FAŞİZM DERSLERİ

 « BANA DÖRT YIL SÜRE VERİN, BAKIN ALMANYA’YI NE HALE GETİRECEĞİM »

HİTLER’in iktidara gelişinin 80nci yıldönümü

30 Ocak 1933 tarihinde, Hitler iktidara geldiğinde, insanlığa karşı birbirinden korkunç suçların işlendiği bir suç dönemi başladı. On iki yıl içerisinde Naziler, bir dünya savaşına ve 70 milyon kişinin ölümüne neden olan, endüstriyel boyutta bir soykırım planlayan ve yürürlüğe sokan kanlı bir diktatörlük uyguladılar.

 

 

1 Şubat 1933 tarihli hükümet açıklamasında Hitler, Alman halkına işçi ve köylülerin durumunun düzeleceği ve barışın korunarak güçlendirileceği sözünü veriyordu. « Bana dört yıl süre verin, bakın Almanya’yı ne hale getireceğim » diye vaaz veriyordu[1]. Dört yıl süren savaştan sonra, bütün Avrupa gibi Almanya da tamamen yıkıma uğramış ve gerçekten de bir daha tanınamayacak hale gelmişti.

 

Faşizmin Almanya’da nasıl iktidara gelebildiği konusunu, bundan kimlerin sorumlu olduğunu ve yeniden geri dönüşünü nasıl engelleyeceğimizi kendimize sorup duruyoruz. Faşizmin kökenleri ve derin anlamı üzerine geliştirilecek bir bilimsel bilgi kuşkusuz bugün verdiğimiz mücadeleye güç katacaktır.

 

Meşru bir darbe

 

Mart 1932’de yeniden seçilen Alman Cumhurbaşkanı Hindenburg, 30 Ocak 1933’te Alman Nasyonal Sosyalist Parti (Nazi) lideri Adolf Hitler’i Başbakan ilan eder. Naziler Hitler’i öneriyorlardı. Merkez Partisi monarşist seçilen Cumhurbaşkanı Hindenburg’u destekliyordu. Alman Sosyalist Partisi, Alman Komünist Partisi (KPD) ile ortak aday çıkarmaya yanaşmıyordu ve Hindenburg’u “Hindenburg’a oy verin – Hitler’i yenin!” sloganıyla destekliyordu. KPD ise kampanyasını “Hindenburg’a oy vermek, Hitler’e oy vermektir. Hitler’e oy vermek, savaşa oy vermektir”. Bundan dokuz ay sonra, Cumhurbaşkanı Hitler’e görev verdi. Dokuz yılı bulmadan da savaş patladı.

 

Hitler’in ilk hükümetinde aralarında kendisinin de bulunduğu sadece üç Nazi bulunuyordu. Bir seçim zaferiyle ya da parlamenter çoğunluğa dayanarak iktidara gelmemişti. Parlamentoya çıkmaya dahi cesaret edemiyordu çünkü azınlıktaydı. Parlamentoyu feshetmeyi ve 5 Mart tarihinde yeni seçimlere gitmeyi tercih etti.

 

Bu süre ona parlamenter denetimin dışında kalarak beş hafta süreyle ülkeyi yönetme imkanı verdi. Bu bir tür yasal darbeydi, çünkü dönemin Alman Anayasası Cumhurbaşkanına Parlamentoyu feshetme ya da geçici olarak askıya alma yetkisi tanıyordu.    

 

Teröre dayalı bir rejim

 

4 Şubat tarihinde, Hindenburg hükümetinin eleştirilmesini yasaklayan, Alman Komünist Partisi (KPD)’nin ve diğer sol örgütlerin gösteri, toplantı ve basın özgürlüğünü askıya alan acil bir kararname yayınladı. KPD o dönemde seçim kampanyasını sürdürüyordu.

 

27 Şubat’ta, akli dengesi bozuk bir Hollandalı anarşist Alman Parlamentosu Reichstag’ı ateşe verdi. Birçok tarihçi bugün bu yangının Nazilerin Hücum Kıtaları (SA)’lara ait birimlerce gerçekleştirildiği konusunda fikir birliğine varmış durumdalar. Bu da önceden tasarlanmış bir provokasyonun varlığı tezini teyit ediyor. Aynı gece, önceden hazırlanan listeler esas alınarak, 10.000’e yakın komünist, sosyalist ve ilerici tutuklandı. Bütün komünist basın ve birçok sosyalist gazete yasaklandı. Basın ve toplantı özgürlükleri askıya alındı.

 

Bütün bu baskıya rağmen, ne Naziler seçimlerde çoğunluğu elde etmeyi başarabildi, ne de Hitler tarafından yönetilen koalisyon hükümeti üçte ikilik bir çoğunluk elde etmeyi becerebildi. Hükümet bunu elde etmek için, KPD’nin 81 milletvekilinin mazbatasını iptal etti. Buna hiçbir parti itiraz etmedi, Sosyalist Parti bile. Bu işi hallettikten sonra, Parlamento güvenoyu verdi ve Hitler Hükümetine kendisinden onay almaksızın kanun çıkarma izni verdi. Bu aslında kendi kendini fesih anlamına geliyordu. Sosyalistler hükümet kararnamesinin aleyhinde oy verdiler ama yoğun baskıya karşın seçimleri demokratik olarak değerlendirdiler.

 

İki yıl içerisinde Naziler siyasi partileri yasakladılar, 4.200’den fazla insan öldürdüler, 317.800 muhalifi tutukladılar. Bunların 218.600’ü gördükleri işkenceler sonucunda yaralandı. 20 Mart 1933’te, Münih Polisinin Nazi komiseri Himmler, Dachau’daki eski bir barut fabrikasında siyasi tutuklulara yönelik ilk toplama kampını kurdu. Aynı yıl içerisinde bunlardan dört tanesi daha kuruldu.

 

Arkamda milyonlar var

 

Dolayısıyla Hitler öyle her fırsatta söylendiği gibi demokratik yollarla işbaşına geçmedi. Gerçekte, kendisini şansölye ilan etme kararı bundan birkaç hafta önce 3 Ocak’ta bankacı von Schröder’in villasında alındı. Buraya kadar büyük sanayici ve bankacılar onunla ilgili olarak ikiye bölünmüş durumdaydılar.

 

1918 ila 1923 arasında birçok kez, yönetici sınıfın en sağındaki çevreler darbe ve bir askeri diktatörlük yoluyla (Kapp’ın 1920’deki askeri darbesi) parlamenter sistemden kurtulmaya, Kasım 1918 Devrimi sırasında kaybettiklerinin rövanşını almak üzere işçi sınıfının elde ettiği önemli kazanımları ortadan kaldırmaya kalkışmışlardı. Bu çevreler ordunun bir bölümünden ve birçok gerici örgütten destek alıyorlardı. Bunlardan biri olan NSDAP’ın (Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi) Bavyera’da güçlü bir yerel etkisi vardı. Hitler daha henüz orduda görevliyken bu parti içerisinde eğitim vermek üzere görevlendirilmişti. Daha o dönemlerde birçok sanayici NSDAP’ı desteklenmeye değer bir örgüt olarak değerlendiriyordu. Ve bu örgütü finanse ettiler.

 

Alman burjuvazisinin siyasi kişilikleri Kapp’ın 1920’deki askeri darbe başarısızlığından ve Weimar Cumhuriyetine şiddet yoluyla son vermeye yönelik tüm girişimlerden dersler çıkartmışlardı. Alman işçi hareketinin örgütlülüğü ve gücü karşısında, askeri darbe girişimlerine karşı tolerans göstermek mümkün olamazdı. 1923’te, demirçelik patronu Stinnes Amerikan Büyükelçisine şöyle diyordu: « Gerekli olan her şeyi yapabilecek bir diktatör bulmak gerekli. Bu insan bizzat halkın içinden gelmeli ve halkın dilini konuşmalıdır; böyle birine sahibiz[2]. »

 

1929 ekonomik kriziyle birlikte, bu aynı çevreler kendilerinden artan bir destek gören Hitler’in partisi üstüne oynamaya karar verdiler. Sahip oldukları milyonlarca insan olmasaydı, Hitler hiçbir zaman bu kadar önem kazanamazdı. Terk edilmiş hangarlarını onun emrine verdiler ve o da buraları Selamet Ordusunun Nazi versiyonuna dönüştürdü. İşsiz garibanlar burada bir kase sıcak çorba ve geceleri yatacak döşek bulabiliyorlardı. Daha onlar farkına varmadan sırtlarına bir üniforma geçirildi ve Nazi bayrağı önünden kaz adımlarıyla resmigeçit yapmaya başladılar. 1932 yılındaki Cumhurbaşkanlığı kampanyası boyunca, Naziler milyonlarca afiş yapıştırdılar, paçavra gazetelerinden on iki milyon nüsha bastılar ve 3000 toplantı düzenlediler. İlk kez propaganda filmlerinden ve plaklarından yararlandılar. Bir mitingden diğerine yetişmek üzere Hitler özel uçağını kullanıyordu. 1932’de Nazi partisi binlerce üyeye sahipti ve sadece SA (Hücum Kıtaları)’lar için bile haftada iki milyon mark masraf yapılıyordu. Bütün bunların maliyetini kim ödüyordu? Nazi partisinin işsiz üyeleri değil tabi ki…

 

1930 Eylül’ündeki federal seçimlerde, NSDAP 6 milyondan fazla oy alarak ikinci parti halinde geldi. Yönetici sınıfın en üst düzey temsilcileri kendisiyle ortak hükümet kurulması yönündeki görüşlerini aktardılar. Hitler, büyük sermayedar çevreler karşısında görüşlerini açıklamak üzere davet edildi ve aralarından birçoğu partiye üye olmaya karar verdiler. Siemens firması yöneticisi Carl Friedrich von Siemens 27 Ekim 1931’de,  Nazi hükümetinin göreve gelme olasılığı karşısında oluşan kaygıları gidermek için, belli başlı Amerikan finans temsilcilerinin önünde bir konuşma yaptı. Özellikle de Nazilerin Almanya’da sosyalizmi tesis etme iradesi üzerinde durdu. 26 Ocak 1932’de demir-çelik işvereni Fritz Thyssen, Düsseldorfer Indurstieklub’ta yüzden fazla büyük patronun katılımıyla Hitler için bir toplantı düzenler. Hitler burada başında bulunduğu hareketin, özel mülkiyet hakkını Alman ekonomisinin temeli olarak gördüğünü ve asıl amacının Almanya’dan Marksizmin kökünü kazımak olduğunu beyan eder.

 

Henüz çok geç olmadan acele edelim!

 

Ancak patronların şansölyelik görevini kendisine vermeleri için bir yıl daha geçmesi gerekecektir. İşçi hareketinin tepkisinden çekiniyorlardı. Ayrıca, iktidar için çok şiddetli mücadeleler veriliyordu, herkes diktatörlüğün yönetimini ele almak istiyordu.

 

Ancak 6 Kasım 1932’deki federal seçimler sırasında, işçi sınıfı üzerinde etkisini gittikçe yitiren Sosyalist Partinin aksine Almanya Komünist Partisi işçiler nezdinde itibar kazandı. Sermaye devrimci bir ayaklanmadan çekiniyordu. NSDAP iki milyon oy kaybetti. Partinin daha da oy kaybetmesi büyük sermayedarlarının tüm ümitlerinin yıkılmasına neden oldu. İç çekişmelerini askıya aldılar ve Hitler’in partisine iktidarı daha hızlı bir şekilde devretme kararı verdiler.

 

19 Kasım’da bankacılar, büyü sanayiciler ve büyük toprak sahipleri Cumhurbaşkanı Hindenburg’tan Hitler’i şansölye ilan etmesini talep ettiler. İşbaşında olan Başbakan von Papen ile Hitler’in, 4 Ocak 1933’te bankacı von Schröder’in villasında yaptıkları görüşmede 30 Ocak 1933’e kapı açan düzenlemeler kesinleştirildi.

 

Büyük sermayeye karşı demagojik söylemleriyle gaza gelen bazı patronlar, Hitler’in ardındaki güruha hakim olma yeteneğinden hala kuşku duyuyorlardı. Ama Hitler onları rahatlatacak şeyler söyledi. Hitler’in lafebeliğine inanan ve Nazilerin büyük sermayeye karşı da önlem alacağını düşünen partinin antikapitalist olarak adlandırılan kanadı tasfiye edildi. 30 Haziran 1934’teki uzun bıçaklar gecesi (Nacht der langen Messer) boyunca Hitler kendi Hücum Kıtalarına (SA) üye 1000 kadroyu öldürttü.     

 

Hitler’in ekonomik politikasını belirleyenler Thyssen, Krupp ve Siemens gibiler oldu. Bunun için Nazi hükümetinin Yüksek Ekonomik Konseyinin oluşumuna bakmak yeterli. Bu oluşum içinde silah endüstrisinin kralı Gustav Krupp von Bohlen, demirçelik baronu Fritz Thyssen, elektriğin kralı C.von Siemens, boya endüstrisinden Karl Bosch’u görüyoruz.

 

Hitler hükümeti, 1932 yılında ekonomik kriz dolayısıyla vardıkları en düşük seviyede sabitledi. Emekçilerin ellerinden bütün hakları alındı ve grev yapmaları halinde toplama kamplarına kapatılmakla tehdit edildiler.

 

15 Mayıs 1934 tarihli Nazi yasası işveren değiştirme özgürlüğünü sınırladı. Şubat 1935’te çalışma karnesi uygulaması yürürlüğe sokuldu. Bu belgeye sahip olmayan işçilerin işe alınmaları yasakladı. 19ncu yüzyılda Belçika’da olduğu gibi, bir başka yerde çalışmak isteyen işçiye eğer çalışma karnesi elindeyse patronu engel olabiliyordu.

 

Faşizm kapitalizm anlayışını en feci uç noktasına kadar sürükledi. Rekabet arayışı ücretlerin ve toplumsal kazanımların alçalan spiraline dönüştü. Faşizm Alman fabrikalarının rekabet etme yeteneğini daha önce hiç görülmemiş zirvelere taşıdı. İş dünyasında, maaş yükü ve sosyal güvenlik yükleri hemen hemen sıfırlandı. Toplama kamplarından gelen işgücünden olabildiğince daha fazla pay kapmaya çalışan şirketler arasında en büyük payı yine büyük sermayenin kaptığını görüyoruz. Personelin ulaşım giderlerinden kurtulmak için birçok şirket fabrikasını hemen kampların yakınına kurdu.

 

İşsizlik sorunu, işsizlerin bir bölümü askere, bir bölümü ise silah fabrikalarına gönderilerek çözümlendi. Her iki taraf da böylece kendi ve milyonlarca diğer insanın mezarını kazmak zorunda kaldı.

 

Önlenebilir bir felaket

 

Faşizmin 1933’te « kolaylıkla » zafer kazandığını iddia etmek yanlıştır. Alman işçi sınıfının aşırı sağa karşı verdiği kavga faşist diktatörlük kurulana dek on beş yıl sürdü; bu kavgada, on binlerce işçi düşman mermileriyle yaşamını yitirdi ve eğer nihayetinde faşist diktatörlüğün tesisi engellenemediyse de bu faşizmin üstünlüğüyle değil ama işçi hareketinin kimi önderlerinin bizzat kendisi tarafından hareketsiz hale getirilmesiyle olmuştur. Faşizm konusundaki uzmanlığıyla ün kazanan Alman tarihçi Kurt Gossweiler’e göre bu felaket ancak ortak bir cephe altında bir araya gelebilen bir işçi hareketi, parlamento dışı mücadele yolları dahil bütün anti-faşistlerin birleşik kitle hareketiyle önlenebilirdi.

 

Alman Komünist Partisi faşizm karşısında uzlaşmaz bir mücadeleyle muhalefet edecek tek siyasal güçtü. Muhtemelen uzun süre tehlikeyi önemsemedi ama bir kez bunun bilincine varınca da faşistlerin iktidarı ele geçirmelerini önlemek için tüm imkan ve gücünü kullanmasını bildi. Ama sosyalistlerin desteği olmadan onlara kaşın emekçileri harekete geçirecek kadar güçlü değildi. Özellikle sosyalist emekçilerle ortak bir cephe kurulması yolunda belki biraz daha çaba göstermesi gerekirdi. Ama bu çabaya karşı Sosyalist Parti yönetiminin vereceği yanıtın olumlu olma olasılığı konusunda kuvvetli kuşkularımız vardır.

 

Faşist diktatörlüğün hazırlık dönemi içerisinde, sosyal demokratların sağ kanadının yöneticileri çok olumsuz bir rol oynadılar. İşçi sınıfı korkunç bir sefaletin içine girdi. Sosyalist Müller Hükümeti 1929 krizinin patlamasıyla birlikte işçi düşmanı ve sermaye yanlısı acımasız bir siyaset yürütmeye başladı: 1929’da kapitalistler 1,37 milyar Marklık bir vergi indirimi elde ettiler. Geniş halk kitlelerini etkileyen vergiler (özellikle de dolaylı vergiler) ve harçlar arttırıldı: temel ihtiyaç maddeleri üzerindeki vergiler 1929’da 2 milyar Mark kadar arttı. Hükümet 1,2 milyon işsize ödenen işsizlik yardımlarını ortadan kaldıran ya da azaltan bir planı oyladı. İşsizlik yardımı kapsamından çıkarılanların sayısı 1927’de 500 000 iken bu sayı 1930’da bir milyona yükseldi. Ocak 1930’da, işsizlerin %80’i işsizlik yardımından faydalanıyordu. Aynı yılın Aralık ayında bunların oranı %57’ye düştü.

 

Hitler’e varana kadar « kötünün iyisinden » « kötünün iyisine »          

 

Mart 1930’da sağcılar sosyalistleri ulusal hükümetin dışında bırakırlar. Merkezin Partisi Brüning hükümeti iktidara gelince, programını « kamu maliyesinin şeffaflığı » konusu üzerine oturtur. « Kötünün iyisi » yani « faşizmi engelleme » adına sosyal demokratlar Brüning hükümetine karşı parlamentoda yürüttükleri muhalefete son verirler. Hükümete « tolerans » gösterme ve parlamentoda verilecek gensorulara karşı oy kullanma kararı verir.

 

Kasım 1931’de hükümet işi gelirlerin %10 ila 15’i arasında azaltılmasına, var olan toplu sözleşmelerin iptaline, ücretlerin 10 Ocak 1927’deki düzeye geri düşürülmesine, grev hakkının ortadan kaldırılmasına, sosyal yardımların azaltılmasına ve vergi yükünün arttırılmasına, seçimlerin bir yıl ertelenmesi ve olağanüstü hal ilanına kadar vardırır. Bu kararlar yol açtıkları sonuçları itibarıyla ücretlerin reel olarak %27 ila 29 arasında azalması ve uygulamada açık bir şekilde emekçilerin demokratik haklarının ortadan kaldırılması anlamına geliyordu. PSA basın önünde durumu açık bir şekilde teşhir etmesine karşın, milletvekillerine oylama sırasında çekimser kalmalarını öğütleyerek bu kararların oylanmasını sağladı.

 

Sosyalist yöneticiler faşistlerden daha çok komünistlerle uğraştılar. Bir Mayıs 1929’da Berlin polisinin sosyalist şefi gösterileri yasakladı ve yasağa rağmen gösteri yapan 200 000 işçinin üzerine ateş açtırdı. 33 gösterici katledildi. KPD’nin yayın organı gazeteyi yasaklattı ve 3 Mayıs’ta Prusya’nın Sosyalist İçişleri Bakanı KPD’nin antifaşist milis örgütü Savaşanların Kızıl Cephesi adlı oluşumu yasaklar.

 

1930 yılı içerisinde, 80’den fazla antifaşist, Nazilerin şok birlikleri Hücum Kıtaları SA’lar tarafından öldürülür. Almanya’nın tümüne bir şiddet iklimi yayılır. Ama Hitler meşruiyet kaygısı içerisinde olan saygın politikacı rolünü oynamaya devam eder. PSA bu oyunu yutmaya hazırdır. Sosyalist Gazete Vorwärts, 3 Aralık 1931 tarihli sayısında şöyle bir yorumda bulunur: « Eğer Nasyonal Sosyalistlerin iktidara gelmek için izledikleri demokratik oyunun kurallarına uyacaklarından emin olabilseydik, hükümete dahil olmalarına tamamen razı olurduk ve bunu yarına bırakmadan hemen bugün yapardık ».

 

Sosyalistler doğrudan faşizm tehdidi karşısında bile komünistlerle işbirliği yapmaktan kaçındılar. Ancak Mayıs 1932’de Berlin’de iktidardaki sağcılar, kalan tek sosyalist bölgesel hükümet olan Prusya’daki sosyalist azınlık hükümetine güvensizlik oyu verdiler. PSA yönetimi sözlü olarak bu duruma karşı çıksa da kısa sürede durumu kabullendi. Komünistlerin birlikte, ortak olarak genel grev çağrısı yapma önerisini « provokasyon » olarak mahkum ettiler.

 

Halbuki, sağcılar ve faşistler PSA’nın, militan örgütü Reichsbanner’in, sendikanın, KPD’nin ve FRC[3]’nin aktif olarak katılacağı bir direnişi karşılayacak güçte değillerdi. Temmuz 1932 faşizmin iktidara gelişini engellemek için muhtemelen son şanstı. Nazi Goebbels o sıralarda şöyle diyordu: « Kızıllar önlerindeki büyük fırsatı kaçırdılar. Bir daha bu fırsat ellerine geçemeyecek[4]. »

 

30 Ocak 1933’te, sosyalist yöneticiler KPD’nin genel grev önerisini bir kez daha geri çevirdiler. Hitler « Anayasayı ihlal etmedikçe », onunla karşı karşıya gelmek istemiyorlardı. Bunun için 5 Mart seçimlerini beklemek gerekti. Reichstag yangını sonrası komünistlere ve kimi sosyalistlere karşı yürütülen yoğun teröre karşın tavırlarını değiştirmediler.

 

Yine Mart 1933’te, sosyalist sendika önderi Leipart Hitler’e işbirliği önerdi:      « Sendikalar işveren örgütleriyle sürekli bir işbirliğine girmeye hazır. Devletin (Faşist devletin – y.n.) böylesi bir işbirliğini denetlemesi, bunun bir anlamda ancak değerini ve işlerliği arttırır…»[5] der.

 

1 Mayıs 1933 tarihinde, Naziler ve patronlar emekçileri rejim tarafından örgütlenen kitlesel gösterilere katılma çağrısında bulundular. Sendika yöneticileri bu utanca ortak olarak çağrıya yanıt verdiler. Ama bu da hiçbir işe yaramadı ve ertesi günü belli başlı sendika yöneticileri tutuklandı ve sendikaların malvarlıkların el kondu.

 

Ancak PSA daha da ileriye gitti. 17 Mayıs’ta sosyal demokrat vekiller Hitler’in Reichstag’ta yaptığı « barışçıl devrim » lehinde oy kullandılar. Alman yayılmacılığının hedefleri önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmayı hedefleyen ve Versailles Anlaşmasının gözden geçirilmesi gereği söz konusuydu. Bu hizmetkarlık içgüdüsü PSA’ya da hiçbir şey kazandırmadı nihayetinde. 22 Haziran 1933’te, Hitler Hükümeti PSA’nın tüm siyasal etkinliklerine yasak getirdi. Aralarında üzücü bir şekilde ün kazanan Prusya’nın İçişleri Bakanı Severing’in de bulunduğu çok sayıda sosyalist memur ve sendikacı Nazi saflarına katıldı.

 

Komünist enternasyonal yöneticisi Georges Dimitrov 1935’te şöyle diyecektir: « Almanya’da faşizmin zaferi kaçınılmaz mıydı? Hayır, Alman işçi sınıfı bu oyunu bozabilirdi. Ama bunun için sosyal demokrat önderleri komünizm karşıtı kampanyalarına son vermeye ve Komünist Partinin sürekli yinelediği faşizme karşı eylem birliği çağrılarını kabul etmeye zorlamalıydı. Alman burjuvazisinin faşist planlarını bozacak gerçek bir kitle mücadelesi ile yanıt vermeliydi.[6] »

 

Faşizmin kökenleri, onu iktidara taşıyan güçler, direniş hakkında daha çok bilgi sahibi olmak için birkaç kaynak önerebiliriz:

 

Kurt Gossweiler, « Hitler, l’irrésistible ascension ? » (Hitler, karşı konulamayan yükseliş?),  Études marxistes,  sayfa 67-68/ yıl 2004.
Kurt Gossweiler, « L’économie allemande en 1933-1934 : De la crise mondiale au redressement » (1933-1934 arasında Alman Ekonomisi: Dünya krizinden toparlanmaya), Études marxistes, sayfa 65/yıl 2006.
Herwig Lerouge, « Sans la trahison du parti socialiste allemand, le fascisme n’aurait jamais triomphé en Allemagne » (Alman Sosyalist Partisinin ihaneti olmadan, Almanya’da faşizm zafer kazanamazdı),  Études marxistes, sayfa 15/ yıl 1992.

 

YAZAR : Herwig Lerouge (herwig.lerouge at teledisnet.be) Études marxistes’in yazıişleri müdürüdür.

 


 

(INEM –Marksist Araştırmalar Enstitüsü / Etudes marxistes dergisinin 101nci sayısında Herwig Lerouge imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir)

 


 

[1] Bkz Thierry Feral, Le nazisme en dates (novembre 1918-novembre 1945) (Tarihlerle Nazizm. Kasım 1918-Kasım 1945),  L’harmattan yayınları, 2010,  sayfa 173.

 

[2] Kurt Gossweiler, « De Weimar à Hitler : les causes de l’avènement de la dictature fasciste » (Weimar’dan Hitler’e: Faşist diktatörlüğün gelişinin nedenleri, Études marxistes, sayı 67-68, sayfa 18.

 

[3] Front rouge des combatants (Savaşanların Kızıl Cephesi, KPD’nin milis örgütü).

 

[4] Baay, « Der andere 20 Juli », Die Zeit, no 29, 21 Temmuz 1972.

 

[5] Françoise Knopper, Gilbert Merliop, Alain Ruiz, Le National socialisme, une révolution? (Nasyonal Sosyalizm, Devrim mi? )Presses Universitaires du Miral, sayı 156.

 

[6] Georges Dimitrov, « Le fascisme et la classe ouvrière » (Faşizm ve işçi sınıfı), Seçme Eserler, Sociales yayınları, 1972, sayfa 48.

 

Yazdır e-Posta

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest