Hep Kenyalılar kazanıyor!

  Herkes koşuyor ama hep Kenyalılar kazanıyor. Kenyalı koşucuların koşu alanındaki ezici hakimiyetini açıklamak üzere bugün kullanılan en geçerli hipotez, durumu koşarken yaptıkları olağanüstü tasarrufa bağlamaktır. Yaygın kanıya göre Kenyalılar daha az enerji tüketerek daha hızlı koşmayı başarıyorlar. Ama her zaman ihtiyatlı olmakta yarar var çünkü Haziran 2014’te yayınlanan bir inceleme, getirilen bu açıklamayı kayıp hipotezler mezarlığına kolayca gönderebilir.

 

 

 

Lituanyalı araştırmacılar, 32 Kenyalı koşucuyu ayrıntılı bir incelemeden geçirdiler ve koşarken sahip oldukları tasarruf yeteneklerinin performanslarıyla hiçbir bağlantısı olmadığını tespit ettiler.

 

Buna karşın, bacaklarının uzunluğu gibi bazı antropometrik parametrelerle koşucuların başarı düzeyi arasında ancak çok küçük ilişki olduğu tespit edildi. Bugüne kadar, Kenyalıların ince bacaklarının başarılı olmalarını sağlayan daha tasarruflu bir koşu imkanı tanıdığı düşünülüyordu. Bugün, Kenyalıların sahip olduğu ince bacakların başarılarına katkılarının, keşfetmemiz gereken bir biyomekanik sürece kısmen bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

 

Kenyalıların beslenme şekli

 

Genelde bir ülke bir spor dalında en iyi dereceleri elde ettiğinde, bu spor dalındaki birinciliklere hakim olduğunda, bu ülkeye yoğunlaşıp, özellikle bu spor dalındaki hazırlık yöntemlerini taklit etme yoluna gidilir. Dayanıklılık gerektiren orta ve uzun mesafe koşusunda, Kenyalı koşucular daima örnek alınmaktadır. Son yıllarda, dünyanın dört bir yanından birçok koşucu Kenya’ya antrenman yapmaya gittiler. Bilimsel açıdan, yayınlanan birçok yazı –çok da başarılı olmadan- yüksek rakımlı platolarda yaşayan bu koşucuların başarılarının sırrını çözmeye çalıştılar. Bu koşucuların kendine özgü hazırlık yöntemleri ve fizyolojik özellikleri dışında araştırmacılar beslenme rejimlerini de incelediler.

 

Sonuç

 

Kenyalı koşucular tarafından alınan günlük enerji miktarı, dayanıklılık sporu uzmanlarının önerdiği miktarın (önerilerin günlük 3600 kcal yerine yaklaşık olarak 3000 kcal) altında.

 

Beslenmelerinin en büyük bölümünü (yaklaşık %75’ini) karbonhidratlar oluşturuyor. Yağ oranı düşük (%15) kalırken protein oranı önerilen miktara yakın. Tüketilen enerji, başta mısır ve fasulye olmak üzere temel olarak bitkisel kökenli (%90). Sıvı tüketimi düşük ve temel olarak suya (günde 1 litre) ve çaya (günde 1,2 litre) dayanıyor.

 

Bütün olarak, Kenyalı koşucuların beslenmesi makro besinler (yani glüsitler, lipitler ve proteinler) açısından önerilen değerlere yakın. Öte yandan beslenmeleri çok çeşitli değil ve miktar olarak da az.

 

Her yıl Kenya’ya staja giden Avrupalı koşuculara gelince, beslenme konusunda buralardan çok da iyi hatıralarla dönmedikleri açık. Çoğunluğu bundan hiç memnun değil ve hatta eksik beslenme şikayetleriyle geri dönüyor. 

 

Kaynakça

 

- Dissociation between running economy and running performance in elite Kenyan distance runners. Mooses M, Mooses K, Haile DW, Durussel J, Kaasik P, Pitsiladis YP. J Sports Sci. 2014 Jun 11:1-9.

 

- Food and macronutrient intake of elite kenyan distance runners. Int J Sport Nutr Exerc Metab. 2004;14(6):709-19. Onywera VO , Kiplamai FK , Boit MK , Pitsiladis YP . Food and macronutrient intake of male adolescent Kalenjin runners in Kenya . Br J Nutr. 2002;88(6):711-7. Christensen DL , Van Hall G , Hambraeus L. Article Volodalen écrit en 2007.

 

Herkes koşuyor ama Afrikalılar kazanıyor

 

2011 yılında, maraton alanında Dünyadaki en iyi 50 derecenin 41’ini Kenyalı ve Etiyopyalı atletler elinde tutuyordu. 10 000 metreyi 27 dakikanın altında geçen 30 koşucudan 29’u Afrikalıydı (doğu ve kuzeyinden). 800 metreden maratona kadar erkekler dünya rekorlarının tümü Afrika kökenli atletlerin ellerinde. İdeal atleti nihayet bulduğumuzu varsayabilir miyiz? Bulduysak onu tam olarak neye benzetebiliriz?

 

1995’te yayınlanan ilk inceleme çalışmalarından beri, dayanıklılık koşularında doğu Afrikalıların egemenliğinin sırlarını aralamaya çalışan birçok araştırma girişiminde bulunuldu. İlk başta zafer yolunun yüksek platolarda yani oksijen yokluğu koşullarında geçen zorlu bir hayatın ürünü olduğu sanıldı. Bu yönde çok araştırma yapıldı ama bugüne kadar çok bir şey elde edilemedi. En başarılı Kenyalıların maksimum oksijen tüketimi ulusal elit koşucularımızınkinden daha iyi değil. Eğer motorun gücü tartışma konusu değilse, beklide kaportanın kalitesini sorgulayabiliriz?

 

1995’ten beri, araştırmacılar en iyi Kenyalı koşucuların bizimkilerden daha tasarruflu koştuklarını ortaya koyuyorlar. Verili bir koşu hızında, Kenyalılar en iyi Batılı koşuculara göre daha az enerji harcıyorlar. Bunu nasıl beceriyorlar?   Tüm yükü (ya da hemen hemen) baldırlarına veriyorlar. Gerçekten de Kenyalıların baldırları daha ufak, hafif ve dolayısıyla taşınması daha kolay. Bileklerinize 200 gram eklemeyi deneyin ve vücudun uç kısımlarına eklenecek küçücük bir ağırlığın dahi ne anlama geldiğini anlayacaksınız. Hepsi bu kadar da değil! Yakın zamanda yayınlanan bir araştırma Kenyalıların aşil tendonlarının daha uzun ve baldırlarının koşu enerjisini depolama ve bunu her destekte yeniden devreye sokma yeteneği anlamında daha etkili olduğu gözleminde bulunmaktadır. Başka bir deyişle Kenyalılar tasarruflu oldukları kadar hızlı da koşan kangurulara benziyorlar. Kısaca bacaklara değil ayaklarında yaylara sahipler ve bu da onla için altın değerinde!

 

Kaynakça :  Muscle–tendon interaction and EMG profiles of world class endurance runners during hopping. K. Sano • M. Ishikawa • A. Nobue • Y. Danno  M. Akiyama • T. Oda • A. Ito • M. Hoffren •C. Nicol • E. Locatelli • P. V. Komi. Eur J Appl Physiol. DOI 10.1007/s00421-012-2559-6.

 

Koşmak için yaratılmışlar

 

Görüntü bütün dünyayı dolaştı. Solda, açık turuncu giysili, Dünya çapındaki ünlü trail koşucusu Scott Jurek, sert topuklarıyla zemini ezmeye hazırlanıyor. Sağda ise, ünlü Tarahumaras kabilesinin koyu turuncu flamalı bir temsilcisi, yumuşak ayakucuyla zemine okşayacak gibi basıyor. Bugün geçerli olan modele göre, sağdaki sadece “koşması gerektiği gibi” koşuyor, trail koşucusu ise toplumumuzun ve mükemmel adım tarzımızı yoldan çıkaran sofistike ayakkabılarının kurbanlarından biri. Başka bir deyişle insanoğlu ayakucuyla koşmak üzere yaratılmış ama ayakkabılar onu yoldan çıkarmıştır. Görüntü çok güzel: ölümsüz vahşi adam efsanesi bu.

 

2012’de yayınlanan bir araştırma oluşan bu panik havasını yatıştırıyor. Araştırmacılar çıplak ayak koşmaya alışkın Kenyalı bir etnik grubu araştırırlar. Ne mi buldular? Ayaklarının ön tarafı üzerinde sıçramaları gerekirken bunların çoğunlukla hızları 18 km/saati geçmediği sürece topuklarını zemine değdirerek koştukları anlaşıldı. 18 ila 25 km/saat arasında ise ayaklarının ortasından destek alıyorlar. Ayağının ön tarafından destek alarak koşanlar ise %0 ila %14 arasında kalan koşucuları ilgilendiriyor ki bu da koşu hızına göre değişebiliyor.

 

Araştırma sahiplerinin vardığı sonuç temkinli ve nazik: “Çıplak ayakla koşu topuktan destek almayı azaltıyor ama tamamen ortadan kaldırmıyor (düşük hızlarda çıplak ayak koşanların %70 ila %80’ine karşın ayakkabılıların %90’ından fazlası). Ayağın zemine değme şekli hız, koşu mesafesi, zemin ve antrenman gibi değişik etkenlerin etkisi altında…”. Ama aynı zamanda koşunun morfolojisi ve kendine özgü tekniği de önemli.

 

Eh, nihayet rahat bir soluk alabildik! Belki de artık “Hadi herkes ayağının ucuna basarak koşsun” diyenlerin oluşturduğu koro biraz sesini keser.

 

KAYNAKÇA  : Variation in Foot Strike Patterns during Running among Habitually Barefoot Populations. Hatala KG, Dingwall HL, Wunderlich RE, Richmond BG (2013). PLoS ONE 8(1): e52548. doi:10.1371/journal.pone.0052548

 

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest