha çok bilince olan, bir anlamda yaşam savaşı veren, bastırılmış mücadelelerden oluşan uzun tarihleriyle yerli halkların daha önce görülmemiş birlikteliğinin başarısı olmuştur (Yvon Le Bot, 1997). On yıl süren ortak yaşam, birincilerin devrimci kibrinden kurtulmasına ve ancak « adım atarak öğrenildiğini » keşfetmesine ve ikincilerin atalarının başlattığı mücadelenin bugün dünya halklarının ölüm ve yoksulluk saçan bir ekonomik sisteme karşı yürüttüğü kavgaya eklenmesine yol açmıştır.

 

Maya halklarının çağdaş mücadeleleri 1994 yılında Zapatistalarla birlikte başlamamıştı. Komşu Guatemala’da, çok kanlı sonuçlanan birçok yerli ayaklanması olmuştur. Bu ülkede çoğu o dönemde bu kavgaları Orta Amerika’nın Sovyetleştirilmesinin ön çalışmaları olarak kabul eden ABD destekli siyasal ve askeri rejimlere karşı toprakları ve özyönetimleri için verdikleri mücadelede katledilen yerli kurbanların sayısı yüz binlere ulaşmıştı. 1954 yılında, toprak reformuna girişen ve sosyal demokrat politikalar uygulamaya çalışan Başkan Arbentz yönetimini devirmek için Honduras’a müdahale ettiler. Kır ve kentteki genç emekçiler arasında örgütlenen JOC (Emekçi Hıristiyan Gençliği) gibi bir örgüt, 60’lı yıllardan başlayarak sınıf mücadelesinde ağır bir bedel ödemiş, büyük bir bölümünü yakından tanıdığım birçok yöneticisi cinayete kurban gitmişti.

 

1981 yılında Chiapas’a komşu Oaxaca Eyaletinde, Guatemala sınırına yakın Büyük Okyanus yakınlarındakiTehuantepec’te, Amerika kıtası ilerici piskoposlarının yıllık toplantısı yapıldı. Toplantıda, Meksikalı olarak, kentin rahibinin yanı sıra, San Cristobal rahibi Don Samuel Ruiz ve Cuernavaca rahibi Don Sergio Mendez Arceo da yer aldılar. Din sosyolojisi alanında analizlerimi sunmam için beni de davet etmişlerdi. Bir öğleden sonra, yanında yerli bir genç kız bulunan Guatemalalı bir din kadını, acilen grubun huzuruna çıkmayı talep etti. Sınırı aşıp geldiği Guatemala’da yerli halkların katledildiğini anlattı. Çok az İspanyolca konuşan ve çoğu zaman kendi dilinde ifade ettiklerini tercüme ettiği bu genç kızı tanık gösterdi. Babası, yerli halkların yaşadıkları sıkıntılara uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek için İspanya Büyükelçiliğini işgal etmeye çalışan grubun içerisinde öldürülmüştü. Bağlı olduğu yerli topluluğu intikamını almayı düşünüyordu. Yerli kadınlarına özgü, zar zor duyulabilen sesiyle yarım saat süresince konuşmayı sürdürdü. Anlattıkları karşısında şaşkınlıkla ve sözünü kesmeden onu dinledik. İnsan haklarıyla ilgili kamuoyunu harekete geçirmek amacıyla ona bazı konularda ayrıntılar sorular soruldu. Genç kızın ismi Rigoberta Menchu idi ve birkaç yıl sonra Nobel Barış Ödülüne layık görülecekti.

 

Zapatist isyan yönünden, 1 Ocak 1994 tarihi rastgele seçilmemişti. 2012’de, bundan yirmi yıla yakın bir süre sonra, Maya takvimine ilişkin simgesel hiçbir boyutu olmamakla birlikte Kanada ve ABD ile Serbest Ticaret Anlaşması (ALENA) anlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihtir bu. Meksika tarımı için felaket anlamına gelen bu anlaşma, ülkede bazı seçkinci sektörlerin ama özellikle ABD’nin tarımsal ticaret kurumlarının ve bazı endüstrilerinin yararınaydı. Tüm benzer durumlarda olduğu gibi, « sardalyelerle köpek balıkları arasında imzalanan bir anlaşma  » söz konusuydu. Birkaç yıl sonra, mısır ihracatçısı Meksika’nın, Kuzey Amerika’nın en büyük mısır ithalatçılarından biri haline dönüştüğü, 4 milyona yakın küçük çiftçinin işlerini kaybettiği görülecekti. Bunlar öylesine bir göçmen baskısı yarattılar ki, ABD güney sınırına, her yıl Berlin’dekinden dört kez daha fazla insanın yaşamını yitirdiği bir « utanç duvarı » inşa edecekti. ALENA’dan önce, 1992’de Anayasa’nın tarım reformuyla ilgili olan 17//27 maddesi iptal edilecek ve Emiliano Zapata’nın düşüne son verilecekti.

 

Disiplinli bir ordu ve seçkin bir askeri stratejiyle Chiapas’ın yerleşimlerini işgal eden Zapatistaların niyeti « Los Pinos »u (Başkanlık Sarayını) almak değil, ekonomik ve toplumsal dönüşüm sürecini başlatacak şekilde, ülkenin toplumsal güçlerini ve özellikle de yerli halklarını uyandıracak bir şok etkisi yaratmaktı.

 

Bir yıl önce, 31 Aralık’ı 1 Ocak 1994’e bağlayan gece, taleplerini belirten Birinci Lacandona Ormanı Bildirisini yayınlamışlardı:  toprak, barınak, sağlık, eğitim, özgürlük, demokrasi, adalet, barış ve Başkan Salinas de Gortari’nin istifası. Gerçekten de bölge ülkenin en geri kalmış yörelerinden biriydi ve ne yazık ki, 20 yıl sonra bile bu durumunda hiçbir değişiklik olmadı. Jornada’da 4 Ocak 2013 tarihinde yayınlanan bir makaleye göre, Chiapas’ta yaşayan 7 milyon kişiden 2,7 milyonu, yani % 40’ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve bunların çoğunluğunun yerli halklardan oluştuğunu hatırlatmamıza gerek bile yok. Ülke çapında okuma yazma bilmeyenlerin oranı %10 iken, bölgede bu oran % 25,4’ü buluyor ve halkın %32,2’si sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor.

 

Zapatistaların isyanına Hükümetin verdiği karşılık çok ağır oldu. Çatışmalar oldu ve kurbanlar verildi. 12 gün sonra, ateşkes önerip pazarlıkların başlamasını istediler. Amaçları ülke genelinin ve dünyanın dikkatini çekmek olan, çatışmanın sürdürülemez bir hal aldığını ve güç ilişkilerinin başka bir çözüm yolu ortaya koymadığını gören Zapatistalar öneriyi kabul ettiler.

 

Barış sürecinde özellikle bir isim önemli bir rol üstlendi: San Cristobal de las Casas rahibi Papaz Samuel Ruiz. Bu beklenmeyen bir şey değildi. Uzun yıllardır, yerli halkların ilham aldıkları bir kişi olmuştu. II. Vatikan Konsili boyunca çok etkin olan ve dünya çapında ezilenlerle aktif dayanışma perspektifleri geliştirmek amacıyla düzenli olarak Belçikalı Roma Kolejinde toplanan « Yoksulların Kilisesi » grubu üyesi olan piskopos, Chiapas’taki piskoposluğunda ilkelerini uygulama olanağı bulmuştu. İspanyol Haciendas’larının sahipleri karşısında yerlileri savunan San Cristobal’in ilk başrahibi Dominikli Bartolomé de Las Casas’ın yolundan giden ardılıydı.           

 

Latin Amerika’da Konsil kararlarının uygulanması için kıta piskoposlarını bir araya getiren 1968 yılındaki Medellin Konferansı sırasında, kurtuluş teolojisini destekleyenlerden biri de o olmuştur. Yerli topluluklarının ayağa kalkması için cemaatleri dışlamayan ve bir yerli Diyakozlar Heyetini temel alan ilmihalini örgütlemişti.  Kısaca, dikey ve otoriter olmayan, halkçı ve paylaşımcı farklı bir Kilise.  Vatikan II. Konsili’nin getirdiği reformlara tepki olarak Katoliklik alanında gelişen restorasyon dalgasının kutsal koltuğun hedefi olduğunu söylememize gerek yok. Brezilya’nın Sao Paulo kenti yakınlarında düzenlenen ve benim de katılımcı olarak katıldığım Latin Amerika ilerici piskoposları toplantısı sırasında, apolistik bir ziyaretçi gönderen kutsal koltuk, görevi devralma hakkı olan bir yardımcı piskopos dayatır ve bunu telefonla tebliğ eder.

 

Monsenyör Samuel Ruiz, yerli topluluklarına İncilin değerleriyle daha uyumlu olan farklı bir toplumun inşası sorumluluğu kazandıran katılımcı bir dini örgütlenmenin tohumlarını ekmişti. Dini alanda, yeni Hıristiyan bakışıyla, çatışmaların sonunda Zapatist yerel yönetim kurumlarına dönüşecek olan Zapatist direnişin meyvesi yerli örgütlerin alacağı şekil ile bir yakınlık kurulmuştu. Hükümetle müzakerelere, San Cristobal katedralinde Şubat1994’ten itibaren başlandı. Buna rağmen, Başkan Emilio Zedillo 1995’te Komutan Yardımcısı Marcos’u yakalamak için bir askeri saldırı gerçekleştirdi ama başarısız oldu. Görüşmeler birkaç ay boyunca sürdü. Bu süreçte tarihe damga vuran iki başka insan da katılır: Sosyolog ve Meksika Ulusal Üniversitesi Rektörü Don Pablo Gonzalez Casanova ve halk hareketlerinin destekçisi Katolik Miguel Âlvarez. Görüşmeler sonunda, yerli toplulukları hakları üzerine, San Cristobal’a yakın küçük bir köyün adını alan « San Andrès mutabakatları » oluşur. Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu ve Hükümet tarafından 16 Şubat 1996’da anlaşma imzalanır ancak Başkan Zedillo bu mutabakatların yasallaştırılmasını sağlayacak anayasal reformu oylamayı reddeder.

 

Zapatistaların mücadelesi ulusal alanda olduğu kadar uluslararası alanda da sürdürülür. 1996’da Marcos’un galaksiler arası adını verdiği, neo-liberalizme karşı ve Dünya Sosyal Forumlarının bir tür öncülü sayılan binlerce kişinin katıldığı bir konferans düzenlenir. Aynı yıl, ülkedeki yerli halkların güçlerini ortak bir çatı altında birleştirmek amacıyla Ulusal Yerli Kongresi kurulur. 1998 yılında Zapatistalar, halkın yoğun olarak bulunduğu meydanlarda çok sayıda imzanın toplandığı, San Andrés mutabakatlarının uygulanması için ülke çapında bir ulusal kampanya düzenlerler. Aynı anda, Meksika’nın başkentinde, aralarında Samir Amin ve Danièle Mitterand’ın bulunduğu toplumsal değişimlerle ilgili bir akil adamlar grubu toplandı. Benim aralarında bulunduğum katılımcılar, kayalıklarında hala Aztek takviminin izlerini taşıyan ve Zapatistaların bahar bayramını kutladığı kutsal bir dağın eteklerindeki Xochimilco kentinin kenar mahallelerinde Zapatista delegasyonuyla görüşmeye çağırılmıştı. Toplantı katılımcıları yokuşu tırmanırken Zapatistalar dağdan aşağıya inerler. Sözcüleri gruba seslenir ve çevirmenlik yapar. Sözlerine hareketin « Sinyorita Françoise Mitterand » ı selamlamaktan onur duyduğunu söyleyerek başlar.

 

Bir süre sonra, yerel halk güçlerinin eline geçen ve yönetilen bulunduğumuz yerin geniş parkında, göl üzerinde kayıkla gezinti yapmaya davet edildik. Şaşkın bakışlarımız altında, kar maskeleriyle Zapatistaların doldurduğu bir başka kayık önümüzü kesti. Gerçekten de ancak Meksika gibi bir ülkede devrimci bir örgüt böylesine sıra dışı bir tavır sergileyebilir! Bu arada, bu gayet mantıklı bir hareketti. O sıralarda iki tarafın da uyduğu bir ateşkes söz konusuydu. Ve Zapatistalar, bir siyasal atılım başlatmışlardı.

 

2001’de, yerli halkların haklarını talep etmek üzere « Toprağın rengi yürüyüşünü » örgütlediler. Bu yürüyüşle Meksiko kentinin ana meydanı Zocalo’ya kadar ulaştılar ve hatta parlamento tarafından bile kabul edildiler. Marcos kendi yerine parlamento oturumunda bir bayan yerli komutanın konuşmasını tercih etti. Ancak, aynı yıl, Başkan’ın 1995 yılındaki reddinden sonra, San Andrés Mutabakatlarının uygulanmasına karşı olan belli başlı partilerin ortaklaşa verdikleri oylarla bu kez parlamento itirazını yükseltti. O gün, Ulusal Üniversite UNAM tarafından düzenlenen bir seminere katılmak için yerli halklarına destek hareketinin koordinatörü Monsenyör Samuel Ruiz’in yardımcılarıyla birlikte parlamento önünde düzenlenen bir protesto gösterisine katılmıştım. Zapatistalar, başta 20nci yüzyılın ünlü reformcu Başkanının oğlu, Cuauhtémoc tarafından kurulmuş sol eğilimli PRD (Demokratik Devrim Partisi) tarafından olmak üzere kendilerini aldatılmış hissediyorlardı. PRD, gerçek bir sol parti olmaktan daha çok nihayetinde PRI (Anayasalcı Devrimci Parti)’den ayrılanların kurduğu bir partiydi.

 

Ancak Zapatistalar, isyan sırasında ele geçirilen toprakları geri almak için paramiliterlerin de kullanıldığı, gittikçe şiddetlenen saldırılara, yerli halklarının içerisinde dış etkilerle kışkırtılan bölünmeler, Pentakostalist (Protestan kiliselerin grubu) türden kimi dinsel hareketlerin akıl dışı eylemlerine karşın iç örgütlenmelerini sürdürüyorlardı. 2013 yılında hala tahliye edilmeyen, yerli örgütü üyesi Alberto Patish Tán gibi, bunların birçoğu çok ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. 2003 yılında, merkezi Caracoles’lerde olan İyi Yönetim Konseylerini uygulamaya koydular. Aynı yıl Chiapas eyaletinin eski başkentinin simgesel olarak ele geçirilmesi eylemini örgütlediler. 2005’te, sürdürdükleri mücadelenin belli başlı yönelişlerini ele alan Lacandona Ormanı Bildirisinin altıncısını yayınladılar ve 2007’de onurlu yaşam ve alternatif bir gelişim için uluslararası kadın buluşmasını örgütlediler.

 

Zapatizmin Meksika toplumu üzerindeki etkisi önemli oldu. Aydınların büyük bir bölümü onlara sempatiyle bakıyordu. Hareketin çağrısı demokratik atılım için uygun bir iklim yarattı. Meksika’da yerli halkların birleşmesi süreci gerçekleşti. Komutan Yardımcısı Marcos tarafından düzenlenen uzun barış yürüyüşü sayesinde, o ve hareketin bileşeni birçok yerli önder başkente ve hatta parlamentoya kadar seslerini duyurmuşlardı. Ülkede demokratik katılımın zorunluluğu üstüne Zapatistalar tarafından bir tür kamuoyu yoklaması gerçekleştirilmişti.

 

Ancak siyasal alandaki tıkanıklık hala sürmekteydi. Önceleri PRD tarafından desteklenmesine karşın, bir süre sonra hareketle partinin yolları ayrışmış ve 2006 seçimlerinde, Ocak ve Haziran ayları arasında, hedeflerine yabancı olarak niteledikleri seçim mücadelesi alanında hareket, ülkedeki sistem karşıtı toplumsal ve kolektif örgütlerin birleşmesini hedefleyen bir « farklı kampanya » örgütlemişti. Sadece diğer yerli hareketleriyle değil ama aynı zamanda geleneksel sol, yani iktidarı paylaşmış ya da paylaşan siyasal partiler ve belli başlı sendikalar dışında kalan marjinal ya da genç birçok siyasi grupla da sağlam ittifaklar kuruldu. Bunlara ayrıca, büyük küçük, ulusal ya da uluslararası boyutta var olan demokratik kitle örgütleri ve iktidara muhalif aydınlar da katıldılar.

 

Seçimleri az farkla kazanan, sağ, gerici bir siyaset ve ABD ile yakınlaşmayı öngören PAN (Ulusal Özerklik Partisi) oldu. 2007’de, André Aubry anısına düzenlenen kolokyum sırasında, Komutan Yardımcısı Marcos’a yönelttiğim sorunun başında, böylesi bir ulusal bağlamda tarafsız kalmayı savunma kolaycılığının sağcıların ekmeğine yağ sürmek anlamına gelip gelmediğini sordum. Bu hassas ve eğer başka yöne çekilmezse muhtemelen de safça bir soruydu. Marcos bu soruya alınmadı ve başlangıçta Fransızca sonra da İspanyolca yanıt verdi: « Cellatlarımıza oy vermemizi bizden nasıl isteyebilirsiniz? ». Gerçekten de, o dönemde Chiapas’ın Valisi, bir diğer valinin, Jaime Salinas Sabines’in oğlu olan Juan Salinas Sabines, PRD üyesiydi ve Zapatistalara karşı yöneltilen saldırıların başsorumlularından biriydi. Aynı şekilde Zinacantan’da PRD’nin yerel yönetim yetkilileri tarafından düzenlenen saldırılara maruz kaldılar. Daha önceleri PRI iktidardayken de katliamlar yaşanmıştı (özellikle 1997 yılında, Acteal’de, çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 45 Tzotzils yerlisi bir kilisede öldürüldü). Bu tür kirli işler için paramiliter güçler kullanılıyordu. Yerli topluluklar arasına nifak tohumları saçmak için yetkililer özel çaba harcıyordu. Eski latifundiyacılar tarafından topraklarına el konulması süreci bizzat Devlet güçlerinin denetiminde gerçekleştiriliyordu. Bu gelişmelerin sonucunda geniş kitleler yer değiştirmek zorunda kaldı ve bunun sonucunda birçok kurban verildi. Marcos haklıydı, Chiapas’taki mevcut iktidar yerli halkların mücadelesi için felaket demekti.

 

Öte yandan, ulusal alanda, PRD’nin yeni Başkanı Andres Manuel Lopez Obradır (namı diğer AMLO), gerici bir program öngörmemişti. Seçim kampanyası öncesinde 2005’te, mevcut hükümet tarafından seçimlerde aday olması engellenmişti. Bunun sonucunda Meksika tarihindeki en büyük protesto gösterisi düzenlenmişti: bir milyonun üzerinde gösterici demokrasi talebiyle başkent caddelerini doldurdu. Aynı akşam UNAM’daki bir seminer için Avrupa’dan gelmiştim, gösteriye katılma fırsatı ve Arap dünyasında da birkaç yıl sonra gündeme gelecek benzer bir talebin ne anlama geldiğini görme imkanı bulacaktım. Bu bir siyasi kişiliğin geleceğinin belirsiz olmasından daha çok halkın egemenliğine el koyan bütün bir sistemin kaderiydi. Bu bir ilke, onur sorunuydu ve eğer birçok ilan panosunda AMLO’nun adı yer alıyorsa, bunların birçoğu demokrasinin işlerliğine saygı duyma arzusunu dile getiriyordu.

 

Andres Manuel Lopez Obrador seçimleri kaybeder. Dört yıl sonra, 2010 yılında ülkedeki tüm belediyeleri dolaşarak yeniden kampanyaya girişir. Aynı yılın Ocak ayında düzenlenen Dünya Ekonomik Sosyal Forumu sırasında, Meksiko kentinde Zocalo meydanına kurulan bir çadırda düzenlenen panelde onunla buluşma imkanı buldum. Aynı meydanda, elektrik işkolu sendikacılarından oluşan bir grup, sektördeki özelleştirmeye karşı başlattıkları açlık grevini sürdürüyordu. Panelin konusu ekonomik sistemdi. AMLO, oldukça hayal kırıcı bir tarzda, seçim kampanyasına yoğunlaşmak için, köy köy nasıl Meksika’nın asli unsurlarıyla temas kurduğunu göstererek, konuya değinmekten kaçındı, Bu çok iyi bir stratejiydi ama hangi içerikle? Buna hiçbir yerde değinilmiyordu. Kampanyasını geliştirdikçe, hedeflerini belirginleştirdi, ancak bunlarda Latin Amerika’nın geri kalanındaki « ilerici » rejimlerinin en ılımlı tavırlarının bile gerisinde kalıyordu.

 

Zapatistalar bu kez olan bitene sessiz kalırlar, bu da bir zayıflık işareti olarak değerlendirilir. Önceki ulusal seçimler sırasındaki çekimser tavrın Meksika solunun bir bölümünün ve özellikle de birçok aydının cesaretini kırdığı doğrudur.  Bunlar, yerel mevzilere ağırlık vermek üzere ulusal alanda siyasal mantıktan uzaklaştıklarını düşünerek Zapatistalardan zamanla soğudular. Zapatistalar açısından, çekimser tavrın benimsenmesinden 6 yıl sonra, 2012’de izlenen sessizlik politikası, gizlilik içerisinde yeni stratejiler hazırlanırken muhtemelen mevcut siyasal uygulamaların da bir inkarıydı.                 

 

Demokratik katılımın anlamı

 

Bugüne kadar özellikle Zapatista hareketini genel gelişimleri çerçevesinde ele aldık, ancak içeriye yönelik uygulamaları ne durumdaydı? Öncelikle Chiapas bölgesinin, toprak mülkiyeti yapısının yerli halkları marjinalleştirdiği ve dışladığı, dağlara ya da ormanlara çekilmeye zorlandıkları, buranın Meksika’nın en yoksul bölgelerinden biri olduğunu hatırlatmamızda yarar var. Petrol ya da başta biyo-yakıt olmak üzere büyük tarımsal çiftliklerin gelirlerinden hiçbir pay elde edemiyorlar. Ülkenin sahip olduğu doğal zenginliklerden Meksikalı ya da uluslararası özel şirketler yararlanıyor. Turizm ise bölünmüş bir ekonomik etkinlik; « gelişme projeleri » ve altyapı inşaatları isyan karşıtı stratejilerinin bir parçası haline gelmiş durumda. Bunun yanında, çocuk ölümleri oranı ve daha önce de söylediğimiz okuma yazma bilmeyenlerin oranı hala çok yüksek. Sağlık ve eğitim kurumlarındaki yetersizlik devam ediyor. Yerli halklar kaynaşmaktan çok uzakta ve birçoğu birbiriyle çatışıyor. Dilleri baskı altında, geleneksel inançları folklorikleştirilmiş durumda. Gerçi, yasalarca insan olarak tanınıyorlar ama gerçekte durum böyle mi?

 

Kapitalizmi temel almadan inşa edilecek yeni bir toplum

 

Zapatistalar için ekonominin kapitalist örgütlenmesinin toplumsal bir sapmaya yol açtığı açıktır. Ortak ihtiyaçlar üzerindeki bireysel mülkiyete öncelik vererek ve çeşitli bölgeleriyle birlikte ülkeyi uluslararası sermayenin « toprakları » haline dönüştürerek bizzat ortak yaşamın temellerini yok etmiştir. Hareket yerli halkların uzun tarihini sahiplenmektedir. Avrupa sermayesinin ilkel birikimine temel oluşturacak değerli metallerin üretimi için, XVıncı yüzyılın sonundan itibaren kıtanın asıl sahibi olan halkların köleleştirilmesi süreci ortak akıl tarafından anımsanıyor. Aynı durum, hemen hemen tümüyle yok olmalarına ve topraklarından zorla uzaklaştırılmalarına ve dağlık ve ormanlık bölgelere sığınmalarına yol açacak, plantasyonlarda tarım işçisi olarak çalışma zorunluluğunda da geçerlidir. Sömürgeci elitlerin eliyle gelen XIXncu yüzyılın bağımsızlıkları, yerli halkların tarihinin ve kimliğinin yeniden değer kazanmasını sağlamadı ve tarımsal kapitalizmin gelişimi onları ucuz tarımsal işgücü haline dönüştürdü.

 

Meksika’da, yerli halkların kolektif topraklarına (Ejidoslar) yeniden kavuşmasını sağlayan ve geleneksel toplumsal örgütlenmelerinin bir bölümünü tanıyan 20nci yüzyılın başındaki devrimci çabalara karşın, yerli halklar varlıklarını bir türlü Meksika toplumunun asli unsuru haline getiremediler. Bu, Zapatist Devrimin özünü anlayabilmek için önemlidir. 70’li yılların sonundan itibaren varlığını hissettiren neo-liberalizm, geçmiş devrimci başarıları silip atmayı tamamlamış ve ülkenin tümü yavaş yavaş kuralsız pazarın, faiz yüküyle gittikçe artan dış borcun, küçük bir azınlığın elindeki petrol rantına, kuzey ekonomileriyle eşitsiz ilişkilere ve nihayet tarım reformunun son kalıntılarının ortadan kaldırılması mantığına uydurulmuştu. Devrimden doğan parti PRI, gün geçtikçe kapitalist projenin hizmetine girmiş ve derin bir şekilde yolsuzluğa batarak, seçimden seçime politik yeniden üretimini örgütlemiştir.

 

« Medeniyetler buluşmasının » 500ncü yılı dolayısıyla düzenlenen törenlerde, İspanyol Hükümeti, « keşiflerin » yerli halkların kıta genelinde bilinçlenme sürecini hızlandırdığını belirtmekteydi. Bu onlara yasadışından çıkma, kültürlerini bir yaşam tarzı olarak ifade etme, kolektif örgütlenme yapılarını ve geleneksel liderlerini tanıtma, dinlerinin ve evrene bakış açılarının değerini anlatma fırsatı vermiştir. Baskı altında olmasına karşın, aslında hiçbir zaman ortadan kaybolmamış bir kimlik ortaya çıkıyordu. Ekvator, Bolivya ve hatta Guatemala gibi birçok yerde bu kimlik, 80’li yıllardan itibaren siyasal bir güç olarak kendini gösterdi.

 

Ve şimdi Meksika’da olduğu gibi diğer yerlerde de, yerli halkların uyanışı, hiçbir biçimde ayrılıkçı bir içerik kazanmadı. Chiapas’ta, farklı Maya halkları Meksikalı olduklarını belirtiyorlardı. Zapatistaların etkin olduğu belediyelerde ve « Caracoles »lerde, bütün halk eylemlerinde Meksika’nın ulusal bayrağı taşınıyor. Yerli halkların « ayrılıkçı tehlikesi », uzun süre siyasal sistem üzerindeki hegemonyasını kaybetmekten korkan Meksika kent burjuvazisinin sloganı oldu. Bunlar hareketi kültürel ve politik terimlerle tahlil ediyor ve ekonomik düzenin anayasal teminatı olarak siyasal sistemi eleştirmekle birlikte hiçbir şekilde ulusal kimliği sorgulamayan Chiapas yerliliğinin hızla sosyo-ekonomik bir güce dönüştüğünü fark etmiyordu. Yerli halklar arasında idealist ve nostaljik bir tür eski günlere geri dönüş arzusu olduğu yadsınamaz, ama bu konu, ortaya konulan bir yerli kimlik ile kapitalist sistemin eleştirisini Meksika toplumu içerisinde bir dışlama sistemi olarak sentezlemeyi başarabilen Zapatistaların en son suçlanabileceği alandır.

 

Dolayısıyla tüm sorun dile getirilen ilkeleri uygulamaya sokmaktaydı. Temel yönelimlerine göre Zapatistalar denetim altında tutabilecekleri boyutu aşmadan yani yerelde, kendi arazilerinde hareket ettiler. Birikim mantığının dışında insan varoluşunun maddi temelinin üretimini yeniden örgütlemek (ekonomi) ilk hedeflerinden biri oldu. Bunun için, tarımsal üretimin temel üretim aracı olarak toprak üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmak gerekiyordu. Değerlendirilmeleri için kurulan demokratik örgütlenmeye paralel olarak, yerli topluluklarının kolektif toprakları yeniden ele geçirmesi süreci başlatıldı. Ürünlerin üretimi ve pazarlanması için kooperatifler kuruldu. Ortak iş araçlarının finansmanı için üretim fazlalığından yararlanıldı. Aynı şekilde, 21 Aralık 2012’deki gösteriler için onca insanı nakletmeye yarayacak birçok ulaşım kooperatifi kuruldu.

 

Ocak 2013 başında yayınlanan üç basın bildirisinden birincisinde, Komutan Yardımcısı Marcos, Yeraltı Devrimci Yerli Komitesi ve Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu adına toplulukların gereksinimlerine yanıt verme tarzlarının son 19 yıl boyunca olumlu sonuçlar verdiğinin altını çiziyordu. Tarımsal üretim (tamamen organik, yani kimyasal ya da genetiği değiştirilmiş ürünler kullanılmadan yapılan) Zapatistacı gruplar arasında diğer topluluklara göre çok daha fazlaydı. Yerel tanıklara göre, bu özellikle ihracata yönelik üretilen kahve için geçerli. Bu durum, her türlü halk desteğinin yokluğuna ve şiddetli ve ısrarlı saldırılara karşın (1996 ve 1999 yılları arasında yerel topluluklara birçok saldırı gerçekleştirildi ve bunlar göç etmek zorunda bırakıldı; Haziran 2012’de, ülkenin merkezindeki dağlarda birçok kişi öldü) ortak hizmetlerin finanse edilmesini sağladı. Marcos’un bildirisine geri gelirsek, bazı yerlerde Zapatist olmayanların, daha etkin buldukları harekete ait sağlık kurumlarına başvurduklarını vurguluyordu. Tabii ki, bu hizmetlerin bir bölümünü finanse ederek uluslararası dayanışmanın bu konuda inkar edilemeyecek bir rol oynadığını da eklememiz gerekir. Ancak kriz ortamı ve zapatist deneyimin yirmi yıla yakın bir süredir devam ettiğini göz önünde bulundurursak, böylesi bir yardım mantıken azalmaya eğilimine girmiştir. Dolayısıyla yerel çabalarla tamamlanmasına gereksinim vardır.

 

Üretim girişimleri, toplumsal örgütlenme ve kolektif siyasette olduğu gibi, hareketin temel felsefesine uyumlu biçimler gerektiriyordu, yani, herkesin ortak katılımı ya da doğrudan demokrasi. Gerçi, yerli halkların geleneksel toplumsal uygulamaları bunun için ilham kaynağı olabilirdi. Ancak, bunlar da « Caciquisme » ya da « erkek egemen bakıştan » muaf değillerdi. Dolayısıyla iktidarın uygulanmasını yeniden tanımlamak gerekiyordu ve bu da hareketin temel görevlerinden biri oldu. Komutan Yardımcısının yazdıkları bu konuya fazlasıyla tanıklık etmektedir.

 

İktidarın bir hedef uğrunda araç olma işlevini yitirmesi anlamına gelecek şekilde, sadece amaç haline dönüşmesini engellemek için, topluluklara danışma yöntemi kalıcı bir uygulamaya dönüştü. Farklı iktidar düzeylerinin yönetiminden sorumlu insanların, belediye yetkililerinin ve toplulukların tümü tarafından seçilen konseylerin belirlenmesi için olduğu kadar, önemli kararlar arifesinde tabanın görüşünün alınması sürecinde de uygulandı. Yönetimde görev alan tüm sorumluların düzenli olarak hesap verme süreci sistematikleştirildi. İktidarın kurumsallaşmasını engellemek için bir rotasyon sistemi uygulandı. Örneğin Caracoles’lerde bu rotasyon 15 günde bir gerçekleştiriliyor ve hizmet, ücretlendirilmeden gönüllülük esas alınarak veriliyor. Topluluklar ya da belediyeler tarafından belirlenen kişilerin temel ihtiyaçları (beslenme, konut) ölçülü bir şekilde karşılanıyor. Dolayısıyla bu bir ayrıcalığa dönüşmüyor. Cinsiyet eşitliği üzerinde titizlikle duruluyor.

 

Bütün bunlar ütopya gibi görünebilir ya da Bernard Duterme’in yazdığı gibi bir « anarşist eğilimden » (B.Duterme, 2011) ilham alıyor olabilir ve belki de öyle de. Ve öte yandan, deneyim yaklaşık yirmi yıla yakın süredir devam ediyor. Kuşkusuz, söyledikleri gibi « yürürken öğrenmek » söz konusudur ve ilahi bir gerçeklikten ya da (Alman kökenli filozof Franz Hinckelamert’in Nikaragua ile ilgili olarak sempatiyle söylediği gibi) « ilk günahtan önce doğmuş bir halktan »söz eder gibi bir kolektif toplumsal yönetim örgütlenmesini idealleştirmemekte yarar var. Katılımcı ve doğrudan demokrasiye bağlılığın bir bedeli var: hiçbir şey süratle gerçekleşmiyor. Bu aynı zamanda yerlilerin, lineer değil çevrimsel olan geleneksel zaman kavramından da kaynaklanıyor. Caracoles’in ve spiralin simgeleri buna oldukça iyi uyuyor. Ama en azından inşa edilen yapı çok sağlam.

 

Ortak görevlerin uygulanmasında cinsiyet eşitliğini gerçekleştirmek de bazen kullanışlı olmayan bir ilke gibi görünebilir, çünkü tahakküm altında geçirilen yüzyıllardan sonra, kadın davranışı bundan etkileniyor. Belediyeler ya da Caracoles’ler düzeyinde birçok toplantıya katılmış biri olarak, bunu tespit etmekte zorlandığımı pek söyleyemem. Erkek ve kadın sayıları matematiksel olarak eşit olsa dahi, birincilerin söz almaları ikincilerin müdahalelerine nadiren yer bırakıyor ki zaten onlar da çoğu zaman çok da fazla konuşmaya istekli görünmüyorlar. Kültürün ağırlığı kararnamelerde düzeltilemiyor. Efsanevi büyük Maya Destanı Popol Vuh’un, yaratılışı bir ikili kutsallığın, erkek ve kadının ortak eyleminin meyvesi olarak tanımladığı ve « Batılı »[iv] olarak nitelenen düşüncenin muhalefet kategorilerini tamamlayıcı terimlerle kendilerini ifade ediyorlar. Ancak tüm toplumlarda, efsaneler gerçeklikten değil daha çok teori ya da ütopyadan esinlenirler.

 

Kimileri Zapatistaların iktidarı küçümsedikleri sonucuna vardılar. Ulusal politikada geliştirdikleri tavırlar bu inancı destekler nitelikteydi. Ün kazandığı kitabında, iktidarı ele geçirmeden toplumları değiştirmenin mümkün olduğu fikrini savunan John Holloway (J.Holloway, 2001)[v]in yolundan gittiklerini düşünüyorlardı. Carlos Antonio Aguirre Rojas (2010, 181-184), Jérôme Bachet (2009, 31) ve Bernard Duterme (2009) gibi yazarların itiraz ettiği gibi bu düşünce Zapatistaların konumundan çok da uzak sayılmaz. Gerçekten de Zapatistalarda siyasetin bir iktidar uygulaması olarak değil ama « farklı bir siyaset » yapma arzusu şeklinde ifade bulduğunu görüyoruz. Halkları kendisini ilgilendirmeyen çıkarlar elinde iktidarı yoğunlaştırmak üzere, hem de eylem kapasitelerini ellerinden alarak yönetmek neye yarar? Aksine onu aşağıdan yukarıya, gerekli zamanı ayırarak yeniden inşa etmek gerekir.

 

Lacandona Ormanı Altıncı Bildirisi bunu açık bir dille söylüyordu: « Politikanın hiçbir işe yaramadığını mı iddia ediyoruz? Hayır, söylemek istediğimiz, bu politikanın işe yaramadığıdır. Ve halkı hesaba katmadığı, onu dinlemediği, onun için hiçbir şey yapmadığı ve onu sadece seçim zamanları hatırladığı için gereksizdir. Bir başka tür politika yapma biçimini inşa etmeye, yeniden inşa etmeye çalışacağız » (Aktaran Carlos Antonio Aguirre Rojas, 2010, 177).

 

Dolayısıyla iktidar örgütlenmesinin temeli özyönetimdir. Bu sistem topluluklar düzeyinde, belediyelerde ve hatta Caracoles’lerdeki İyi Yönetim gruplarında işliyor. Ama Devletler ve hatta daha da fazlası Meksika Ulusal Federasyonunda nasıl işleyecektir? Coğrafi ve demografik boyut iktidar uygulamasının bizzat kalitesini değiştiren bir etken değil midir? Doğaldır ki Zapatistalar bunu deneyimleştiremediler ve bu konuya uygulamadaki bakışları mevcut biçimlerin reddi şeklinde oldu ki bu da onları açıkça anarşist tezlere yaklaştırıyordu. Ancak daha yakından incelediğimizde, anarşistlere karşı duyulan bir tür sempatiyi de yok saymamak kaydıyla, Zapatistalarda halkın hizmetinde olan, yolsuzluğa bulaşmamış ve ulusal düzeyde etkin bir siyasal oluşum olasılığını dışlamayan bir gerçekçilik boyutu da algılanabiliyor. Öte yandan, günümüz koşullarında, hareketin bugün nerede mümkün olabilirse orada, yani yerel düzeyde bir başka iktidarın inşası üzerine yoğunlaşma arzusunda olduğu da bir gerçektir.

 

Zapatist belediyeler diğerleriyle birlikte Chiapas Eyaleti arazisinin yarısına kadar uzandığından, farklı oluşumlar arasındaki ilişkiler sorunu da doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkıyor. Birinciler bölgesel eyaletin ya da federal devletin en küçük desteği olmadan kendi kendilerini yönetiyor ve dolayısıyla da kendi mali kaynaklarını yaratmak durumundalar. İkinciler ise resmi yardım ve katkılardan yararlanıyor, ancak bu kez de Zapatizme karşı denge siyasetinde Devlet yanlısı duruşları nedeniyle buralarda yerelin denetimi sınırlı kalıyor. Her iki eğilim de belediyelerde birlikte yer alıyorlar ve örneğin özellikle San Andrès adlı küçük şehirde hiçbir sorun yaşanmıyor. Bazı görevlerin paylaşımı için anlaşmaya varılmış durumda: örneğin Zapatistalar çöplerin toplanması ve kamusal alanların temizliğinden sorumlular.

 

Öte yandan, sağlık ya da eğitim gibi farklı sistemler arasında buna benzer bir modus vivendi oluşturmak söz konusu değil, çünkü temel felsefede büyük farklılık var. Sağlık alanının örgütlenmesini belirlerken, eğitimin içeriği farklı düzeylerde toplumların temel ihtiyaçlarına, tarihlerine, ülke içindeki ve dünyadaki konumlarına uygundur. Aynı şey, son yıllarda sayıları çoğalan ilkokullar ve öğrencilerin bizzat topluluklar tarafından gönderildiği ve maddi olarak desteklendiği ortaokullar için de geçerlidir. Bugün özerk olan Yeryüzü Üniversitesi (CIDECI-UNITIERRA) bir istisna oluşturmuyor. Üniversite, eyaletin başkenti San Cristobal de las Casas’ıs sınırında (güzel rastlantı) yer alan Colonia Nueva Maravilla mahallesinde bulunuyor. Tamamen gönüllü Zapatistaların gönüllü emeğiyle oluşturulan kurumun binaları dağın yamaçlarına kurulmuş. Ana derslik, basit koşullar altında binden fazla insana hizmet verebilir. Burada aynı zamanda hem teknik ve hem de hümanist bir eğitim sunuluyor. Müdürü, Roma Gregoryen Üniversitesi mezunu Dr.Raymundo, kurumu sessizce yönetiyor ve yeri geldiğinde tüm gücüyle otoritesini kullanarak gözbebeği gibi koruyor. Yerleşkenin ortasında yer alan ofisinde, çalışmalarına ve kararlarına ilham verecek şekilde gün boyunca klasik müzik yayını yapılıyor.     

 

Geleneksel adalet uygulamaları belediyelerdeki ve özellikle de Caracoles’ler düzeyinde İyi Yönetim Konseylerindeki dinamiklerden biridir. Kıtadaki yerli halklarının tümünün ortak taleplerinden biridir. Özellikle toprak hakları alanında, modern hukuk tarafından dikkate alınmayan bazı konuların bu şekilde daha iyi savunulduğunu düşünmektedirler. Öte yandan, bazı onarım cezalarının (kurbanın ailesi ya da topluluğun yararına ücretsiz çalışma) toplumsal etkisinin, hapis ya da para cezası gibi kısıtlayıcı cezalardan daha etkili olduğunu düşünmektedirler.

 

Dolaylı da olsa az çok Marcos’un izlediği yola değindik. Farklı bir yelpazedeki bilgiye hakim olan geniş kapsamlı bir aydın. Felsefe eğitimi almış olmasına karşın iletişim dersleri verdi. Bu da onu zamanla bir söz ve yazı virtüözüne dönüştürdü. Eleştirel ve devrimci düşünce konusundaki derin bilgisi ona sağlam bir sosyoekonomik temel kazandırdı. Yüz yüze ilişkilerdeki ustalığı, farklı kültürleri öğrenmesinde ve yerli halkların bakış açısını kavramasında ona çok kolaylık sağladı. Gerçekçiliği onu dogmatizmden kurtulmaya ve komutan yardımcısı sıfatı gibi yeniden derinden kurulacak bir iktidarın yollarını izlemeye itti.  Öte yandan, Latin Amerikalı liderlik geleneğinde, kişisel karizma kuşkusuz gerçek bir avantaj ancak tek başına yeterli değil. « Sub commandante » temelde bunu anladı, ama öte yandan, sonuçta kendisi de ölümlü bir varlık olan ve onu bir ataya dönüştürecek yolu izlemeye başlayınca,  Elias Contreras’a [vi] da iktidarın « rengini »  sorgulatmaktan geri kalmadı.

 

Marcos’un edebi eserlerinde, basın bildirilerinde, talimatlarında ortaya koyduğu mizahi bakış, onu kimi zaman biraz tutsağı haline geldiği tarzı tarafından sürüklenen çekici bir kişiliğe büründürür. Öte yandan, yazdıklarının pedagojik değeri tartışılmaz. O da belki sadece « iletişim bilimlerinin » şeytanına teslim olduğu zamanlarda. Günümüzde aklın mendereslerini izleyebilmek için Yunan mitolojisini iyi bilmek gerekiyor. Hatta bu alanı,dogmaları, sistemleri, yapıları, teorileri, kısacası « büyük söylemleri » yıkma girişiminin merkezi haline getiren postmodern düşüncenin gizemlerini dahi deşifre etmek gerekiyor. Kısacası biçim mesaja dönüştüğünde... Kuşku yok ki, Marcos bu söylemlerin tümünü iyi kullanıyor, ancak ölümlülerin iletişim anlamında ortak noktası pek yok gibi, bu bir orman bok böceğinden (Don Durito) kendini yusufçuk sanmasını istemek gibi bir şey.

 

« Sub»un başına geçirdiği farklı kar maskeleri, değişmeyen piposu onu farklı bir kişiliğe büründürüyor. Meksika ulusunun tarihine damgasını vuran bir gerilla hareketinin öncüsü ve temelde iktidarı yeniden tanımlayan bir siyasal yönteme ilham veren, devrimi ve ardından Chiapas’taki Maya halklarının örgütlenmesini gerçekleştirmiş olsa da, o aynı zamanda bir edebiyat adamıdır da. 2005 yılında, Guadalajara Üniversitesinin tez jürisine din sosyolojisi Kübalı bir sosyologun değerlendirmesine katıldığım gün, Marcos, aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesinde son romanını tanıtıyordu. Kimisi bu durumu bir devrimci önder için biraz galip karşıladı. Kimileri ise böylesi bir kişilik için aynı zamanda yazar olmanın yasak olmadığını düşünüyordu.

 

Şubat 2013’te, Havana Kitap Fuarı açılışı sırasında, Meksika’da Askeri Ataşelik yapmış, bu alana yönelik eserini tanıtan Kübalı bir tarihçi ile karşılaştım. Birlikte Zapatizm üzerine tartıştık. Bana Marcos’un Chiapas’a dönüp dönmediğini sordu. Biraz şaşkınlıkla, ona muhtemelen döndüğünü, çünkü son basın bildirilerinin « güney-doğu Meksika dağlarından » gönderildiğini söyledim. Kübalı subaya göre, uzun süre başkentte kalmıştı. Ülkenin en ünlü iki müzik grubunun verdikleri büyük konserin olduğu gece bir miting yapma izni vererek, Cumhurbaşkanının onu bir şekilde aldattığını da sözlerine ekledi. Meksika hükümetinin onu birçok kez Chiapas’a gitmeye davet ettiğini, ancak her seferinde daveti reddettiğini de söyledi.

 

Bazen Marcos’un Küba hakkında ne düşündüğünü merak ettik. Marcos’un devrimci hareketi, Küba Devriminden 35 yıl, Berlin’deki duvarın yıkılmasından çok az sonra, « reel sosyalist » rejimlerin tümüyle sorgulandığı bir dönemde başlatılmıştı. Bütün bunlar bu hareketi hedef olarak olduğu kadar, yöntem olarak da Küba Devriminden uzaklaştırıyordu. Dünyanın değişik yerlerindeki siyasi hareketler ve aydınların bir bölümü, Küba’yı eleştiren tezlerine destek olarak gördükleri bu farklılıklara vurgu yapmaktan hoşlanıyordu. 

 

Halbuki 2003’te, « İnsanlığın savunması için » şiarıyla Mexico’da düzenlenen hareketin kurucu toplantısında, Marcos’un verdiği mesajı duyma imkanı buldum. Tasarımını, dostlarından biri olan Pablo González Casanova’nın yaptığı bu hareketin doğuşunu selamlamak için çok profesyonelce hazırlanmış bir video gönderdi. Burada iki yüze yakın aydın, sanatçı, toplumsal önder vardı. Aralarında o dönem Bolivya’daki Cocaleros hareketinin yöneticisi olan Evo Morales,  Küba Kültür Bakanı Abel Prieto, daha sonra hareketin, merkezi Caracas’ta olan genel sekreteri olacak Venezüellalı tarihçisi Carmen Bohorquez bulunuyordu. Marcos Küba Devriminin resimli bir tarihçesini yapar. Bu devrim olmadan, kıtanın diğer ülkeleri bugüne kadar tanık olduğu toplumsal ve siyasal hareketleri geliştiremezdi. Fidel Castro’dan övgüyle söz eder. İzleyiciyi büyüleyen açık bir tutumdu bu. Marcos tarihi okumasını iyi biliyordu: Küba’nın mutlak bir cennet olmadığı kesin, ancak bu küçük ülke, kıyılarından çok uzakta olmayan ABD’nin dayattığı her türden engele rağmen toplumun ortak hedeflerini derinden dönüştürmeyi başarmıştı.

 

« Eğer senin devrimin dans etmeyi bilmiyorsa, beni devrimine davet etme » (Marcos)

 

31 Aralık 2012’de, Oventic Caracoles’i, Yeryüzü Üniversitesinde, yılın birinci günü töreni dolayısıyla düzenlenen uluslararası seminere bir katılımcı grubunu davet etti. Bunlar özellikle daha önce sunum yapmış olanlar ve birkaç yabancıdan oluşuyordu. 1995’ten beri, bu oluşum Aguacalientes 2 (birincisi Başkan Zadillo’nun emirleriyle ortadan kaldırılmıştı) adıyla çalışmalarını yürütmüştü. 2003’te Caracoles halini almıştı. Bu davet Caracoles için bir ilkti, çünkü Zapatistaların kendilerini turistik bir ilgi alanı dönüştürme niyeti hiç yoktu. Seminer çalışmalarını saat 21.00’e doğru sonlandırdı. Ayaküstü bir şeyler yemek üzere kısa bir süre geçtikten sonra misafirler onları Caracoles’e götürecek araba ve minibüslere bindiler. Hatta bunlardan bazıları yeterince benzinlerinin olmadığını belirttiler: akşamın onunda, hem yılbaşı arifesinde, herkes yılbaşı gecesine hazırlanırken hem de maytap ve havai fişekler her tarafta patlamaya başlamışken! Aracın deposunu doldurmak için şehir turu yapmasını beklerken, kervan halinde seyahat etmek daha güvenli olduğundan diğer araçlar kentin kıyısında buluşmuştu. Bir saatlik beklemeden sonra konvoy, dönemeçleri yüzünden deniz tutmuşa döndüğüm dağ yolunu izlemek üzere yola çıktı. Gece yarısına çeyrek kala gideceğimiz yere vardık. Birbirinden farklı yüzlerce araç yolun kenarına park etti. Caracoles’in parmaklıkları kapalıydı ve kapüşonlu Zapatistalar tarafından korunuyordu. Aşağıda, birkaç yüz metre uzakta, bir kalabalığın sesi geliyordu. Hava çok soğuktu. Dolunay sayesinde, izlenimci bir resimdeki gibi manzaranın ana hatları belirgindi ve gökyüzünde binlerce yıldız ışıldıyordu. Anlaşıldığı kadarıyla, Zapatistalar bizi vardığımız saatten daha önce bekliyordu ve sorumlular başlamış olan ve yankısı bize kadar ulaşan törene katılmışlardı bile. Saat gece yarısını vurduğunda, şamanların duaları ve topluluk önderlerinin söylevleri arasında ulusal marşın ezgisini uzaktan az çok seçebiliyorduk.

 

Bu arada, bekçilerle söyleşmeye başlamıştık. Bize kapıları açmaya yetkilerinin olmadığını ve sorumlularla görüşmeleri gerektiğini bildirdiler. Çok nazik bir şekilde, aralarından dört tanesi tepeden aşağıya, törenin düzenlendiği ortaokulun bahçesine inmeyi kabul etti. Doğrudan demokrasinin ve çevrimsel zaman kavramının ne anlama geldiğini bilfiil görme imkanı bulacaktık. Üstünden bir hayli zaman geçtikten sonra, yol üzerinde beliren gölgelerini görmeye başladık. Çıkışları inişlerinden daha da yavaştı. Ellerinde kağıtlar vardı. İçeriye girebileceğimizi ama bundan önce isimlerimizin, uyruklarımızın, doğum tarihlerimizin, meslek ve pasaport numaralarımızın yer aldığı listeleri doldurmamız gerektiğini söylediler. İşlem on beş dakika sürdü ve dört arkadaş yine aynı ritimle, sorumluların yapacağı kontrol için yola koyuldular. Nihayet, kapıyı açmak üzere yeniden yanımıza tırmandılar.

 

Bütün bunlar bir saat on beş dakika kadar sürdü ve yaşadığımız tecrübeye şaşırmış bir durumda, oturmadan, ayakta durarak soğukta bekledik. Kimse bu durumdan şikayetçi olmadı. Tersine, her şeyin yolunda gitmesinden memnun bir halde hemen yokuş aşağıya inmeye başladık ve yol boyunca karşımıza hepsinin kafasında kar maskeleri bulunan, gittikçe kalabalıklaşan kadınlar, erkekler, çocuklar ortaya çıkmaya başladı. Tören az önce tamamlanmıştı ve danslar başlamak üzereydi. Gösteriyi, koskocaman bir Meksika bayrağı altında, dönüşümlü olarak biri Mariachis diğeri de halk türküleri çalan, iki müzik grubu renklendiriyordu. Yüzlerce Zapatistacı, orkestraların ritmine ayak uydurarak ve hemen hemen hiç durmadan, ağırlık merkezlerini bir ayaktan diğer ayağa devrederek oynamaya başladı. Yolculuğun etkisinde biraz sarsılmış olan midem, çok fazlasına izin vermese de, atmosferin de etkisiyle, dansa candan katılmaya çalıştım.

 

Caracoles arazisinin her köşesinden gelen yerli ve köylü toplulukları, birlikte yaşamanın güzelliğini ve 1994 isyanının yıldönümünü ve aynı zamanda güneş takviminin başlangıcını kutlamak için günlük yaşamın sıradanlığını bozuyordu. Halbuki güneş takvimini kutlamak pek gelenekten değildi ama başarılarının tarihiyle gündeme gelen bir döneme ait olan bu takvimi artık sahipleniyorlardı. San Cristobal yoluna geri dönmek için arabalarımıza gitmeye karar verdiğimizde kutlama tüm heyecanıyla devam ediyordu. Sabah saatin üçüydü. 1 Ocak sabahı itibariyle devam edecek toplantıyı da unutmamamız gerekiyordu.

 

Sosyal ve siyasal örgütlenme

 

Zapatist kurumlar üç seviyede kurulmuştur. Birincisi, örgütsel görevlerin uygulanmasından simgesel alana kadar geleneksel yapı ve rollerin üzerinde temellenen topluluklardır. İkincisi (Marez), yetkililerinin topluluklar tarafından seçimle göreve getirildiği özerk ilçeler ya da belediyelerce oluşturulurlar. Sömürge döneminde uygulanan ve bağımsızlıkla birlikte yeniden üretilen yönetsel yapının dönüştürülmüş haline karşılık gelirler. Bu boyutta klasik görevlerin yerine getirilmesini sağlarlar ve bu toprakları Zapatistlerle Zapatist olmayan yapılar paylaşırlar.

 

2003’ten itibaren Caracoles’ler biçiminde örgütlenen ve birinciyle ikinciyi birleştiren ve alt basamakların kapasitesini aşan, adalet, sağlık, eğitim ve yönetim uygulamalarına ait ortak hizmetlerin alanı olan İyi Yönetim Konseyleri, üçüncü seviyeyi oluştururlar. Bu konseylerin aldıkları tüm kararlar, topluluklar tarafından özü itibariyle, prensip olarak onaylanmalıdırlar: « itaat ederek yönetmek ».

 

EZLN Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun kendine özgü bir yapısı vardır. 80’li yıllarda Lacandona Ormanında kurulan ve Marcos’un komutasındaki ve çekirdek yapısından en üst rütbelilere kadar çeşitli Maya uluslarına ait yerlilerden oluşan ordu, Chiapas’ın belli başlı kentlerini işgal etmek amacıyla 1994 yılında bir operasyon başlatmıştır. Ateşkes sürecinden beri devletin güney-doğusundaki ormana geri çekilmiş ve dağılmaksızın, San Andrès Mutabakatları çiğnenmedikçe askeri eylemlerine ara vermiştir. Harekat yeteneğini ayakta tutabilmek için, her topluluk yıllık olarak askerlik yükümlülüklerini yerine getiren belli sayıda genç, erkek ve kadını orduya göndermektedir. Ana gücü tam zamanlı isyancılardan ve kısmen de zaman zaman eğitimlerini güncellemeleri gereken yedeklerden oluşmaktadır.

 

2012 sonu : Yeni basın bildirileri

 

30 Aralık 2012’de, Üçüncü Uluslararası Düşünme ve Analiz semineri sırasında, Komutan Yardımcısı Marcos, uzun süren bir sessizlikten sonra Aralık 2012 sonu tarihli ve ilki « Yasadışı Devimci Yerli Komitesi », Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu Genel Komutanlığı, diğer ikisi ise sadece EZLN imzasıyla üç bildiriyle halka seslenmişti. İlk belge en anlamlısıydı. Zapatistaların yok olmadıklarına ve hatta nicelik ve niteliksel olarak durumlarını geliştirdiklerine vurgu yapmanın yanı sıra, asıl önermesi yerli halklarının haklarını tanıyan ve dönemin Başkanı tarafından açıklanmadan önce aynı partinin (bugün ülkenin idaresini yeniden ele alan PRI) yönettiği federal hükümet tarafından imzalanan, San Andrès Mutabakatlarının uygulanmasını talep etmekti.

 

Kendilerine özel tarzlarıyla, Zapatistalar bunu daha en başlarda ifade ediyorlardı:  « Onların (politikacıların) başarısız olmaları için bize ihtiyaçları yok. Bizim de ayakta kalmak için onlara ihtiyacımız yok ». Sağ parti PAN’ın ve « onun solunda » oluşturulan yeni parti PRD’nin iki Başkanlık döneminden sonra, PRI’nin yeniden seçimler (şaibeli) aracılığıyla iktidara geldiğini hatırlamamızda yarar var. Dolayısıyla Zapatistalar için hem Maya takviminde yeni bir dönem, hem de ülkenin siyasetinde yeni bir konjonktür açılıyordu.

 

Basın bildirisinde ayrıca Ulusal Yerli Kongresini güçlendirmek ve ulusal ve uluslararası planda toplumsal hareketlerle yeniden bağlar kurmak için yeni girişimlerden söz ediyordu. Siyasal çevrelerin ve daha önce iktidara gelmiş olan tüm siyasal partilere yönelik eleştirisini yeniden gündeme getiriyordu.

 

Diğer iki bildirinin içerikleri ise daha spesifikti. Birinin başlığı « Sizi iyi tanıyoruz! » idi. Masumlar günü olan 28’i yerine, yanlış bir tarihte (24 Aralık) listelerin yayınlanıp yayınlanmadığını kendi kendine soruyor, yeni siyasal sorumluların isimlerini tek tek sayıyordu. Cumhurbaşkanından Vali ve Bakanlara dek birbiri ardında siyasal yolculuklar, ana başlıklarıyla kötü uygulamalar sayılarak yeniden ele alınıyordu: katliamlar, tutuklamalar, yolsuzluklar. Üçüncü bildiri PAN’a, Luis Hector Alvarez Alvarez’e yönelikti ve partisinin yaşadığı ağır yenilgi ve özellikle de yönetimi altında Meksika’nın tarihinin en kanlı dönemini yaşadığı eski Başkan Felipe Calderón’u hedef alıyordu. Alvarez yakın zamanda anılarını kitaplaştırmıştı (Corazon İndigena). Parlamentonun Uyum ve Uzlaştırma Komisyonu (COCOPA) üyeliği yapmış ve Marcos o dönemdeki tutumunu beğenmişti. Ardından Başkan Fox (PAN) tarafından Chiapas’ta barışı sağlamakla yükümlü komiser olarak görevlendirildi ki bu görevi sırasında çok kötü bir sınav vermişti. Marcos ondan partisinden istifa etmesini ve geçmişte izlediği doğru yola geri dönmesini istemişti.

 

Her zamanki gibi, bu bildiriler özellikle Mario Benedetti’ye ait edebi başvurularla başlıyorlardı. Bu tarza alışık olmayanlar için bütün bunlar, mesleki bir deformasyonun meyvesi gibi olmasa bile biraz sıkıcı görünüyordu. Ama işte böyle, Marcos’un tarzı bu ve muhtemelen de bu yaştan sonra bunu değiştirmesi zor olacaktır. « Sub »un hükümetten San Andrés Mutabakatlarını yasal olarak tanıma talebi, kamuoyunun bir kesiminde ve bazı siyasal çevrelerce hoş karşılandı. Salinos de Gortari tarafından kurulan Partido Verde Ecologista de México üyesi yeni Chiapas Valisi diyalogun yeniden başlatılması sürecini olumlu karşılıyor. 2012’den beri hapiste olan iki Zapatista hareketi sempatizanını serbest bıraktırdı. Parlamentoda, Ulusal Birlik Konseyi daimi komisyonunca aynı yönde bir oylama yapılmıştı. Öneri PRD’li Dolores Padima’dan geldi, ama aynı zamanda PRI ve Partido Verde Ecologista de México üyesi parlamenterlerin de desteğini aldı. Öte yandan, Marcos’un müdahalesinden üç ay sonra, hiçbir karara varılamamıştı.

 

Meksika solunda bile suskunluk hakimdi. Bazıları ne “Farklı” olarak adlandırılan kampanyayı, ne de tüm partilerin aynı kefede değerlendirmiş olmasını bir türlü unutamıyordu. Küba’da Meksika Senatosunun eski Başkan Yardımcısı [vii] aracılığıyla aldığım bilgiye göre, onlara göre Marcos’un mutabakatların uygulanmasını şart koştuğu kadar, tavrını da değiştirmesi ve topluluklara yönelik uluslararası yardımı tek elde toplamayı da bırakması gerekirdi. Kısacası, Zapatist önderlerin kredibilitesini azaltacak kanıtı olmayan suçlamalardı bunlar.

 

Uluslararası boyut

 

Gider gitmez, Komutan Yardımcısı Marcos Zapatistaların eyleminin uluslararası boyutuna ağırlık verdi. Hareketin sistem karşıtı niteliği açıkça ortaya konmuştu (kapitalizm sadece yerel bir gerçeklik değildir). Neoliberalizme karşı muhalefet, direnişin ana hedefleri arasında olmuştur. 1996’daki « Galaksiler arası » toplantı bunun oldukça belirgin bir dışavurumu olmuştur. Fransız sosyolog Alain Touraine gibi ünlü kişiliklerin de aralarında bulunduğu birçok milletten oluşan katılımcılar organizasyonun önemini göstermektedir. 2007 yılı Onurlu yaşam için kadın toplantısı düzenlendi. 2009’da, ayaklanmanın 15nci yıldönümü dolayısıyla, perspektifleri genişletmek ve « Dünya içerisinde birçok dünya olduğunu » hatırlatmak amacıyla  « Dünya Onurlu Öfke Festivali » yapıldı. Aynı durum 2007 ve 2012’de örgütlenen uluslararası toplantılarda da yaşandı.

 

Öte yandan, harekete destek açısından uluslararası dayanışma önemli bir işlev üstlendi. Dünyanın dört bir yanından binlerce kişi ve özellikle de gençler Zapatistaların hedef ve yöntemlerine hayran kaldılar. Uluslararası köylü hareketi Via Campesina, kırsal nitelikli oluşları ve kullandıkları organik tarım yöntemleri için Zapatistaları destekledi. Hareket nezdinde daimi bir temsilci dahi görevlendirdiler.

 

İlki Brezilya’da, Porto Allegre’de 2001 yılında düzenlenen Dünya Sosyal Forumu ile ilişkiler pek başarılı sonuçlar vermedi. Bir yandan bu tür kurumlara dahil olarak Zapatistalar karar alma sürecindeki özerkliklerini kaybetmekten korkuyorlardı, diğer yandan ise Dünya Sosyal Forumu’nun tüzüğüne de yansıyan ilkeleri gereğince, her türlü siyasi partinin yanı sıra, silahlı direniş hareketlerinin de forum etkinliklerine katılımına olanak yoktu. Oysa 1994’te, Zapatist isyan silahla başlamış ve hareketin ortaya çıktığı tarihten beri hiçbir harekat düzenlenmemiş olsa da, Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu kendini lağvetmemişti. Tabii ki, bu yönde bir irade bulunsaydı, birçok siyasal partinin yaptığı gibi örneğin bir sivil toplum kuruluşu aracılığıyla bu duruma bir çözüm bulmak mümkün olabilirdi. 

 

2012 sonundaki ilk bildiride yer alan ve uluslararası alanda yeni girişimlerde bulunulacağının duyurulması doğal olarak ilgi çekmişti. Üçüncü Uluslararası Seminerin (30-31 Aralık 2012 ve 1-2 Ocak 2013) « Sistem karşıtı hareketler ve Dünya Gezegeni » başlığı dikkat çekiciydi. Bu buluşmaya, Arjantin’deki Qom’lardan, Ekvator’daki CONAIE (Yerli Koordinasyonu)’ye, Şili’deki Mapuça’lara kadar çeşitli yerli hareketleri ve tabii ki Zapatistalar ve Meksika Ulusal Yerli Kongresinin birçok üyesi katıldı. Aynı şekilde ABD’deki Kara Panterlerin eski bir yöneticisi, New York Mahallelerinde Adalet Hareketi temsilcisi bir Bayan, Arjantin’de güçlü olan bir köylü hareketi ve Meksika ve Avrupa’dan birçok aydın katılmıştı. Şüphesiz, yapılan tartışmalar hareketin izleyeceği yol, sistem karşıtı ve toprak anayı savunma geleneği hakkında açık bir fikir vermesine karşın, önereceği yeni uluslar arası girişimin türü hakkında pek ipucu vermiyordu.

 

Bütün bunlar, Meksika’nın güney-doğusundaki dağlardan değil ama « dünyanın herhangi bir köşesinden » yayımlanan basın bildirilerinde aşamalı olarak ortaya konulmalıydı. 2013’ün ilk aylarında, Zapatistalar uluslararası ve ulusal mücadelenin birliği üzerinde ısrarla durdular. Sexta (yani altıncı) antikapitalist bir şebeke olarak kendini yeniden tanımladı. Hedeflerini de antikapitalizmden inşa etmeyi tasarladığımıza geçiş olarak belirledi: Hangi Dünya? Kiminle birlikte? Nasıl? (Jérôme Baschet, 2013). Hareketin sürekliliğine gelince, ikinci bir komutan yardımcısının, Marcos’un teğmeni olan, Tseltal yerlisi Moises’in seçilmesiyle kendini gösteriyor. Yeni girişimlerin bir bölümünü örgütlemek görevi ona düşecek.

 

Zapatist deneyimden ve « Rönesans »ından ne öğrenmeliyiz?

 

Her şeyden önce, hareketin yerlilerden oluşan güçlü tabanı, devamlılığının başlıca teminatıdır. Kuşkusuz Zapatizm sadece bir yerli hareketi değildir ve Zapatistaların tümü yerlilerden oluşmamaktadır ama yerli halkların onur ve kimlik mücadelesi, çok ulusluluğun önemli bir olgu olduğu diğer ülkelere örnek olabilecek en temel unsurdur.

 

İkinci tespit, toprak ana üzerinde farklı bir insan yaşamı paradigması oluşturma gerekliliğinin bilincinde olan hareketin sistem karşıtı niteliğidir. Böylesi bir girişim, doğayla ilişkileri, yaşama ilişkin temellerin maddi üretimi, ortak örgütlenme ve kültürü, gerçekliğin okuması ve toplumsal etiğin inşasını içeren bütünsel bir vizyonu gerektirmektedir. Bu, « buen vivir » ya da İnsanlığın Ortak Yararı olarak birçok biçimde ifade edilebilir.

 

Üçüncü tespit temelde demokrasiye sadık kalarak iktidar aygıtının kullanımı anlayışıdır. Her ne kadar uygulaması zor ve kırılgan görünse de, örnek oluşturabilecek, yerel düzeyde işleyen bir farklı kamu hizmeti felsefesi söz konusudur. Gelecek için asıl sorun bu ilkelerin bölgesel ve ulusal boyutlarda uygulanması olacaktır.

 

Dördüncü düşünce özellikle, tarihe başvuruyla geleceğin inşasını buluşturan eğitimin içeriğiyle kendini gösteren « ruhların sömürgeden kurtarılmasıdır ». Toplumsal ve ekonomik dönüşümler kültürel değişimler olmadan gerçekleştirilemez.

 

Nihayet, genel olarak devrimci hareketlere olduğu kadar köylü ve yerli isyanlara da has bir durum olan karizmatik önderlik olgusu, hareketin inşası ve başlatılması için çok yararlı olsa da, sürekliliği açısından sorun yaratabilir ki, Zapatistalar bunun gayet bilincinde görünüyorlar.

 

Zapatistalar sosyalizmi inşa etmek ve yeniden düşünmek için büyük bir ders verdiler ve vermeye devam ediyorlar. Bunu kendi düzeylerinde, kendi deneyimleriyle ama aynı zamanda mevcut ufuklarını aşan bir vizyonla yapıyorlar. Postkapitalist bir dünyanın nasıl olabileceği üzerine kendi kendini sorgulamayı önerdikleri bir dönemde, alternatif küreselleşme ve uluslararası toplumsal ve siyasal inşa hareketinde onlara bir yer ayırmanın zamanı gelmiştir.     

 

ANILAN KİTAP VE MAKALELER:

 

AGUIRRE ROJAS, Carlos Antonio (2010) Chiapas, Planeta Tierra, México, Ediciones Contra-historias.

 

BASCHET, Jérôme (2004) La rébellion zapatiste, Paris, Champ-Flammarion.

 

DUTERME, Bernard (1998) Indiens et Zapatistes, Bruxelles, Ed. Luc Pire.

 

DUTERME, Bernard (2009) Passés de mode, les Zapatistes ?, Le Monde Diplomatique, octobre 2009.

 

HOLLOWAY, John, (2008) Changer le monde sans perdre le pouvoir, Paris, Syllepse, Montréal, Lux.

 

LEBOT, Yves (1997) Subcomandante Marcos, El seño zapatista, Barcelona, Anagrama.

 

MARCOS (sous-commandant) (2009) Saisons de la Digne Rage, [présenté par Jérôme BASCHET], Paris,

 

Climats-Flammarion.

 

(Investig’Action www.michelcollon.info sitesinde François Houtart imzasıyla 3 Nisan 2013 tarihinde yayımlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir)

 



[i] Yerli törenlerinde boru olarak kullanılan büyük deniz kabuğundan alınmış ama aynı zamanda lineer olmayan ve çevrimsel zamanın, iktidarın uygulanmasının ve toplumsal örgütlenme yönteminin simgesi olan ve Zapatistalar tarafından belediyelerden daha üstün hükümete bağlı yönetsel birimi içeren ve aynı zamanda sağlık merkezi ve ortaokulu da içeren alana verilen isim.  

[ii] Louvain-la-Neuve’de 1976 yılında kurulan üç kıtayı kapsayan merkez.

[iii]Komutan Yardımcısı Marcos’un birçok yazısını, başlangıçta sentezini yaparak ve Zapatista hareketinin Meksika toplumunda ne anlama geldiğinin eksiksiz bir görüntüsünü sunan Jérôme Baschet’nin eseri. Bu metinlere derin bilgisinden yararlanarak yaptığı katkılar dolayısıyla yazara teşekkür ederim.

[iv]Marcos, Avrupalı kökenini ortaya koyan bu terim hakkında bizlerin Coğrafya sorunu yaşadığımızı belirtecektir!

[v] John Holloway’in düşüncesi başlıktaki sadeliğe karşın tabii ki daha nüans içermektedir.

[vi] «Zapatista Ordusunun Soruşturma Görevlisi » Elias Contreras, Komutan Yardımcısı Marcos’un hikayelerinde karmaşık sorunların çözümünde her zaman etkilidir.

[vii] Bayan Senatör Yeidckol Polevnsky, bağımsız ve Küba’da çok beğeni toplayan José Marti ve Dünyanın Dengesi (2010) kitabının yazarı.

 

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest