Suriye'de sahte bayrak operasyonu

 Tam bir savaş ortamı. Çatışmanın tüm tarafları rakibini saf dışı bırakmak ve çatışmaya bazı yabancı güçlerin bulaşmasını sağlamak ya da önlemek için yalana ve kurnazlığa başvuruyor. 

 

 

Suriye’yi bağrından bölen savaştaki gibi bir hayatta kalma savaşı bağlamında da benzer yollara başvurulmaması şaşırtıcı olurdu. Öte yandan, suçluları açıkça belirlenmediği durumlarda uluslar arası odakların bunları sistematik olarak Şam rejimine mal ettiği gerçeğini çok az insan biliyor. Bu suçlar false flag* tekniklerine, yani sahte bayrakla girişilen yasadışı savaşa başvuran isyancı grupların eseridir.

 

Bu terörist grupların stratejisi günahsız kişilerin katledilmesi, katliamın karşı tarafa yüklenmesi ardından da kendi işledikleri katliamlara misilleme olarak başka katliamların düzenlenmesi şeklinde işlemektedir.

 

Yapılanlara dini bir kılıf sunmak ve bu şekilde kendince bu tür haydutça kurnazlıkları meşrulaştırmak için, kendilerini « emir » olarak adlandıran kimi isyancı liderleri fetvalar yayınlamaktadırlar.

 

Akılları iyice bulandırmak amacıyla, isyancı savaşçılar işi kurbanlarına cenaze törenleri düzenlemeye kadar vardırmaktadırlar.

 

Karşılaşma imkanı bulduğumuz ve toplulukların tümüne ait birçok tanığa göre, Suriye’deki faili meçhul birçok katliamda onların imzası bulunuyor.

 

Bu silahlı grupların tercih ettikleri hedefler çoğu zaman, Suriye Devlet Başkanının da Şiiliğe bağlı heterodoks ve mistik bir cemaat olan aleviler oluşturmaktadır.

 

4 Ağustos’ta, « kıyı şeidinin kurtuluş savaşı » adı verilen bir operasyon çerçevesinde, Lazkiye’nin on bir alevi köyü El Nusra Cephesine bağlı silahlı gruplarca işgal edildi. Birkaç saat içinde, aralarında çocukların da bulunduğu altmışa yakın köylüye işkence yapıldı, kurşuna dizildi ya da başları kesildi. Birçok kadın ve çocuk da terörist gruplarca kaçırıldı. (http://www.youtube.com/watch?v=I8_5sEPGeHk )

 

Resmi olmayan bilgilere göre, bu operasyon sırasında toplam 341 alevi kaçırıldı ya da öldürüldü.

 

Birkaç gün sonra, geçici olarak isyancıların elinde olan bölgelerde toplu mezarlar bulundu ( http://www.youtube.com/watch?v=XjHYfwRD23w ). Yapılan incelemede kurbanların 4 Ağustos tarihinde saldırıya uğrayan Alevi köyü sakinleri olduğu anlaşıldı.

 

Bu bilgi, 21 Ağustos’ta Şam yakınlarındaki Guta’da yaşanan kimyasal saldırıya « misilleme » olarak birçok rehinenin infaz edildiğini bildiren cihatçılara ait internet sitelerince kısmen teyit edildi. Ancak ne Amerikan Başkanı Obama, ne Fransız mevkiidaşı, ne de sözüm ona « özgür » medya kuruluşlarımız açıkça hiçbir stratejik yarar sağlamayan bu katliamı lanetlemekten çekinmedi.

 

9 Eylül’de, El Nusra Cephesi, Homs kırsalında Maksar al Hessan’da 16’sı alevi 22 kişiyi katletti (Le Figaro, 12 Eylül 2013). Altı Sünni bedevi onlarla aynı acıklı kaderi paylaştı.

 

Aralarında birçok çocuğun da bulunduğu bu 22 suçsuz insan da geçen 21 Ağustos’ta kimyasal silahla gerçekleştirilen katliama misilleme olarak öldürülmüştür.

 

Maksar al Hessan katliamını gerçekleştirenler için, bir bölümünün dini aidiyeti, bir bölümünün ise çatışmalardaki tarafsız kalışı, ölüm cezasını hak etmeleri için fazlasıyla yeterliydi.

 

Suriye’deki isyan hareketine yakın duran bir kurum olmasına karşın, Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütüne göre, Maksar al Hessan katliamının kurbanlarının tümü yaşanan çatışmalara ve aynı şekilde 21 Ağustos’ta Guta’da gerçekleştirilen kimyasal saldırıyla hiçbir ilgisi olmayan sivillerdi.

 

Bu tarihten beri, isyancı gruplar kimyasal saldırıyı gerekçe göstererek sistematik olarak sivilleri katlediyorlar.

 

Halbuki, bugün itibariyle, bu saldırıyı hükümet güçlerinin gerçekleştirdiğini düşünmemizi sağlayacak hiçbir veri yok. Aksine, elimizdeki birçok ipucu katliamı silahlı muhalif güçlerin yaptığını gösteriyor. Bu kanıtlar arasında;

 

. bir Rus uydusu tarafından tespit edilen ve Birleşmiş Milletlere teslim edilen, isyancıların elindeki Duma bölgesinden şüpheli füze atışlarına ilişkin görüntüler

 

. Ürdünlü gazeteci Yahya Abadneh’in, içeriği bilinmeyen maddelerin kullanımındaki yanlışlıklardan söz eden Gutalı üç isyancıya ilişkin makalesi, ki söz konusu yazı Associated Press muhabiri Dale Gavlak tarafından Amerikan Mint Press Ajansına aktarılmıştır

 

. aralarında Yokedici Koku Tugayının (Katibat Rih al Sarsar) da bulunduğu Cihatçı gruplar tarafından Youtube aracılığıyla yayınlanan sayısız kimyasal saldırı tehdidi

 

. İsyancı grupların yine Youtube aracılığıyla yayınladıkları, Gaziantep’te bulunan Türk fabrikası Tekkim’de üretilmiş kimyasal maddelerden oluşan stokları gösteren görüntüler

 

. 28 Mayıs 2013’te Adana’da El Nusra ve Ahrar al Cham cihatçı gruplarına ait bir ‘güvenli ev’de, Suriyeli terörist Haytam Kassap’ın evinde Türk Polisi tarafından ele geçirilen kimyasal maddeler

 

. daha önce Halep yakınlarındaki Han al Assal’da yaşanan ve Rus gazeteci Anastasia Popova tarafından belgelenen kimyasal katliam

 

. isyancıların « savaş gazlarını » kullandıklarını belirttikleri videolar

 

. El Nusra Cephesi birlik komutanı Nedim Baluş’un itirafları

 

. Suudilerin askeri yardımı sayesinde Suriyeli isyancıların gittikçe daha etkili olmaya başlayan ateş gücü ve harekat koordinasyonu

 

. isyancılara ait medya kuruluşları tarafından yayınlanan kimyasal saldırı görüntülerine ilişkin, Cranfield Adli Tıp Enstitüsü kiyasal silah uzmanı Stephen Johnson’un ortaya çıkardığı kuşkular

 

. « Suriye devriminin » rehineleri olan iki arkadaş, Belçikalı tarihçi Pierre Piccinin ve İtalyan gazeteci Domenico Quirico’nun tanıklıkları v.b.

 

İlginç bir şekilde, cihatçıların isyanına hayran olan birçok kişi gibi Bay Chirico da isyancıların false flag’a başvurmuş olmalarından şüphe ediyorlar.

 

Uluslararası üne sahip Suriyeli cihatçı milislerin elinde beş ay boyunca rehin tutulan İtalyan gazeteci, kendisinin de kurban olduğunu kabul ediyor. 10 Eylül 2013 tarihli İtalyan La Stampa gazetesinde onu kaçıranların yöntemleri üzerinde söyledikleri:

 

Kentten çıkar çıkmaz aracımız yüzleri maskeli insanlarla dolu iki pikap tarafından durduruldu. Bizleri araçlarına bindirdiler, ardından bize dayak attıkları bir eve götürdüler.

 

Kendilerini rejimin polisleri olarak tanıtıyorlardı. Sonraki günler, bunun yalan olduğunu anladık, çünkü bizi kaçıranlar aksatmadan inançla günde beş vakit namaz kılan koyu Müslümanlardı. Cuma günü Esat’a karşı cihadı savunan bir hocanın vaazını dinlediler. Ancak asıl hava kuvvetleri tarafından bombalandığımızda aklımızdaki tüm şüpheler dağıldı: bizi rehin alanlar isyancılardı.

 

Domenico Quirico aynı zamanda isyancıların savaş kurnazlıklarını doğal olarak ve kendiliğinden kullandıklarını bildirmektedir.

 

Ondan önce  de, bu kez bir İngiliz gazeteci de false flag operasyonunun kurbanı ve tanığı olmuştu.

 

Alex Thomson isyancı rehberleri tarafından Suriye Ordusunun menzilindeki bir bölgeye götürülmüştü. Amaçları uluslararası kamuoyunda yasal orduyu zor durumda bırakacak bir hataya sürüklemekti: oynanan oyunu « ölü gazeteciler Şam için kötüdür » şeklinde yoruyor (Ben Dowell, The Guardian, 8 Haziran 2012).

 

Birkaç ay sonra, aynı Alex Thomson inanılmaz bir aldatmaca keşfeder. Hama kırsalında Akrab köyünde sözüm ona alevi milislerce işlenmiş bir alevi katliamı iddiası söz konusudur. Gerçekte isyancılar tarafından gerçekleştirilen kanlı bir adam kaçırma operasyonu söz konusudur ( http://blogs.channel4.com/alex-thomsons-view/happened-syrian-town-aqrab/3426 ).

 

21 Ağustos’taki saldırıyla ilgili olarak İtalyan gazeteci Quirico kendisini kaçıran iki isyancı ve Skype aracılıyla temas kurdukları yabancı biri arasında gerçekleşen ve « Batıyı harekete geçirmek için isyancılar tarafından provokasyon olarak (…) gazının kullanıldığı bir operasyondan » söz eden bir konuşmaya tanık olduğunu belirtiyor. Her ne kadar Quirico kendisini kaçıranların 21 Ağustos’ta gerçekleşen saldırıya ilişkin hiçbir sorumluluğu olmadığını iddia etse de, bu konuşmanın gerçekliğinden hiçbir şekilde şüphe etmiyor.

 

Geçen hafta Suriye Devlet Başkanının bayan danışmanı Bouthayna Chaabane ( https://www.youtube.com/watch?v=X3fIGlG_1EY ) Lazkiye’den gelen ailelerin Guta’daki kimyasal saldırı kurbanları arasında kendi çocuklarını teşhis ettiklerini belirtiyor. Bu çocuklar, 4 Ağustos’taki katliam sırasında Suriye’nin kıyı şeridindeki alevi köylerinden kaçırılmışlardır. Bayan Chaabane’nın iddiaları kesin olarak teyit edilmedi.

 

Diğer yandan, milyarder Georges Soros ile bağlantısıyla bilinen Human Rights Watch sivil toplum örgütü ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Guta’daki kimyasal saldırıyla ilgili ciddi bir araştırma gerçekleştirdiğini belirtmesine karşın, kurbanlara ilişkin hiçbir isim listesi yayımlayamadı.

 

Dolayısıyla bu iğrenç cinayetin kurbanları gibi sorumlularını da belirlemek çok zor.

 

Amerikan Senatör Hiram Warren Johnson’a göre: « Bir savaşın ilk kurbanı gerçektir ».

 

Amerikalı sinemacı Oliver Stone için ise : « Masumiyet savaşın ilk kurbanıdır ».

 

Guta’daki küçük meleklerin cansız ve isimsiz bedenlerini gördükçe, elimizden onlara hak vermekten başka bir şey gelmiyor.         

 

* gizli ya da istihbarat örgütlerinin halkı kışkırtmak ya da yönlendirmek amacıyla, kendilerinin yaptıkları bazı eylemleri, hedefledikleri odaklar yürütüyormuş gibi göstererek kamuoyunu aldatmaları yöntemi.

(Investig’Action www.michelcollon.info sitesinde Bahar Kimyongür imzasıyla 17 Eylül 2013 tarihinde yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://www.michelcollon.info/False-flag-l-arme-fatale-des.html

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest