Batının silahlı kuklası Boko Haram

 İslamcı örgüte karşı mücadele etmek için abartılı iletişim taktikleriyle “yardım dilenenler” Nijerya’nın gerçek dostları olamazlar. Burada söz konusu olan daha çok Nijeryalı düşmanı öpücüklerle nefessiz bırakıp boğmaya çalışmaktır! Günde 2,5 milyon varille Afrika’nın bir numaralı ve dünyanın altıncı petrol üreticisi olan Nijerya, Çin’e petrol kuyuları tahsis etmek gibi ağır bir “suç” işledi.

 
 

50 yıldır Nijerya petrolünü sömüren ABD, Fransa ve İngiltere’nin dayanılmaz olarak karşıladığı bir rekabet durumu ortada. Onlara göre, Suudi Arabistan’ın ve Katar’ın petrol ve gaz piyasasındaki diktatörlüğüne artık boyun eğmeyi kabul etmeyecek kadar çok güçlü bir Nijerya, Arap petromonarşilerini kaygılandırıyor. Petrollerini ulusal egemenliklerinin gerektirdiği şekilde yönetebilen İran (2nci) ve Venezüella’nın (Dünyanın 5nci petrol üreticisi) gözünde Boko Haram örgütü, emperyalist güçlerin Çin’i ve Afrika’nın bir numaralı ekonomik gücü haline gelen Nijerya’yı Sudan gibi iki devlete bölerek yok etmeye yarayacak bir Truva atından ibarettir.

Tabuları yıkmamızı sağlayacak bazı sorular

2014’ün ilk dört aylık döneminden beri Afrika’nın birinci ekonomik gücü ve en önemli petrol üreticisi ülkesi olan Nijerya, aynı zamanda kıtanın en zengin demografik yapısıyla (180 milyon nüfus) medyaların yakın ilgisini gün geçtikçe daha çok çekmeyi hak ediyor. Ancak sütunlarında ya da televizyon kanallarında, Nijerya’nın sahip olduğu bu üç yönlü güç ne yazık ki bugün ülkeyle birlikte anılan Boko Haram gibi bir isme indirgeniyor. Alanlarında kaşarlanmış “büyük” medya kuruluşlarınca “deliler gibi Allaha tapan” bir grup gibi sunulan Boko Haram örgütünün onlara göre, ülkenin tümünde şeriat düzenini tesis etmek için Nijerya’nın bir bölümünde halifelik kurmayı hedeflemekten başka bir amacı bulunmuyor. Çin karşısında dünyanın egemenliğini ölümleri pahasına korumaya kararlılar ve emperyalist ve kapitalist güçlerle hiçbir bağları yok.

Chibok yerleşiminden 14 Nisan 2014 tarihinde 200’den fazla genç kızın (sayı çeşitli kaynaklara göre değişmektedir) « kaçırılması » olayı çevresinde kopartılan iletişim ve propaganda fırtınası sayesinde İslamcı örgüt gezegen çapında ün kazanmış oldu. Örgütün gerçekleştirdiği eylemler öylesine çok fazla iletilir oldu ki, arada Nijeryalı yetkililerin açıklamaları sansür edilecek noktaya bile vardı. Nijerya Devlet Başkanı Jonathan Goodluck’un bile bu yoğun propaganda bombardımanı karşısında şansı yokmuş gibi görünüyor!

Boko Haram çetesinin işlediği suçlardan son tahlilde kimin yararlandığını egemen medyaların bize söylemeyi atlamasını basit bir « unutkanlığa » bağlayabilir miyiz? Neden büyük basınımız Boko Haram çetesi üyelerinin Nijerya’da ve yakın gelecekte Kamerun’da ölüm saçmak için kullandığı ağır silahların ve mali kaynakların kökenlerine yönelik suç ortaklığına varan bir sessizlik içerisindeler? Dünyayı yönlendirmekte olan medyalar, Nijerya’daki istikrarsızlaştırma eylemlerinin koordinatörü gibi görev yapan Amerika Birleşik Devletleri’nin Abuja’daki büyükelçisi Terence P.MacCulley’in işlediği suçlardan söz eden Wikileaks notlarını neden yayınlamaktan kaçınıyorlar?

Çin’in Afrika’ya nüfuzuyla birlikte jeostratejik dengelerin yeniden tanımlanması olgusu karşısında, Orta Afrika Cumhuriyetindeki Séléka Örgütü gibi Boko Haram da, Afrika’daki ABD askeri komutanlığı olan AFRICOM’un tesisini hızlandırmak ve batılı çokuluslu şirketlerin hammadde kaynaklarını gaspını sürdürmesini temin etmek için çok güçlü bir silaha dönüştü.

İslamcı Boko Haram çetesinin işlediği suçlardan kimler yararlanıyor?

George Bush’un ABD’si, Irak’ı işgal edip Devlet Başkanını katletmek için, birden yok edilmesi gereken bir düşman haline gelen Saddam Hüseyin’in elinde kitle imha silahları bulunduğunu iddia ederek tüm gezegeni aldattı. Colin Powell daha da ileriye giderek, mültivizyonda eline aldığı deney tüplerini Saddam Hüseyin’in elinde bulunduğunu iddia ettiği bu silahların numuneleri diye gösterme cüretini dahi gösterdi. 10 yıl sonra bütün dünya bunların Made in Washington ürünü yalanlar olduğunu tespit etti.

2011’de Youtube’ta Kongolu silahlı grup önderi Joseph Kony ile ilgili yayınlanan ve medyalarda geniş yankı uyandıran bir video milyonlarca internet kullanıcısı tarafından izlendi. Joseph Kony’nin işlediği suçlar karşısında şaşkına dönen internet kullanıcıları Kony’ye lanet etti. Öte yandan ABD, « görünmez adam » Kony’nin komuta ettiği Tanrının Direniş Ordusu (LRA) birliklerinin resmi olarak peşine düşebilmek için bunlardan yardım istedi.

Üç yıl sonrasında şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Joseph Kony hala kaçak. Ama sözüm ona onun yakalanması için ABD, Kongo Demokratik Cumhuriyetinde, Uganda’da, Orta Afrika Cumhuriyetinde ve diğer ülkelerde askeri üsler kurma olanağı buldu.

Başka bir deyişle, Washington bu kampanya aracılığıyla, Çin’in de endüstrileşmesinde çok ihtiyaç duyduğu Afrika’nın özellikle değerli madenler yönünden zengin olan bu kesiminde Washington sağlam askeri üsler kazanmış oldu.

Nijerya da oyuna dahil oluyor

1971 yılından beri Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC’in üyesi olan Nijerya, Afrika’daki askeri darbeler rekorunu elinde tutuyor. Bugüne kadar ülkede aralarında, 1995’te asılarak idam edilen yazar Ken Saro-Wiwa’nın yönettiği Ogoni Halkını Yaşatma Hareketi (MOSOP), Nijer Deltasının Kurtuluşu Hareketi (MEND)’in de bulunduğu birçok İrredantist (yayılmacı milliyetçi) grup faaliyet gösterdi. MOSOP ve MEND hareketlerinin talepleri oldukça açıktı: Petrol kaynaklarının dahili yönetimi. Her iki örgütün üyeleri de sokaklarda gösteriler düzenlemek gibi legal mücadele yöntemlerine başvursa da, yaşadıkları sefaletin kaynağı olan petrol şirketlerine ya da merkezi hükümete karşı mücadele etmek için silaha sarılmaktan geri kalmıyorlardı.

BOKO HARAM: Çok yüzlü bir hayalet

2002 yılında, 11 Eylül saldırılarının ertesinde, Maiduguri’de Mohamed Yusuf tarafından kurulan Boko Haram örgütü, Nijerya’daki siyasi gelişmeler ve batılı egemen güçler tarafından çizilen jeostratejik yönelimlere göre gelişim kaydetti.

2002’den 2006’ya kadar devam eden süreçte grup, güç toplama eğilimini sürdürerek üye toplama ve doktrin oluşturma sürecini devam ettirdi. Bu arada, eylem kapasitesini kanıtlamak ve kendini tanıtmak üzere bazı şiddet eylemlerine de başvurmaktan geri kalmadı. 2006 ila 2009 yılları arasında, güneyci Olusugun Obasanjo bir üçüncü dönem daha Nijerya’yı yönetebilmek için 2006 anayasasını değiştirmekle meşgulken, Boko Haram şiddet kullanımında bir aşama daha kaydetti.

Bauchi, Wudil, Potiskum, Maiduguri, Borno, Yobe, Kano eyaletleri bitmek bilmeyen şiddet olaylarına sahne oldular. Bu olaylar sırasında güvenlik güçlerinden olduğu kadar sivil halktan ve örgüt üyelerinden de birçok insan yaşamını yitirdi. Örgütün lideri Temmuz 2009’da infaz edildi. Ama kafasının kesildiği yerden 1000 tane yenisini doğuran mitolojik su yılanı Hidra gibi, Mohamed Yusuf Boko Haram’ın artan etkinliklerinde çoğaldı.

Boko Haram, Kuzey ile Güney arasındaki iktidar mücadelesine dahil olduğunda

 2006 ve 2007 yılları arasında dönemin Nijerya Cumhurbaşkanı Olusegun Obasanjo, Kuzeyin favori Başkanlık adayını yarış dışında bırakmak için her türlü kurnazlığı kullanmıştır. Bu dönem Boko Haram fenomeninin Nijer-Nijerya tarafını daha iyi anlamamıza olanak veren ipuçları sunuyor.

1999 ila 2007 yılları arasında onun Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiş olan Atiku Ebubekir kısa sürede yolsuzlukla suçlanır ve iktidar partisinden yanı sıra, Demokratik Halk Partisi’nden (PDP) de ihraç edilir. Hayal kırıklığı içerisinde, PDP’den ayrıldıktan sonra Tüm Nijerya’nın Halk Partisi (ANPP) ile başkanlığa adaylığını koyar ama başarılı olamaz.

Nihayet, Obassanjo’nun ardından, rahatsız olan Umaru Yar’Adoua iktidara gelir. Gerçi Yar’Adoua Kuzeylidir ama siyasi ağırlığı yoktur ve Obassanjo’nun çevresindekilerin Washington’a çok yakın bulduğu varlıklı Atiku Ebubekir’den de daha düşük bir halk desteğine sahiptir. Kuzey ile Güney arasında süregelen bu gereksiz çekişme yüzünden, Hıristiyan okullara, kiliselere ve diğer kamusal kurumlara saldırarak Boko Haram’ın her zamankinden daha şiddete yöneldiği ve güç kazandığı kesindir. Bu yeniden yapılanma sayesinde, örgütün Kuzey Nijerya elitlerinin Truva atı konumuna geldiği ve ağır silahlara sahip olduğunu görüyoruz. Örgütün bugün gittikçe daha çok disiplinli ve eğitimli yaklaşık 30 000 savaşçıya sahip olduğu tahmin ediliyor. Sonuç olarak daha çok “profesyonelleştikleri” söylenebilir! Bu da aklımıza hemen Irak’taki IŞİD’i getiriyor; yani egemen çıkar odaklarının elinde kuklaya dönüşmüş bir şantaj silahına dönüştükleri anlamına geliyor.

Sonuç olarak, 5 Mayıs 2010 tarihinde görev süresi tamamlanmadan Kuzeyci Başkan Oumarou Yar’Adoua’nın ölümüyle birlikte iktidar, yeni seçilen Nijer deltası petrol bölgesi kökenli Jonathan Goodluck ile birlikte yeniden Güneyin eline geçti. Kuzeyin Müslümanları kendileri bir kez daha aldatılmış hissediyorlar. Jonathan Goodluck ve Obassanjo çetesinin, Kuzey ile Güney arasında ülkenin dönüşümlü olarak yönetilmesi konusunda zımnen vardıkları anlaşmayı çiğnediklerini düşünüyorlar, ama aynı zamanda her kesimin kendi başkan adayını seçmesi gerekiyor.

Bu kuralı iktidardaki parti 2007 ve 2011 yılında çiğnedi. Buradan hareketle Boko Haram örgütünün, 2015 başkanlık seçimi öncesinde, içeride Güneyli Başkan Jonathan Goodluck’un konumunu zayıflatacak terör eylemlerini neden arttırdığını daha iyi anlayabiliriz.

Bu görev için, büyük medya kuruluşları belirleyici bir rol oynuyorlar. Boko Haram’ın eylemlerini iletmeye dayalı seçici bir iletişim tekniği kullanıyorlar ve birçok kez kendisini kanıtlamış olan Nijerya güvenlik güçlerinin operasyonlarını yansıtmamaya özen gösteriyorlar. Örneğin 2009’da, ordu örgüt üyelerine yönelik çok kanlı bir baskın operasyon düzenledi bin militanla kurucu liderleri Mohamed Yusuf’u öldürdü. 9 Ağustos 2009 tarihli bir mektubunda, Mohamed Yusuf’un selefi olarak ortaya çıkan Sanni Umaru Boko Haram’ın söz konusu operasyonda 1000’den fazla üyesini kaybettiğini kabul etti.

Nijerya dördüncü nesil savaşla karşı karşıya ve bu sefer istihbarat savaşı daha da merkezi bir konumda. Gazete ve televizyonların medya yalanları sabahtan akşama atılan havan toplarına benziyor. Televizyon cihazımız, beynimize doğru sabah akşam kurşun sıkan, oturma odamıza yerleştirilmiş bir düşman piyadesine dönüşüyor!

Kuzeydeki elitlerin ve bazı harici aktörlerin mali desteğiyle, İslamcı çete fazlasıyla teçhizat ve tank dahil birçok ağır silaha sahip oldu. Mali ve lojistik desteğin dışında, bu İslamcı teröristlerin güvenlik güçleri ve resmi dairelerde de çok önemli suç ortakları bulunuyor. Bu işbirlikçiler olmasaydı bir eğitim kurumundan 200 kızı kaçırıp, sessizce kayıp kayıplara karışmak mümkün olmazdı. Boko Haram’ın mali destekçileri arasında Katar ve Suudi Arabistan başta geliyor, bunu imparatorluk adına yapsalar da aslında onların da petrol ve gaz piyasasında gelecekteki rakiplerini istikrarsızlaştırmak yönünde yaklaşımları olduğu kesindir. 2050 yılında Nijerya toplam 400 milyon nüfusa sahip olacak, bu da Dünyadaki dördüncü demografik güç olması anlamına geliyor. Bu da birçok kişinin pek işine gelmiyor…

Batılı ve emperyalist boyut: Nijerya’yı kırılganlaştırmak ve Çin’i uzaklaştırmak

Egemen güçler onların elde ettiği konum ve ayrıcalıkları kıskanıyor. En küçüğü dahil her türlü rekabeti ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Afrika’nın üç yönden (demografik, ekonomik ve petrol) güçlü ülkesi olarak Nijerya, istemeden kıta dışından düşmanlar edinmiş oldu. Üstüne üstlük, eski Başkan Olesugun Obasanjo, kuyuları Çinlilere açarak, Nijerya’daki zengin petrol yataklarını üzerindeki batılı şirketlerin tekelini kırmak gibi bir “suçu” da işledi.

Gerçekten de, yarım asırdan fazla bir süredir Fransız, İngiliz ve Amerikan petrol şirketleri Nijerya’nın petrol üretiminin kesintisiz efendileri oldular. Sonra da olanlar oldu! Nisan 2006’da, iktidarda kalmasına yarayacak anayasa değişikliği konusunda batılılardan destek görmeyen Başkan Obasanjo kızdı ve yüzünü Çin’e döndü. Shell, Texaco, Chevron gibi şirketlerin yoğun baskısına karşın Nijeryalı yetkililer China National Offshore Oil Corporation (CNOOC) petrol şirketiyle, iki milyar Amerikan Doları üzerindeki bir bedelle, tahmini olarak günde 225 000 varillik üretim öngören bir işletme anlaşması imzaladıklarını açıkladılar. Aynı mantıkla, Başkan Obasanjo Çin hükümetiyle Nijerya’daki demiryollarının rehabilitasyonu ve iş makinesi alımı için bir milyar dolarlık bir borç anlaşması da imzaladı. Çin tarafı Ken Sarowiwa ve Wole Soyinka eyaletlerinde iki yıl içerisinde petrol üretimine geçecek.

Abuja-Pekin arasında yaşanan bu yakınlaşma batılı başkentlerin uykusunu kaçırıyor. Günde 2,5 milyon varil üreten Nijerya’nın denetimini yitirmek Paris, Londra ve Washington için çok ağır bir darbe. Üstelik Nijerya ve komşusu Kamerun, Gine Körfezinin denetiminde vazgeçilmez bir stratejik konuma sahip.

Kendileri açısından, Suudi Arabistan ve Katar Afrika’nın bir numaralı üreticisinin unvanlarına erişmesinden kaygılanıyorlar. Siyah altının Dünyadaki ikinci üreticisi Iran, Suudi Arabistan ve Katar’ın dikte ettiği talimatlarla dalga geçiyor. Dünya’daki beşinci petrol üreticisi ülke olan Venezüella, on yıldır Arap monarşilerinin ve batılı emperyalistlerin direktiflerini aşmayı başarmış görünüyor. Kendi petrolünü tüm egemenliğiyle yönetiyor. Halbuki, Ad vitam Aeternam, bu petrol monarşileri dünya petrol pazarının istikrar ve ayar merkezleri olduklarını sanıyorlar. Bu, batılı emperyalistlerin onlara bıraktığı tek teselli kırıntısı olmalı.

Nijerya’nın egemenliğini kullanma eğilimleri karşısında tepkiler ortaya çıkmakta gecikmedi. Sam Amca için hepimizin malumu en iyi savunma saldırıdır! China National Offshore Oil Corporation (CNOOC)’ın Afrika’nın bir numaralı petrol üreticisi ülkesinde petrol etkinliklerine başladığı yıl olan 2008’de ABD yönetimi aniden Afrika’daki askeri komutanlığını oluşturdu. Öylesine acele edildi ki, ABD AFRİCOM’un karargahının kurulması için onay dahi alınmasını beklemedi. Acilen bir şeyler yapılmalıydı. İşe başlamak için bir Afrika ülkesinin Africom için onayını beklemeye hiç gerek duyulmadı. Kuruluşunun üzerinden altı yıl geçtikten sonra bile, Afrika’daki bu ABD’li askeri komutanlığın merkez karargahı hala Almanya’da Stuttgart’ta bulunuyor.

Bazıları bunun sadece basit bir rastlantı olduğunu düşünebilir. Ama Afrika’daki ABD Askeri Komutanlığın resmi söylemin diliyle sadece terörizmle mücadele etmek için kurulmadığı çok açık. AFRICOM, kıtasal bir gücün peydahlanması ve özellikle Çin’in Afrika’dan uzaklaştırılması için ABD diplomasisinin bir askeri kanadı konumundadır. Çin imparatorluğunun dünyadaki birinci ekonomik gücü haline gelmesini engellemek için, Çin sanayisini kapatmayı beceremeyen ABD, sanayileri için vazgeçilmez değer arz eden hammaddelere ulaşımlarını engelleme yoluna başvuruyorlar.

CIA görev başında

Wikileaks belgelerine dayanarak, Greenwhite Coalition örgütü, ABD’nin yıllardır Afrika’nın devi ülkeyi istikrarsızlaştırmak için elinden geleni yaptığını belirtiyor. Georges Bush’un ülkesi, çoğunluğunu Nijeryalı askerlerin oluşturduğu CDEAO (Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu)’nun askeri gücü ECOMOG (Economic Community of West African States Monitoring Group) birliklerinin geçmiş yıllarda Liberya ve Sierra Leone’deki iç savaşlarda (özellikle de ateşkesin uygulanması konusunda) önemli bir rol üstlendiğinin bilincinde.

Nijerya’nın ECOMOG üzerinden alt bölgelerde egemen güçlerin etkisini zayıflatabileceğinden çekinen Başkan George Bush, 2004 yılında ACRI (Africa Crisis Response Initiative / Afrika Kriz Müdahale Girişimi)’yi kurdu. CIA’nin yardımıyla, ACRI genç İslamcıları İstihbarat toplanması, silah kullanımı ve hayatı idame teknikleri konularında eğitti. Eğitim gören gençler daha sonra katliamlar gerçekleştirmeleri için Boko Haram çetesinin emrine verildiler!

Greenwhite Coalition aynı şekilde CIA’nin Nijerya, Kamerun, Çad ve Nijer sınırları boyunca teorik ve silahlı eğitim kampları kurduğunu tespit ettiğini belirtiyor. Üstelik bir başka ABD’li kaynak Nijerya’yı istikrarsızlığa kavuşturmak için Nijerya’daki ABD büyükelçiliğinin gerçek bir laboratuar haline dönüştürüldüğünü belirtiyor. Karanlık projeyi daha da etkin uygulayabilmek için Washington, bu ülkede Büyükelçilik görevi için Terence P.MacCulley’den daha iyisini bulamazdı. Terence P.MacCulley sıradan diplomatlara pek benzemiyor. AFRICOM’un dış politika koordinatörü olmasının ötesinde, Africa Crisis Response Initiative’in mimarlarından biri. NATO ülkelerinin müdahalesini haklı çıkarmak amacıyla federal iktidarı kırılganlaştırmak için derin deneyimlerin yararlanılıyor.

İslamcı çetenin saldırılarının, iyi eğitimli bir profesyonel ordunun yapabileceği hassasiyette yapıldığı kimsenin gözünden kaçmıyor. Rehineler karşılığında elde ettikleri fidyelerin karşılayamayacağı kalabalıkta bir kadroya sahip. Boko Haram örgütü çapında binlerce savaşçıyı idare etmek, beslemek, donatmak ve tedavi etmek için önemli ve düzenli bir mali kaynağa ihtiyaç var. Halbuki rehine ticareti bu zorunluluğa yanıt vermiyor.

Michelle Obama Nijerya’da ABD İHA’larının pazarlamasını yapınca

Nijerya’nın istikrarsızlaştırılmasında ABD’nin üstlendiği işlevi daha iyi anlayabilmek için, bu ülkeyle ilgili olarak yaşanan son olayları yeniden değerlendirmekte yarar var. Bunların sonuncusu kuşkusuz, Amerika Birleşik Devletleri First Lady’si tarafından başlatılan « Bring Back Our Girls » kampanyasıdır. Eşinin ilk altı başkanlık yılında pek ortalıklarda görünmeyen Michelle Obama, ABD sinai-askeri kompleksinin maskotu haline dönüştü. Facebook üzerinden Bringbackourgirls kampanyasını başlatarak, dünya kamuoyunun dikkatini meşru yollarla İslamcı örgüt tarafından kaçırılan 200 kızın kaderi üzerinde toplamayı başardı.

Ama bu insani ulvi amaçlar ardında Michelle Obama’nın ABD İnsansız Hava Araçları için yeni hava sahaları ve ABD’nin Deniz Piyadeleri ve diğer özel kuvvetleri için yeni harekat alanları açtığından kimse söz etmiyor! 200 liseli kızın aranması adına ABD Başkanı Çad’a 70 asker göndermeye karar verdi.

Obama, bu olaydan Nijerya’daki asker sayısını arttırmak için yararlandı. Mayıs 2014’e kadar, Nijerya’daki ABD büyükelçiliğinde düzenli olarak 50 ABD askeri görevlendirildi. 20 Deniz Piyadesi zaten yerel askeri yetkililere eğitim veriyordu. Michelle Obama’nın başlattığı kampanya bu sayının arttırılmasına olanak sağladı.

Joseph Kony’nin ‘yakalanması’ için yürütülen kampanyayı anımsayın. Bu sayede ABD Kongo, Uganda, Orta Afrika Cumhuriyeti’ni kuşatma imkanı buldu. Bring Back Our Girls de Washington’un çizmesi altında Mogadişu-Ouagadougou eksenini 12 ülkeyle oluşturarak Batı Afrika’nın kuşatılmasına ön ayak olacak. Bugüne kadar 29 Afrika ülkesi ABD’ye havaalanlarını açmış durumda. Ve özel kuvvetlerin öncesinde, askerler için gerekli bilgileri toplamak üzere her zaman istihbarat elemanlarının geldiğini ama aynı zamanda İmparatorluğun hizmetinde ekonomik ve sanayi casusluğu da yaptıklarını unutmayalım! Boko Haram’ın işlediği cinayetlerin son tahlilde kimin işine yaradığı açıkça görülüyor. Savaş, plandır!

Boko Haram: çok rantabl bir yalancı poker oyuncusu

Boko Haram “yasak okul” anlamına gelmektedir. Boko, Book yani kitap ve Haram ise yasak anlamındadır. Biliyorsunuz bunun karşıtı helaldir. Birçok Boko Haram « uzmanı » ve « eksperi » şu tercümeyi tercih etmektedirler : « Batı eğitimi günahtır ».

Bu arada Boko Haram’ın ilginç bir şekilde, « uzmanların » yorumlarına bakarak nesnel düşman olmalarına karşın batılı çıkarlara saldırmadığını tespit etmemiz gerekiyor. Halbuki Nijerya’da hedef olmaya aday batılı büyük markalar hiç de az değil. En görünürleri, ülkenin başlıca döviz kaynağı olan petrol konusunda istedikleri gibi at koşturuyorlar.

Batının ‘Haram’ niteliğini teyit etmek üzere bu şirketlere saldırmak yerine, çete tek suçları Hıristiyan olmak ya da laik bir eğitim kurumuna devam etmek olan gariban Nijeryalıları hedef almayı tercih ediyor. Ebubekir Shekau 200 kızın kaçırılmasını videoyla üstlenmedi mi? Bu ne yaman çelişki! Boko Haram’ın demek ki ismiyle hiçbir alakası yok. Başka bir deyişle Boko Haram bildiğiniz gibi değil.

Boko Haram’ın tersine, Ogoni Halkını Yaşatma Hareketi ve Nijer Körfezinin Kurtuluşu Hareketi batının çıkarlarını açıkça hedef alıyorlardı. Her iki örgüt de çokuluslu petrol şirketleri ve Nijeryalı ortaklarına doğrudan saldırıyorlardı. 1992’de, Sani Abacha rejimi tarafından 10 Kasım 1995’te Port Harcourt’ta idam edilmesinden üç yıl önce, yazar Saro-Wiwa (MOSOP’un diğer 8 militanıyla birlikte katledilmişti) petrol şirketlerini şu terimlerle tanımlıyordu: « Petrol kaynaklarının keşfi Ogoni ülkesini geniş bir çorak araziye dönüştürdü. Topraklar, nehirler ve çaylar devamlı olarak kirletiliyor; yerleşim alanların hemen yakınında yirmi dört saat kesintisiz olarak yanan gazdan çıkan alevlerin hidrokarbür, metan, karbondioksit ve is dumanlarıyla atmosfer zehirleniyor. Ogoni toprakları asit yağmurları ve hidrokarbür taşmaları ya da bulaşmaları ile harap olmuş durumda. Tarım arazilerinden geçen yüksek basınçlı boru hattı şebekesi çok ciddi bir tehdit oluşturuyor ».  Kurban ailelerince Saro-Wiwa ve yoldaşlarının ortadan kaldırılmasında suç ortaklığı yaptığı için suçlanan petrol şirketi Shell, Haziran 2009’da 15,5 milyon dolar tutarında tazminat ödemeyi kabul etti.

Kötü yönetimin diyeti

Eğer Boko Haram Nijerya’da bu kadar kolay eleman bulabiliyorsa, bu durum ülke yöneticilerinin petrol kaynaklarından elde edilen geliri eşitsiz dağıtmasından ileri gelmektedir. Örnek: Ülkenin güneyi ile kuzeyi arasındaki eğitim oranı farkı çok büyük. Aynı durum sağlık güvencesi için de söz konusu. Nijerya’da doğum yapan 100 000 kadın arasında, kuzeyde yaşamını yitiren 1800 kadına karşılık, güneyde 80 kadın ölüyor. Yolsuzluk ve kamu mülklerini talan eden siyaset adamlarının sessiz kaldığı sefalete, daha çok geri bıraktırılmış bölge halkları maruz kalıyor.

Boko Haram’ın kurucusu Mohamed Yusuf, cihada olabildiğince daha çok eleman toplamak için vaazlarında süre giden bu eşitsizliklere dikkat çekiyordu.  Üniversite mezunu olduktan sonra yıllardır iş bulamayan gençlerin işsizliğine sebep olarak federal yönetimi gösteriyordu. Atiku Ebubekir giri kuzeylileri iktidardan uzaklaştırmak ve yerine hasta Omaru Yarad’oua’yı getirmek için Olesugun Obasanjo, her türlü hileye başvurarak Kuzey-Güney arasındaki bölünmeden yararlandı ve Boko Haram, kuzeyli elitlerin desteğiyle kuzeyde taban geliştirdi. Bir güneylinin 2015’teki seçimi kazanmaması için kuzeyliler her şeyi yapmaya hazırlar.

Seçim sonucu muhtemelen Nijerya tarihinin akışını belirleyecektir. Eğer bir güneyli seçimi kazanırsa, Boko Haram’ın terörist eylemleri büyük olasılıkla artacaktır. İşin ilginci, ABD National Intelligence Council’in (Ulusal İstihbarat Konsey) yayınladığı bir raporda 2015 yılında Nijerya’nın olası bir bölünmesinden söz ediliyor. Öte yandan eğer bir kuzeyli seçimi kazanırsa, bu kez veriler değişebilir. Adaletsizliğin düzeltildiğinin göstergesi olarak Müslümanlar Federal devletin başına içlerinden birinin geçtiğini görecektir. Nijerya’daki kuzeyci elitin hizmetindeki bir araç olarak Boko Haram tarihi misyonlarından birine ulaşmış olacaktır. Ama o da özellikle yabancı güçlerin hizmetinde olduğu için, tam da Beşar Esat’ın Suriye’si için zaten fethedilmiş Libya’yı terk eden tekfirci cihatçıların yaptığı gibi başka bir ülkeye göç edebilirler.

Nijerya’dan sonra sıra Kamerun’da mı?

Kamerun batılı emperyalist güçler için ideal bir hedef. Peki, neden özellikle Paul Biya’nın Kamerun’u? Mart 2013’te isyancı koalisyonuyla alaşağı edilen Orta Afrika Cumhuriyeti Başkanı François Bozizé gibi, Paul Biya da Kamerun’un ekonomik ortaklarını çeşitlendirme kararı vermek gibi bir hata işledi. Böylece, yaklaşık bir asırdır Fransa’nın zapt edilemez kalesi konumunda olarak kabul edilen bu ülke Çin’e fazlasıyla yaklaşma yolunu seçti. On yıl içinde, Çin imparatorluğu, Mekin ve M’mvelle barajları, Douala-Yaoundé otobanı, Kribi Sanayi ve liman kompleksi inşaat ve benzeri gibi dev ihaleleri kazanarak Fransa’yı Kamerun ekonomisinin dışına atmayı başardı.

Kamerun aynı zamanda Gine körfezinin anahtarı ve tüm Afrika’nın tetikleyicisi konumundadır. Bu ülkeye « Afrika’nın minyatürü » denilmesi bu yüzdendir. Bu ülkeyi istikrarsızlaştırmak tüm Gine Körfezini ateşe vermektir. Daha şimdiden, iki yıldan beri, Nijeryalı çetenin saldırıları Kamerun’un kuzeyindeki büyükbaş hayvan ticaretini alt üst etti. Halbuki sosyal sefalet, cihatçıların kolay eleman bulmasının başlıca sebeplerinden biri. Dolayısıyla Kaos stratejisi iyi işletiliyor. Bugüne kadar, Nijeryalı Boko Haram çetesinin batılı rehine kaçırdığı iddia edilen ya da bu örgüt tarafından üstlenilen tek ülke Kamerun oldu.

19 Şubat 2013’te, Tanguy Moulin-Fournier, eşi ve dört oğlu ve Tanguy’un ağabeyinden oluşan Fransız ailesi Kamerun’un kuzeyinde kaçırıldılar. Yunanistan ziyaretinde François Hollande olaya hemen tepki gösterecek ve ailenin Boko Haram çetesinin elinde olduğunu açıklayacaktır. Halbuki Boko Haram daha henüz bu kaçırma olayını hiçbir şekilde üstlenmemişti. Ebubekir Shekau’nun rehine alma olayını üstlenmesi için ayın 21’ini beklememiz gerekti. Aynı yılın yani, 2013’ün Kasım ayında, 42 yaşlarında bir başka Fransız, Georges Vandenbeusch, Kuzey Kamerun’un Nguetchewé yerleşiminde kaçırıldı. Kamerun piskoposluk konseyi bu kaçırılma olayıyla ilgili hiçbir bildiri yayınlamadı. Daha önce tanık olmadığımız bir şekilde, 31 Aralık’ta Vandenbeusch’un serbest bırakılmasına kadar herkes sessizliğini korudu. Normal şartlarda bir Katolik rahip sıkıntı içerisinde olduğunda, piskoposluk konseyi resmi olarak tavır alıp eylemi kınardı. Bu alışageldik süreç, kendini bir Katolik rahip olarak tanıtan Georges Vandenbeusch için nedense hiç işletilmedi. 5 Nisan 2014’te, Giampaolo Marta ve Gianantonio Allegri adlı İtalyan rahipler ve Kanadalı bir rahibe Kamerun’un kuzey bölgesinin başşehri Maroua’ya 20 kilometre uzaklıkta Tchère’de kaçırıldılar. Kaçırma olayından İslamcı örgüt sorumlu tutuldu. Sanki Boko Haram örgütü batılılara sadece Kamerun’da rastlıyor, ne dersiniz?

Bu kaçırma olayları üzerinden, İslamcı örgüt ve emperyalist finansçıları, uluslararası kamuoyunu Yaoundé rejiminin kendi yurttaşları ve yabancıların güvenliğini sağlamaktan aciz olduğunu göstererek, Orta Afrika Cumhuriyetinde olduğu gibi gelecekte ülkenin işgaline hazırlık yapıyorlar.

Afrika’nın haritası yeniden çiziliyor. Sömürge döneminden kalan sınırlar, o dönem bunları çizenlerin artık işine gelmiyor. Ciddiye alınması gereken istihbarat kaynaklarına göre, Irak’ta da hazırlığı yapılan İslam emirliğine benzer bir şekilde, Nijerya’nın kuzeyi, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çad’ın güneyini kapsayacak yeni bir ülkenin oluşumu söz konusu.      

Son olarak, Libya’da Muammer Kaddafi’ye karşı sürdürülen savaş, Mali’yi kaosa sürükleyen savaştan çok da farklı sayılmaz. Fildişi Sahili’nde Laurent Gbagbo’nun alaşağı edilmesiyle Orta Afrika Cumhuriyeti’nde François Bozizé’nin devrilmesi arasındaki fark iktidardan uzaklaştırılan başkanların kimliğinden ibaret. Nijerya’da, Boko Haram’ın eylemleri, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Séléka’nın çıkarlarıyla aynı şeye hizmet ediyor. Batıda ekonomik iflasın yaşandığı bugünlerde, NATO ülkeleri yeni yamyam ikilinin önderliğinde hareket ediyor. ABD ile Fransa Çin nüfuzunu sınırlandırmak ve dünyanın bu bakir köşesindeki sınırsız doğal kaynakları yeniden ele geçirmek istiyorlar.

Aynı zamanda, iki milyar nüfusla 2050 yılında dünyanın en büyük demografik gücü haline gelecek olan Afrika kıtasını yeniden yapılandırmak da söz konusu. Gezegenin egemenliği için verilen bu Üçüncü Dünya Savaşında, her egemen ülke batı için bir tehdit oluşturmaktadır ve Sudan’da ve Irak’ta olduğu gibi tüm büyük ülkelerin daha kolay yönetilebilir küçük parçalara bölünmesi gereği vardır.

Savaş uzun sürecek ve geniş kapsamlı olacaktır. Haklı davaları karartma ve aldatmaca kampanyaları da keza aynı şekilde. Emperyalizmin büyük gücü, savaşlarının sorumluluğunu başkalarının üzerine atma becerisindedir. Bu da haliyle çağdaş çatışmaların nihai hedeflerini ve derin nedenlerini anlamamızı zorlaştırıyor. Yaşanan bu durum karşısında Afrikalıların seçimi daha da basitleşiyor: nihai kurtuluş için savaşmak ve 21nci yüzyılın yükselen gücü olmak için çalışmak ya da büyük olasılıkla 1000 yıl kadar sürecek olan bir doğrudan yeniden sömürgeleştirmeyi kabul etmek!

Özgün Kaynak : “Le Journal de l’Afrique” no 003, 24 Ekim 2014.       

(Investig’Action www.michelcollon.info sitesinde 27 Ekim 2014 tarihinde Carlos Bake & Olivier A.Ndenkop imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://www.michelcollon.info/Boko-Haram-le-bras-arme-de-l.html?lang=fr  ).

 
Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest