Ukrayna'da yükselen faşizm

nazi ukraine russia guns supporters white babys video ABD VE AB UKRAYNALI FAŞİSTLERLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDE
Ukrayna’yı Rusya’nın etkinlik alanında çekip koparma uğraşları içerisinde, daha önce de tanık olduğumuz üzere ABD-AB-NATO ittifakı bizzat faşistlerle işbirliği yapmaya başladılar.

 
 

Herkesin bildiği gibi on yıllar boyunca, milyonlarca insan ABD’nin desteklediği faşist paramiliter güçlerce kaçırıldı ya da katledildi.

Son aylarda Ukrayna, sürekli olarak siyasi muhalefet ve taraftarları öncülüğünde gerçekleştirilen gösterilere tanık oldu. Bu gösteriler sözüm ona Başkan Yanukoviç’in, birçok gözlemcinin AB’ye entegrasyon için ilk adım olarak değerlendirdiği bir ticari anlaşmayı AB ile imzalamaktan kaçınmasına tepki olarak düzenleniyordu. Gösteriler geçen 17 Ocak’a kadar genelde barışçıl niteliğinden sapmadı, ta ki kasklı, elleri coplu ve el yapımı bombalara sahip göstericiler polise karşı çok sert bir şiddet uygulayarak, hükümet binalarına girmeleri, hükümete karşı sempati duyduğundan şüphelendikleri kişileri dövmeye ve Kiev sokaklarının genelinde büyük yıkıntılar yaratıncaya kadar. Peki kimdi bu şiddet yanlısı aşırı uçlar ve ideolojileri neydi?

Siyasi oluşum “Pravy Sektor” (Sağ Sektör) adıyla biliniyor. Bu örgüt, “SvobodaParty” (Özgürlük Partisi), “Ukrayna Yurtseverleri”, “Ukrayna Ulusal Meclisi-Ukrayna Ulusal Öz Savunması” (UNA-UNSO) ve “Trizub” gibi birçok sağ eğilimli (yani faşist) aşırı milliyetçi grubu bir araya getiriyor. Bütün bu örgütler fanatik bir şekilde Rus karşıtı, göçmen ve Yahudi karşıtı ortak bir ideolojiyi savunuyorlar. Üstelik bunların tümü, Sovyetler Birliğine karşı etkin bir şekilde savaşan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında her bir tarafça işlenen en büyük vahşiliklere bulaşmış ünlü Nazi işbirlikçisi Stepan Bandera önderliğindeki “Ukraynalı Milliyetçiler Örgütü”yle ortak bir bağ içerisindeler.

Ukrayna’nın siyasi güçleri, muhalefet ve hükümet arasında pazarlık görüşmeleri devam ederken, sokaklarda çok daha farklı bir savaş sürdürülüyordu. Günümüzde bir siyasi hareketten daha çok, Hitler’in “kahverengi gömleklileri” ya da Mussolini’nin “siyah gömleklileri”ne öykünen yıldırma ve kaba şiddet kullanan bu gruplar, bir ekonomi politikası anlaşmazlığını, kendilerini “milliyetçi” olarak adlandıranların canı gönülden sevdiklerini iddia ettikleri bir ulusun ölüm kalım savaşına dönüştürmeyi başardılar. Alevler içerisindeki Kiev, serserilerle dolu Lviv sokakları görüntüleri ve ülkede yaşanan kaosa ilişkin diğer ürkütücü örnekler, Maidan’daki (Kiev’in merkezi meydanı ve gösterilerin düzenlendiği merkezi) muhalefetle siyasi pazarlıkların artık asıl sorunu oluşturmadığını kuşku götürmez bir biçimde ortaya koyuyor. Sorun artık Ukrayna faşizminin desteklenip desteklenmeyeceğine ilişkindir.

Kendileri ile ilgili olan kısmıyla olarak, Amerika Birleşik Devletleri siyasi karakterine rağmen açıkça muhalefeti destekleyen bir tavır aldılar. Aralık ayı başında, John Mc Cain ve Victoria Nuland gibi ABD’deki yönetici sınıflarının mensupları göstericileri desteklemek amacıyla Maidan’da boy gösterdiler. Yine de, son zamanlarda muhalefetin siyasi profili belirginleştikçe, ABD ve Batının yönetici sınıfları, bunların medyalardaki mekanizmaları faşist uyanışı mahkum etmek için hiçbir şey yapmadılar. Bunun yerine, temsilcileri “Sağ Sektör” yöneticileriyle görüştü ve bunun sonucunda onların “tehdit oluşturmadıkları” kanaatine vardılar. Başka bir deyişle, ABD ve müttefikleri rejimin değiştirilmesi talebine yönelik şiddetin artarak devamını sessizce onaylamış oldular.   

Ukrayna’yı Rusya’nın etkinlik alanında çekip koparma uğraşları içerisinde, daha önce de tanık olduğumuz üzere ABD-AB-NATO ittifakı bizzat faşistlerle işbirliği yapmaya başladılar. Herkesin bildiği gibi on yıllar boyunca, milyonlarca insan ABD’nin desteklediği faşist paramiliter güçlerce kaçırıldı ya da katledildi. Ayn şekilde ideolojik olarak aşırı tepkici olan ve sonradan El Kaide’ye dönüşen Afganistan’daki Mücahitler de Rusya’yı istikrarsızlaştırmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri tarafından yaratılmış ve finanse edilmişti. Ve tabii ki aynı acı gerçeği, ABD’nin ve müttefiklerinin ABD ve İsrail önünde boyun eğmeyi reddeden bir hükümet karşısında cihat yanlısı aşırı uçları desteklediği Libya ve daha yakın zamanda Suriye’de yaşadık, yaşıyoruz. Burada aklı başında siyasi gözlemciler tarafından hiçbir zaman gözden kaçırılmayan tedirgin edici bir eğilim söz konusu: Amerika Birleşik Devletleri jeopolitik çıkarları uğruna her zaman aşırı sağ ve faşistlerle işbirliği yapmıştır.

Ukrayna’daki mevcut durum çok sarsıcı çünkü ülkeyi Sovyetler Birliğinden kazandığı bağımsızlıkla birlikte edindiği kazanımları 25 yıl geri döndürecek bir siyasi yangın söz konusu. Bu arada ülkede faşizmin tırmanışının bir başka tedirgin edici yönü de var: aynı durum başka ülkelerde de yaşanıyor.

Kıta çapında faşist tehdit

Ukrayna ve genel anlamıyla aşırı sağın yükselişi ayrı değerlendirilmemelidir. Aksine, durum Avrupa’nın (ve tabii ki Dünyanın) genelinde gözlenen artan, demokrasinin bizzat temellerini tehdit0 eden eğilim çerçevesinde incelenmelidir.

Yunanistan’da, troyka (IMF, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu) tarafından dayatılan vahşi sertlik önlemleri, ABD’dekinden de çok ağır olan bir büyük krize yol açarak ülkenin ekonomisini felce uğrattı. Bu ekonomik çöküş ortamı içerisinde, aslında Yahudi düşmanı, göçmen karşıtı, kadın düşmanı şovenist  ve nazi “Altın Şafak” partisi ülkedeki üçüncü büyük siyasi parti boyutuna ulaştı. Atina hükümetinin Yunan toplumunun dokusuna karşı ciddi bir tehdit olarak değerlendirdiği Altın Şafak’a üye bir faşist, bir anti-faşist rapçıyı bıçaklayınca partinin üst düzey yöneticileri tutuklandı. Atina Hükümeti bu parti hakkında soruşturma açtı ancak yapılan soruşturmanın sonuçları ve adli sürece ilişkin ayrıntılar karanlıkta kaldı.

Altın Şafak’ı bu boyutta bir tehdit haline getiren olgu, merkezinde Nazi ideolojisini barındırmasına rağmen, AB ve sertlik karşıtı söylemlerinin ekonomik olarak yıkıma uğramış Yunanistan’da birçok kişi tarafından desteklenmesidir. 20nci yüzyıldaki birçok faşist hareket için olduğu gibi Altın Şafak da, Yunanlıların karşı karşıya bulundukları birçok problem karşısında göçmenleri, Müslümanları ve Afrikalıları günah keçisi ilan etmiş durumda. Çok kötü ekonomik koşullar altında, böylesi akıldışı bir kin, toplumun karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümü noktasında ilgi çekici ve kolay kabul edilebilir bir yanıt oluşturuyor. Aslında, Altın Şafak’ın idarecilerinin hapiste olmasına karşın, bu partinin diğer üyeleri hala parlamentodalar ve Atina Belediye Başkanlığı gibi birçok önemli mevkii işgal edebiliyorlar. Genel seçimlerde zafer kazanmaları uzak bir olasılık olsa da, seçimlerde gösterilecek yeni bir başarı Yunanistan’da faşizmin yükselişini kolaylaştıracaktır.

Bu fenomen Yunanistan ve Ukrayna ile sınırlı olsaydı, kıta çapında bir eğilimden söz etmemiz mümkün olmayacaktır. Ancak Avrupa genelinde ne yazık ki bazen bu kadar açık faşist içerikli olmasa da benzer eğilimdeki siyasi partilerin yükselişte olduğuna şahit oluyoruz. İspanya’da, iktidardaki Halk Partisi (sertlik yanlısı) gösteri ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan, polisin baskıcı uygulamalarını güçlendiren ve cesaretlendiren birçok ağır yasayı onayladı. Fransa’da, Marine Le Pen’in Müslüman ve Afrikalıları günah keçisi ilan eden Ulusal Cephe Partisi son Başkanlık seçimlerinde %20 oy aldı. Aynı şekilde, Müslüman ve göçmen karşıtı politikalar öngören Hollanda’daki Özgürlük Partisi parlamentoda üçüncü sıraya yükseldi. İskandinavya’da, daha dün karanlıkta gizlenen aşırı milliyetçi partiler bugün seçimlerde önemli siyasi aktörler haline geldiler. Bu eğilimler en basit değerlendirmeyle tedirgin edici içeriktedirler.

Bu arada Avrupa’nın da ötesinde, Amerika Birleşik Devletleri tarafından şu ya da bu şekilde desteklenen kısmen faşist nitelikli birçok siyasi oluşumun var olduğunu da belirtmemizde yarar var. Paraguay ve Honduras’taki meşru hükümetleri deviren aşırı sağcı askeri darbeler, Latin Amerika’daki solu ortadan kaldırmak gibi bitmek bilmeyen amaçlar uğruna Washington tarafından açıkça ve/ya da gizlice desteklendiler. Tabii ki Rusya’daki protesto hareketinin, Müslüman karşıtı, Kafkasya ve eski Sovyet Cumhuriyetleri kökenli Rus göçmenleri “Avrupalı Ruslara” göre daha aşağıda gören Alexei Navalny ve milliyetçi taraftarları tarafından yürütüldüğünü hatırlatmamız gerekir. Bu ve diğer örnekler, ABD hegemonyasını genişletmek için siyasi sarsıntıları ve ekonomik zorlukları kullanmaya çalışan Amerikan dış politikasının korkunç yüzünü açıkça ortaya koyuyor.

Ukrayna’da “Sağ Sektör”, Stepan Bandera’nın ‘Yahudilerden ve –istenmeyen- olarak gördükleri diğer yoğunluklardan kurtarılmış bir Ukrayna yaratma düşünü gerçekleştirmeye kalkışmak için sokakta mücadele etmek üzere pazarlık masasından kalktı. ABD ve Avrupa’nın daimi desteğinden güç alan bu fanatikler, demokrasi için Ianoukovitch ve Rus yanlısı hükümetten çok daha fazla tehdit oluşturmaktadırlar. Eğer Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri bu tehdidin ortaya çıkışını görmez geliyor gibi görünseler, fark ettikleri, varlığını kabul ettikleri anda iş işten çoktan geçmiş olacaktır.

Investig’Action için Jean-Pierre Geuten tarafından Fransızcaya çevrilmiştir. (kaynak counterpounch.org)        

(Investig’Action sitesinde 19 Şubat 2014 tarihinde Eric Draitser imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://michelcollon.info/Renaissance-du-fascisme-en-Ukraine.html?lang=fr )

 

Yazdır e-Posta

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest