Havadan sudan

Havanın nasıl olduğu konusu, teması kolaylaştıran pratik ve etkili bir araç olmuştur hep. Roman ya da mektup yazarken, telin ucundan haberleşirken onun üzerinden köprü kurar, onun sayesinde aynı göğün altında birlikte ve birarada olduğumuzu duyumsarız. İletişime ilk önce onun anlatımıyla başlarız.

Şimdi ve burada havanın nasıl olduğu, gökyüzünün açık olup olmadığı, yağmur yağıp yağmadığı; güneşin, bulutların konumu, soğuk ve sıcak, rüzgârın nereden estiği bilgisi, aslında biraz da ona tâbi olan bizlerin hâlini yansıtır. İçerisinde bulunduğumuz ortamın etkin ayrıntılarıyla, aktardıklarımızın, anlattıklarımızın, duygularımızın, heyecanlarımızın, sevinç ve kederimizin tamamlayıcısıdır hava durumu.

Otobüslere doluşmuş ya da kredi ve borç ile alınmış ‘özel’ araçlarının içerisinde, asfalt üzerinde bir aşağı bir yukarı, adına ‘yaşam kavgası’ dedikleri ama gerçekte bir ‘yabancılaşma etkinliği'nden ibaret olan devinim içerisindeki kent insanı için, havanın nasıl olduğu konusu basit bir tüketim işaretidir; daha çok üzerine giyeceği giysi, ayakkabıları, yanına alacağı şemsiye, kullanacağı ulaşım araçları ile ilgilidir. Zaten kafasını yukarı kaldırdığında gökyüzünü de göremez o; gördüğü kentin üzerini yaz kış fanus gibi örten öldürücü bir dumanın belli belirsiz gürültüsüdür. Bu yüzden mevsimlerin heyecanı çok katlı alışveriş merkezlerindeki indirim dönemlerinden başka bir şey değildir onun için. Mevsim etkisi, ilkbaharın bin bir çiçeği, karakışın beyazı, güz yağmurlarının hüznünü duyumsayamaz. Aslında gittikçe varoluşuna, doğaya yabancılaşan insanın acıklı öyküsüdür bu.

Oysa havanın durumu beni her zaman daha farklı bir şekilde yakından ilgilendirmiştir. Hatta çoğu kez bunu iyi gitmeyen şeylere (fiyatların yükselmesi, Türkiye İstatistik Kurumu'unun sayı canbazlıkları, kuraklık) bahane olarak kullanan hükümetten daha da yoğun olarak Ama ezberlenmiş kodlarla, klişelerle, birbirine benzeyen şekillerle, tutmayan dileklerle bezenmiş haber öncesi/sonrası haritalı, canlandırmalı görüntülerle giderilecek bir iştah değil bu. Usta bir balıkçının ya da çiftçinin, ya da çadırından kafasını uzatıp zirve tırmanışının hayaliyle hedefini gözleyen dağcının günbatımında ufka bakıp düşündüklerini duyumsamak gibi bir şey. Yılların deneyiminden gelen bilgiyle ‘tahmin’ değil ama sanki yarın erkenden üzüm bağını ilaçlayacak ya da örneğin tarlayı sürüp susam ekecekmiş gibi havayı koklamak ve yorumlamak istiyorum. Yarın tam da bulunduğum yerde havanın nasıl olacağını öğrenmek. ‘Mikroklima’mın inceliklerini kavrayabilmek.

Havanın nasıl olduğu üzerine konuşmanın yalnızca bir iletişim işlevi yoktur. Öznenin varlığını bu ‘durum’ altında duyumsamasından hareketle varoluşsal bir işlevden de söz etmek yerinde olacaktır. Bizler içerisinde bulunduğumuz havanın ‘durumunu’ anlatırken biraz da kendi varoluşumuzun durumunu da anlatıyoruz. « Dışarı »nın içselleştirilmesi süreci; havanın psikolojimize, ruh halimize teması: Bol güneş alanın geniş ve gevşek karakterli, göğü sürekli bulutlu ve kapalı olanın gergin ve sinirli olması gibi. Hava durumu galiba ‘insanlık’ durumumuzu da etkiliyor.

Havayla barışık olma, ona göre ve onunla yaşamak doğanın kuralları gereği değil mi? Genel eğilime inat ‘aklımızı havayla bozup’ bedenimizi mevsimlerin değişken ritmine uydurmalıyız. Ve dünyanın ve coğrafyamızın değişik doğal ‘hallerine’ daha çok ilgi göstermeliyiz. Bu sevimli dar patikalar ‘modern’ insanı varlık nedeninden, insanlığından uzaklaştıran, doğal ortama yabancılaşma sürecinden kurtuluşuna götürecek yola çıkaracaktır.

(http://www.meteorhaber.com/content/view/447/405/)

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest