Terör tehdidine sol yanıt : Küba örneği

İnsanların çoğu Küba’yı eski tipik arabaları, şahane salsa dansı, muhteşem kumsalları, purosu ve mojitosuyla özdeşleştirmektedir. Ülkenin 1959’dan beri tehdit düzeyi 4 olan bir teyakkuz ortamında yaşadığını bilenlerin sayısı azdır. Kübalılar bu durumu nasıl karşılıyorlar ve onların uzmanlaşan deneyimlerinden kendimize ne pay çıkarabiliriz?

55 yıldır 4ncü tehdit düzeyinde yaşamak

Bundan 57 yıl önce Fidel ve arkadaşları orduyu yenip diktatör Batista’yı ülkeden kovduklarında, en zenginlerden oluşan Kübalıların %1’i de valizlerini toplamak zorunda kalmışlardı. Adanın 200 km uzağında, Miami’deki yazlıklarına geri çekildiler. Sakallı isyancıların ancak birkaç ay dayanabileceğine ve sahip oldukları ayrıcalıklara hızla yeniden kavuşacaklarına inanmaktaydılar. ABD hükümeti de kısa zamanda « barbudos »lara diz çöktüreceğini düşünmekteydi. Ama yeni isyancı hükümetin kolay lokma olmadığı kısa sürede ortaya çıkacaktır. 1959 yılı sonunda Başkan Eisenhower Küba Devrimini baltalamak için özel bir program başlatır.

 
 

Adaya karşı uzun bir süre boyunca gerçekleşecek olan bir seri terörist saldırının başlangıcıdır bu: Çocuk kreşleri, marketler, oteller ve başka kamu binaları art arda bombalı saldırıların hedefi olacaktır. 4 Mart 1960’ta Belçika menşeli silahlarla dolu bir gemi Havana Limanına yanaşacaktır. Silahlı karşı devrimciler ABD hava kuvvetlerinin desteği ve himayesinde kırsal alanda terörü yaygınlaştıracaktır. Ardından sabotaj eylemleri, onlarca patlama, Kastro’ya karşı sayısı yüze ulaşan suikast girişimi yaşanacaktır. Kıyı boyunca silahlı komandolar tarafından gerçekleştirilen işgal girişimlerinde yerel halk ayrım yapılmadan katledilecektir. ABD, hasatları yok etmek için bakteriyolojik silahlar kullanmaktan ve yüzlerce ölüye yol açan Deng humması gibi hastalıkları yaymaktan kaçınmayacaktır.

Nisan 1961’de ABD bombardıman uçakları, 1200 paralı askerin Domuzlar Körfezinde gerçekleştireceği işgal harekatına hazırlık için Küba’daki havalimanlarını bombalar. Harekat tamamen hüsranla sonuçlanır. ABD strateji uzmanları devrimin ancak kara birliklerinin kalabalık bir girişimiyle yenilebileceği sonucunu çıkarsar (1). Küba’ya ilişkin tasarılar geçici olarak beklemeye alınır zira Washington bu arada Vietnam’da savaşa hazırlanmaktadır. Terör, 1976’da Küba’ya ait bir tarifeli sefer uçağı düşürüldüğünde doruğa ulaşır. Uçakta bulunan toplam 73 yolcu yaşamını yitirir. 90’lı yıllarda saldırılar yeniden artar. O sıralarda ekonomik ambargonun ağırlaşmasına karşılık Küba turizm sektörünü geliştirir. Bu kez de oteller, turistik merkezler, otobüsler, havalimanları ve diğer tatil tesisleri bir seri bombalı saldırının hedefi olurlar (2).

Irak’ın işgaliyle birlikte ABD’de benzer bir savaş histerisi gelişir. Küba’ya yönelik politika da bunun yansımalarına maruz kalır. ABD’de Irak’tan sonra Küba’nın da işgal edilmesine yönelik sesler yükselir (3). Gelecekte gerçekleştirilecek olası bir işgal harekatı için Florida’da paramiliter birlikler açık bir şekilde ağır silahlarla tatbikat yaparlar (bakınız fotoğraf) (4).

Miami terörist grupların harekat merkezidir. Çoğunlukla CIA tarafından eğitilmekte ve savaşa hazırlanmaktadırlar. Bir zamanlar devrim sonrası Miami’ye kaçan %1 Kübalıların katılımıyla Amerikan gizli servislerinin işbirliği ve devletin finansmanıyla kurulmuşlardır. Bugün bunlara hala hoşgörü gösterilmektedir.

Bunlar öte yandan sadece Küba’ya karşı kullanılmamışlardır. Luis Posada Carriles ile birlikte daha önce sözünü ettiğimiz tarifeli sefer uçağına karşı saldırıyı düzenleyen azılı terörist Orlando Bosch aynı zamanda Condor Harekatında da görev almıştır (5). Bu harekat geçen yüzyılın 70’li ve 80’li yıllarında, Güney Amerika’da ilerici olan her şeye karşı her türlü baskı ve işkence yöntemini kullanan bir dizi askeri diktatörlüğün CIA tarafından desteklenmesine yöneliktir. Luis Posada Carriles, özellikle on binlerce masum insanın kurban verildiği Nikaragua’daki kontraların savaşında görev almıştır. Bosch, Posada Carriles gibi ABD’li yetkililerin himayesi altındadır. Posada Carriles bugün Miami’de huzur ve mutluluk içerisinde yaşamını sürdürmektedir.

Paris’in 25 misli

Görüldüğü gibi terörizm Küba’dan hiç uzak olmadı. Terörist saldırıların toplamında 3.478 kişi öldü ki bu da Paris saldırılarında yaşamını yitirenlerin 25 misli anlamına gelir. 2099 kişi yaralandı ya da sakat kaldı (6).

Bu koşullar altında yollarda bol miktarda kamuflajlı ya da mavi üniformalı varlığıyla birlikte askerileşen bir toplum beklentisi içerisinde olmamız gerekirdi. Yetkililerin haftalar hatta aylar boyunca düzenli olarak olağanüstü hal ilan etmeleri ya da düzenli olarak toplu ulaşımı durdurmaları, spor müsabakalarını yasaklamaları, okulları geçici olarak kapatmaları, özgürlükleri devamlı olarak kısıtlamaları v.b. gibi girişimler yapmaları da beklenebilirdi.

Ama kesinlikle böyle olmadı. Papa ziyaretleri ya da her yıl düzenlenen 1 Mayıs korteji gibi kitlesel gösteriler sırasında bile yollarda ne zırhlılar ne de askeri araçlar, kamu binaları yakınlarında ne keskin nişancılar ne yarı askeri birlikler görünüyor. Bu tür günlerde yüz binlerce insan aynı alanda özgürce toplanabiliyor.

Bu durum Küba’nın terörist tehdidi hafife aldığı ya da meydanı potansiyel teröristlere bıraktığı anlamına gelmemeli; durum bunun tam da aksi. 1959 yılından beri teröristlere karşı mücadele Küba hükümetinin mutlak önceliğidir. Bütün ülkelerde terörizme karşı verilen mücadelede en yetkin güçler seferber edilir. Ama Küba’daki yaklaşım Bush yönetiminde tanık olduğumuz « war on terror »’den ya da Fransa ve Belçika’nın hala sürdürmekte olduğundan tamamen farklıdır.

Küba yaklaşımı

Kübalı devrimciler kurtuluş savaşına giriştiklerinde, arka bahçesinde ilerici bir hükümete, hatta sosyalist bir devrime karşı ABD’nin hiçbir zaman tahammül göstermeyeceğini gayet iyi biliyorlardı. İktidara geldikten sonra uzun süre Washington’un saldırılarına ve devirme girişimlerine maruz kalacaklarını iyi biliyorlardı. Fidel bu konuya ilişkin olarak zaferden altı ay önce bir dağ köyünün bombalanması dolayısıyla şunları söyleyecekti: « Bu savaş sona erdiğinde, benim için bundan daha uzun sürecek ve daha büyük olan bir başka savaş, onlara (Amerikalılara) karşı mücadelemiz başlayacaktır» (7).

Terörizmle ve karşı devrimle mücadele Küba’da iki şekilde yürütülüyor: halkın desteğini alarak ve terörist şebekelere sızarak.

Halkın desteğini almak

1960 yılında CIA destekli karşı devrimciler adanın merkezinde yer alan dağlarda harekat yürütüyorlardı. Onları bastırmak üzere hükümet üzerilerine orduyu sürmedi. Onun yerine ve adına başarıyla yüz bin gönüllü seferber edildi.

Aynı yıl Küba Havana ve diğer kentlerde bombalı saldırılara sahne oldu. Halk terörizmi saf dışı bırakmak üzere bir kez daha seferber oldu. Her bir mahallede, mahallenin güvenliğinden sorumlu olan bir CDR (Devrimi Savunma Komitesi) kuruldu. Böylece büyük bir kolektif gözlem sistemi kurulmuş oldu. Yıllar içerisinde bu mahalle komiteleri aynı zamanda mahalle sakinlerinin sosyal ve ekonomik sorunları, kamu sağlığı (tehlike yaratan sivrisineklerin yok edilmesi, kan bağışları kampanyaları,…), seçimlerin örgütlenmesi, geri dönüşüm gibi konularla da ilgilendiler.

Küba aynı zamanda olası bir askeri işgal karşısında ülkeyi savunmak üzere halkın desteğine yaslanmaktadır. Bugün düzenli ordunun yanında, savunma sistemi 48 saat içerisinde savaşa hazır hale gelebilecek iki milyon Kübalının desteğine güvenebilir. Bu gönüllüler her yıl düzenli olarak tatbikat yapmakta ve gerekli hallerde nereden ve nasıl silahlanacaklarını bilmektedirler.

Terörist şebekelere sızma

Washington’la olası bir işbirliğinin gelişeceğini bugüne kadar düşünmek mümkün değildi. Bu yüzden Kübalılar için geriye tek seçenek kalıyordu: sızma. «Cuban Five», Küba beşlisinin 90’lı yıllarda gerçekleştirdiği de tam anlamıyla buydu. Olabildiğince istihbarat toplamak ve saldırıları önlemek amacıyla Florida’daki en tehlikeli terörist gruplarının içerisine sızdılar. Bu yolla yüze yakın saldırıyı engelleyebildiler (9).

Bu tür sızmalar açık yürütülmüyordu. Teröristler ahmak değillerdi ve aralarına sızanları ya da dönekleri öldürmekten çekinmiyorlardı. Deşifre olduklarında sızmayı gerçekleştirenler aynı zamanda ABD’de ağır hapis cezalarına çarptırılma tehlikesi altındaydılar. 2001’de Kübalı beş anti-terör ajanı toplu olarak ömür boyu hapse yani 77 yıldan daha fazla cezaya mahkum edildiler. İşin ilginci bu yaşanan durum New York’ta Dünya Ticaret Merkezine karşı gerçekleştirilen saldırıların üzerinden birkaç ay geçtikten sonra gerçekleşiyordu.

Temmuz 2004’te cezaevinde ziyaret ettiğimiz Beş’lerin önderi Gerardo Hernández’e böylesine riskli bir görevi niye kabul ettiğini sorduğumuzda bize gülerek şu yanıtı verdi: « Biliyorsunuz, ben kesinlikle bir istisna sayılmam. Eğer on Kübalıya halkının yararı için bu tür bir işi yapıp yapmayacağını sorsanız eminim ki aralarından en az yedi tanesi tereddüt etmeden evet diyecektir. Hepimiz terörist saldırılarda bir dostunu ya da aile üyesini kaybetmenin ne anlama geldiğini gayet iyi biliyoruz ».

17 Aralık 2014’ten itibaren ABD, Küba’yla ilişkilerin yeniden başlaması yolunda girişimlerde bulundu. Bu çerçevede, 16 yıl süren uluslararası kampanyalardan sonra Beş’ler serbest bırakıldı (10). Ama bugüne kadar ABD’nin istikrarsızlaştırma ve ekonomik ambargo politikası aynen devam ediyor.

Farklı bir bakış

Kitle iletişim araçlarında Libya’nın imajı hala olumsuzdur. ‘Cuba bashing’ hala devam ediyor. Bazı olaylar abartılıyor, bazıları ise sistematik olarak gizleniyor ya da saptırılıyor. Küba’da bazı basit idari tutuklamalar olunca bu kısa zamanda uluslararası habere dönüşüyor, halbuki ülkemizde her yıl bu türden onlarca tutuklama yaşanıyor. Aksine ekonomik ambargoya (tarihin en uzun ambargosu) ilişkin olarak yapılan haberler, eğer yer verilmeye değer bulunsa bile genelde gereksiz bir ayrıntı olarak sunuluyor. Size bir fikir verebilmek için 55 yılda ambargonun yol açtığı kaybın, GSYMH’nın 11 katına ulaştığını belirtmeliyiz (11). Belçika için benzer bir hesaplama 4.000 milyar Euro ve Fransa için 23.000 milyar Euro’ya karşılık gelirdi. Bunu ayrıntı olarak adlandırmak biraz zor.

En kötüsü ise devamlı olarak var olan terör tehlikesinden ise hiçbir zaman söz edilmemesidir. 55 yıldır sürekli olarak terör tehdidi altında yaşamasına rağmen Küba normal bir ülke olarak kabul edilmektedir. 13 Kasım Cuma günü yaşanan olaylardan sonra, biz de ilk defa bunun ne anlama geldiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Belki de ilk defa böylesi koşullar altında yaşamanın ne anlama geldiğini daha iyi tasavvur edebilecek durumdayız. Bu sayede belki de Küba’ya yönelik daha anlayışlı bir bakış geliştirebiliriz.

Bu da belki de bizi Washington’a bizzat kendi topraklarında, özellikle de Miami’de terörist grupların faaliyetine artık bir son vermesini şart koşmaya iter. Temizliğe her zaman önce kendi kapısının önünden başlamakta yarar vardır.        

Katrien De Muynck ve Marc Vandepitte   

NOTLAR :

(1) Planlar özellikle dönemin Dışişleri Bakanı McNamara tarafından yapılıyordu. T. Diez Acosta : Ekim  1962, The ‘Missile’ crisis as seen from Cuba (Küba’ya gönderilen « Füzeler » krizi). New York 2002, s. 86.

(2) Demuynck K. (yayınlayan) : The incredible case of the Cuban Five. Evidence from the International Commission of Inquiry into the Case of the Cuban Five, Londra 2014, s. 39-51.

(3) Dominik Cumhuriyeti ABD elçisi ve Bush’un yakını Hans Hertell Bağdat’ın düşmesinden hemen sonra şunları söyledi : “Irak’taki olaylar, geçen hafta Kastro rejiminin 80 kişiyi sadece düşüncelerinden ötürü tutukladığı Küba için olumlu bir sinyal ve iyi bir örnek olmuştur”. Bugün Cumhuriyetçilerin Başkan adayı olan Jeb Bush aşağı yukarı aynı dönemlerde şu açıklamayı yapıyordu : “Irak’taki başarımızdan sonra, bakışımızı komşumuza yöneltmeliyiz. Latin Amerika’daki ve diğer yerlerdeki kardeşlerimize İnsan Haklarına saygı göstermeyen bir rejimin ayakta kalamayacağını göstermeliyiz.” Bkz El Expresso, 13 Nisan 2003 et www.americas.org/news/nir/20....

(4) Sun Sentinel 6 Nisan 2003.

(5) Stella Calloni. Operación Condór. Pacto Criminal, La Havane, 2005.

(6) bkz http://www.theguardian.com/us-news/...

(7) Celia Sánchez’e yazılan mektupta Suárez Pérez E. & Caner Román A. (yayınlayan) : De cinco palmas a La Habana, La Havane 1998, s. 143.

(8) CDR : Comité de Defensa de la Revolución (Devrimi Savunma Komitesi).

(9) Küba’lı beşler konusunda bkz : http://www.cubanismo.net/cms/fr/art...

(10) bkz http://cubanismo.net/cms/fr/campagn...

(11) bkz http://www.elnuevodia.com/noticias/... GSMYH bir ülkenin bir yılda ürettiği zenginlik midir ? (mal ve hizmetler). 

Özgün Kaynak : De Wereld Morgen

(Investig’Action www.michelcollon.info sitesinde 30 Kasım 2015 tarihinde Katrien De Muynck ve Marc Vandepitte imzalarıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://www.michelcollon.info/Une-reponse-de-gauche-a-la-menace.html?lang=fr

 
Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest