COP21: Son treni kaçırdık mı?

 

Birleşmiş Milletler kapsamında Paris’te düzenlenen iklim görüşmeleri (COP21), 12 Aralık 2015 tarihinde varılan yeni bir anlaşmayla sonuçlandı. Upuzun iki hafta ve bir dizi değişiklik sonrasında anlaşma 195 katılımcı ülkenin oy birliğiyle nihayet kabul edildi. Kimilerince başarılı bulunan (siyasetçiler ve medyalar) ve kimilerince kötülenen anlaşmanın niteliği üzerinde uzlaşmaya biraz zor varılacak gibi görünüyor.  

“Tarihi ve yasal yönden bağlayıcı” olarak tanımlanan COP21 anlaşması, gerçekten de iklim değişikliği sorununa nihai bir çözüm getiriyor mu? Anlaşma sonunda, dünyanın dört bir yanından gelen birçok militan, memnuniyetsizliklerini ifade etmek üzere, Zafer Takı yakınında, Paris’te getirilen gösteri yapma yasağına meydan okudular. Birçok iklim adaleti hareketi bu anlaşmanın milyonlarca insan için ölüm hükmü anlamına geldiğini düşünüyor ve onların bu “kötümserliğinin” gerekçeleri de bir hayli fazla:

 

1- Anlaşma, iklim değişikliğinin kökeninde yatan asıl nedeni, yani fosil enerjiyi temel alan kapitalist sistemi kasten görmezden gelmektedir. Bu konuyu, COP21’de yaptığı konuşmada, Bolivya Cumhurbaşkanı gündeme getirmeyi unutmadı: “… Sorumluluğu ve yapısal nedeni kapitalist sisteme ait olmak üzere, toprak ana yaşamsal çevriminin alacakaranlığına tehlikeli bir şekilde yaklaşmaktadır. Bu sistem, serbest ticaret, serbest rekabet ve insan hakları adına çok hızlı bir şekilde dizginlerini kopardı… (Bu sistem) bugün doğayı yok etmekte olan, emeğin değerini küçümseyen, fetih markalarının oluşuma neden olan ve insanoğlunun bir arada yaşama şansını ortadan kaldıran, sonsuz ölçekte atılabilir tüketim maddeleri üretmeye başladı”.

2- Anlaşmanın hedeflediği bir amaç var, ama buna ulaşmak için kullanılacak mekanizmaları ve yöntemleri ayrıntılı bir şekilde belirlemiyor ve anlaşmanın geleceğini imzacı ülkelerin gönüllülüğü üzerine temellendiriyor. Pazarlıkların sonlanmasından önce, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry bunu Financial Times’ta açıkça dile getirdi: Paris’te varılacak her türlü mutabakat, « bir sözleşme içeriği taşımayacak » ve « daha önce Kyoto’da olduğu gibi yasal olarak zorlayıcı indirim hedefleri » söz konusu olmayacaktır (1). Anlaşmanın 2nci maddesinde, 2020 ufkunda 1,5 ºC’lik bir hedefle, gezegenin ortalama sıcaklık artışının 2ºC’nin altında tutulması hedeflenmektedir. Pazarlıkların başlangıcında masada olmayan bu konu, en mağdur ülkelerin kararlı mücadelesi sonucunda anlaşmaya sonradan eklenmiştir. Bu bir anlamda, bu sınırın ötesinde gezegenin iklimsel anlamda geri dönülemez bir noktaya geleceğine ilişkin topluca yapılmış bir bilimsel tespittir. Bu hedefe ulaşabilmek için, sera etkili gaz salınımlarını %80 oranında düşürmek şart olacaktır. Dolayısıyla bu anlaşmanın nihai uygulaması fosil enerji döneminin sonu anlamına gelecektir. Oysa bu zorunluluk ne anlaşma metninde, ne de ulusal düzeyde belirlenen öngörülen katkılarda (bunların sayısı 119’dur) yer alıyor. İngiltere’deki Manchester Üniversitesi  « Tyndall Centre » İklim Değişikliği Araştırmaları Merkezi Müdür Yardımcısı Kevin Anderson’a göre, bu katkılar sıcaklıkların 3-4 ºC arasında artmasına neden olacaktır (2). Ona göre, 2 ºC’nin altında kalabilmek için şiddetli emisyon indirimleri yapılması gerekiyor ki bu da Paris’teki pazarlıklar sırasında tartışılanların çok uzağında kalıyor. Öte yandan sera etkili gaz emisyonlarının hesaplamasında, hava ve deniz ulaşımı kaynaklı güçlü emisyonların dikkate alınmaması gibi bilimsel bir hile de yapılıyor. Dolayısıyla da iklim değişikliğinin 2 ºC hedefiyle aynı çizgide « denetimine » yönelik her girişim dolambaçlı olacaktır.

3- Anlaşma, “…yerli hakların, yerel insan topluluklarının, göçmenlerin, çocukların, engellilerin ve yardıma muhtaç insanların (…) aynı şekilde cinsiyet eşitliğini, kadınların ekonomik özerkliği ve kuşaklararası karşılıklı anlayışı” ikinci plana itmektedir. En çok etkilenen ve iklim değişikliğine karşı güçlü bir şekilde ayağa kalkan kişi ve topluluklara, anlaşma maddelerinde değil, sadece giriş bölümünde değinilmiş ve bunların başlıca talepleri görmezden gelmiştir. Kuzey Dakota yerlisi militan ve ABD’deki yerli halklarının birçok hareketini ve örgütünü bünyesinde barındıran bir ağın (Indigenous Environmental Network) örgütleyicisi olan Kandi Mossett, pazarlıklar sonunda Paris’te düzenlenen simgesel dua sırasında memnuniyetsizliğini şöyle ifade etmişti: « COP21’de iklim krizine sahte çözümler öneriyorlar, kutsalın metalaştırılmasını öneriyorlar, soluduğumuz havaya fiyat biçmeye çalışıyorlar. ABD’nin halklarımızı katletmeye devam edebilmesi için, başka ülkelere gitmemizi istiyorlar, yerli kardeşlerimizi, kadınlarımızı, erkeklerimizi yerlerinden etmek istiyorlar. Ön safta bizler varız, bizler kırmızı çizgileriz » (3).

Kadınlar ve çocuklar birçok yönden iklim değişikliğinden en çok etkilenen kesimler olmasına rağmen, cinsiyet ve çocuklar arası eşitlik sorununa gereken ilgi gösterilmedi. Öncelikle iklim değişikliğinin etkilerinden en çok sıkıntı çeken tropikal ve Güney ülkeleridir ve en çok etkilenenler en yoksul kesimlerdir. Oysa gelişmekte olan ülkelerde, yoksulluk eşiğinin altında yaşayanların %70’i kadınlardır (4). Aynı şekilde kadın ve çocukların felaket hallerinde ölüm karşısında erkeklere göre on dört kez daha savunmasız olduğu değerlendirilmektedir ve bu konuda sayısız örnek bulunmaktadır. 1991 yılında Bangladeş’te yaşanan siklonda, Avrupa’yı 2003 yılında kasıp kavuran aşırı sıcak dalgasında ve 2006 yılında Endonezya ve Sri Lanka’yı vuran tsunami felaketinde daha çok kadınlar ölmüştür (6). Yine dünyayı besleyenler kadınlardır; Sahraaltı Afrikası ve Karayiplerde temel besin maddelerinin yüzde seksenine yakınını üretmektedirler ve Asya’da pirinç üretiminde işgücünün %90’ına yakınını sağlamaktadırlar (7). Öte yandan, tarım sektöründe daha çok çocuklar çalışmaktadır (çalışan çocukların %60’ı bu sektörde istihdam edilmektedir). Sayıları 100 milyon erkek ve kız çocuk olarak tahmin edilmektedir (8).

4- Küresel ısınma sorununda anahtar çözüm oluşturmasına karşın agro-ekoloji marjinalleştirilmiştir. Kızılderili aktivist Vandana Şiva’ya göre, « ekolojik tarım fosil enerji devrinin yol açtığı hasarlarla yüzleşmemiz için elimizdeki tek seçenektir. 2020 yılına kadar, 10 gigaton atmosferik karbonun tutulmasıyla sıcaklıkları 2 ºC düşürme hedefine, iklim değişikliklerine dirençli yerli tohumlara dayalı biyolojik ve ekolojik tarım yoluyla karbonu toprakta tutarak ulaşılabilir. (…) Bunun mümkün olabilmesi için tohumların korunması çok önemlidir » (9). Nihai anlaşmada tarım ve topraklara değinilmemesi basit bir ihmal değil, Monsanto & cie. tarafından, COP21’deki ABD ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini etkilemek için üst düzey siyasi temsilcileri aracılığıyla yürütülen lobicilik faaliyetlerinin sonucudur (10).

5- Anlaşmaya imza atanlar askeri emisyonları azaltmakla yükümlü değildirler, oysa bu sektör, astronomik oranda tüketilen enerji ve malzeme miktarı nedeniyle iklim değişikliğine büyük oranda katkıda bulunmaktadır (11). Paris’teki gösterilere katılan eski Deniz Piyadesi ve Irak ve Afganistan savaşları gazisi Derek Matthews « anlaşma, başta ABD’ninkiler olmak üzere askeri faaliyetler nedeniyle oluşan kirliliği durdurmak için hiçbir şey öngörmüyor. Halbuki iklim değişikliğiyle askeri sektör arasında birçok bağ bulunmaktadır: askerler ve askerileştirilmiş polis, yerel toplulukların iradesi karşısında fosil yakıt çıkaran endüstrilerin uygulanması ve topraklara el koyulması sürecinde büyük şirketlerin sahip oldukları temel imkanlardır. COP21’de, iklimsel sorunlara alternatif çözümler bulmak için dünyanın dört bir köşesinden sivil toplum temsilcilerinin bir araya geldiğini belirtmeliyiz. Başarıları karşısında en çok tekrarlanan tehdit, polisin güç kullanarak müdahale etmesi olmuştur. Öte yandan, savaşların yıkıcı etkileri olmaktadır. Bütünüyle yıkılmış kentler gördük. Kirliliğin çoğu savaş aygıtlarının emisyonlarından kaynaklanmıyor, bazı bölgeleri tamamen harap eden beyaz fosfor ve fakirleştirilmiş uranyumu da dikkate almalıyız. Irak ve Afganistan savaşı gazileri yanıklar nedeniyle akciğer kanserine yakalandılar » diyor. Askerlerin ötesinde, mutajen etkenlerin yüksek oranda kullanılması toprakların ve insanların etkilenmesine yol açmaktadır. Bu konuda en sık verilen örnek, 2004 yılında iki Amerikan saldırısıyla büyük oranda harabeye dönüştürülen, Irak’taki 300.000 nüfuslu Felluce kentidir. Uranyum bombalarına ek olarak, beyaz fosfor içeren (ki bunların kullanımı silahlı çatışmalarla ilgili uluslararası hukuk tarafından kesinlikle yasaklanmıştır) kimyasal silahlar da kullanılmıştır (12). Yıkılan binaların molozları, bölge sakinlerinin biricik içme suyu kaynağı Fırat nehri kıyısına taşınmıştır. « The International Journal of Environment Research and Public Health » tarafından yayınlanan bir araştırmada, bombardımanları izleyen yıllarda çocuk ölümlerinin çoğaldığı, kanser vakalarının dörde katlandığı ve lösemi vakalarının kırk misli arttığını ortaya koymaktadır (13).

Bütün bunlardan dolayı, COP21 anlaşması iklim değişikliğini durdurmayı başaramayacaktır. Fosil enerjilerin kullanımına son verilmesi şarttır ama değişimin mevcut sistemin devamı için ellerinden geleni yapan belli başlı kirleticiler eliyle gelmeyeceği kesindir. Aksi taktirde, bir yandan bu anlaşmaya imza atan ve diğer yandan Transpasifik Ortaklığı (14) ve Transatlantik Serbest Ticaret Anlaşması (15) gibi çevreye zarar veren ticari anlaşmalarda taahhüt altına giren ülkelerin ikiyüzlülüğünü nasıl açıklarız? Milyonlarca insan daha şimdiden insanoğlunun neden olduğu iklim değişikliğine bağlı aşırı doğal olaylardan dramatik olarak etkilenmiş durumdadır. Sıcaklıkların 2 ºC’nin üzerinde artması bizi geriye dönülemez bir şekilde gelecek kuşaklar için yaşanılması mümkün olmayan bir dünyaya götürecektir. Geriye kalan tek umudumuz, sivil toplumun özellikle daha çok kirleten devletlere, ulusal düzeyde belirlenen öngörülen katkılarını 2 ºC hedefiyle sınırlandırmak ve bunu yasal olarak bağlayıcı metinlerle somutlaştırmak için yapacağı baskıdadır.

ASMA MECHAKRA

NOTLAR :

(1) Paris climate deal will not be a legally binding treaty - FT.com. http://www.ft.com/intl/cms/s/79daf872-8894-11e5-90de-f44762bf9896,Authorised=false.html?_i_location=http%3A%2F%2Fwww.ft.com%2Fintl%2Fcms%2Fs%2F0%2F79daf872-8894-11e5-90de-f44762bf9896.html&_i_referer=http%3A%2F%2Fwww.theguardian.com%2F7a75be718937e16971412fc8737e8638&classification=conditional_standard&iab=barrier-app#axzz3rFw37FuE 

(2) Top Climate Expert : Crisis is Worse Than We Think & Scientists Are Self-Censoring to Downplay Risk. Democracy Now !
http://www.democracynow.org/2015/12/8/top_climate_expert_crisis_is_worse 

(3) Indigenous Peoples Take Lead at D12 Day of Action in Paris – Official response to COP21 agreement | Indigenous Rising.  
http://indigenousrising.org/indigenous-peoples-take-lead-at-d12-day-of-action-in-paris-official-response-to-cop21-agreement/ 

(4) A Huge Challenge and a Narrow Discourse.
http://connection.ebscohost.com/c/articles/24347553/huge-challenge-narrow-discourse 

(5) Gender and climate change : mapping the linkages. A scoping study on knowledge and gaps - Eldis.  
http://www.eldis.org/go/home&id=37711&type=Document#.VnxrdlKxb3U 

(6) Araujo, A., Quesada-Aguilar, A., Aguilar, L., Pearl, R. Gender Equality and Adaptation. (2008). 

(7) Food for all - World food summit - Agricultural machinery worldwide. At
http://www.fao.org/docrep/x0262e/x0262e16.htm 

(8) Le travail des enfants dans l’agriculture.
http://www.fao.org/resources/infographics/infographics-details/fr/c/293547/ 

(9) La sécurité alimentaire de l’Algérie est en jeu  ! : Toute l’actualité sur liberte-algerie.com.
http://www.liberte-algerie.com/contributions/la-securite-alimentaire-de-lalgerie-est-en-jeu-238152 

(10) Vandana Shiva : Agri-Corporations Attempt to Hijack COP21. At
http://ecowatch.com/2015/11/11/agri-corporations-hijack-cop21/ 

(11) Branagan, M. Global Warming, Militarism and Nonviolence : The Art of Active Resistance. (Palgrave Macmillan, 2013). 

(12) Body count. Casualty figures after 10 years of the ‘War on Terror’, Iraq, Afghanistan, Pakistan. (Physicians for global survival. IPPNW Germany, 2015). 
http://www.ippnw.org/pdf/2015-body-count.pdf 

(13) Busby, C., Hamdan, M. & Ariabi, E. Cancer, Infant Mortality and Birth Sex-Ratio in Fallujah, Iraq 2005–2009. Int. J. Environ. Res. Public. Health 7, 2828–2837 (2010). 

(14) SierraClub. TPP Text Analysis : The TPP Would Increase Risks to Our Air, Water, and Climate.
https://www.sierraclub.org/sites/www.sierraclub.org/files/uploads-wysiwig/INITIAL%20ANALYSIS%20-%20ENVIRO%20IMPLICATIONS%20TPP.pdf 

(15) DePillis, L. A leaked document shows just how much the EU wants a piece of America’s fracking boom. The Washington Post (2014).
https://www.washingtonpost.com/news/wonk/wp/2014/07/08/could-a-trade-deal-lift-the-u-s-longstanding-ban-on-crude-oil-exports-europe-thinks-so/          

(Investig’Action sitesinde Asma Mechakra imzasıyla 7 Ocak 2016 tarihinde yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://www.michelcollon.info/COP21-l-accord-de-la-derniere.html?lang=fr)

 

Yazdır e-Posta

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest