Guarimbas'lar

Résultat de recherche d'images pour "venezuela guarimbas" Venezüella, Guarimbas’lar ve Avrupa’nın sessizliği
2014 yılı başlarında, sağcı muhaliflerin “La Salida” (çıkış) olarak adlandırdığı program Venezüella’da başarısızlığa uğrar. Söz konusu olan sadece bir politik değişim programı mıydı? Hiç de değil. Bu politikacıların bazıları Chavez’e karşı 2002’de düzenlenen askeri darbeye katılmışlar ve ardından da günah çıkarmaya karar vermişlerdi. Ülkede şiddet ve kaos ortamının teşvik edilmesiyle birlikte, bu « muhalefet » nihai olarak demokratik yolu terk etmeyi seçti. Bu gelişmeler Leopoldo Lopez ve Antonio Ledesma’nın tutuklanmaları ve “guarimbas”lar (sokak barikatları) sırasında yaşanan, toplam 43 ölü, 486 yaralı ve 3500 tutukluya mal olan olaylardaki sorumluluklarına ilişkin soruşturma açılmasıyla sonuçlandı. 

 
 

Bununla birlikte Avrupa medyaları, bu olaylara ilişkin tüm sorumluluğu « korkunç bir diktatörlük » olarak tanımladığı Venezüella hükümetine yüklerken, olaylarda ölen ve tutuklananları siyasi tutuklu ve kurbanlar olarak yutturmaya çalışıyor. Bu durum savaş propagandasının bildik bir kuralının uygulanmasından ibarettir: cellat ve kurbanların yer değiştirmesi.   

Medyaların guarimbas’lara ilişkin iki farklı ölçütü

Yakın zamanda, mağdur ailelerinden oluşan guarimbas mağdurları komitesi, yaşanan şiddetin gerçek nedenlerini anlatmak üzere Avrupa’da basın toplantıları turnesi gerçekleştirdiler. Ama çabaları boşa gitti. 2014 yılı başından beri Caracas sokaklarındaki şiddet fenomenini izleyen medyaların çıkarttığı gürültü patırtıya rağmen bu heyetin ziyareti, ne kurbanların kimliği, ne de yaşanan olayların gerçek sorumlularını bulmak kaygısı içerisinde olmadığını gayet iyi bildiğimiz Avrupalı politikacı ve medyaların dikkatini çekmeyi başaramadı.

Sanki rastlantıymış gibi, asıl kurbanlar görünmez kılınırken, bu siyasal şiddeti planlamakla suçlanan tutuklular geniş çapta uluslararası destek aldılar. Bu desteği verenler, gerçeği ve adaleti teşvik etmek yerine guarimbas şiddetinin sorumlularının cezalandırılmamasını savunuyorlar. İnsan Hakları Alternatif Savunma Ağının sözcüsü Cristobal Cornieles’e göre, guarimbas fenomeni, aynı zamanda birçok medya manipülasyonunun çakıştığı, buluştuğu bir olgudur. Bunlardan birincisi hükümet ve yetkilileri ölen 43 kişinin tek sorumlusuymuş gibi sunmaktı. « Yaratılan bu imajı Avrupalılar gayet güzel yuttu. Öte yandan, 43 ölüm içerisinde, sadece beşinde askeri ve sivil memurların doğrudan sorumluluğu olduğu tespit edilebildi; üstelik bunlar bunun için tutuklandılar ve yargılandılar. Geriye kalan 38 ölüm, yani toplam ölümlerin %90’ından, guarimbas şiddet eylemlerine katılanlar doğrudan sorumludur. » (1)

Cristobal Cornieles’in işaret ettiği gibi: « gösterilerin toplumsal taleplerle gerçekleştirildiği, kendiliğinden anında protesto etmeye karar veren öğrenciler olduğu düşüncesi yaygınlaştırıldı. Öte yandan, şiddet eylemleri, Başkanı değiştirmeyi hedefleyen, Miami’deki bir lokantada Aralık 2013’te kararlaştırılan, adına “çıkış” dedikleri, açıkça belirlenmiş bir siyasi programın parçası ».

31 Ekim 2013’te, Amerika Birleşik Devletlerinde, Voluntad Popular adlı sağ oluşumun lideri Leopoldo Lopez, siyasal yaklaşımının köktenciliği ve saldırganlığı üzerine çok açık bir metaforu kullanıyordu: « Tedavi edilecek hastalığın ne olduğunu, Venezüella’da yaşamakta olduklarımızın tanısını açıkça koyana kadar, hastalığı tedavi etmek için hangi ilaçları kullanacağımızı açıkça bilemeyiz. Çünkü bir aspirinle tedavi edilecek nezle ile kimyasal terapi ya da radyoterapi ile tedavi edilmesi gereken bir kanser hastalığı aynı şey değildir. Kesinlikle aynı şey değildir » (2). Böylece, hızla topyekun şiddete dönüşerek çığırından çıkan gösterilerin ortaya çıkışı ve darbeci muhalefetin, gösterilerin organize edildiği « çıkış » adını verdiği programının ilanı arasındaki bağ, medyaların tek tip söyleminin ardına titizlikle gizlenmiştir.

Miami’de « çıkış »ın ilanı, sadece Venezüella sağının en sadık taraftarlarının açıklayıcı göstergesi değil ama daha çok demokratik seçeneğin terk edildiğine ilişkin itirafıydı: « Size tümüyle ikna olduğumu size bildirmek isterim ve bu konuda yalnız değilim, milyonlarca Venezüellalı da benimle aynı şeyi düşünüyor, Nicolas Maduro’nun Venezüella hükümetini er ya da geç terk etmesi konusunda tamamen ikna olmuş durumdayız. » İşte Leopoldo Lopez yeniden illegal yollara geri dönme kararının altını bu şekilde çizmiştir.

Cristobal Cornieles aynı şekilde şunların da altını çiziyor : « en etkili şiddet eylemlerinin, şiddet eylemlerine göz yuman polisin onayıyla, Leopoldo Lopez tarafından yönetilen belediyelerde yaşanmıştır. Hatta şiddet eylemlerine bizzat Cobayos isimli bir muhtarın katıldığı bile gözlenmiştir. Bununla ilgili olarak halen söz konusu şahsın tutukluluğu halen devam etmektedir ve Leopoldo Lopez ile birlikte hakkında yasal kovuşturma yürütülmektedir ». Kullanılan yöntemlerle ilgili olarak, Venezüella sağı tarafından yönetilen bölgelerde şiddet kullanımın çok da rahatsızlıkla karşılandığı söylenemezdi, aksine kullandıkları şiddetin siyasal amaçlarıyla fazlasıyla uyuştuğu gözleniyordu…

« Motosikletlilere karşı insafsızca şiddet uygulanıyordu. Tarihsel olarak, sağcılar motosikletlileri Chavez taraftarıyla hep bir tutmuştur. Kullanılan yöntem, ordudan emekli bir generalin talimatlarıyla motosikletlileri öldürmek için bir metre yirmi santimetre yüksekliğe “Guayas” adı verilen tuzakların kullanılmasıydı. Kullanılan bir başka yöntem ise rögar kapaklarının açılıp çevresine yağ dökülmesiydi. Bu tür yöntemler, münferit ya da kendiliğinden gelişen barışçıl protesto eylemleri çerçevesinde değil önceden tasarlanarak yapılan planlı siyasal eylemler olarak değerlendirilmelidir. »

Son olarak Cornieles, guarimbas fenomenine dair medyalarda egemen söylemin alışılmadık niteliğine dikkat çekiyor: « Latin Amerika’nın XX inci yüzyıl tarihi boyunca, polislerin ölümüyle sonuçlanan sokak gösterisi örneği hiç yaşanmamıştır. Polis memurlarına yönelik bu tür bir şiddet daha önce hiç görülmemiştir ki bu da guarimbas’lar sırasında planlı şiddetin kapsamı konusunda bize fikir veriyor. Bu devlet görevlileri göstericilerle olan çatışmalar sırasında ölmemişlerdir: yolları kapatmak için kullanılan moloz ve malzemeleri kaldırdıkları sırada kasten öldürülmüşlerdir. Polisler yüksek yerlerden açılan ateşin kurbanı oldular, bu da öldürme kastıyla ateş edildiğine ilişkin açık bir kanıttır. Halbuki, devlet görevlilerine karşı işlenen bu cinayetlerin failleri bugün hala ellerini kollarını sallayarak dolaşırken, olaylara karışan devlet memurlarına ilişkin soruşturma devam ediyor. Her şeye rağmen uluslararası kamuoyu ölümlerle sonuçlanan olaylardan polisin sorumlu olduğuna ilişkin temel kanaatini koruyor. »

İstikrarsızlaştırma planının ilk aşaması gereğince, Venezüella hükümetin halkın gönlündeki imajını zedelemek üzere, Venezüellalı öğrencilerinin küçük bir bölümünün –özellikle de sağcı öğrencileri- uluslararası medyalar nezdinde meşru bir toplumsal hareketin bir parçasıymışlar gibi sunulması gerekliydi. Amaç daha sonra bir grup subayın yapacağı askeri darbeyi meşrulaştırmak için sahanın hazırlanmasından ibaretti. Halbuki, yazar Luis Britto Garcia’nın da altını çizdiği gibi, « şiddet yoluna başvuran eylemciler medyalar tarafından genç öğrencilermiş gibi sunuldular. Özellikle yabancı paralı asker ve milislerden oluşan maskeli yetişkinler, kendilerini öğrenci diye yutturdular.(…) Bugün Venezüellalıların dokuz buçuk milyonu öğrenci. Bu da üç Venezüellalıdan biri öğrenci demektir. Eğer öğrenci kesimi Bolivarcı Devrime düşman olsaydı (…), devrimin bu şiddete direnmesi mümkün olamazdı.  »  (3)

Plan, Telesur televizyon kanalının merkezinin havadan bombalanmasını da içeriyordu. Nicolas Maduro’nun çok haklı olarak hatırlattığı gibi, Telesur saldırı planının ortaya çıkması, engellenen12 Şubat 2015 darbe girişiminin arkasındaki aktörlerin gerçek kimliğine ilişkin çok güçlü işaretler veriyor: « Bizden çok nefret eden bir Venezüellalı doğrudan Cumhurbaşkanlığı sarayını hedef alırdı. Ama dışarıdan plan yapanların ilk hedefi dünyanın olan bitenden haberdar olmasını engellemektir. İlk hedef, Telesur’u, Telesur’un Caracas’ın kuzeyindeki binalarını yok etmek(ti) ». (4) Medyaların öncelikli askeri hedef haline getirilmesi olgusu, 10 ölü ve 20 kayba mal olan 1999’da Sırp televizyonunun bombalanması ve Bağdat’ta Jose Couso, Taras Protsyuk ve Tareq Ayyoub gibi gazetecilerin öldüğü, birçok gazetecinin ise yaralandığı 2003 yılındaki Filistin Oteli ve El Cezire tesislerinin bombardımanlarıyla birlikte, bize Amerikan müdahaleci harekat tarzını anımsatıyor.

ABD müdahalesi ve Venezüella sağıyla bağları

Daha 1829’da, Simòn Bolivar şu öngörüde bulunuyordu: « Amerika Birleşik Devletleri, takdiri ilahi tarafından Amerika kıtasına sefaletler yaymak için görevlendirilmişe benziyor. » (5)

Eğer temel önsezi buysa, geriye sadece Latin Amerika’daki ilerici süreci, hasat zamanında yaşanan bir sel felaketi gibi Amerika Birleşik Devletlerinin ortadan kaldırmasını sağlamak için, bu « ilahi » rolü oynayacak tarihi müttefiklerin kimliklerini belirlemek kalıyor.

Amerika Birleşik Devletlerinin Venezüella’da bir isyana destek planına bugün dahil olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Buna kanıt olarak, XX nci yüzyılda gerçekleştirdiği sayısız askeri müdahalenin yanı sıra daha da günceli, meşru Cumhurbaşkanı Manuel Zelaya’nın iktidarına son veren askeri darbe sonrasında,  Honduras’ta darbeci Roberto Micheletti ardından da halefi Porfirio Lobo’ya Obama’nın verdiği somut destek gösterilebilir. Gerçekten de, Amerika Birleşik Devletleri için, milli egemenliğin müdafaası, bir bölgesel entegrasyon dinamiğinin güçlendirilmesi gibi, Bolivyalı, Ekvatorlu ve Venezüellalı hükümetlerin sergilediği anti-emperyalizm de, aynı şekilde, hegemonyasını sürdürme projelerine yönelik « alışılmadık tehditlerdir ».

23 Haziran 2015’te, bu yılın 6 Aralık tarihi için ilan edilen milletvekili seçimleri kapsamında, Primero Justicia adlı sağcı partinin yedi yöneticisi, başlarında Henrique Capriles olduğu halde, siyasi danışman Juan Jose Rendon ile görüşmek üzere New York’a gittiler. Meclis Başkanı Diosdado Cabello, Venezüella sağının yurtdışında sistematik bir şekilde destek aramasını kınadı: « Venezüella’nın sorunlarını tartışmak için New York’a gittiler. Sadece bunu konuşmadıklarını biliyoruz. Venezüella’da barış istemeyen emperyalizmin bu kesiminden talimat almak üzere oraya gittiler. Aynı zamanda para almak için de gittiler (…) Bunlar Venezüella’da sorumluluk duygusu taşıyan bir muhalefeti mi temsil ediyorlar? Hayır değil. » (6)

Venezüella, stratejik kaynaklarının ve askeri işbirliği anlamında ayrıcalıklı ilişkiler içerisinde olan Kolombiya ve ABD arasında kalan coğrafi konumunun bedelini ödüyor. ABD’nin müdahaleleri birçok düzeyde yaşanıyor. Öncelikle mali anlamda, National Endowment Democracy (NED) ve USAID’in Venezüella’daki muhalif örgütlere kesintisiz bir şekilde 2001’den beri yardım yapılıyor (sadece 2013 yılı için bu finansman 7,6 milyon dolara yaklaşıyordu). Ardından ülkeyi istikrarsızlaştırmayı hedefleyen yakın zamandaki girişimlerde Kolombiyalı paralı askerlerin oynadığı rolde ve genç milletvekili Robert Serra’nın öldürülmesi olayında da ABD’nin açık bir şekilde müdahil olduğu anlaşılıyor. (8)

Aslında “çıkış” adı verilen ve meşru bir hükümeti devirmeyi hedef alan, 2014’ün ilk aylarında doruk noktasına ulaşan bu plan, hala gizli bir tehdit olarak varlığını sürdürüyor. Tümü, kaynakları nedeniyle stratejik konuma sahip bir ülkede, Beyaz Saray’ın “rejim değişikliğinden”(9) elde edeceği karları hedef alan, bir dizi saldırı ve yaptırımın sürdürülmesi esasına dayanmaktadır. Böylece, geçen 11 Aralık’ta, Obama Venezüellalı üst düzey diplomat ve görevlilere karşı, vize almalarını engelleyen ve banka hesaplarını bloke eden bir yaptırım kararını imzalamaya karar verir. Bu yılın Ocak ayında, medyalarda yürütülen bir uluslararası kampanya, sözüm ona rüşvet ve uyuşturucu kaçakçılarıyla olan bağı nedeniyle bu kez Meclis Başkanı Diosdado Cabello’yu hedef alıyordu.       

Bu girişimlerle uyumlu bir şekilde, 12 Mart’ta, Avrupa Parlamentosu « Venezüella’da siyasal baskıları kınayan (…) ve keyfi olarak tutuklanan kişilerin serbest bırakılması çağrısında bulunan » bir kararı kabul etti. (10) Bu karar, « Çıkış » harekatının sorumlularını kendilerini ifade etme özgürlükleri kısıtlanan siyasi tutuklular gibi sunmayı hedeflemektedir. Halbuki gördük ki, bu oyuncular gerçekte, askeri darbeye giden yolu açmak için bir istikrarsızlık kampanyası yürüttüler ki bu da özü itibariyle anti-demokratik bir adımdı. Burada Avrupa Parlamentosu insan hakları sorununu politik olarak araçsallaştırmakta ve çifte standartlı söylemi söz konusu ülkelerin ya da kurbanların müttefik olup olmamasına göre değişmektedir.

Gerçekte, Avrupa Parlamentosunun üyeleri Venezüella Meclis Başkan Yardımcısı Jose Morales ve guarimbas kurbanları komitesi temsilcilerinden oluşan Venezüella heyetine sağır rolü yaptılar. Komitenin sözcüsü Yendry Velázquez, « 751 Avrupa milletvekili arasında sadece 50’si oturuma katıldı (…) Onlardan çok bir şey beklemiyorum, çünkü bunu çok önceden planlamış olmalılar » (11)

Nihayet 9 Mart’ta,  Obama’nın Venezüella’yı ABD’nin « ulusal güvenliği açısından sıra dışı ve olağanüstü tehdit » olarak değerlendirdiği rezil kararnamesini gördük. Bu son komplonun beklenmedik bir etkisi oldu. Bolivarcı Devrime desteklerini ifade eden dünyadaki milyonlarca insan kararnamenin iptalini istediler. Ama bu kararname bir yandan Demokles’in kılıcı gibi. Venezüella’nın genç Başkan Yardımcısı Jorge Arreaza şu uyarıda bulunuyor: « Amerika Birleşik Devletleri bu Kanun Hükmünde Kararnameyi bir tür “istediğiniz gibi açıp kapatabileceğiniz bir lamba anahtarı” gibi kullanıyor ». (12)   

Venezüella halkı barış ve adalet istiyor

Adalete ilişkin ilk eylem gerçeğin bilinmesini sağlamaktır. Bu da kurbanların ve faillerin görünür kılınmasını gerektirir. Medyaların büyük bir kesimi, ABD ve Avrupa Birliği, Leopoldo Lopez ve guarimbas'lar sırasında yaşanan dizginsiz şiddetin diğer sorumlularının serbest bırakılması talebinde söz birliği yapmışçasına birleştiler.

Son on altı yıldan beri, Bolivarcı Devrim Latin Amerika’nın birliğini ve XXI nci yüzyıl sosyalizmiyle değişim paradigmasını teşvik ediyor. Her ne kadar Amerikan emperyalizmi sömürge tahakkümünün eski şemalarını tekrarlama niyetinde olsa da, Kuzey Amerika halkları birlik ruhunu farklılıkta bulduklarını yeniden ifade ediyorlar ve dünya halklarına, çoğunluğu oluşturan toplumsal sınıfların yaşam koşullarını gündeme alarak bunun örneğini ve umudunu veriyorlar. Tarih bize sömürgeciliğin ve imparatorlukların bir başlangıcı ve sonu olduğunu gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği hükümetleri dolayısıyla gerçeği görmeli ve darbecilere, her türden paralı asker ve katillere destek vermekten vazgeçmelidir.        

Notlar :

(1) Guarimbas kurbanları komitesinin Brüksel’de 7 Mart 2015’te düzenlediği basın toplantısı.

(2) Bakınız « Çıkış » ın ilanına ilişkin video : http://http://www.ultimasnoticias.com.ve/noticias/actualidad/investigacion/video---leopoldo-lopez-anuncio-la-salida-en-eeuu.aspx

(3)http://www.michelcollon.info/https://venezuelainfos.wordpress.com/2014/04/13/venezuela-medias-et-terrorisme-par-luis-britto-garcia/

(4) İnsanlığın Savunmasında Aydınlar Buluşması kapanışında Nicolas Maduro’nun yaptığı konuşma, 13 Aralık 2014, Caracas.

(5) Guayaquil’de İngiliz görevli Coronel Patricio Campbell’e mektup.

(6) Diosdado Cabello, « Con el mazo dando », 24 Haziran 2015, Venezüella Televizyonu, bakınız video http://www.michelcollon.info/https://www.youtube.com/watch?v=MnBFAuSUTOg

(7) http://notas.org.ar/2015/04/02/venia-imperial-guerra-psicologica-paramilitarismo-sabotaje-venezuela-ii/

(8) http://www.telesurtv.net/news/La-historia-de-El-Colombia-el-asesino-de-Robert-Serra-20150530-0022.html

(9) « Régime change » (rejim değişiyor) deyimi yabancı hükümetlerin Washington tarafından doğrudan askeri müdahalede bulunulmadan devrilmesi anlamına geliyor. CIA tarafından planlanan örtülü operasyonların amacı ülkenin darbelerle istikrarsızlaştırılması, medyada psikolojik savaş kampanyalarının yütürülmesi v.s.dir. Bu deyim ABD’li gazeteci Stephen Kinzer’in “Overthrow: America’s Century of Regime Change from Hawaii to Iraq” adlı eserinde kullanılmaktadır.

(10) Avrupa Parlamentosunun Venezüella’daki duruma ilişkin 12 Mart 2015 tarihli kararı (2015/2582 – RSP).

(11) http://www.vtv.gob.ve/articulos/2014/12/18/debate-sobre-venezuela-en-el-parlamento-europeo-esta-fuera-de-contexto-3763.html

(12) Halklar Zirvesinin kapanışı sırasında, Jorge Arreaza’nın 11 Haziran 2015’te Brüksel’de yaptığı konuşma.

Alex Anfruns

Kaynak : Le Journal de Notre Amérique no 5, Inverstig’Action

(Investig’Action sitesinde 9 Temmuz 2015 tarihinde Alex Anfruns imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir.   http://www.michelcollon.info/Venezuela-les-guarimbas-et-le.html?lang=fr )

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.