Komün ve yabancılar

 İKİNCİ İMPARATORLUĞUN SONLARINDA İŞÇİ DÜNYASI VE YABANCILAR

Sanayi toplumunun başlangıcı belirgin olarak yaklaşık XIXncu yüzyılın ortalarında gerçekleşmiştir.

Yeni teknik ve teknolojilerin uygulamaya konulması, buna bağlı olarak yeni işbölümünün, işgücünün yoğunlaşması ve üretim birimlerinin büyümesidir yaşanan.

Fransa’da sanayi devriminin gerçekleşmesi biraz gecikir. Proleter çekirdek kadro daha zayıftır ve esnaflar hakimdir.

İkinci İmparatorluk döneminde henüz topyekun bir sanayi devriminden söz edemesek de, yeni teknik ve teknolojilerle, rekabet karşısında maliyetleri düşürmek amaçlı yoğunlaşma ihtiyacıyla işletmeler gelişecektir. Bu koşullar altında, işveren başına düşen işçi sayısı artıyor, iş bölümü ve işgücünün yönetimine daha çok önem veriliyor, teknolojik değişimler işçilerin statüsünü değiştiriyordu. İşletmeden, evde yürütülen çalışmadan atölyeye, küçük ve orta boy işletmeden iş örgütlenmesinin bir üst biçimi olan fabrika-işletmeye, daha verimli ve daha karmaşık makinelerin kullanımı aşamasına geçilecektir. Fabrika işletmeler asgari 50 işçiye istihdam sağlarken bazıları binlerce işçiye kadar varabiliyordu. Öte yandan Fransız endüstrisinin dokusu büyük bir bölümü mikro işletmeler, el sanatlarına ya da atölyelere yakın işyerleri oluşturuyordu. İkinci İmparatorluğun ekonomisi yeni görüngülerin ve hala çok yaygın olan eski uygulamaların bir karışımı olmaya devam ediyordu. XIXncu yüzyılda teknik gelişme sanayinin tüm kollarına hakim olunca, sona eren tüccar ve değiş-tokuşlar döneminin yerine teknisyen ve mühendislerin çağı başlıyordu. İşverenler köklerini burjuvazide buluyordu. Aile şebekesi bir şirketin başlangıcı için gerekli sermayenin bir araya gelmesini sağlıyordu. Her ne kadar muhafazakar eğilimler egemen olsa da, yavaş yavaş kadrolar, ustabaşılar, memurlar yani üretmeyenler ortaya çıkmaya başlayacaktır.

 

Fransa sanayinin gelişimini sağlamak için bankacılık ve kredi alanlarında devrime girişir. Çoğu zaman birbiriyle bağlantısı olmayan bölümler halindeki, kimsenin rağbet etmediği demiryolları 1851’deki toplam 3.248 km uzunluğundan 1869’da 16.645 km uzunluğa ulaşır; kilometre başına taşınan yolcu sayısı dörde katlanır; demiryolu artık ekonomik gelişmenin motoru haline gelmiştir. Aynı şey denizyolu nakliyesi için de geçerlidir. İşgücü ihtiyacı köyden kente göçü tetikler. İkinci İmparatorluk devrinde Paris’in nüfusu 1.400.000’den 1.850.000’e yükselir; bunların %10’u yabancıdır. Fransa’da ikamet eden yabancıların sayısı ikiye katlanır ve 740.000’e, yani mevcut nüfusun toplamının %2’sine yükselir. Halkların birbiriyle karışımı ötekine karşı duyarlılığı da geliştirmiştir. Dolayısıyla Komün yabancılara yönelik politikasını uygulamak için uygun bir alan bulacaktır.

Sanayici, karını koruyarak rekabet karşısında ayakta durmasını sağlarken, yeni teknoloji ve imkanların uygulanması sonucunda verimliliğin geliştirilmesinin işçinin de yararına olduğunu zor kabul ediyordu ki bu da işçilerin yoğun tepkisine neden oluyordu. Bu arada taleplerin yeni bir nitelik düzeyinin zorunluluklarını öne çıkardığını belirtmemizde yarar var. Eğer bir ücret artışı talebi varsa buna günlük çalışma süresinin azaltılması, işletme kurallarının gözden geçirilmesi, sosyal fonların işçiler tarafından yönetilmesi gibi başka temel ve yeni talepler de ekleniyordu. Bu yeni itkilerin eylem ve taleplerin merkezine oturduğunu eklemeliyiz.

İkinci İmparatorluk dönemi Fransız toplumu için çok önemlidir. Geleneksel burjuvaziden farklı yeni bir işletme burjuvazisinin, kentsel orta sınıflar için tamamen yeni bir dünyanın ve dönüşüm yolunda olan bir işçi dünyasının ortaya çıktığı bir dönemdir. 1848 Devriminden sonra istikrarsızlaşan işçi ve Cumhuriyetçi hareket kendini yeniden inşa eder.

III. Napolyon sırf demagoji için ve emekçi sınıfların desteğini elde etmek amacıyla, 1862’deki Londra Evrensel Sergisi dolayısıyla Londra’ya Parisli bir işçi delegasyonu göndermeye karar verir. Oymacı Tolain (Henri Tolain, Fransız sendikacı ve sosyalist-Osman’ın notu), İmparatorun manevrasını boşa çıkarmak için söz konusu delegasyonun iktidar tarafından seçilmeyeceği ve delegeleri belirlemek için her meslek grubunda seçimler yapılacağı teminatını alır.

Yüz seksen üç işçi seçilir ve bunlar 19 Temmuz 1862’de Londra’ya giderler. İngiliz işçiler tarafından dayanışma içerisinde karşılanırlar. İngiliz işçisinin Fransız işçisinden daha iyi koşullarda yaşadığını bizzat görürler. İngiliz Sanayinin kayda değer gelişimine, işçilerin koşullarını savunan güçlü bir sendikal örgütlenmenin (Trade-Union’lar) ortaya çıkışı eşlik etmiştir.

Delegeler Fransa’ya döndüklerinde sendikaların kuruluşunu ve grev hakkının tanınmasını talep ederler. Şubat 1864’te, bir ara seçim sırasında altmış işçi Oymacı Tolain tarafından kaleme alınan bir manifesto yayınlarlar. İşçilerin bugüne kadar hiç seçilmemiş olmasından şikayet ederler: « temsil edilmemekteyiz, çünkü yakın zamanda gerçekleşen Yasama Meclisi toplantısında özlemlerimizi, isteklerimizi ve haklarımızı bizim anladığımız şekilde biçimlendirmek için hiçbir ses yükselmemiştir, sefaletin tanrısal bir kurum olmadığına inanmayı reddeden bizler temsil edilmemekteyiz » (…)

İşçi taleplerini pekiştiren sınıf bilincinde yaşanan bu gelişim hükümet politikasını da etkilemekten geri kalmamıştır: koalisyon hakkı (ortak eylem hakkı) 25 Mayıs 1864 tarihli yasayla tanınmıştır. İşçilerin uluslararası örgütünün kurulması düşüncesi tartışılmaktadır. 28 Eylül 1864’te Londra’da düzenlenen bir toplantıda Birinci Enternasyonal kurulur. Uluslararası İşçi Birliğinin kuruluş çağrısı, Fransız işçi temsilcilerinin dile getirdiği önerileri dikkate alan Karl Marks tarafından yazılmıştır. Bu çağrı, Komünist Parti Manifestosunun üzerinden on altı yıl geçtikten sonra işçi hareketi tarihinin temel metinlerinden biri olmuştur.

1867’de Parisli tunç döküm işçileri grevi sırasında dayanışma doruktadır : «İşçiler, hepimiz saldırıya uğradık, hep beraber ayağa kalkma zamanı geldi artık!». 18 meslek örgütü delegesi bu çağrıyı yayınlar. Enternasyonal kırsalda ve aynı zamanda yurtdışında para toplanmasını örgütler (özellikle trade-union’lar çok cömert davranırlar). Gerçekleşen uluslararası dayanışma sayesinde, tunç döküm işçileri direnmeyi başarırlar ve talepleri karşılanır.

İşçilerle farklı milliyetlerin karşılaşması çoğalacaktır. Fransız-Alman savaşından önceki gerilimli dönemde, iki halk arasındaki karşılıklı dayanışma beyanları hız kazanacaktır. 12 Temmuz 1870’te enternasyonalin Paris seksiyonları savaşa karşı bir çağrı yayınlarlar: « Almanya’daki kardeşlerimiz, Fransa’nın gerçek niyeti konusunda aklınızı çelmeye çalışan alçak ve uşakları barış adına dinlemeyin! Ahmakça provokasyonları duymazdan gelin, çünkü aramızdaki savaş bir kardeş kavgası olacaktır ». Berlin’deki emekçiler çağrıya şu yanıtı verirler: «Bizler de barış, iş ve özgürlük istiyoruz. Ren nehrinin iki yakasında yaşayanların, evrensel Cumhuriyet adına canlarını vermeye hazır birer kardeş olduklarını biliyoruz ».

Bu güzel sözler ne yazık ki, gözü dönmüş savaş çığırtkanlarının kin ve şovenizm yaygaraları arasında boğulacak ve 19 Temmuz 1870’te savaş ilan edilecektir. Fransız Ordusunun ilk bozgunlarını İkinci İmparatorluğun çöküşü izleyecektir.

Enternasyonalin Fransız seksiyonları ve emekçi kesimler Alman halkına ve Alman ulusunun sosyalist demokrasisine yönelik bir manifesto yayınlarlar: (…) « Paylaşılamayan nehrin iki yakasındaki Almanya ve Fransa, birbirimize el uzatalım, despotların birbirimize karşı işlettirdiği savaş suçlarını unutalım. Halkların özgürlüğünü, eşitliğini ilan edelim! İttifakımızın gücüyle Avrupa Birleşik Devletlerini Kuralım. Yaşasın evrensel Cumhuriyet! »

Enternasyonalin Genel Konseyinin 22 Temmuz 1870’te yayınladığı ilk çağrısı bir umut mesajıdır : « Fransa ve Almanya bir kardeş kavgasına girişmişken, Fransa ve Almanya işçileri karşılıklı olarak birbirilerine barış ve dostluk mesajları yolluyorlar. Geçmişte tarihte benzerini görmediğimiz bu eşsiz olay, daha aydınlık bir geleceğe kapı aralıyor ».

III. Napolyon döneminde gerçekleştirilen toplumsal, ekonomik, demografik, kentsel dönüşümlerin tümünün meyvesini Paris Komünü toplayacaktır.

İlham kaynağı olarak Komün

26 Mart 1871’de seçilen Paris Komünü, kendini bir ulusal meclis olarak dayatmaz. Bazı yönelimleri ve kararları Paris kenti çerçevesini aşan bir menzile sahip olup Parlamenter Meclisinkilere benzese de, Komün başkent için bir belediye konseyidir.

Komün, üyelerinin her birinin seçmenlerin iktidarının temsilcisi olduğu bir «temsili» meclistir. 1793 Anayasası perspektifi içerisinde, Komün halk egemenliği adına gerçek bir demokrasiyi içerir: « Sürekli olarak denetlenen, gözetim altında olan, kamuoyunda tartışılan Belediye Meclisinin üyeleri, görevden alınabilirler, hesap verir ve sorumlu konumundadırlar. »  

XIXncu yüzyılda, siyasi ve ekonomik sığınmacı olarak birçok yabancı Fransa’ya yerleşir. 1866’da Paris’te yerel halkla bütünleşmiş 150.000 ila 200.000 arasında yabancı yaşamaktadır. Öte yandan, 1864’teki Birinci Enternasyonal kapsamında örgütlenen kongre ve gösteriler, farklı uluslardan işçileri bir araya getirme imkanı yaratır. Halkların birbiriyle karışımı ötekine karşı duyarlılığı geliştirmiştir. Dolayısıyla Komün burada yabancılara yönelik politikasını uygulamak için uygun bir alan bulacaktır.

Komün, yönetici görevlere hünerli bulduğu yabancıları getirerek enternasyonalizmini sürekli olarak ortaya koymaktadır. Yaşananlar, dünya tarihinde daha önce görülmemiş bir durumdur; yepyeni bir politikadır. Bir Macar olan Léo Fränkel Komünün Genel Konseyini yönetir. Seçim Komisyonu, 30 Mart 1871’de onun seçimini şu cümlelerle onaylar: « Komünün bayrağını evrensel Cumhuriyetin bayrağı; her kentin kendisine hizmet eden yabancılara yurttaşlık payesini verme hakkı olduğunu kabul ederek, komisyonumuz yabancıların kabul edilebilecekleri görüşündedir ve size yurttaş Fränkel’in kabulünü önermektedir ». Terfi ettirilen Léo Fränkel daha sonra Çalışma Bakanlığı görevini yürütür ve Komünün toplumsal eserine ilham verir. Polonyalı generaller Dombrowski ve Wroblewski başlıca iki ordunun komutanlığına getirilirler. Rus kökenli genç kadın Elizabeth Dmitrieff Kadınlar Birliğinin yönetimine atanır… Bunun gibi Komün’ün yönetimine katılan yabancıların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

18 Mart 1871 Devriminin tüm dünya işçileri üzerindeki etkisi çok büyük olur. Daima ve bugün de hala uluslararası işçi hareketinin dayanışmasıyla çevrilidir.

(http://www.commune1871.org/ sitesinde Marcel Cerf, Bernard Eslinger ve Patrick Cavan imzalı yazılardan Türkçeleştirilmiştir).

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest