Siyonizm ve antisemitizm

  En üst düzey Siyonist ve Nazi yetkililerinin işbirliğiyle imzalanan Haavara Anlaşması, Yahudilerin Almanya’yı terk etmesini isteyen Almanların ve Filistin’e göçü teşvik etmek isteyen Siyonistlerin ortak çıkarlarına hizmet ediyordu…

“Almanya’daki çocukları İngiltere’ye taşıyarak tümünü, Filistin’e taşıyarak ise yarısını kurtarmanın mümkün olacağını bilseydim, ikinci seçeneği tercih ederdim çünkü sorun sadece bu çocuklara yönelik bir sayı sorunu değil ama tüm Yahudi halkının tarihinin muhasebesidir.” Ben Gurion, Aralık 1938.

 

 

Kristal geceden (Kristallnacht) bir ay sonra (1)

 

7 Ağustos 1933: 30 Ocak 1933’te Nazilerin iktidara gelişi üzerinden daha henüz birkaç ay geçmişken, Nazi devletinin üst düzey yetkilileriyle, başlarında özellikle Filistin Yahudi cemaatinin (Israil topraklarındaki Yahudi yerleşimi Yişuv, Hayişuv, Hayehudi, Beretz Israil) önde gelenleri olan Siyonist hareketin yöneticileri arasında, İbranice “geçiş, transfer” anlamına gelen ve Nazi belgelerinde de bu şekilde anılan Haavara Anlaşması imzalandı.

 

Bu anlaşma uyarınca, Filistin’e göç eden Almanya Yahudilerine, sadece Filistin’e gitmeleri kaydıyla sahip oldukları sermayenin bir bölümünü aktarma hakkı tanınmıştı.(2)

 

Anlaşmada yer aldığı tanımla Filistin’e yerleşmek isteyen bir “kapitalist”, söz konusu ülkeye mallarını götürmek üzere bir Alman ihracatçıyla sözleşme imzalama hakkına sahipti. Anlaşmanın izin verdiği mallar özellikle işlenmiş kereste, pompalar ve tarımsal makinelerdi. Alman ihracatçı alacağını göç eden Yahudi’nin bloke edilen hesabından tahsil ediyordu. Göçmen Yahudi, hesaptaki paranın karşılığı çoğu zaman 2 ya da 3 yıl sonra Yahudi Ajansından karşılığını Filistin lirası olarak geri alıyordu. Dolayısıyla Filistin mallarına karşı Yahudi değiş tokuşundan daha çok bir ticari mübadele anlaşması söz konusuydu. Anlaşma sadece büyük sermaye sahibi Yahudileri ilgilendiriyordu (3).

 

Bu Alman mallarının Filistin mallarıyla trampa edilmesi operasyonu clearing operasyonlarına eklendi. Bu operasyonların tümü,  Raul Hilberg’e (4) göre Eylül 1939’da savaş ilan edilmesine, Tom Segev’e (5) göre ise 1939-1945 İkinci Dünya Savaşının ortasına kadar 8-10 Kasım 1938’deki Kristal Gecesinden sonra da devam etti.

 

Havaara Anlaşması, Filistin’de büyük bir tarımsal sulama projesiyle de bağlantılı. Lévi Eshkol (o dönemde Lévi Shkolnik) söz konusu anlaşmanın baş destekçisi olmuştur. Kooperatifler aracılığıyla tarımın desteklenmesiyle ile ilgili bölümün sorumluluğunu üstlendiği Histadrut’un (Genel Emek Federasyonu) kurucularındandır. Anlaşmanın imzalandığı ve pazarlıkların yürütüldüğü sırada, Histadrut’a bağlı Yachin (6) adlı bir firmanın Berlin temsilcisiydi. İsrail Dışişleri Bakanlığınca yayınlanan biyografisinde yer alan bilgilere göre: “1937 yılında Lévi Eshkol, Mekorot Su Şirketi’nin kuruluşunda etkin rol oynamış ve bu görevi süresince, Alman Hükümetinin Filistin’e göç eden Yahudilere mal varlıklarının bir bölümünü beraberlerinde –özellikle de Almanya’da üretilmiş donanımlar halinde- götürmelerine izin vermesine ikna etmek için çok yoğun çaba harcamıştır. 1951 yılına kadar Mekorot Şirketinin Genel Müdürlüğü görevini sürdüren Eshkol, sulu tarımın yaygınlaşmasına olanak tanıyan bir ulusal su yönetimi sistemi geliştirdi.”(7) Mekorot şirketi Histadrout ile ortaktı. Haavara Anlaşmasının baş destekçisinin mandacı Filistin’de, ardından da İsrail Devletinde yerleşik Yahudi cemaatinin üst düzey sorumlularının olması çok anlamlıdır. Lévi Eshkol, İngiliz mandası altında yasadışı Yahudi Ordusu Hagana’nın yüksek komuta kademesindeydi ve 1950-1951 yıllarında Savunma Bakanlığı Genel Müdürlüğü görevini yürüttü. 1949 ila 1963 yılları arasında, Yahudi Ajansının Kolonileştirme Bölüm Şefiydi (8). 1951’de Tarım ve Kalkınma Bakanlığı görevini üstlendi. 1952-1963 arasında Maliye Bakanı oldu. 1963’te, aynı zamanda Savunma Bakanı ve Başbakanlık görevlerini üstlenerek David Ben Gurion’un yerine geçti.

 

Haavara Anlaşması dönemin Yahudilerinin ciddi muhalefetine yol açtı. Üst düzey Nazi yöneticilerinin (9) ve Siyonist yetkililerin (10) desteğini alan bu anlaşma, Yahudilerin Almanya’yı terk etmesini isteyen Nazilerin ve bunların Filistin’e göç etmelerini isteyen Siyonistlerin taleplerine yanıt veriyordu. Halbuki Almanyalı Yahudilerin birçoğu kendi ülkesinde kalmayı tercih etmekteydi. Amerikan Yahudi Kongresinin desteğiyle ABD’de bir ekonomik ve uluslararası boyutta diplomatik boykot düşüncesi oluştu. Amaç Nazi baskısına son verdirerek, Yahudilerin Almanya’da yaşamlarını sürdürmelerini sağlamaktı. (11)

 

Filistin’e göç ısrarı ve Nazi Almanya’sının boykot edilmesi arasında tartışma, bir yanda azınlıkta kalan bazı Yahudilerin İsrail toprağına göç etme iradesi ve diğer yanda ezici çoğunluktaki diğer Yahudilerin kendi vatanlarını terk etmeme ya da İsrail’den başka bir yere göç etme niyetinde olanlar arasındaki uzun zamandan beri var olan Siyonizm ve asimilasyon arasındaki karşıtlığı yansıtıyordu. Bu da doğal olarak insan haklarının başta Almanya olmak üzere her yerde korunmasını ve dolayısıyla da antisemitizmle mücadeleyi gerektiriyordu. Ben Gurion’a göre, “asimilasyon taraftarları, her zaman antisemitizm’e savaş açtılar. Bugün bu savaş Hitler’e karşı düzenlenen boykotta ifadesini buluyor. Siyonizm, her zaman Yahudi halkının kendi vatanında bağımsızlığını savundu. Bugün, kimi Siyonistler asimilasyon taraftarlarının saflarına katılmayı tercih ediyorlar: amaçları antisemitizm karşı “savaşmak”. Ancak Alman Yahudilerinin yaşamakta olduğu felakete bir Siyonist yanıt vermek zorundayız. Bu felaketi ülkemizi geliştirmek için bir fırsata dönüştürmeyi, Siyon’un yararına Almanya Yahudilerinin yaşamını ve malvarlıklarını kurtarmayı başarabilmeliyiz. Bu kurtarma harekatı diğer her şeyden daha önemlidir”. Ben Gurion, sadece boykota odaklanmanın daha önce benzeri görülmemiş bir “moral çöküntüye” yol açacağını sözlerine ekliyor. (12)

 

Kesin olan bir şey var ki, 10 yıl sonra İsrail Devletinin kurucusu olacak kişinin önceliği “Yahudileri kurtarmak” değildi. Kristal Gecenin üzerinden henüz bir ay geçmişken, 7 Aralık 1938’de şunları söyler: “Almanya’daki çocukların İngiltere’ye taşıyarak tümünü, Filistin’e taşıyarak ise yarısını kurtarmanın mümkün olacağını bilseydim, ikinci seçeneği tercih ederdim çünkü sadece sorun bu çocuklara yönelik bir sayı hesabı değil ama Yahudi halkının tarihinin muhasebesidir.” (13) Kısacası aşırı milliyetçilik, Siyon’un önceliğinin diğer her şeye baskın çıkması durumu.

 

Haavara Anlaşmasının ticari clearing operasyonları sadece zengin Yahudilerin gidişine izin veriyordu. Halbuki Naziler, diğerlerinden de kurtulmak istiyordu. Reich’in Güvenlik Polisi Şefi Reinhardt Heydrich 12 Kasım 1938 tarihinde, yani Kristal Geceden iki gün sonra, “Sorun zengin Yahudilerin gitmesini sağlamak değil ama Yahudi ayaktakımından da kurtulmalıyız”. Bu cani antisemit, zengin Yahudilerden para yardımı sağlayarak, farklı yardım biçimleri altında yoksul Yahudilerin Filistin’e yolculuk giderlerini karşılamak üzere çeşitli yollar denemişti. (14)

 

Haavara Anlaşması kapsamında, ticari clearing operasyonlarına, Alman (inşaat malzemeleri, tarımsal makine ve pompalar) ve Filistin malları arasındaki trampa eklendi. Siyonist yetkililerin, yoksul Yahudilere karşılık Filistin mallarını trampa etmeyi hiçbir zaman akıllarından geçirmedikleri çok açıktır. Başka deyişle, Siyonist hareketin üst düzey yöneticileri, özellikle de Filistin’de yerleşik bulunan Yahudi cemaatinin önde gelenleri, Yahudilere Nazi katliamından kurtulma fırsatı tanımaktan daha çok kolonilerini güçlendirecek araçlar edinme kaygısı içerisindeydiler. Bu da Siyonizmin gerçek ruhuyla çok örtüşüyor: İsrail topraklarının kolonileştirilmesi mutlak önceliktir.

 

Haavara Anlaşmasından yararlanan yaklaşık 20.000 zengin Yahudi, bu anlaşmaya hayatlarından daha çok şey borçluymuş gibi görünüyor.(15) Zira gerekli sermayeye sahip olmadıkları için kaçmayı başaramayan 200.000 Alman ve Avusturyalı Yahudi’nin hemen hemen tümü öldürüldü.

 

1953 yılında, öldürülen bu Yahudiler bir şekilde “Siyon’un yararına” katkıda bulunabildiler, çünkü İsrail Devletine hatırı sayılır “tazminatlar” elde hakkı tanıdılar. Tutarın pazarlıkları yapılırken, İsrail Devleti yetkilileri –hatta bizzat Haavara Anlaşmasının görüşmelerine katılanlar- soykırım kurbanlarına, muhtemelen şükran duygusuyla, anılarına saygı amacıyla İsrail vatandaşlığı hakkı tanıdılar. (16)

 

Haavara Anlaşması, İsrail Devletinin kurucu efsanesi Siyonist ideolojinin yaymaya çalıştığının tam tersine, Siyonist yetkililerinin asıl önceliğinin “Yahudileri kurtarmak” değil ama İsrail topraklarını nüfuslandırmak ve kolonileştirmekti. “Kristal Gece sırasında yaşanan dinsel içerikli katliamlar arifesinde Ben Gurion, “insanlık bilincinin” kimi ülkelerin Almanya’dan kaçan Yahudi göçmenlere kapılarını açmaları için yeterli olabileceğini söylüyordu. Yahudilerin farklı ülkeleri göç etmesini bir tehdit olarak görüyor ve bu konuda alarm sinyali veriyordu: “Siyonizm tehlikede!” (17) Tabii ki Siyonist yetkililerin derdi antisemitizmle mücadele etmek değil ama aksine bundan yararlanarak Yahudilerin Filistin’in kolonileştirilmesine katkıda bulunmalarını sağlamaktı.

 

İsrail Devletinin propaganda aygıtı, ABD’deki AIPAC, Fransa’daki CRIF, Belçika’daki CCOJB gibi yurtdışındaki güçlü kurumları aracılığıyla, İsrail Devletinin yüce amaçları doğrultusunda antisemitizmi kullanmaya devam ediyorlar. Görevleri Nazi dönemine göre daha da zordur çünkü bugün Yahudilerin duydukları ölümcül kin tamamen marjinalleşmiş durumda. Bu nedenle, İsrailin güçlü propaganda aygıtı, iğrenç bir soykırım çağrışımının kendisine tanıdığı kolaylıkla, özellikle de Müslüman göçmenlerin arasında, bıktırıcı bir şekilde ölümcül antisemitizmin hala ayakta olduğunu ve İsrail Devletinin bugünkü politikasının Filistinlilere yönelik sürdürdüğü karalamaların, insanlığa karşı suçlara ve savaş suçlarına karşı bir tiksintiyi değil ama ezelden beri süregelen Yahudileri yok etmeye yönelik antisemit iradenin olduğunu yineliyor. Üstelik, bu güçlü propaganda aygıtı ve şubeleri aralıksız olarak tüm Yahudilerin kendilerini İsrail Devletiyle tanımladığını ve katil politikasına destek verdiği düşüncesini yayıyor ki bu durum da soykırım inkarcılarının aşağılık yalanlarından çok daha etkili bir şekilde antisemitizme teşvik ediyor.                            

 

         

 

(1) “Nazi yetkililere ait –kısmen eksik- raporlara göre o gece yaşananlara ait sayılar şöyleydi: tahrip edilen 815 mağaza, yakılan 171 ev, yakılan 191 sinagog, yıkılan 14 mezarlık şapeli, cemaat evleri ve toplantı salonları. Yirmi bin Yahudi tutuklanmış, otuz altı Yahudi infaz edilmiş, otuz altısı da ağır yaralanmıştır.” Raul Hilberg, Avrupa Yahudilerinin yok edilmesi, Paris, Folio yayınları, 1944 sayfa 44.

 

(2) Bakınız Raul Hilberg, a.g.e. özellikle sayfa 125.

 

(3) “Filistin’e göç eden bütün Yahudiler beraberlerinde yabancı döviz olarak bin Sterlin götürme ve 20 000 Mark ve üzeri değerindeki malları gemiyle gönderme hakkına sahiptiler… Bin Sterlin, İngiltere’den Filistin’e kapitalist olarak (bu göçmen kategorisine bu isim veriliyordu) yerleşim izni elde etmek için gerekliydi. Bu hatırı sayılır bir rakamdı: dört kişilik bir aile 300 Sterlin ile bir yıl süresince burjuva konforu içerisinde yaşayabilirdi.” Tom Segev, Yedini Milyon, Liana Levi yayınları, 2010, sayfa 27.

 

(4) Raul Hilberg, a.g.e. sayfa 125.

 

(5) Tom Segev, a.g.e. sayfa 30. Bu durumda Haavara sistemi, Eylül 1939’da savaşın ilanıyla birlikte Almanya’ya müttefikler tarafından dayatılan ambargo ve kuşatmanın etkisini azaltıyordu.

 

(6) Burada muhtemelen tarımsal ürünlerin, muhtemelen de narenciyenin pazarlanmasına yönelik bir şirket söz konusudur. Bugün İsrail’de halen, geçmişte Histadrout’un ortağı olan ve 2013 yılında “Israel’s largest citrus fruit growers” olarak nitelenen Yachin-Hakal Company Ltd. adında bir şirket mevcuttur. (http://jewishbusinessnews.com/2013/…)

 

(7) www.mfa.gov.il/MFA/Facts%20A… , İngilizceden çeviri.

 

(8) Head of the settlement division of the Jewish Agency (settlement: sömürge, yerleşim).

 

(9) Anlaşma, Reich’in Maliye Bakanlığı’nda imzalanmıştır. Bakınız Tom Segev, a.g.e. sayfa 27.

 

(10) Daha sonra İsrail Başbakanı olanlar arasında anlaşmayı tek destekleyen Lévi Eshkol olmayacaktır. “Daha sonra Başbakan olacaklar arasından başkaları da Haavara anlaşmasının değişik aşamalarında destek vermişlerdir. David Ben Gurion ve Moshé Shertok (daha sonra Sharett adını alacak olan) Siyonist Kongresi sırasında ve Yahudi Ajansının yürütmesinde Haavara Anlaşması lehinde mücadele vermişlerdir. Golda Meyerson (daha sonra Meïr) da anlaşmayı New York’ta savunmuştur.” Tom Segev, a.g.e. sayfa 29.

 

(11) “Naziler… Yahudilerin başlarına dert açma kapasitesini hafife almadılar; Amerika’daki Yahudi yöneticileri tehdit ederler, Almanya’daki Yahudi mağazalarına karşı bir günlük boykot ilan ederler ve Haavara anlaşması pazarlıklarını hızlandırmak için ellerinden geleni yaparlar. Amaçlarından biri de Yahudi dünyasını Haavara anlaşması taraftarı ve karşıtı olarak bölmekti. Bir süre sonra bekledikleri ayrışma gerçekleşti de.” Tom Segev, a.g.e.sayfa 35.

 

(12) Tom Segev, a.g.e. sayfa 37.

 

(13) MAPAI (Sosyalist) Partisinin Merkez Komitesinde yaptığı açıklama. Bakınız Tom Segev a.g.e. sayfa 38.

 

(14) Paul Hilberg, a.g.e. sayfa 127.

 

(15) Sermayelerinin %35’ini kaybederler ve paralarını daha uzun süre beklemeye mecbur kalırlar, bazen iki ya da üç yıl, ancak hayatta kalmayı başardılar. Bakınız Tom Segev a.g.e. sayfa 30.

 

(16) “Soykırım ve kahramanlarını anma yasa tasarısı”nda (Yad Vashem, 1953) soykırım sırasında yaşamlarını yitirenlere anılarına saygı amacıyla İsrail vatandaşlığının tanınmasını öngören bir madde bulunuyordu”. İdith Zertal, Vatan… sayfa 85.

 

(17) Tom Segev, a.g.e. sayfa 38 ve 39.

 

(Investig’Action www.michelcollon.com sitesinde 4 Eylül 2014 tarihinde Jacques Buda imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir)

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.