Tamanrasset'te nükleer tehdit

  Tamanrasset üzerindeki radyoaktif tehdit hala sürüyor

In Eker Nükleer denemelerinin üzerinden kırk yedi yıl geçtikten sonra, Tamanrasset üzerindeki radyoaktif tehdit devam ediyor. Denemelerin yıkıcı etkileri, radyasyona maruz kalanlara özel patolojiler şeklinde farklı kuşaklara ait insanlarda ortaya çıkmaya devam ediyor.

 

 

Kasım 1961. Fransa, Tamanrasset’in 180 km kuzeyinde, In Eker’de yer altı nükleer denemeler gerçekleştirmeye karar verdiğinde, izleri yok olmayacak bir trajedinin başlangıcına imza atmış oluyordu. Mayıs 1962’de bölge, Béryl olarak adlandırılan bir ikinci deneme sırasında korkunç bir kaza yaşadı. Taourirt Tan Affla ve Tan Ataram dağlarında kazılan tünellerin içerisindeki patlamanın hesaplarında yapılan bir hata atık ve püskürtmeden kaynaklanan radyoaktif unsurların açığa çıkmasına neden olmuş ve bunlara yüzlerce kişi maruz kalmıştı.

 

Bir Fransız askerinin tanıklığına göre, “Taourirt dağının duvarlarının birçok yerinde çatlaklar oluştu ve eteklerinde siyah bir bulut ortaya çıktı ve aniden fışkıran lav magmasıyla birlikte atmosfere zehirli partiküller yayan bir toz bulutu fışkırdı. In-Eker böylece, her türlü yaşam şekliyle uyumsuz, fanusla çevrili bir evrende flora ve fauna içerisinde yıkım ve hastalıklar eken ışın saçan bir ölüme yol açarak, gelecek 24.000 yıl için kirlenmiş oldu. Ne Cezayir’in ne de Fransa’nın yüzleşmek istemediği bir dramdır bu. 7 Kasım 1961 ile 16 Şubat 1966 yılları arasında, bu güney bölgesinde dört tanesi boyutu tümüyle tahmin edilemeyen on üç yer altı nükleer denemesi gerçekleştirilmiştir. 1967 yılında Fransa Evian mutabakatları çerçevesinde Sahra’daki denemelerine son verecektir. Ancak ne yazık ki bu denemelerin üzerinden kırk yedi yıl geçtikten sonra, bölgenin ve bugün hala Fransız sömürgeciliğinin doruğa ulaşmış barbarlığının ve vahşetinin sonuçlarını yaşamaya devam eden tüm Tamanrasset halkının üzerine çöreklenen radyoaktif tehdit sürüyor.

 

Denemelerin yıkıcı etkileri, radyoaktif ışınıma özgü hastalıklarla hala hissedilmeye devam ediyor. 80 km çapında ve yüzlerce kilometreye yayılan alanları kapsayan radyasyon bombalarını kasten ateşleyerek bu felakete katıldıkları için zaten azap çeken ve darbe yiyen Fransız askerlerinin durumu için aynı şeyi söylememiz mümkün değildir.

 

Lucien Parfait, In-Eker askeri üssünde konuşlanan 11.Sahra İstihkam Alayında görev yapmıştı. O da Béryl patlaması sırasında ölmekten kıl payı kurtulmuştu. Mücizevi şekilde ölümden kurtulan askerin bedeni 30 kez genel anestezi, 1000 ameliyat ve en az o kadar da dikiş görmüştü. In-Eker’de eskiden işçi olarak görev yapan Aouarzig Moussa, isimleri Zeynebu, Amud ve Eyüp olan üçü %100 engelli toplam on çocuğun babasıdır. Umutsuzlukla geçen yılların işareti kırışıklıklarla çizgilenen yüzüyle, toplum tarafından unutulmuş bu alçak gönüllü Sersuf Tuaregi, radyoaktivitenin yol açtığı sıkıntıların derin acısını yaşıyor. Askeri araştırmacılara göre, uranyuma göre daha tehlikeli olduğu bilinen plütonyumla üretilen bu bombalar, çevre ve insanoğlu için gerçek bir zehir.

 

Bu bombalarda kullanılan plütonyumun etkisinin yarısını dahi yitirmesi için 24.000 yıl kadar uzun bir sürenin geçmesi gerekiyor. Bunun sonucunda lösemi vakaları, ölü doğan bebekler, fetüs bozuklukları, hematolojik değişimler ve ağır kanser vakaları tespit edildi. “Bu tam bir trajedi. Kurbanların gerçek sayısı hakkında istatistiklere sahip değiliz çünkü dosya hala ulusal savunma açısından gizli olarak tasnif edilmiş durumda. Kan kanseri yani lösemi için ulaşılabilen hastaların sayısı çok daha büyük boyutta. Hastalık bölgeyi derinden sarstı ve denemelerin gerçekleştirildiği sahanın içerisine giren göçebelere ait küçük ve büyükbaş hayvanları dahi vurdu, çünkü çit işlevi gören tel örgü ve dikenli teller yağmalandığı için söz konusu bölge herkese açık konumdaydı. Bugüne kadar radyoaktiviteye karşı hiçbir koruma önlemi alınmış değil. Yerel yetkililerle işbirliği yapmadan In-Eker bölgesinde incelemeler yapan askeri araştırmacıları kınayarak “bilgisizlikten ya da yeterince hassas davranmadıklarından göçebeler hala bu tehlikeli bölgeye girmeye devam ediyorlar” diye yakınıyor In-Mguel’in (Tamanrasset’in 130 km uzağındaki bir yerleşim) bir yerel yönetim sorumlusu. “Halkı radyoaktivitenin zararlı etkileri konusunda ikna etmemizi sağlayacak hiçbir araştırma çalışması sonucuna sahip değiliz. İnsanlar var olan tehlikenin boyutunun farkında değiller. Arazide yapılan araştırma çalışmalarının hiçbirinin sonucu bize aktarılmış değil. Araştırmacıların çalışmalara yurttaşları da dahil etmesi ve onları radyoaktivite ve neden olduğu hastalıkların riskleri konusunda uyarmalıdırlar”. Bu kapsamda, halkı radyoaktivitenin yol açtığı zararlar konusunda bilinçlendirmek ve dolayısıyla da In-Eker’de gerçekleştirilen nükleer deneme kurbanlarının haklarını savunmak için kurulan Taourirt Derneğinin Başkan Yardımcısı Touhami Abdelkrim, Fransa’nın nükleer atıkların gömüldüğü yerlere ilişkin hiçbir harita iletmemiş olmasından şikayetçi. “Derneğin öncelikli görevi radyasyonlu araziyle temas içerisinde olan bölge insanlarının dikkatini çekmek için kurulmuştur. Tazminat işi bundan sonra geliyor, çünkü dünyadaki altının tümüne sahip olsak bile ölen insanları canlandırmak artık imkansız. Kurbanlarının zararlarının karşılanması ve General de Gaulle’ün BM’nin onayını almak için burayı insansız araziler olarak nitelediği bölge olan Cezayir Sahra’sında işlenen cinayetlerin tanınmasından söz etmeden önce bir manevi onarım talep ediyoruz. Açıklaması sırasında, In-Eker üzerine haber hazırlayan bir İsviçreli gazeteci, nükleer harekatların gerçekleştirilmesi için belirlenen bölgenin az ötesinde oyun oynayan bedevi çocuklarının görüntülerini yayınlayarak Fransız yetkilinin tamamen haksız olduğunu tüm Dünyaya gösterdi.”

 

Evian görüşmecileri bölgeyi hiç tanımıyor !

 

Evian görüşmeleri sırasında her ne kadar uzlaşmaz bir görüntü sunmuş olsalar da, “FLN adına pazarlık yapanlar, Cezayir Savaşı yıllıklarında ve tarihte görülmemiş en acımasız cinayetleri işlemesi için Fransa’ya hiç tanımadıkları bu arazinin bir bölümünü teslim etmişlerdir. Vicdanlarının rahat etmesi için, bizim yetkililerin kendi mea-culpa’larını yapmaları ve üzerinden geçen yıllardan sonra dahi bize pahallıya mal olmuş ve mal olmaya devam eden bu insani salaklığa izin verdikleri için Tanrıya bir yarım yüzyıl kadar yakarmalıdırlar. Hata ve kötülüklerini tanımayan bir Devlette hak ve adaletten söz etmek mümkün değildir. Mütevazı deneyimimiz, radyasyona maruz kalanların zararlarının tazmin edilmesi ve olayın tanınmasına ilişkin yasayı kabul eden yetkililerimiz ve kısmen de Fransız yetkililer tarafından kullanılan politik söylem aldatıcıdır” diye homurdanıyor Mr.Touhami. “Bu yasa sahtekardır, bağımsızlığın üzerinden elli yıl geçtikten sonra, geçerliliğini yitirmiş, elini cebine atmadan, tek kuruş harcamadan kurbanların tazmin edilmesini şart koşan göstermelik bir yasadır. Bugün artık radyoaktivitenin yarattığı tehlikenin bilincindeyiz; artık sessiz kalmayacağız”.

 

Morin Yasası ve bazı karanlık noktalar!

 

5 Ocak 2010’da kabul edilen, Fransız nükleer deneme kurbanlarının tazmin edilmesi ve tanınmasına ilişkin Morin (Fransız Savunma Bakanı Hervé Morin) adı verilen yasada birçok belirsizlik yer alıyor.

 

Taourirt Derneğinin Başkanı Elouaar Mahmoud’a göre, “bu tartışmalı yasanın içeriği, Fransız nükleer denemelerinden kaynaklanan iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalınması sonucu radyasyon kökenli hastalığa yakalanmış kişilerin tazminatına ilişkin Fransız yetkililerin kötü niyet ve sorumsuzluğunu açıkça ortaya koyuyor”.

 

Yasa uyarınca tazminat talebinde bulunacakların, haklarının tamamının tazminini elde etmeleri için uluslararası bilimsel çevreler tarafından kabul görmüş çalışmalara uygun olarak Devlet Konseyi kararnamesiyle belirlenen bir listeye kayıtlı olmaları gerekiyor. Ve eğer söz konusu kişi vefat ettiyse, tazminat talebi mirasçıları tarafından dile getirilebiliyor.

 

“Ne yazık ki, kurbanların hiçbirinde Fransız askeri deney merkezi nezdinde çalıştığını kanıtlayan bir belge bulunmuyor. Çünkü bağımsızlığın ilanından sonra, bunların birçoğu, hain olarak damgalanmamak için bu belgeleri yok etti”. Morin Yasası, Fransız yurttaşlarını dahi aldatan bir tuzaktı. 2nci maddesinin ilk bendinde, yasa radyasyon kaynaklı bir patolojiye yakalanan kişi 13 Şubat 1960 ila 31 Aralık 1967 tarihleri arasında Sahra’daki askeri deney merkezinde ya da 7 Kasım 1961 ila 31 Aralık 1967 tarihleri arasında Oasis bölgesi askeri deney merkezinde ya da bu merkezlerin çevresindeki bölgelerde yerleşik ya da burada kalmış olması şartı aranmaktadır. “Bununla birlikte, söz konusu kişilere ilişkin hiçbir belge Cezayirli yetkililere teslim edilmemiştir. Yetkililer ne yazık ki bu konuya çok ilgisiz davranıyorlar.”

 

500’e yakın kurban tazmin edilmeyi bekliyor

 

Kurbanların tazminat sorununa, özellikle de Fransız Ordusunun nükleer stratejisini geliştirmek için kobay olarak kullandığı ucuz kobaylara değinen, bir In-Mguel Belediye yetkilisi, 2010 yılında, Taourirt Tan Affela nükleer deneme galerilerinde düz işçi olarak görev alan hayatta kalan çalışanlara ait bir sayımda 254 tane hak sahibi olduğu belirlendi. Bugün, Taourirt Derneği, In-Eker’de 500’e yakın radyoaktivite kurbanından söz ediyor.

 

Karşı karşıya kaldıkları mali zorlukların altını çizerek “bilanço henüz kesin değil çünkü sayım operasyonu hala devam ediyor” diyor Derneğin Sekreteri Ibba Boubakeur. “Kasadaki 1000 Cezayir Dinarı ile hiçbir şey yapmamız mümkün değil. Kurbanların sayımı çalışmamızı sürdürebilmemizi sağlayacak yardımlar elde edebilmek ve belki de sonrasında dernek tarafından uygulamaya konulan eylem planını gerçekleştirmek için konuyla ilgili yetkililere başvurduk. Ancak sonuç alamadık. Geçici folklorik etkinlikler için astronomik rakamlar boş yere harcanırken, bize para olmadığı söyleniyor. Kendi olanaklarımızı kullanarak elimizden geleni yaptık. Devlet, geçmişteki yöneticilerin salaklıkları nedeniyle meçhul şekilde ölme riski içerisinde olan yüzlerce insana umut vermek üzere bu konuya artık müdahale etmelidir. Radyoaktivite herkesin sorunudur ve bu sorunla yüz yüze kalan yalnızca In-Eker bölgesi değildir. Tamanrasset’in 2008 yılına kadar In-Miguel’nun içme suyunu kullanan, radyoaktif bölgenin az uzağındaki birçok yerleşimdeki evlerde In-Eker’den gelen hurdalar kullanıldı.”

 

Bay İbba radyoaktivite bulaşmış bölgenin hemen temizliğine başlanması gerekliliğini ısrarla vurguladı. Aynı şekilde, denemelere ilişkin arşivlerin teslim edilmesi ve In-Eker’e radyoaktivitenin gelişiminin izlenmesi amacıyla bir gözlem merkezi kurulması için ülkenin üst düzey yöneticilerine çağrıda bulundu.

 

“Aynı şekilde, ilgililerin izlemesi gereken prosedürü hafifletmek amacıyla, tazminat dosyalarının oluşturulmasına ilişkin formalitelerin önündeki engellerin de kaldırılması gerekir” diye sözlerini tamamladı.

 

Bamhamed Mohamed Abdelkader: “Bizleri kullandılar”.

 

71 yaşındaki Bamhamed Mohamed Abdelkader için, In-Eker’de yaşanan insani ve ekolojik felaketin anıları hala taze. Bu In-Eker sakini, PLO’lardan (Oasislerin yerel halkları) seçilmiş Fransa adına kobay olarak çalışanlardan biriydi.

 

“Patlamanın on kilometre uzağına konuşlandırılmıştım ve Fransa’nın bölgedeki ilk nükleer denemesine tanık oldum. Patlama kulakları sağır eden bir gürültüye neden oldu ve devasa bir kum dalgasına yol açtı. Arazinin zemininden beyaz bir leke havalandı ve gökyüzüne yükseldi. Gözlerimizin önünde nükleer mantar oluştu. Doktor kontrolünden geçirilmeden ve yaşananlar üzerinde hiçbir açıklama yapılmadan deneme bölgesinden 7 kilometre uzata bulunan üsse nakledildik” diye anlatıyor.

 

Bundan yaklaşık yarım yüzyıl sonra Bamhamed, devletten hiçbir destek almadan bakmakla yükümlü olduğu 14 çocuğu arasında yer alan Fatma (45 yaşında) ve Samia (23 yaşında) adlarındaki iki engelli çocuğuyla yaşanan trajedinin sonuçlarıyla karşı karşıya kalmış.

 

Fransız olarak adlandırılan biri sessizliği bozuyor

 

Fernand Segonds Kuzey Afrika’ya gönderilen kontenjana çağrılanlar arasında yer alıyordu. Fransız Nükleer Deneme Gazileri Derneği’ne (AVEN) yönelik olarak yaptığı bir açıklamada şöyle dedi: “Fransız Ordusu, 1 Mayıs 1962’de Béryl adlı nükleer operasyonu gerçekleştirdiğinde In-Eker’de bulunuyordum. Tamamen başarısızlıkla sonuçlanan bir denemeydi, zira altında atışın gerçekleştirildiği dağ tamamen eridi yok oldu. Cezayir’in güneyinde, atışın yapıldığı yere 35 kilometre uzaklıkta bulunan bu korunmasız bölgede on dört ay yaşadım. Arkadaşlarımın birçoğunun hastalandığını görünce durumu sorgulamaya başladım. Bana deniz kenarında geçirilmek üzere 15 günlük kafa izni verdiler. Ardından, zaman geçtikçe kendi kendime sorular sordum: deneylere katılanların tümünü olduğu gibi beni de yedek olarak hiç geri çağırmadılar ve aramızdan birçoğunu deniz kenarında on beş günlüğüne Alger bölgesine tatile gönderdiler (İyot radyasyonun olumsuz etkisini hafifletiyor). Bu da şunu gösteriyor daha o dönemlerde bile bazı kişiler nükleer denemelerin tehlikesi konusunda bilgi sahibiydiler ya da en azından bundan şüphe ediyorlardı. Bizim tek istediğimiz, deneme gazilerinin yakalandığı hastalıkların – kanser ve diğer hastalıklar (kalp, tiroit) – radyasyon etkisi sonucunda geliştikleri kabul edilsin ve Devlet bize tazminat ödesin”.

 

Akıldan çıkarmamamız gereken

 

Evian mutabakatlarında “gizli” ibareli, bağımsızlık sonrasında Fransa’nın Sahra Çölünde beş yıl daha kalmasına izin veren ek maddeler bulunmaktaydı.

 

Sömürgeci Fransa’nın, Suez kanalı krizi süresince ortaya çıkan jeostratejik denge değişikliği sonucunda önceli ve Başkan de Gaulle tarafından yürütülen vurucu güç programını tamamlamak için gerekli gördüğü bir süreydi bu.

 

Aynı zamanda nükleer caydırma gücü olarak da adlandırılan vurucu gücün tarihi resmi olarak soğuk savaş döneminde 1958 yılında, o dönemdeki Fransız Askeri Konsey Başkanı Félix Gaillard, René Coty’nin Cumhurbaşkanlığı döneminde dünya sahnesinde Fransa’yı uluslararası ilişkilerde kullanacağı bir nükleer güce sahip kılmaya karar verdiği döneme dayanıyor. 

 

Fransa’nın Sahra’daki askeri ve bilimsel (!) varlığı yeni bir silahlanma türünün geliştirilmesi ve denenmesini sağlıyordu. Ordular arası Özel Araç Deneme Merkezine ait füzeler, Oasis Bölgesi Askeri Deneyler Merkezine (CEMO) ait atom bombaları, kimyasal ve bakteriyolojik silahlar 1967 yılına kadar Cezayirli yetkililerin tereddütsüz onayıyla test edildi.                                                    

 

(Liberté Gazetesinde 5 Mayıs 2013 tarihinde Rabah KARECHE imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://www.liberte-algerie.com/reportage/la-menace-radioactive-pese-encore-sur-tamanrasset-quarante-sept-ans-apres-les-essais-nucleaires-d-in-eker-199182

 

 

 

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.