Afrika'daki Amerikan ve Fransız oyunları

 Afrika, savaşın bir türlü bitmek bilmediği zor günler geçirmektedir. Orta Afrika Cumhuriyeti ve Güney Sudan bunu gayet iyi bilirler ki Noel dahi çatışmaları durdurmaya yetmedi. En azından dışarıdan bakıldığında birbirinden farklı gibi görünen iki savaşı birleştiren tek bir ortak nokta mevcut: Batının beceriksizliği.

 
 

Bir yanda Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki çıkarlarını (elmas, petrol ve uranyum zengini) savunmaya çalışan Fransa ve diğer yanda manevralarıyla 2011 yılında petrol kaynakları temelinde Sudan’ın bölünmesine yol açan ABD.

Fransa’nın 2012 Aralık ayı sonunda, bugün görevde olmayan ve o sıralarda Seleka isyancılarının hedefinde olan Başkan François Bozizé’nin yardımına koşmayı reddetmesi üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ve o dönemden bugüne gelinceye kadar köprünün altından çok sular geçti: bir askeri darbe gerçekleşti ve isyancılar ülkede anarşiyi yaygınlaştırarak iktidarı ele geçirdi. Birçok köy tamamen yok edildi, binlerce insan varını yoğunu geride bırakarak evlerini terk etmek zorunda kaldı. Halk terör ortamı içerisinde yaşadı.

Bir ay önce Fransa, BM şemsiyesi altında « soykırımı » durdurmak üzere ordusunu Orta Afrika Cumhuriyetine gönderme kararı vererek nihayet derin uykusundan uyandı. Paris ve medya kuruluşlarına göre, ortada etnik ve dinsel bir anlaşmazlık söz konusu. İki askerin ölümünden sonra, François Hollande, Fransız birliklerinin tarafsızlığını koruyacağının altını yeniden çizdi. Bundan birkaç gün önce, Fransız Cumhurbaşkanı « söz konusu görevin tehlikeli olduğunu ama Orta Afrika Cumhuriyetinde bir katliam yaşanmasını istemiyorsak bunun şart olduğunu » belirtiyordu. Libya, Fildişi Sahili ve ya da yakın zamanda olduğu gibi Mali için de olsa, Fransa’nın propagandası hep aynı.

Sahada ise kaostan başka bir şey hüküm sürmüyor. Halk evlerine hapsolmuş durumda ve günlük ihtiyaçlarını karşılamanın dışında dışarıya çıkmıyor. Sokaklar bomboş, Fransız ve MISCA’nın (Afrika komutası altında Orta Afrika’ya Uluslararası Destek Gücü) Afrikalılarına terk edilmiş durumda.  

Birkaç gün önce, Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki Afrika gücü Çad askerleri, Seleka ile suç ortaklığı yapmakla suçlanan darbeci Başkan Michel Djotodia’nın istifası ve milislerinin geri çekilmesi için Bangui havalimanı çevresinde toplanan göstericilerin üzerine ateş açtı. Halkın üzerine ateş açan Çad askerleri bir kişinin ölümüne yol açtı.

Aynı zamanda, binlerce gösterici Fransız Ordusunun varlığını da protesto ediyorlardı. Aralık ayı başından beri Orta Afrika Cumhuriyetinde görevlendirilen askerlerin taraflı tutumunu teşhir eden göstericiler « Fransa’ya hayır! », « Katil Hollande! » gibi sloganlar attılar. Fransız askerleri Hıristiyanlar ve çoğunluğu eski Orta Afrika Cumhuriyeti ordu mensubu olan balaka karşıtı grupları desteklemekle suçlanıyor. 

Bu son yaşananlar özellikle Müslüman azınlık içerisinde yeşermekte olan güçlü Fransız karşıtı tutumu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Müslümanlar, Hıristiyanların silahsızlandırılmış eski isyancılara karşı olduğu kadar, dükkanları talan edilen tüccarlara da misillemede bulundukları için Paris’e bağlı askerleri soykırıma suç ortaklığı yapmakla suçluyor.

Her alanda ortaya çıkan dinler arası anlaşmazlığın vardığı boyut kimsenin gözünden kaçmıyor. Bir hafta içerisinde, çatışmalar sonucunda yaklaşık 450 kişi yaşamını yitirdi. Basına verdiği nadir demeçlerinden birinde , « biz Djotodia ve savaşçılarının buradan uzaklaşması ve ülkeye barış ortamının hakim olması için ayaklandık » diyor balaka karşıtı öz savunma milislerinin önderi Richard Benjouane. Bir başka milis grubunun önderi Alfred Rombhot, bazı cinayetlerin olduğunu kabul etmekle birlikte, adamlarının Müslümanlara saldırdığını inkar ediyor: « Orta Afrikalı Müslümanların varlığını kabul ediyoruz. Burada var olma hakları var. Ama yabancılar için durum farklı. Durum çok açık ».

Bu anlaşmazlık sonucunda bir buçuk milyondan fazla insan yerinden oldu. BM’e ait birçok ajans ülkede yaşanan duruma dikkat çekti. Milyonlarca sivil aralıksız olarak devam eden gıda sıkıntısı ve şiddetin tehdidi altında yaşıyor.

Son olarak bir askeri darbenin önlendiği Güney Sudan’da da durum böylesine kaotik. Sudan’ın bölünmesi sonucu ortaya çıkan Dünya’nın en genç ülkesi kısa süre içerisinde şiddet sarmalına döndü. 15 Aralık’tan beri, iç savaşa dönüşme tehlikesini barındıran yoğun çatışmalar içerisinde ikiye bölünmüş durumda. Anlaşmazlığın temelinde, Başkan Kiir ve onun Temmuz ayında görevden alınan eski Başkan Yardımcısı arasındaki çekişme yer alıyor. Bir hafta içerisinde, çatışmalar sonucunda yüzlerce kişi öldü ve anlaşmazlık ülkenin yarısına yayılmış durumda. Binlerce sivil, özellikle güneyde başkent Juba’da bulunan ve ağzına kadar dolu olan BM tesislerine sığınmaya çalışıyor. Tanıkların anlattığına göre bölgede büyük çapta katliamlar ve tecavüz vakaları yaşanıyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry geçen hafta sonu Başkan Salva Kiir’e telefon etti ve şiddet olaylarının 9 Temmuz 2011’deki bağımsızlık ruhunu baltaladığını belirtti. Obama yönetimi özel görevlisi Donald Booth’u ve ülkede kalan vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak üzere kırk beş askerini sahaya gönderdi. ABD stratejik veya ekonomik çıkarlarını korumak üzere harekete geçtiğini söyleyerek kendi pozisyonunu savunuyor ve insani durumun ivediliğini öne çıkarıyor. Kamuoyu için gerçek ayan beyan ortada: Sudan’ın bölünmesiyle sonuçlanan uzun süreli anlaşmazlık aslında Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki bir savaştı. Ancak bölgede görev yapan eski Fransız Büyükelçisi Michel Raimbaud « bunun tamamen yanlış bir düşünce olduğunu » söylüyor. Her şeyden önce, Batılılar ve İsrail için en büyük petrol zengini (petrol Güney Sudan’ın ulusal ekonomisinin %95’ini temsil ediyor) Afrika ve Arap ülkesini etkisiz hale getirmekti amaç.   

Afrika’yı değerlendiren gözlemcilerin tümü kıtanın hızla ve ürkütücü bir biçimde balkanlılaşmaya doğru gittiğini kolayca tespit edebiliyor. Bu süreç ülkeleri iki (ya da ikiden çok) parçaya bölmeye eğilim gösteriyor. Libya’nın durumu diğer ülkeleri nelerin beklediği konusunda bize ipuçları veriyor. Bugün Amerikalılar ve Avrupalılar, biri Tripoli’de diğeri de Bingazi’de olmak üzere fiilen iki ayrı yönetimin bulunduğu eski Libya Cemahiriyesinde yeni bir federal sistem dayatmaktalar. Bu şema içerisinde Batılı güçler için önemli olan « faydalı ülke » üzerindeki egemenlikleridir. Stratejik kutupları denetlemek, enerji güvenliklerini garantiye almak için doğal kaynakların tümünü denetim altına almak onların çıkarınadır. Ancak sürekli güvensizlik ortamına dikkat etmeleri gerekir. 1960 ila 1966 yılları arasında Cumhurbaşkanı olarak ülkesini yöneten Ganalı Afrika kıtasının bütünlüğünü ve bağımsızlığını savunan siyasetçi Kwame Nkrumah için « yeni sömürgeciliğin ruhuna göre, söz konusu olan devlet teorik olarak bağımsızdır ve uluslararası alanda egemen bir ülkeye ait tüm göstergelere sahiptir. Ama gerçekte, ekonomisi ve dolayısıyla da siyaseti dış güçler tarafından yönlendiriliyor ».  Orta Afrika Cumhuriyeti ve Güney Sudan, aynı yerden kaynaklanan benzer sıkıntıları yakından yaşıyorlar.

Tek suçlu : yeni sömürgecilik !

Özgün kaynak : http://www.resistance-politique.fr 
 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.