İslami dönemde yolcuların konaklaması

 İslam kültüründe seyahat

Kuran’da birçok surede seyahat konusu ele alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi Müslüman takviminin başlangıcı olan Hazreti Muhammet’in 662 yılında Mekke’den Medine’ye Hicretidir. İslam tarihi Müslüman kültürünün seyahat konusuna ayırdığı özel öneme tanıklık eder: Hac törenlerine katılmak üzere müminlerin her yıl gerçekleştirdiği seyahat, dini yaymak için yapılan seyahatler, diğer halkların kültürü ve tarihinden dersler almak için yapılan seyahat (1) ve Hazreti Muhammet’in bir hadisinde de belirtildiği gibi (2) bunun için Çin’e dahi gitmek gerekse bilgiye ulaşmak için yapılan seyahat. Mekke dışındaki kutsal yerlere yapılan hac ziyaretleri de Müslümanların dinsel geleneklerinden biridir.

 

Mistisizmin gelişmesi ve sufi cemaatlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, yurdunu terk edip dünyadaki farklı diyarları gezmek sufiler tarafından bir arınma ve maddi dünyadan kopuş aracı olarak görüldüğü için müritlerden çoğu zaman seyahat etmeleri istenmiştir. Beşr Hafi (767-842) müritlerine şöyle sesleniyordu: « Yeryüzünde akan su gibi yer değiştirin ve kendinizi arındırın ». (3) Abdülhassan Karagani’ye göre « ustasını bulmak için yapılan seyahat tasavvuf yolunda atılacak ilk adımdır ». (4)

Gizemcilere göre, seyahatin belli başlı iki anlamı vardı: önce başka bir yere ulaşmak için bir yeri maddi olarak terk ederek yapılan maddi seyahat ve sonra da maddi olmayan yolculuk ya da bilgi için cehalet dünyasının terkiyle kendini gösteren bir ruh halinden diğerine geçiş.(5)

Yolcuların ilk sığınağı camiler

Müslümanların tapınma yeri camiler, yolcu ve ihtiyaç sahiplerini barındırmak ve beslemek için kısa zamanda tali bir işlev üstlenmeye başladı. Bu gelenek, bu tali rolü üstlenen bazı kurumların var olduğu dönemlerde, İran’ın İslamlaşmasından önce de vardı. Öte yandan camileri bir han olarak değil ama yolcuların ve ihtiyaç sahiplerinin istirahat edebileceği, sığınabileceği ve güven içerisinde olabilecekleri mekanlar olarak kabul etmek gerekir.

Camiler Müslüman toplumun en önemli kurumları olmuştur. Öncelikle bir tapınma yeri olan cami aynı zamanda farklı toplumsal ve siyasal işlevlerini görmenin yanı sıra bilimsel eğitim kurumları ve mahkeme merkezleri olarak da kullanılmışlardır. Mısır’daki Bab el-Cavame Camiini tanımlamak için Nasır Khosro şöyle yazar: « Cami kapalı çarşının ortasında yer alır. Caminin kapıları her zaman açıktır. Hocalar ve öğrencileri her zaman camidedirler. Yolcular buraya yerleşirler ve noterler de akit ya da sözleşmelerini düzenlemek üzere buraya giderler. Gündüzleri camiye en az beş bin kişi uğrar. » (6)

İslami dönemin ilk yüzyılları boyunca Müslüman kentler yolcuları karşılamak ve onları konaklatmak üzere henüz çok iyi düzenlenmemişlerdi. Dolayısıyla camiler yolcuların sığınabileceği tek kamusal alanlardı. Halbuki Peygamber Efendimizin bir hadisi genel olarak caminin ve özellikle de Mekke ve Medine’deki büyük camiler içerisinde uyumayı kesinlikle yasaklar. (7)

Peygamber Efendimizin bu hadisini kaynak göstererek ulemalar ilke olarak yolcuların camilerin içerisinde konaklamasına karşı çıkıyorlardı ve insanların burada uyumalarına engel olmak için Muhtasap’lar (kamusal alanlarda dini edep ve ahlaka saygı gösterilmesini denetlemekten sorumlu belediye memurları) görevlendiriyorlardı. İbni İkvah (1250-1329) ‘Ayn-e Şahdari (Belediye Kanunu)adlı ünlü eserinde bu konuda bize bir örnek sunuyor: « Toplu halde namaz kıldıktan sonra çocukların ve delilerin içeriye girmesini önlemek üzere caminin kapılarını kapatıyorduk. Aynı şekilde caminin içerisinde yemek yemek, uyumak ve ticari pazarlıklar yapmak da yasaktı. » (8)

Öte yandan bu yasaklamalara karşın, sadece yolcuların değil ama ihtiyaç sahipleri ya da sufiler gibi başka kişilerin buraya belirsiz bir süre için yerleştikleri de görülüyordu. Hatta 904 yılında Rey Camiisinde ölen İbrahim Kavas ve Bağdat Camiinde ölen Ebu Muhammet Mortaş gibi bazı sufiler tüm hayatlarını camide geçiriyorlardı. (9) Şeyh İsmail Sufi otuz yılını Yezd’deki Camii Kebir’de yaşadı. (10)

Bu arada sufilerin genel olarak camilerde fazla kalmamaya özen gösterdiğini belirtmemizde yarar var. Diğerlerine gelince seyahatleri sırasında başka bir barınma imkanı bulamadıkları için buraya zorunlu olarak yerleşmek durumunda kalıyorlardı. Allah’ın evi olarak kabul edilen camiler halk nezdinde saygın mekanlardı. Burada konaklayan insanlar doğal olarak bunun karşılığında herhangi bir ödemede bulunmuyorlardı. Nasır-i Hüsrev (aynı zamanda bir gezgin olan Şii ilahiyatçı, şair ve yazar) çölün ortasındaki Falj köyü camisinde dört ay boyunca konaklamak zorunda kaldığını anlatmaktadır. (11) İbn Batuta (1304-1369) Medine seyahati sırasında birkaç gece bir camide kaldığını yazmaktadır. (12)

Barınma amacıyla camilere sığınma geleneği İran ve Arap ülkelerinin birçoğunda günümüze kadar süregelmiştir. Kimi camilerde, yolcuları ağırlamak üzere özel bir mekan düzenlenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde büyük camilere çoğu zaman Darüzziyafe (ağırlama evi) ya da Darülguraba (garipler, yabancılar evi) adları verilen ek binalar yapılırdı. Bu yapılar bütünü içerisinde kimi zaman bir okul, medrese, yolcular için ücretsiz bir han ve bir hamam bulunurdu. (13)

Manastır

Manastırlar (Arapça Deyr) Hıristiyan keşişlerin kendilerini dünyadan tecrit ederek yaşadıkları kurumlardır. İslami dönemin başlangıcında, Mezopotamya’da yüze yakın manastır bulunmaktaydı. İbn Butlan 1048 tarihinde Antakya’da ziyaret ettiği bir manastırı şöyle tanımlamaktadır: « Sam’an Manastırı şehrin dışında yer almaktadır. Manastır gelişmiş ve zengin ve birçok keşişi barındırıyor. Keşişler ziyaretçileri çok saygılı bir şekilde karşılıyorlar. Yolcular geceleri burada kalabiliyorlar. Sabah keşişlerin ilahi ve çan sesleri ile uyandıklarında kendilerini cennette gibi hissediyorlar. » (14) İstahri, Rey ile İsfahan’ı birbirine bağlayan yol üzerindeki Golşin Manastırını yolcuların konaklamasına yönelik olarak düzenlendiğinden söz ediyor. (15)

Sufilerin dergahı Hanegahlar

Hanegahlar aynı cemaate üye sufilerin yaşadıkları yerdir. Başlarda Hanegahlar bir tapınma ve tefekkür mekanlarıydı. Kimi tarihçilere göre, bu kurum Müslüman toplumunda Hıristiyanlardaki manastırlara karşılık geliyor.

9ncu yüzyılda Abbasi halifesi sufi cemaatleri resmen tanıdığında, Müslüman ülke köy ve kentlerindeki hanegahlar gittikçe daha çabuk gelişti. Hanegahlarda çoğu zaman iki grup sufi bulunuyordu: yerleşik olanlar ve yolcular. Merkezi bir avlunun etrafında birbirinin yan yana sıralanan odalarda konaklıyorlardı. Hanegahın diğer odaları duaya, tefekküre ve semaha (dinsel şarkı ve dans)  ayrılmıştı. İbni Batuta Abadan kentine yaptığı bir yolculukta bir hanegahta konakladığını anlatıyor. (16) Hanegahların sahip oldukları önem, zenginlik ve imkanlar bağlı oldukları şeyhlerin prestij ve karizmasıyla doğrudan bağlantılıydı.

Sabalar

Sabalar şehir içi ya da şehir dışında yolcuların konaklamasına yönelik yapılan barınaklardır. Sabalar içerisinde mobilya bulunmayan bir ya iki küçük oda, bir sarnıç ve küçük bir avlunun bulunduğu üstü kapalı küçük yapılardır.

Daskareh

Daskareh Hanekeyn’in güneyinde ve Bakuba’nın (Irak) doğusunda Sasani dönemine ait kalıntıları bulunduğu yerin ismidir. Eski metinlerde buranın adı İslami dönem kentleri arasında sayılıyordu. (17) Bu yerleşimin adı İstahri’nin eserinde de anılmaktadır.   

Bazı araştırmacılar « Daskareh » adının aynı zamanda kralların ve prenslerin şehir dışında düzenledikleri avlarda konakladıkları yerler için de kullanıldığını söylemektedirler. Öte yandan ne yazık ki bu yerlerin yapısı ve işlevleri hakkında daha fazla ayrıntıya sahip değiliz.

Ribatlar

İslami dönemin başlarında ribatlar Müslüman ülkelerin sınır bölgelerinin güvenliğini sağlamak için inşa edilmiş kışlalar ve askeri üslerdi. Barış zamanında Müslüman savaşçılar buralarda konaklar ve kendilerini aynı zamanda duaya ve dinsel uygulamalara adarlardı. Ribatların ve içerdikleri savaşçıların sayısı bölgenin stratejik konumu ve var olan düşman tehdidine göre değişiklik gösterirdi. Naraşki Tarih-e Buhara (Buhara’nın Tarihi) adlı eserinde Bikent (Orta Asya) sınır bölgesinde bin adet ribat bulunduğunu anlatmaktadır: « Bikent’te binden fazla ribat bulunmaktadır. Her köyde savaşçılar bir ribat inşa etmiş ve bunların giderleri köylülere yüklenmiş. Kış geldiğinde savaşçılar köy sakinlerini Paganlara karşı savaşmaya hazırlanmak üzere ribat’ta bir araya gelmeye davet ederlerdi. »(18)

Zamanla ribatlar yolcular ve sufiler için de barınak olma işlevini de üstlenmişlerdir. Her yerleşim kendi ribatının inşa ve bakım giderini kendi üstleniyordu.

Ribatların mimari planı kervansaraylarınkiyle aynıydı. Hatta kimi araştırmacılar ribatların Müslüman ülkelerde daha sonra ortaya çıkacak olan kervansarayların bir öncüsü olduğunu düşünmektedirler. (19) Öte yandan kimi araştırmacılar için ise ribat ve kervansaray deyimleri, yolcuların konaklamasına yönelik olarak yapılan aynı tip yol üzeri ya da kentsel konaklama türü için kullanılan eş anlamlı sözcüklerdir. (20)

Ribatlar merkezi bir avluyu saran yüksek duvarlarla çevrili kare biçimli yapılardır. Bu merkezi avlunun çevresinde yük atları için ahırlar ve yolcuların konaklaması için odalar yer alıyordu. Kimi rubatlar surlarla çevriliydi ve nöbetçi kulelerine sahipti. Ribat’ın içme suyu yağmur suyuyla beslenen kuyular ya da sarnıçlarla sağlanıyordu.

Hanlar

« Ev » anlamına gelen Han sözcüğü kervansaraya benzer bir konaklama yeridir. Öte yandan, mimari planlar ve işlevsellik açısından hanlarla kervansaraylar arasında olası farklılıkları tam olarak bilemiyoruz. Kimi belgelere göre “han” sözcüğü, yol üzerinde konuşlanan kervansaraylara karşılık daha çok yerleşim alanlarında bulunan kervansarayların tanımlamasında kullanılıyordu. Bu deyim İran’dan daha çok Arap ülkelerinde kullanılmaktaydı. Örneğin Suriye’de çöl bölgelerinde birçok han bulunmaktaydı. (21)

Kervansaray

Safevi hanedanlığı döneminden önce « kervansaray » sözcüğü yerleşim içerisinde ticari kervan yolcularına yönelik konaklama yerleri için kullanılıyordu. Bu kervansaraylar doğal olarak Kapalıçarşı yakınında şehir merkezinde bulunuyorlardı. Safevi Inci Şah Abbas geniş krallık toprakları içerisinde çeşitli bölgelere dağılmış bine yakın yol kervansarayı inşa ettirdi. Bu rakam size belki biraz abartılı gelebilir ama bu dönem kentlerde olduğu kadar yollarda da İran’da kervansaray inşaatı konusunda en parlak dönem olmuştur.(22)

Bu makale Ferhat Nazari’nin, 2006 yılında İsfahan Sanat Üniversitesinde verdiği ‘İran kültüründe kervansarayların yeri’ başlıklı doktora tezinden derlenmiştir.

NOTLAR:

(1) « De ki: yeryüzünü dolaşın da katillerin başına neler geldiğini görün! » (Kuran 27:69).

(2) Eyn ol-Gozat Hamadani, Tamhidat, Afif Assiran’ın yorumuyla sayfa 64-65.

(3) Ahmet İbn Katip Bağdadi, Tarih ül-Bağdat, Medinat ül-İslam (İslam kenti Bağdat’ın Tarihi), Kahire 1930, cilt XIV, sayfa 204.

(4) Mojtaba Minavi, Ahval va ahval-e Karahani (Karahani’nin hayatı ve eserleri), Tahran, Ulusal Eserler Derneği yayını, 1966, sayfa 15.

(5) Şeyh Mahmut Şahestari’nin Gizemler Bahçesi (Gülşen-e raz) yorumu, derleyen Asker Hukuki, Tahran, 1966, sayfa 34.

(6) Nasir-i Hüsrev, Sefername, derleyen Muhammet Dabir Siyahi, Tahran, Zavareh yayınları, 1996, sayfa 90-91.

(7) Horr Ameli, Vasail al-Şia ila tahsil masail al şeria (Şeriat sorunları bilimi için Şii yöntemi), Tahran, İslamiye yayınları, 1975, cilt III, sayfa 496.

(8) İbn İhvah, Eyn Şahdari (Belediye Kanunu), Tahran, Elmi va Farhangi yayınları, 1981, sayfa 177.

(9) Abdülhüseyn Zarrinkub, Arzeşe Mirase Sufiye (Sufi mirasının değeri), Tahran, Amir Kabir yayınları, 2003, sayfa 58.

(10) Müfit Mustafa Bagi, Jom Mofidi (Tüm eserler), derleyen Iraj Afşar, Tahran, Assadi Yayınları, 1961, Cilt III, sayfa 508.

(11) Nasir-i Hüsrev, agy, sayfa 145.

(12) İbn Batuta, Seyahatname, Tahran, Elmi ve Ferhangi yayınları, 1984, Cilt I, sayfa 103.

(13) Alexandre Papadopulos,  İslam ve Müslüman Sanatı, Farsçaya çeviren Haşmet Jazani, Tahran, Raca Yayınları, 1987i sayfa 276-292.

(14) Kafti, Tarih el-Hokama (Felsefeciler Tarihi), derleyen Celal Humai, Tahran, Tahran Üniversitesi Yayınları, 1968, sayfa 404.

(15) Ebu İshak Estakhri, Masalek va mamalek (Ülkeler ve dinler), derleyen Iraj Afşar, Tahran, Elmi va Ferhangi yayınları, 1989, sayfa 186.

(16) İbn Batuta, agy , Cilt I, sayfa 200.

(17) Muhammet Muhammeti Malayeri, Tarih va Ferhangi İran dar dorane intikal az asrı Sasani ve asrı İslami (Sasani devrinden İslami devre geçiş sürecinde İran tarihi ve kültürü), Tahran, Tus yayınları, 1996, Cilt II, sayfa 289.

(18) Naraşki, Tarihe Buhara (Buhara Tarihi), derleyen Modares Razavi, Tahran, Sanai yayınları, 1992, sayfa 22.

(19) Fatemi Karimi, “İran’da ribatların incelemesine giriş”, Bam’da düzenlenen İran’da mimari ve şehircilik tarihi kongresi, Tahran, Ulusal Miras, El sanatları ve Turizm Kurumu yayınları, 1998, sayfa 508.

(20) Robert Hildenbrand, L’art et l’architecture islamiques” (İslami sanat ve mimari), Farsçaya çeviren Bager Ayetullah Şirazi, Tahran, Rozaneh yayınları, 2004, sayfa 331.

(21) Ibid., sayfa 332-333.

(22) Maxime Siroux, Les Caravanserails d’Iran et les Installations Routières (Iran’daki kervansaray ve yol tesisleri), Farsçaya çeviren İsa Behnam, Tahran, Ulusal Miras, El sanatları ve Turizm Kurumu yayınları, sayfa 26-27.

 

(La Revue de Téhéran dergisinin Ocak 2013’te yayınlanan 86ncı sayısında Farhad Nazari imzasıyla yayınlanan yazıdan Türkçeleştirilmiştir.)

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.